Hande Dinckal Antoloji.com

Kalbinin kapılarına dayanan bir askerim, tek kişilik ordu misali. Kuşatmaya gücüm yok kalelerini. İçimde bir nefeslik cesaret, yüzümde göze alamadığın bu sevdanın kara gözlerinden bulaşmış siyahlar. Sevdanı kuşandıkça ben, susuyor tüm ordular.

Şimdi hüzün boyalı bir geceyim. Karıştığım alacakaranlıkta, seni öteden izliyorum. Vaktim gelince kara esintilerle perdelerini geziyorum odanın. Sana dokunamadan kovalıyor beni sabah esintisi. Güneş lolipop kadar aldatıcı, doğuyor çiy damlalarının üzerine. Uyanan şehirden gidiyorum. Gözüm arkada. Güneş ısıtacak değil senin kadar. Kaçıyorum. Yüreğim serin. Yüreğim senin.

Sorular soruyor boşluğun hep içimde. Bilip de veremediğim cevaplar oturuyor gözlerime. Her cevap, yeni sorular getiriyor beraberinde.

Uzundur elleri gecenin, bilirsin. Yüreğini titretir insanın bu kara eller. Bense senin kalbine giremediğimden gece oldum. Şimdi siyahlarım daha derin, bir avcı bıçağı kesiği gibi. Kuşandığım her derinliğim sana çıkıyor. Çaresiz hastalık gibi bir yürek götürüyorum gittiğim yerlere. Bulutlarım yağmur taşıyor, sevgimizi yeşertecekmişçesine. Bir çınar gibi derinde, köklerimiz kenetlenecekmişçesine. Biliyorum olmayacak hiçbiri. Ben bu öykünün kara mürekkebi. