Nönnön Pisipisi Çaşş Adlı Antoloji.com Üyesin ...

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    22.03.2020 - 08:31

    Pıhtılasmış bir acıydın, üstünü yaşamak kaplamıştı ama içinde kanıyordun hala...!

    Yadsınmaz gerçekliğin görülebilirdi.

    Ufacık bir değişle bile.

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    25.08.2014 - 17:19

    Bir ressamın; fırça darbeleri gibi alacalı iyi niyetler vardı. Yine de; sevgisi her zaman; azgın ve fokurdayan sular gibi olan; acıtan şeylerin üzerinde; rahatlıkla ve sevinçle yürüdüğü bir yoldu. Ama artık; karanlık sular çok fazla yükselmişti ve soğukluğu ayaklarına değiyordu. Onu yutması kaçınılmaz bir günün habercisi gibi; hızla ve şiddetle hücum ediyorlardı.
    Hiç değilse; dünyaya; tertemiz ve dipsiz bir sevgi armağanım oldu; diye düşündü...

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    19.08.2014 - 18:52

    Bu dünyada edinebileceğimiz en değerli ve güzel mülk; kalptir...

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    22.07.2014 - 18:54

    Gökkuşağının bir ayağı denizde, bir ayağı martıda. Rüzgar aralarında eser durur, hiç söylenmemiş rengi saklanır durur..

  • Rüz Gâr

    31.05.2014 - 09:16

    Çaydanlık düşmanı..

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    16.05.2014 - 09:01

    Aşk, yaratıcılık ister; yaratıcı olmayan, aşık da olamaz.(Ü.Güler)

    Aşkı uzaklarda arayanlar! Uzaklarda çok şey bulabilirsiniz; ama aşkı asla! (Ü.Güler)

    Aşık, sevgisini binle çarpıp, bire bölen adamdır.(Ü.Güler)

    Aşık, sevgisiyle, sevgilisini yeniden yaratan adamdır.(Ü.Güler)

    Yeryüzünde sadece su vardır çözümleyici; sadece aşk vardır birleştirici.(Ü.Güler)

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    05.05.2014 - 18:25

    Mevsimlerin değişmesi gibi gözlerin
    Onlarca rengin geçişi
    Beyaz bir yaprağın içinde, tonları,elanın,grinin ve kahvenin...
    Bir yol uzuyor,gidiyor düşlerimde
    Gözlerinin biteceği yerden başlayan
    Kıvrımları bitimsizlikle el ele
    Ve, hiç kavuşmayan, tükenmeyecek sevgililer gibi..
    Gözlerin, bir sevgi aralığı
    Kımıltısız kapıların ardına kadar açılmayışı
    Kapanmayışı, bitimsiz öykülerin..
    Gel demez,ve gitme dercesine..
    Işığım, yansımalarım gözlerin
    Sen oluşum..
    Ben gözlerin...
    Bir bahanesi, seni sevişimin...

