Melek Ayaz - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı

Yaş elli üç Bana hep siyahı gösterdiler, pembeyi bilmem. Saklamasını öğrettiler ve hep duyguları beklemeyi. Çorak damlı, iki odalı bir ev. Eski bir büfe, ahşap radyo, köhne bir dolap, dört köşe bir masa. Üstünde rakı şişesi ve bardağı. Penceresi küçük bir evde, yüreği korkuyla dolu bir kadın.      Mutlu olmayı, mutlu etmeyi küçük yaşlardan beri dedem öğretmişti bize. Güzele, sevgiye, sadakata ve insanlığa ait ne biliyorsak ondan almıştık.      Sanki bir filozof gibi hiç üşenmeden ince ince anlatırdı. Gündüzleri onunla ısınırdık, geceleri ise kum ovasındaki fırtınanın savurduğu kumların arasında savrulur, savrulurduk. O amansız hiç bitmeyen fırtınaların içinde ben, mutluydum. Mutluydum çünkü abim vardı. Küçük ışıltılı bakışlar, umut vadeden sözcüklerle aramızdaki sevgi bağı hiç birşeyle ölçülmezdi. O zamanlar üç kardeştik, üçümüzü hep bir ağaca benzetirdim taaa çocukluğumda abimi güçlü bir ağacın kökü, ben dalı, kardeşimse dalın bir yaprağıydı. O ağaç daha fidandı, yeni köklenmeye başlamış, dalı yeni çıkıyor, bir tane yaprağı var üstünde. Küçücük yeni yeşeriyordu. Ağacın kökü hep dikkatli olurdu, dalı sarsmamaya, yaprağı düşürmemek için ama öyle bir fırtına eserdiki dayanamaz, kökler çatırdamaya başlardı. Bir türlü rüzgardan kurtulamaz, kökünü sağlamlaştıramazdı. Buzdan sarkıtların arasında, beraber çok sıkıntılar çekmiştik. Gündüzü geceyi hiç bilmezdik, hediyelerle değil, küçük sıcak bir bakış, sevgi dolu bir sözcük, içimizde bizi mutlu ederdi. işte ben o zaman kardeş sevgisini katıksız yaşardım, korkusuzca.  Şimdi elli üç yaşındayım. Zamansız rüzgarlara çığlıklarla haykırdım, düşlerim sarp kayalara çarpmış, darmadağın olmuş, duygularım kan revan içinde kalmış.  'İŞTE BENİM YAŞAM ÖYKÜM'