Maria Puder Adlı Üyenin Nedir Yazıları - Anto ...

  • serbest kürsü

    16.02.2019 - 22:23

    Atilla sana yazdığım cevap çıkmamış

    :)

    Şöyle bir şeydi:

    Devrimci Küba purosunu fasisfaşist viski ile içenlerin kucağında oturuyor Dünya...

    Geç oldu ama

    :))

  • serbest kürsü

    16.02.2019 - 19:35

    :)))

    Atilla niye beyin yakıyorsun yine ?

  • Klasik gitar solo

    15.02.2019 - 14:26

  • tımarhane duvarı

    15.02.2019 - 14:08

  • serbest kürsü

    14.02.2019 - 15:19

    oyyyyyyyyyy ki oyyyyyyyyyy

    kız şule döverim bak seni :)))

    Şaka yaptık cınım yaaaaaa

  • serbest kürsü

    14.02.2019 - 14:14

    Sanal ve Şuleyi tek geçiyorum bugün :))

    Şuleyi minnak, Sanalı da pompiş ilan ettim :))

    Çok yaşayasınız emi

    hahahahha

  • serbest kürsü

    14.02.2019 - 13:46

    o minnak nedir ya artık :))

  • tımarhane duvarı

    14.02.2019 - 12:04

  • tımarhane duvarı

    13.02.2019 - 11:24

    AYILI, PONÇİKLİ, SAÇMA BİR YAZI

    Bütün mağazalar tıpkı mağaralara benziyordu. İçlerindeki insanlar indirimli ürünleri besin zincirinin en üst halkası için tüketiyorlardı. ‘’O’’ görünmeyen güç için verilen savaş, çaba, emek görülmeye değecek bir şeymiş gibi sunulmuştu. Her şey yüzde elliye varan indirimlerin cazibesi için seferber olmuştu. Kalpler, kalpler, kalpler… Kırmızı kalpler… A! Ve güller tabi ki. Gül suyundan çikolatalar, makyaj temizleme ürünleri, kazaklar ve daha, daha, daha başka güllü şeyler. Yoruldum ben. Kaybetmediğim bazı umutları aradım reyonlarda. Komik bir maskara ışıldıyordu yüzüme. Maskara şey işte… Bir fırça hareketi ile kirpiklerimi iki kat büyütüp dolgunlaştıracakmış. Vaadi büyük, iddialı üstelik. Bu maskaranın narsist olduğunu düşününce kendi egolarımın zayıf düştüğünü hissettim. Ona ödeyeceğim para yüzde kırk indirimli, kırmızı etiketli olarak serisinin yıldızı harikam ön plana çıkarılmış. Hayır, yani ben neden kendi kendime on dört Şubat tüketim çılgınlığı şeysi alamıyorum ki. Aldım gitti… Hem de yüzde kırk indirimle. Bence akıllıca bir alış veriş oldu. Benzeri ürünlerin normal fiyatının bile bu maskaranın yarı fiyatı kadar olması beni hiç ama hiç etkilemedi. Ama bu kırmızı etiketli ve yüzde kırk indirimli. Yani, dimi ama!

    Aşkın yüzde elliye varan indirimle piyasaya düşmüş olması kimsenin umurunda değil. ‘’Ayyy, şu ikiz kalpli fincanlar çok tatlı değil mi amaaa…’’ diyen ergenin yanından geçerken elimdeki pakete baktım. En azından ben daha aptalca bir alışveriş yapmamıştım. Aklımı seviyorum, çok akıllıyım, zeka işte ,hiççç… Yüzde kırk indirimdeyken nasıl da kaçırmadım. Kendimi takdir ettiğim o an, kendimin bir kahveyi hak ettiğini düşündüm. Şımartılmanın sınırı paramız kadar. Deli gibi saldırın mağaralara…. Şımartalım kendi ponçik ruhlarımızı. Sevgilimiz olsun olmasın, hadi hadi mağaralara.