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    29.04.2014 - 21:46

    Bir suç cezasız kaldığında, dünyanın dengesi değişir.. ALINTI

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    27.03.2014 - 08:21

    Bin bir milletin kanile Türk seciyesini benliğinde çürüterek Türklükten çıkmış olan o adamlar yalnız kendi menfaati şahsiyeleri için vatanımızı cahalete boğdular. Saltanatlarınının ibkası için Türk milletinin gözlerine Din namile siyah bir perde çektiler. Tam altı yüz sene efsaneli masallarla uyuttular. Niçin uyuduk? Çünkü Din kitabımızı kendi dilimizle okuyamadığımız için Dinin evamiri deye kim ne söylediyse inandık. Dinin mahiyeti hakikiyesini bilmeden körü körüne itaat ettik. Biz camilerde ağlarken onlar da zevku sefa etti. Tâki; O mucizeli el bu gafleti yırtarak Türk milletini şimdiye kadar uyutmuş olan sergerdelerin ellerini kırdı. O menhus siyah perdeyi parçaladı. İrfan ile iman teklif eden (Levha-i Dini) gösterdi. İşte o sergerde taçdarlar olmasaydı ilk medeniyet nişanelerini cihana tanıtan Türkler hiç şüphe yok ki bu gün bütün milletlerden daha müterakki ve mütemeddin bir millet olacaktı. Halbuki cehaletin ağır kâbusundan uyandığımız zaman medenî ihtiyaçların hepsini birden hissettik. Şimdi bu boşluğu doldurmak için içtimaiyatımızı sarsan baş döndürücü bir süratle koşuyoruz. Vatan ve millet mefhumu şahsında temerküz etmiş olan harikalar timsali mücessemi Büyük Rehberimiz bu süratle bizi bir an evvel medeniyet güneşine isal edecektir. Türkler ezelî kahraman ve medeniyet âşıkı olmasaydı; 0 büyük Kemal ondan doğmazdı.

    O Kemal ki; doğmasaydı biz bu

    Kemale ermeden yok olacaktık.
    Türklüğü hakir görenler medeniyetin mepde-i ve temelini kuran Türkler olduğunu bilmeyenlerdir.SAFİYE MİTHAT

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    25.03.2014 - 08:49

    ARTHUR SCHOPENHAUER’DAN SEÇMELER

    Varlığımızın dolaysız amacı acı çekmek olmasaydı, yeryüzünde bulunuşumuzun hiç­bir nedene dayanmadığını kolayca söyleyebi­lirdik. Çünkü hayatın derinlerinde yatan ve düşkünlüğümüzden doğarak dünyayı doldu­ran acıların, gerçek bir amaç değil de bir rastlantı olduğunu ileri sürmek saçmadır. Tek tek ele alındıklarında, her mutsuzluğun bir kural-dışılık olarak görülmesi kabildir, ama genel olarak ele alındığı zaman mutsuzluk ve acı, kuraldışı değil kuraldır.

    Çekilen her acının ve mutsuzluğun en etkili avuntusu, bizden daha fazla acı çeken ve mutsuz olan kimseleri düşünmektir. Her­kes bu çareye başvurabilir. Ama bütün bun­lardan genel olarak ne gibi bir sonuç çıkıyor?

    Kasabın keseceği hayvanı göz ucuyla aralarından seçtiği sırada, çayırda dolaşıp du­ran koyunlar gibi biz de, mutlu günlerimiz­de, belli bir saatte, alınyazısının bize hazırla­dığı kötü oyunun ne olduğunu bilmiyoruz.Hastalık mı, zulüm mü, mahvolup gitmek mi, sakatlanmak mı, kör olmak mı, delirmek mi, bilmiyoruz!

    Yakalamak istediğimiz her şey başkaldırıyor bize; her şeyin, yenmek zorunda oldu­ğumuz, düşmanca bir iradesi var. Halkların hayatında, tarih, bize savaşlardan ve ayak­lanmalardan başka şey göstermiyor. Barış yılları rastgele gerçekleşmiş, kısa sessizlikler ve aralar gibi görünüyor. Nitekim insan ha­yatının, yoksulluk ve can sıkıntısı gibi soyut felaketlere karşı açılan bir savaş olmakla kal­mayıp, aynı zamanda öteki insanlara karşı açılan bir savaş olduğu da anlaşılıyor. Her yerde bir düşman çıkıyor karşımıza; hayat, silah başında öldüğümüz sürekli bir savaştan başka şey değil.

    Güneşin ışıklarıyla aydınlattığı zavallı­lıkları, acıları, sıkıntıları düşünen bir kimse, bu göksel cismin de, yeryüzünde hayatı doğurabilme gücünden tıpkı Ay gibi yoksun ol­masını özleyebilir. Güneşin yüzü, Ay’ınki gibi buzlu ve camsı bir halde olsaydı, çok daha iyi olurdu diye düşünebilir.

