Habibe Merih Atalay - Hakkında Yazdığı Tanıtı ...


Habibe Merih Atalay "zihinsel" 19.04.2019 08.46 Teknolojiyi kullanmak başka, onu yaratmak başka. Teknolojik Bağımlı olmak ise bambaşka. Hayatın bu üçgenden zarda döndüğü söylenebilir kısaca. Üçgenden Zar? Yaa, evet; zarlar neden hep küpten oluşsun ki? Yani öyle bi zorunluluk mu var? Mış! İnsanlar efendim, gel zaman git zaman sayı diye bir şey keşfettikten sonra, bir şeyleri saymaya başladıklarında, doğumdur.. ölümdür... mevsimdir... ilk altıya kadar uzatmaları oynadılar böyle, ulaşmaları biraz zaman aldığından oldukça yorgunlardı, oturup dinlenmeye karar verdiklerinde ve bu ilk altı sayıyla ne yapacaklarını düşünmeye başladıklarında ve dinlenirken de kara kara, biri bulduğu bir kemik parçasıyla yere kazıyıp duruyordu sayıları nokta nokta nokta (burada henüz üç noktayı keşfetmediklerinden... bi mana yakıştırılamıyor bizler tarafından); 1 nokta 1, 2 nota 2, vs. derken bir diğeri onu izliyordu ki bir başkası da... sonra... içlerinden yine biri o kemiği istedi kabaca, -Ver! Bişey akıl etmiş olacaktı ki, nazikte biriydi aslında, aldıktan sonra hepsinin meraklı bakışları altında bir taşla yontup küp şeklini almasını sağladı. O-ooo! Gece gündüz sürmüştür her halde tabi bu. Sonra küpün her bir tarafına noktacıklar oydu, Küp'ün Küp olduğunu bilmeyerek... 1 den 6 ya... Ama küp yapmayı nası biliyordu ki yani? O da enteresan. Tabi Küp'ü de bilmiyordu demiştik zaten, sayılara denk gelecek noktacıklar kadar yanı olduğunu da o an keşfetti! Bir, bir nokta; iki, iki nokta ve altıya kadar... Anaaa, bakar mısın şu allahın işine? Altı tarafı bulunan, altı tarafına da denk sayı geliveren bir tuhaf nesne değil miymiş bu keşfediverdikleri! Adı her neyse, daha henüz adı yok tabi! Ürperir ve derhal kemiği aldığı kişiye dehşetli bir gülmeyle... 'Aha ha ha ha ha haaaaa!' diye fırlatır. Kemik, döne döne tam da önünde ve de altı noktalı yanı üstte durmuş mu bi de! Abbowww! Bak sen şindi gari! 'Şeşşşş!' diye kaçınıverir heyecanla biri şeytan görmüş gibi... yaa şeytan nerden çıktı? Daha onun varlığından bile bi haberler, onun için onun da adı yok! Evet, o zamanlar Mars'lı değildi bu arkadaşlar tabii ki, daha o zamanlar Mars'ı keşfetmemişlerdi, Merih ile idare edeceklerdi bir süre daha, aaa... ee.. sonra... Farslıydı bunlar çünkü. Şeş, Farsça altıya tekamül eden Ses bileşkesi oluverip çıktı böylece. Rakamsal olarak 6 yazısı çok sonraları ortaya atılacaktı. Ufff, tarih ne kadar uzunmuş yaa huu! Biz, galiba keşifçiyiz ama Keşfetme Kavramı ne, onu pek iyi bilmiyoruz. Zannediyoruz ki başlangıçtan beri her şey var ve elimizin altında. Yok yaa, öyle kolaydı, hıh. Ailecek taş devrinden bu yana topu topu 100 yıl geçmiş olmalıydı bize kalsa. Öyle ya, İbradı Kayadibi'nden yaya çıktılardı yola atalarımız, yolda yahşi bir eşek gördüler ve beş saniyede uysallaştırıp sırtına bindikte,... vurdular Serik yoluna. Yolda ilerlerken zihinler de ilerliyordu tabi, giderken giderken tekerlek çıktı düştü kollarına ve kondurdular üzerine bir römork, vardılar Serik'e. Oraa girdiklerinde artık Minübüsleri vardı altlarında be. Ne diyosun? Atladıkları gibi uçağa..., üüüü, aile de çoğalmıştı tabii, ha ha, onlarla Antalya da yerleşik düzene geçer iken, 1. ve 2. Dünya savaşları da olmuş bitmişti -hele şükür- ve dünya o ara Egzistansiyalizm ile uğraşırken T.C. Devleti kuruluverdiydi bile. Vay vay vay vay, vayy canına. Ne hikaye ama ve ne kadar kolay bizimkisi de be, gerçekten. Büyük ve hızlı bir gelişim olmuş. Gross Gelişim! Bizimkiler şu 100 yıl içerisine bütün çağları sığdırmayı başarmışlar yani anlayacağınız. Ne diyorduk? Ha:) Teknolojiyi kullanmak başka, onu yaratmak başka. Teknolojinin bağımlısı olup, bin takla ata ata... Atam Atam, sen kalk da ben yatam! Neyse hepsi bi bambaşka:( şimdi geldiğimiz cürüm noktamız bu. Bunu nası halletçez bakalım, annesi? Bu dediğimiz de ne? Zihin tabii ki. Zihin. Her şey burda başlıyor, orda bitiyor. Yani. Yani? Ne bilmek istiyorsun? Soru bu. biliyor musun, neyi merak ediyorum? 