    Akşam yani şimdiki zamanda bu yazıyı yazmaya başlamadan kısa bir süre önce muhteşem maskaramın paketini açmaya karar verdim. Onu deneyip kirpiklerime sihir yapmak için sabırsızlandığım anların verdiği keyfi anlatmaya kelimeler kifayetsiz. Heyecanla maskaranın üzerindeki sert jelatini açmaya çalışırken parmağımı kesti.
    Başparmağımın hemen tırnağın altındaki yerden kesilen yerinden ince bir kan akışı başladı. Başparmağım ve işaret parmağımın arasından avucuma doğru yayılan sızıntıyı durdurmak için hiçbir şey yapmadım. Avucuma dolan kıpkırmızı şeyin daha hızla ve öldürücü bir tazyikle akması için bir şeyler yapmayı geçirdim aklımdan. Kalkıp lavabonun içinde suyun akışına karışan kanın kanalizasyona yolculuğunu izledim. Su akışı bir miktar kanamayı hızlandırdı ama bu öldürücü değil. Bu yazıda olağan üstü hiçbir şey olmayacak. Hayat zaten fazlasıyla illüzyonel.

    Ölmekle ilgili sıradan fikirlerim var. Öyle büyük büyük gitmeyi falan düşünmüyorum. Kaza süsü verdiğim mektupsuz bir veda herkesin içini rahatlatır diye düşünüyorum. Hayatım boyunca kimseye fazladan bir kişilik yer açması için hamle yapmadım. Bunu neden giderken yapayım ki. Bu da çok saçma. Aslında, en mantıklı olan saçmalık. Uzun zamandır dokunmak duygusuna irrite olduğumdan cesedimin yanarak ortadan kaybolacağı bir kazayı çok arzuluyorum. Hem de bir on dört şubat günü! Bence oldukça kırmızılı ve havalı bir gidiş olur bu. Havalı gitmeleri sevmiyorum ki ben. Her şeyin en basit hali ile yaşanabildiği bir yer arzuluyorum. Maskara sürmeden evden çıkabildiğim bambaşka bir hayatı yapılandıramayacağıma göre bu bedeni yakmanın neresi anlamsız? Buraya belki sonra yeniden gelirim.

    Mutluluğun, yağmur sonrası toprak kokusu olduğunu düşünen insanlar kaldı mı hala acaba? Ya da sevgilinin dizlerine uzanmışken sana kitap okuması gibi basit şeylerde aşkı aramak çok saçma değil mi?

    Saçma! Sevgiliye saçından bir tutam kesip ellerinle işlediğin bir mendilin arasına koyup hediye etmek çok saçma. Küçük bir odun parçasından ellerinle minik bir at yapıp o kınalı ellere sunmak çok ama çok saçma. Bir dere kenarında el ele otururken sebepsiz gülmek birbirinin gözlerine bakarken, saçmalık. Yılın en uygun zamanının dikeceğin ağacın kök salması için uygun olanını seçerek iki gönlün bir fidana can vermesi hepsinden daha saçma. Yılın Şubat ayının on dördünde gülümsü şeyler alıp mağaralardan coşku ile jan janlı paketlerle ayrılmak ve hiç emek vermeden herkesin aynı gün sevgilisini sevdiğini, anladığını ve aynı gün değer verdiğini gösterdiği toplu etkinliklerde öpüşüp sevişmek kadar anlamlı ne var ki âlemde.

    Dört askerin düşen helikopterin içinde şehit olduklarını haykıran vicdanım yazıyı yazmama engel oldu bir ara. Şehitlerin öldüğünü en iyi aileleri bilir. Bir şehidin çocuğuna bunu sorsanıza. Balkona çıkıp bir sigara yaktım. Apartmanın önündeki çöpü eşeleyen bir kadın ve erkek bir yandan sohbet ediyorlardı. Konuşmaları gecenin karanlığında büyüdü. Onların on dört şubata bir arada girmek üzere olan bir çift olduğunu anladım. Kalpli şeylerden arıyorlardır belki de çöplerde. Ne sevimli, ne hoş, ne tatlış… Aç kardeşim onlar aç! Sen git de gül kokulu şeylerinle oyna.