    Hatta hayatımızı, hiçliğin kıpırdamazlığını ve mutluluğunu bozan bir olay gibi ele alabilir. Her ne olursa olsun, hayata belli bir ölçüye kadar dayanabilen bir kimse bile, gi­derek yaşlandıkça, her şeyin bir hayal kırık­lığı ve hatta bir aldanış olduğunu kavrar. Bir başka deyişle, koskoca bir aldanıştan başka bir şey olmadığını öğrenir.

    Hayatın birinci yarısı, mutluluğa karşı duyulan yorulmak bilmez bir özlem olduğu halde, ikinci bölümü acı dolu bir korku duy­gusuyla kaplıdır.Çünkü, mutluluk denilen her şeyin kuruntu olduğu ve acıdan başka gerçeğin bulunmadığı fark edilmiştir artık. Aklı başında insanların, yakıcı zevklerden çok acısız bir hayata yönelmeleri bundan ötü­rüdür.

    Gençliğimde, kapımın zilinin her çalınışında, gönlüm sevinçle doluyor ve kendi kendime, «Oh ne iyi! İşte yeni bir olay! » di­yordum. Ama yıllar geçip de olgunlaştığım zaman, her zil sesinden sonra şöyle düşün­düm: «Yine ne var? »

    İnsan yaşlanınca; tutkuların ve istekle­rin nesnesi farksızlaştıkça, bu isteklerin ve tutkuların bir bir ortadan kayboldukları, du­yarlığın güdükleştiği, hayat gücünün zayıfla­dığı, görüntülerin solduğu, izlenimlerin etki­lemeden gelip geçtiği, günlerin gittikçe daha hızlı aktığı, olayların önemlerini kaybettiği ve her şeyin renksizleştiği görülür. Günlerin yükü altında sallanarak yürür insan ya da bir köşeye çekilip dinlenir. Geçmiş varlığının gölgesi ya da hayaleti haline girer. Kendin­den geçme, sonsuz uyku haline dönüşür bir gün.

    Hayatın, önemsiz şeylerde olduğu gibi, önemli şeylerde de, sürekli bir yalan olduğu­nu kabul etmek zorundayız. Verdiği sözü tut­muyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeyin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzak­ta bulunduğunu göstermek için yapıyor bu­nu. Kimi zaman umut, kimi zaman da umu­lan şey aldatıyor bizi. Bir eliyle verdiğini öte­ki eliyle alıyor. Uzaklığın büyüsü, cennetler gösteriyor bize. Ama büyülenir büyülenmez, bu cennetlerin uçup gittiğini görüyoruz. De­mek ki, mutluluk ya gelecekte ya da geçmiş­te; şimdiki an, güneşli ovanın üzerinde dola­şan bir küçük buluta benziyor; önü arkası pırıl pırıl bu bulutun; ovaya yalnız onun göl­gesi düşüyor.

    Hayat, tadını çıkaracağımız bir armağan değil; canla başla çalışarak yerine getirme­miz gereken bir ödev. En önemsiz işten en önemlisine kadar hepsinde, genel bir düşkün­lüğün, öldürücü bir didinmenin, sürekli bir yarışmanın, sonu gelmez bir savaşın, kafa ve vücut güçlerinin ortaya koyduğu bir çabala­manın görülmesi bundan ötürü. Uluslar ha­linde toplanmış milyonlarca insan, kamu ya­rarına yapılan işlere katılıyor, böylece kendi çıkarı için de çalışmış oluyor. Ama ortaklaşa kurtuluş için milyonlarca insanın ölmesi de gerekiyor. Kimi zaman saçma önyargılar, ki­mi zaman da sinsi bir politika insanları sava­şa sürüklüyor; birkaç kişinin aklına esenleri gerçekleştirmek ya da hatasını tamir etmek için kitlelerin kurban edildiği görülüyor.