09.19 Neyi merak ediyorum biliyor musun? Asıl Halkların Tarihini merak ediyorum. Hep sultanların, -efendim- ileri gelen insanların, yöneticilerin, bir takım devrimcilerin, ilginç bir takım karakterlerin tarihini okuyoruz, seyrediyoruz, biliyoruz, merak ettiğimizden de değil belki, öyle icap ettiğinden bilgilendiriliyorduk bugüne kadar, evet ama bundan sonra acaba diyorum, şöyle sıradan, basit, kavga gürültüsüz, aşksız, melodramsız, kansız, böyle bi her günü aynı yaşayan; ne bileyim, basit yaşayan, ne bileyim işte her günü -bize göre- usanç ve utanç verici monotonluk içerisinde olan insanlar ve ömürler ve onların tarihlerini merak ediyorum ben kısaca, bu kadar. Mümkün mü, var mı öyle bir şey? Hı? Bence yok. Çünkü sıradan insanların başında durmadan onları düdükleyen, onların ineklerini sömüren, onların işçilikleri üzerinden geçinen, bir sürü -ne bileyim- bürokrat Demokrat ve bir sürü -işte- Ali kıran baş kesenler olduğu sürece sıradan insanların hayatlarının monoton Aşksız dramsız en sorunsuz problemsiz günübirlik böyle her günü aynı geçmesi mümkün olabilir mi? Değil tabii ki. Sıradan halkların tarihlerini de değiştiren hep o büyükler o yöneticiler baştakiler ilginç tuhaf insanlar devrimci modeller olmadılar mı hep? Onları böyle o sıradan ağırlıkları içerisinden ne yaptılar, itelediler, kakaladılar. Yakalayarak -Efendim- 3D yok efendim 4,5G sömürerek, hep böyle yoğururlar uğraştırıp dururlar. Hiç biri kaderlerini kendi arzu suyuyla akıtıp yönetmedi ki garipler. Kaderlerinin yönlerini değiştirdiler, hayatı değiştirdiler, değiştirmeye de devam ediyorlar ama yine de işte Ben istiyorum ki o halkların o sıradan modellerin hayatlarını nasıl böyle iteleyerek kakalayarak nasıl böyle zorlayarak zorbalıkla da olsa kuşatarak yani nasıl değiştirdiklerini, nasıl değiştirip değişime uğrattıklarını; nasıllardı da nasıl olduklarını bilmek. Nereye gitmeliydiler di de gidemediler, nereye gidiyorlardı da nasıl gitmekten vazgeçtiler ya da geçirtildiler falanı bilmek. Ne bileyim, ya da nasıl apar topar koşarak uzaklaştırıldılar ya da kaçırıldılar yani yaşam biçimleri nasıl değiştirildi nasıl değişti? Evet abi merak ediyorum ama bunların herhalde şey yapılması -takibi- ya da realite yani bir kitaba dönüştürmesi ya da bir filme aktarılması gibi bir şey herhalde çok zor olsa gerek bunun yazımı çizimi için vs. en çok ne gerekir? Bu sıradan insanların kendi anlatımları gerekir. Ya da yazmaları gerekir. Yani nasıl benim gibi Mesela ben yazıyorum ama benim yaşam biçimimi direkt ilgilendiren değişimlerimi ben de yazamıyorum pek fazla ama belki zamanla bu tip eserler ortaya çıkabilir ya da zaten Batı edebiyatında belki daha fazladır bizden bizden daha fazladır onların ki onlar daha çok kaleme alabiliyorlar sosyolojik değişikliklerle sıradan hayatların değişimlerini nasıl aktarabileceklerini, edebiyatı sinemaya, bilmiyorum daha iyi beceriyor gibiler galiba bizden. Ben bir işin stratejisinde değilim, Strateji ne demek? Ya da değildim... Ad. 1. önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yolların ve uygulanan yöntemlerin tümü. 2. (askerlik terimi) bir savaşta amaca ulaşmak için askeri kuvvetleri uygun bir biçimde kullanma sanat ve bilimi. Ne kadar açık değil mi, benim önceden belirlenmiş bir amacım hiçbir zaman olmadı efendim. Bunun için 1 kuvvet biçimi bulmak ve kullanmak üzere bir sanat ve bilim çalışmadım efendim ben, ne kadar açığım öyle değil mi? İşte yani benim bir stratejiye yönelmediğim ortada. Yönelmeli miydim? Ortada. Yöneldim yönelmedim ne fark eder allahaşkına bu saatten sonra, bunu mu tartışacağız? Yönelmedim işte o kadar! Yönelmeyi biliyor muyduk da yönele bilelim? Laf işte! Rüzgar bizi nereye savurduysa ... öyle yaşadık. Bir şey eğer stratejik olmaya başlıyorsa, bir noktada eğer strateji uygulanmaya geçiliyorsa bi durmak lazım. Orada doğa dışı bir şeyler dolanmaya dönüp durmaya başlıyor diye düşünüyorum. Çok özel çabalar ve savaşımlar içeren olgular konusunda hep bir şüpheyle duruyorum. Elimin erişmediği, uzanamadığı yani boyumun yetişemediği, ya da zihnimin... anlayamadığı, algılayamadığı durumlarda nesini zorlayabiliriz ki? Neyi zorlayabiliriz? Zorlamamalı mıyız yoksa? Su akar yönünü bulur demez miydi eskiler. İnsan her türlü şeye benzer. Suya da, yola da, yöne de... İnsan yöndür, insan yoldur, insan sudur... insan akıştır. Zorla güzellik olur mu?