    Kendime tanıdığım imtiyazlarla hala nefes alıp verebiliyorken zifiri karanlık gece tüm yıldızlarını hediye paketlerine gönderdiğini söyledi sanki. Tek bir yıldız olmayan gecelerde evrenin başka işleri olduğunu düşünürüm. O yıldızları toplayıp başka bir gezgendeki belki de öksüz, yetim, tecavüze uğramış, dövülmüş, hırpalanmış, ezilmiş, horlanmış bazı canlıları için moral gecesi falan düzenliyor olamazlar mı? Öyle bir gece de yıldızsız gökyüzü mü olurmuş?

    Kitap okuyunca geçen ağrılarım oluyor benim. Tam şuramda… bilmem ki belki de buramdadır, ya da başka bir yer. Tarif edemediğim ağrılarıma iyi gelen tek şey okumak veya yazmak. Soğukkanlı bir katilin şibumik varyasyonlarını akılcı satranç hilelerine dönüştürebilecek kadar batılı olabilmiş bir doğuluyum ben. Pek çoğumuzun etnik sorunları var. Eğitildikçe hep inkar ettiğimiz ‘’biz’’ cilik bölünmeler aklımızın en soğuk ve karanlık köşesinde bir savaş anına kadar bekliyor. Bosna katliamlarında yan komşudan neler gelebildiğini okumuşluğum var mesela. Bu tüyler ürperten ötekici kafalarımızla birbirimizin yüzüne utanmadan bakabiliyoruz. Kalpli yastıkların lafı mı olur ki aramızda. Bugün yanımdan öylesine geçip giden insanların arasından kaç tanesinde Hitler ruhunun hapsedildiğini düşünüp ürperdim. Oysa hepimiz ne kadar ‘’sadece insan’’ görünüyoruz.

    ‘’İçme şu sigarayı’’ demişti doktor. O zaman gidip rakıyı açayım ben.

    D...

  • serbest kürsü

    11.02.2019 - 23:03

    Hahaha

    Ya kahkaha attırdın gece gece

    :))

  • serbest kürsü

    11.02.2019 - 22:48

    Çok güldüm ama

    :))

  • serbest kürsü

    11.02.2019 - 22:34

    Videodaki sarışının iç sesi bu :)))

  • tımarhane duvarı

    11.02.2019 - 15:55

    Kaybolan ‘’p’’ lerin Flutter Öyküsü

    Anlara bölündüm dilim dilim. Her bir kapakçığın sağır bir kulakçığa gittiği yolların içinden geçtim. Gözleri olmayan bazı beyaz şeylerin arasında seni aradım. Öyle çok ses vardı ki kendimi, kendimden duyamadım. Savaş tam tamları çalarken bir yangının ortasındaydım. Alev alev yanan bir ağacın tüm sırlarıma dek dokunduğu yollardan geçtim.

    Ve bir ‘’olmak’’ anında;
    Kıpkırmızı bir kalabalığın karşısında deli gibi koşan atlar vardı. Baktım, bakındım… Sen buralarda bir yerde olmalıydın. Kıpkırmızı o şeyin sana dönüştüğünü çok geç anladım. Koca bir ağacı yakmaya aldırış etmiyorsun yine de!

    Ağacın kollarını kesen bir testerenin, ağacın acısını umursadığını kim söyledi ki?

    D…

  • tımarhane duvarı

    11.02.2019 - 12:47

    Bugün :))

  • Sonra dedim ki

    09.02.2019 - 22:06

    Ya sabır

    :))

  • tımarhane duvarı

    09.02.2019 - 21:38

    Ive been waiting my whole life
    For things to work out right,
    But, those lonely days turn into lonely nights
    Yes, it do

  • Klasik gitar solo

    09.02.2019 - 21:23

  • tımarhane duvarı

    09.02.2019 - 21:20

    Bir kaç şiiri idam ettiklerinden beri kuşların kanat çırpması kimsenin umurunda olmadı.