    İnsanların biricik kaygısı, hayat kavga­sını gerektiği gibi yapabilmektir. Ama haya­tını güven altına alan kimse, bundan sonra ne yapacağını şaşırır. İnsanların ikinci kay­gısının, yaşama yükünü hafifletmek; duyul­maz hale getirmek ve zaman öldürmek olma­sı bundan ötürüdür. Yani buradaki asıl amaç, can sıkıntısından kurtulabilmektir. Nitekim, maddi ve manevi sıkıntılardan kurtulmuş kimselerin, zaman harcayarak geçirdikleri her saati, bir çeşit kazanç saydıklarını görü­yoruz. Oysa bu saatler, onların kendi öz hayatlarından harcanmaktadır.

    Can sıkıntısı, önemsenmeyecek bir bela değildir. İnsanın yüzünde nasıl da belirir! Can sıkıntısı, birbi­rini pek az seven insanoğlunun, yine de birbi­rini aramasına yol açar. Bu bakımdan, can sıkıntısının, toplumsal içgüdüye kaynaklık ettiği söylenebilir. Devlet, can sıkıntısının top­lumsal bir felaket olduğunu bildiği için, kar­şı önlemler almaktan geri kalmaz.. Bu fela­ket, yani can sıkıntısı, kendisinin tam karşıtı olan düşkünlük (sefalet) gibi, insanları en aşırı davranışlara sürükleyebilir.

    Philadelphia’ da uygulanan sert ceza sistemi, can sıkıntısını öyle korkunç bir işkence aracı haline getir­miştir ki, bundan ötürü birçok mahpusun in­tihar ettiği bilinmektedir. Düşkünlük, halkı nasıl rahatsız edip durursa, can sıkıntısı da seçkinleri öyle rahatsız eder. Toplum haya­tında, pazar günü, can sıkmtısını dile getirir; haftanın öteki günleri de düşkünlüğü.



    Dante, dile getirdiği cehennemin örneği­ni ve konusunu, bizim gerçek dünyamızdan başka nerde arayabilirdi?

    Nitekim, bize çok eksiksiz bir cehennem görüntüsü sundu. Ama cenneti ve cennetin mutlu hayatını dile getir­mesi gerektiği zaman, aşılması olanaksız bir güçlükle karşılaştı. Çünkü içinde yaşadığımız şu dünya ile cennet arasında, hiçbir benzer­lik yoktu.Cennetteki mutlu hayatı anlataca­ğı yerde, atalarının, sevgilisi Beatrice’in ve çeşitli ermişlerin verdiği bilgileri iletti bize.İçinde yaşadığımız dünyanın, ne biçim bir dünya olduğu, böylece, açık bir şekilde anla­şılıyor, değil mi?

    Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun ye­rinde olmak istemem doğrusu.Çünkü, dün­yanın düşkünlüğü yüreğimi parçalar.

    Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımız­dır: «Bunca mutsuzluğu ve boğuntuyu orta­ya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığnıı bozmaya nasıl kalkıştın? »



    İstemek, temeli bakımından acı çekmek­tir ve yaşamak, istemekten başka bir şey ol­madığına göre, hayatın tümü, özü bakımın­dan acıdan başka şey değildir. İnsan ne ka­dar yüceyse, acısı da o ölçüde fazladır. İnsa­nın hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmek­sizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    24.03.2014 - 21:02

    Bana göre, psikanaliz acı çekmeyi bir hata, bir zayıflık göstergesi olarak ele alıyor. Hatta bir hastalık göstergesi sayıyor. Ama aslında, bugün bildiğimiz en önemli hakikatler, insanların acılarından türemiştir.(Monroe’nun eski kocası Arthur Miller)

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    12.03.2014 - 22:47

    Bence şiir,kelimelerin birbirleriyle geçişebilmesidir.Gökkuşağının renklerinin,birbirleriyle ya da ayrı ayrı düşünüldüğünde de,hep yumuşak ve hep saf olabilmeleri gibi.

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    06.03.2014 - 21:15

    Bir kagittan ucak degil kelimelerini tasiyan. Agir kanatli bir kus. Yuregi bir yanda yuku; ilettikleri bir yanda. Binlerce kus.. Goc etmiyorlar; senin yukunu bana devsiriyorlar. Donusuyorlar yorgun; kör olmus o martiya. Kitaplarda arayip duracagim cocukluk martimdan biri oluyorlar. Ve bütün martilar oluyorlar.. yazik o martilara....

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    06.03.2014 - 09:42

    Ama benim şartlarım ağır.Bana şiir yazmalı o insan! ..CANAN TAN

  • Gaye Gaye

    03.03.2014 - 19:55

    Nönnön Pisipisi Çaşş..... Merakımı hoş görün anlamı nee?

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    02.03.2014 - 22:13

    Ölüm denizin kıyısında anacığım
    Ölüm göğün yüzünde
    Ölüm yerin dibinde
    Ölüm soluk alışında
    Ölüm Başucunda

    Sevgi gözümün kökünde yavrucuğum
    Sevgi kuşun kanadında
    Sevgi ne göğün yüzünde
    Sevgi ne yerin dibinde
    Sevgi başucunda
    Ahmet Çahacı

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    27.02.2014 - 22:13

    Her seferinde, daha önce hiç görmediğim, hiç bilmediğim topraklar üzerinde yürüyorum sanki. Yürümek ki; yol almak olmayan asla.. Ne toprağın rengini görmüşüm, ne tümsek, ne düzlük bilindik, ezbere adım atabileceğim.. Hep yeni bir başlangıç, yeni bir uzak.. Bazen koskoca bir ülke, ama içinde hiç olduğun duruşun, kendi halinde..
    Uzaktan bakıyorum, şu karşıki, nasıl da kolay yürüyüp geçiyor, eze eze toprağı bir büyüklükle..Yollar ona yol olmuş, karşı koymaksızın, ve gem vurmaksızın hırslarına; açılıp genişliyor..
    Defalarca geçtiği yollar, bekliyorlar bir gün bir yerde,bir noktada birleşip sonlaşmayı.. Sabırla..
    Asla bir hiçlikte görmüyor kendini, sanki hep var olmuş gibi böbürlü bir taşkınlık var içinde.. Zaten her yola niyetlenişi bundan.. Durmak, durulmak, geçit vermek kendinden başka her şeye, hiç düşünemeden basmak topraklara tüm ağırlığınca..
    Oysa ben, her seferinde yeniden başlamak, savaşmak zorundayım.. Yorgunluğum kimsenin aklına gelebilecek bir kerem değil.. Nasıl savaştığım, hayata neden ve ne denli sarıldığım yamalarla dolu kalbimle; bir ihtimal bile değil..
    Kaç kişi geçip gitti yanımdan, gören ve görmeyen.. Sonunda görmeyenle eşitleşen bakan gözler.. Renksiz yazılarla kelimeler avuçlarımda, sımsıkı kapatıyorum, tırnaklarım kesiyor avuçlarımı, o yoksunluğun şiddeti yüzünden..
    Çünkü olmasını isteyipte gizlenmesi gereken şeyler silik olmalı, şeffaf, su gibi.. Dokunanın rengini almalı, kirini geçirmeli bir kanıta dönüşmek için, ya da temizliğinden hiç kirlenmemiş olarak, bir miras gibi kalmalı elleri ak pak gelenlere..
    Ben, güneşin ışıklarını görmesem de bir yerde, biliyorum onun var olduğunu, kıvılcımım içimde, yine dik ve güleç, içim içimde saklı, adım atıyorum yollarda..

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    17.02.2014 - 21:08

    Seyyid Nigârî, için her şey aşktan gelir. Üstadı İsmail Şirvânî, Seyyid Hamza için 'Mîr Hamza, aşk-ı ilâhî ile mahv-ı vücûd etmiştir. Anın mürşîdi aşktır.' demesi onun üstadının 'aşk' olduğunu anlatır.