  • tımarhane duvarı

    09.02.2019 - 21:18

    Lili Marleen hiç yoktu belki de , su kuruyor zaten...

  • tımarhane duvarı

    09.02.2019 - 21:09

  • tımarhane duvarı

    08.02.2019 - 23:20

  • tımarhane duvarı

    08.02.2019 - 11:25

    I like İzmir :))

  • yeşillenmek

    08.02.2019 - 10:27

  • tımarhane duvarı

    08.02.2019 - 09:48

    ADEM ELMAYA DEDİ'Kİ

    “ Mantıkçı pozitivistlerin bile âşık olma yetisi vardır.”

    Kenneth Tynan’ın 1989 basım yıllı Profiles eserinden alıntı.


    - Nerede kaldın be güzelim? Bir saattir bekletiyorsun beni.
    - Özür dilerim aşkım ama trafik çok yoğundu. Sabah sabah arabalar kavga eden dinazorlar gibi bağırıp duruyorlar. Zaten gerildim geç kaldım diye, lütfen üzerime gelme.
    - Peki, bakalım sevgilim… Kahvaltı diye geldik, öğle yemeği yiyeceğiz artık.
    - Ama ama Mehmet ya!
    - İyi, tamam bişey demedik. E! Anlat bakalım konser nasıl geçti? Bensiz eğlenebildin mi sevgili?
    - Of! Görmen lazımdı aşkım ya. Sahne muhteşemdi, kesinlikle o birkaç saat boyunca başka bir boyuta geçildi ve orada tüm notalar ete kemiğe bürünüp kozmik evrende süzülüyorlardı.
    - İyi çalıyorlardı diyorsun yani?
    - Böyle de denilebilir tabiki. Ancak ben müzik hakkında bu kadar sade ifadeler kullanmayı müziğe haksızlık olarak görürüm.
    - Benim müziğim sensin güzelim. Senden bahsedecek olsam ne ifadeleri şaha kaldırırdım şaşarsın.
    - Hımm! Bu kulağa hoş geliyor. Anlatmaya başlarsan bende sana cepten çektiğim konser videolarını gösteririm.
    - Hahah … Rüşvet demek ha! Bu adil değil ama zaten senin güzelliğinde Dünya’nın kalanına adil değil. Seni gören bir adamın başka bir kadına ilgi duyması çok zor olur. Mesela yanağından bir öpücük alabilsem onun tadı hakkında da bir şeyler söyleyebilirim. Ancak bilmediğim bir tadı tanımlayamıyorum ki.
    - Pissin, pis, pis…
    - Yanak dedik be vicdansız, bana kalsa direkt öpüşebiliriz aslında. Duyguları anlatmak için her zaman kelime mi kullanacağız yani?
    - Şu yüzeysel dili bırakıp kendin gibi davrancak mısın Mehmet? Şaka yaptığını bilmesem alınacağım ama…
    - Ha! O zaman, evet şaka yani.. Tabi ki şaka…
    - Evet, bunu biliyorum sevgilim. Yani müzikten ve getirilerinden bahsetmek varken şimdi en basit halimize dönüp hormanların güdümüne girmeyeceğiz değil mi?
    - Bazen, basit olan en doğru olandır güzellik. Neden doğamıza aykırı davranmak zorundayız ki?
    - Bunu sen mi söylüyorsun Mehmet? Sen, bir felsefe öğrencisi olan sen hem de, öyle mi?
    - Evet, yani sonuç olarak sen de bir bilim kadını olma yolunda ilerliyorsun. Bu durumda doğal seçilimin romantik bir tarafı olduğunu söylemeyeceksin sanırım. Aşk, bize içgüdüsel seçme yolumuzu çizen bir araç aslında. Aşk, cinsel seçilimdir. Tamam, bizler sosyal varlıklar olarak bu üreme yoldaşımızı seçerken süsleyip püslemeyi seviyoruz ama durumun özeti bu.