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    13.02.2014 - 09:51

    'Madam Arthur Bey kötü kalpli bir şamandır. Zamanlardan zamanlara geçer. Her geçtiği zamanı yok eder. Onun hayatındaki yalanları uç uca ekleseniz, dünyanın etrafını defalarca dolanan ve onu ve sizi ve bizi ve hepimizi sıkarak boğan dev bir yılan olur. Madam Arthur Bey`in geçmişini bir deşseniz, bugüne kadar yeryüzünde ölmüş ne kadar insan varsa hepsini sığdırabileceğiniz dar ve derin, çok derin, uçurum gibi derin bir mezar olur. Hayata Madam Arthur Bey`in gözlerinden baksanız daha önce hiç görülmemiş renkler görür, korkarsınız. Etrafı onun kulaklarıyla dinleseniz inanılmaz sesler duyar, ürperirsiniz. Ve onun burnuyla koklasanız havayı, başınız döner, olduğunuz yere yığılırsınız. Onun tüm algıları diğer sıradan insanların algılarından şeytanidir. Ve hayatındaki her şey ama her şey diğer sıradan insanların hayatındaki milyarlarca şeyden daha kalabalık, daha cazip ve daha delidir. Kötüdür.MİNE SÖĞÜT

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    07.02.2014 - 23:54

    Bugün Ölürsem

    Kuşları susturun bugün ölürsem
    Bırakın pirinç kafeslerinin parmaklıklarının arasından gözlerini dikip
    Annemin ağlamasını izlesinler
    Saatlerin dümdüz suratlarını siyah kumaşla örtün
    Ve alarmları kapatın
    Derenin çamurlu suyunu da susturun
    Fısıldayın dereye 'O öldü, O öldü' diye
    Bugün ölürsem
    Yatağımın altındaki kağıtları
    Kömürden yapraklara dönene kadar yakın
    Ki ölmüş sesim de sussun
    Ve hatıramı utandırmasın
    Bugün ölürsem
    Kutusundan içmelisiniz sütü büyük bir şehvetle
    Alışveriş merkezindeki bütün kör hayaletlerin
    Ve kibirli mankenlerin
    Ve alışveriş merkezi tanrılarının önünde
    kişneyip çığlık atmalısınız
    Sağlam bir patırtı koparmalı
    Sıkı bir şamata yapmalısınız orada
    Öyle gürültülü olmalı ki
    Kuşlar, gökyüzü, yağmur susmalı
    Bugün ölürsem çıldırmalı ve özgür olmalısınız
    O soğuk yüzlü mankenlere yaklaşıp
    Ayakkabılarını çıkarmalı
    Ve ayak parmakları var mı diye bakmalısınız
    Ve eğer varsa
    (Bence keskin olmayan koyu kahve tırnakları da vardır)
    Manken eti nasılmış diye
    Bir tadına bakmalısınız
    Ayakkabılarını öpmelisiniz ve sakar dilinizle emmelisiniz
    Bunu da ölmemiş olan alış-verişçi insanların
    Ve parfüm standındaki bayanların önünde yapmalısınız
    Herkese haykırmalısınız' O öldü, o öldü' diye
    Ve benim hayal ettiklerimi yapmalısınız
    Markete gidip
    Elmalardan sulu ısırıklar alıp
    Sonra elmaları geri koymalısınız
    Doğrudürüst tanımadığınız insanları tutkuyla öpüp
    Başlarını döndürmelisiniz.
    RACHEL CORRİE

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    07.02.2014 - 17:13

    size,
    bu odanın alacakaranlığından,
    okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
    tenimde kalan tuzundan ve
    yastıklarda kuruyan gözyaşından
    hiç bahsetmedim.


    size,
    nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
    (garip, tuhaf aslında)
    beyaz bembeyaz tabiatımla
    'iyiyim' diyorum.
    yani aslında korkuyorum
    bütün bunlar kıyamet
    bütün bunlar cinnet
    bütün bunlar cinayet demeye
    bir daha düzeltilemeyecek sözler
    söylemeye korkuyorum.


    telefonla birlikte ışığı da kapatıp
    bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz
    çınlarken içimde,
    bunun beni ne kadar kırdığından
    hiç bahsetmedim.
    bahsetmediğim çok şey var daha
    yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor
    akşamın altını, gümüşe dönüyor
    bunlar da önemli elbette
    en az,
    bana ihaneti öğrettiğiniz
    bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar
    KANAMALAR / BİRHAN KESKİN

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    03.02.2014 - 23:12

    Boynumda taşıdığım bir hayaldi o sadece.
    Beni,alıp uzaklara, her şeyin sevecen ve lekesiz olacağı yerlere götüreceği bir gemi idi..Orada,sevenler,ve sevilenler vardı, birbirlerinden hiç uzağa düşmeyen.. Hüzün şarkıları, yüzyıllar öncesinden kalan,korunacak kalıntılardı..Ve şiirler, asırlık insanların acılarından taklit edilirdi..
    İşte,ben orada koşuyordum koşuyordum rüyalarımda..Yüksek,ama çok yüksek bir kıyıdan,bir uçurumdan adeta, denize bakıyordum..Dalgalar,benim en sevdiğim biçimde vuruyorladı,hemen altımda uzanan kıyılara..Tertemiz sular,kendi içlerinde çalkalanıp duruyordu..
    Hiç,çılgına dönmedim, inecek bir yer aramadım,deniz ve kıyısında bir gelip bir giden sevdiğime..Ulaşan yollar, kapalı ve korkunç değildi..Sevdiğim yitmiyordu, benden çaresizce..Ben, ölmüyordum orada.. Zaman, öyle merhametsiz bir katil gibi hükmetmiyordu...
    Kurtulmak duygusu nedir bilmiyordum,çare aramıyordum.. Boynumdaki gemiye muhtaç değildim hayalimde, seni hiç tanımamış, bir kere bile sevmemiştim seni..
    Baktım ki, hayaller,artık benim boynumda değil, bambaşka ülkelerde,benden başkasının aldığı büyüleyici hediyesiydi..

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    02.02.2014 - 14:12

    Bir, ölü sevici.. Tırnaklarıyla kazıyarak, tırnakları dolarak yaşamadan ölen duygularla,huzursuz,içinden haykırılı, bir ölmüşün üzerinde, yeniden ve yeniden kendisiyle yüzleşmek istiyor.. Hiçbir yüzleşmede bulamamış huzuru, iflah olmayacak kaderini oynuyor yalnızca.. Çıkarıp ölüyü, sarsıyor,sarsıyor, uyan diyor, geri dön, ölmeseydin...Ruh hastası bir seven, bir ölü sevici, umutsuzca, elleriyle gömdüğü sevgiyi arıyor..Unutarak, insanın bir kere,sadece bir kere öldüğünü ve her şeyin bittiğini ondan sonra, defalarca öldürmek için uyansın istiyor..
    Bir, ölü sevici, ölmüş ruhu için öldürüyor.Yaşarken ölümün yalnızlığınca, ölmüş sevgilerden umulu...
    Bir tecavüzcü, işgalci, bir,hasta seven.. Hastalıklı ruhunun ellerinde, sarsıyor sarsıyor, uyan diyor, bırakma beni.. Kaderinin karanlığında, kara toprakları eşeliyor..

  • Nönnön Pisipisi Çaşş

    30.01.2014 - 08:47

    'Ustalık kazanılır ama çocuk olmak yitirilirse şiirin büyük damarlarından biri yok olur' İlhan BERK

Toplam 40 mesaj bulundu