    - Mehmet, biraz sonra’’ hadi gel sevgilim eşeyli üreyelim.’’ diyeceksin diye korkuyorum. Yani insan sevgilisi ile böyle mi konuşur ya, alla alla.
    - Sevgilim, ben sana az önce buselerden bahsettim, beğenmedin. Şimdi bu durumu bilimle açıklıyorum, yine beğenmiyorsun. Söylesene be kadın, ben kendimi sana nasıl ifade edeceğim?
    - Kabalaşmadan! Hıh…
    - Bak, ama o ‘’hıh’’ çok tehlikeli yalnız. Onu bi yapmasan da kilitlenmesek.
    - Yani ne yapmamı bekliyorsun ki? Sanki hala homosapiens olarak devam ediyormuşuz gibi konuşuyorsun. Oysa hayvanlar arasında sevgi vardır, aşk yoktur. Aşk sosyal bir varlık olduğumuz, kültürel değerlerimiz var olduğu için aramızda geziniyor. Mesela bizi ele alalım. Sen bir felsefe öğrencisi olmasan ve ben de felsefeye ilgi duyan bir kız olmasam senden etkilenme şansım düşerdi değil mi? Aramızda gelişen etkileşimin geçmişle ve kültürel etkileşimle çok ilgisi olduğunu unutuyorsun canım. Sevdiğim müziği sevmiyor olabilirsin ama ikimizde kuramlardan konuşmayı seviyoruz. Seni felsefe üzerine konuşurken izlerken ne kadar etkilendiğimi söylemiştim.
    - Etkilenmek! İşte, vurucu kelime bu sevgilim. Aşk, etkilenmektir. Bu etkilenmenin büyük kısmı biyolojiktir. Saydığın etkenler ardı sıra gelirler. Aşık olmuş bir dişi ya da erkek inkar edilemez şekilde cinsel odaklı düşünmeye başlar. Yapılan bilimsel araştırmalar aşık insanlardaki cinsel organ reaksiyonlarından bahsederler de ben o kadar açık seçik konuşmaktan korkuyorum şu an.
    - Yok ya, korkma öyle koyver gitsin canım. Rahat ol aşkım ya, yanında sevgilin mi var zaten, hiç.
    - Elif, ne yapıyorsun ?
    - Kaymak parmağıma bulaştı, onu temizliyorum.
    - Yalama onu Elif.
    - Parmağım da kaymak ile duramam herhalde.
    - Elif, beni deli ediyorsun bak şu anda.
    - Manyak mısın sen ya?
    - Elif, al şu lanet peçeteyi ve elini onunla temizle.
    - Mehmet, gerçekten delirdin sen ya. Sana ne ya nasıl istersem öyle temizlerim. Ben böyle kaymağın keyfini çıkarmak istiyorum belki.
    - Ben senin keyfini çıkaramıyorsam sen de böyle yapamazsın.
    - Ya! Neden sinirlendiğini hiç anlamadım şu an.
    - Aslında sinirlenmedim.
    - Eee..?
    - Elif, sevgilim, güzelim bak.
    - Evet..?
    - Sen o dudaklarla karşımda Adem’in elması gibi duruyorsun zaten. Bir de o parmağı emmene gerek yok yani.
    - Sapık mısın sen?
    - Hayır! Normalim… Normaller böyle hisseder.
    - Mehmet, beni kendinden soğutacak şeyler yapma. Sana değer veriyorum canım.
    - Ben sana bu kadar değer vermesem biliyorum yapacağımı da, neyse.
    - Ne? Ke konuşuyorsun kendi kendine aşkım ya. Sen gerçekten tuhaflaştın. Saçma sapan şeyler yapmaya başladın. Lütfen eski haline dönebilir misin sevgilim. Korkutuyorsun beni ama.
    - Neyse! Elif, milyonlarca yıldır yırtıcılarla savaşmış, doğal afetlerden geçmiş, sürüngenler, kemirgenler ve deniz canavarlarına rağmen yok olmadan bugüne dek gelebilmiş karmaşık dizaynına rağmen hammaddesi Dünya olan ‘’insan’’ şu an o Dünya’nın hakimi. Dört milyar yıl önce bir astroidin sırtına binip gelen su olmasa yaşamın başlaması olanaksızdı.
    - Hayda! Aşkım ben senin durumunu hiç iyi görmedim bugün.
    - Sus Elif… Dikkatimi dağıtma lütfen. Bilimden konuşuyoruz işte. O ilk hücre var ya o ilk hücre… Hani yaşamı başlatan ve tamamen şansa bağlı olasılıkla hayatı bize sunan ilk hücre işte, seni gördüğüm an işte o. Sonrasında ise bilim kaza desin, biz aşk diyelim buluştu gözlerimiz raslantısal olarak. Buradan yürüyelim biz sevgilim. Rastlantısal olarak herhangi bir mekânda doğaya karşı durmadan hayatın akışına bırakalım kendimizi, artık, lütfen, acilen…
    - Beş yüz elli milyon yıl önceki solucan halimizdeki gibi mi davranalım istiyorsun? Mars ve Venüs olarak gören gözlere sahip olduk ve ışığa yürümenin yolunu keşfettik. Artık bizler eskisi gibi olamayız ve Dünya bize pek çok sorumluluk yükledi. Balık benzeri bir canlı olmaktan çok daha fazlası olduğumuza göre artık buna göre davranmalıyız sevgilim. Öyle daldan dala meyve peşinde koşan bir maymun gibi yaşamamız komik olmaz mı aşkım? Hım, hem şu felsefecinin adı neydi ya? Dur aklıma geliyor. Hah! Schopenhauer, evet, buldum. Aşk üzerine ne demişti sen daha iyi bilirsin felsefik sevgilim. Söyle bakalım…
    - Hahaha… “ ister gülünç ister trajik olsun, aşkın cazip hale getirdiği nihai amaç, insan hayatını sonlandıran her şeyden ciddi manada daha önemlidir.” Demişti. Bak ya şuna, beni benim silahımla vuruyor. Bana bak minik burunlu şey, senden çok etkileniyorum ve sana böyle dokunmadan sevgilin olarak kalmak beni saçma şeyler yapmaya zorluyor. Al, dümdüz durum bu. Oh Beee…!
    - Yani, seni anlıyorum da her şeyin hızlıca gelişmesini istemiyorum ki ben. Önce ruhen doyuma ulaşmak istiyorum. Sen benim ciddi anlamda ilk sevgilimsin. Bunun değerini ben biliyorum, umarım sen de farkındasındır. Ayrıca konser videolarını merak etmiyor olmana çok bozuluyorum. Caz dinlemiyorsun tamam, insan nezaketen merak eder yahu.
    - Göster hadi göster… Sen benim ömrümü yedin kadın.
    - Bak ama ritme bak, müzik özgürlüğe koşan atlar gibi yol almıyor mu içinde? Siyahi insanların çığlığından kopan devrimin bu derece güzel bir ziyafete dönüşeceğini kim bilebilirdi ki.
    - Güzelmiş gerçekten…
    - A! Beğendin demek, buna çok sevindim aşkım. Beraber gideriz o zaman bir dahakine.
    - Bu kadın, saksafon çalan, grupta olacaksa gelirim.
    - Saksafon çalmak maharet ister. Çok güzel çalıyor değil mi?
    - Evet, saksafon çalan kadınları seviyorum. Keşke sende en kısa zamanda öğrensen.
    - Allah belanı versin Mehmet!

    D...

Toplam 1242 mesaj bulundu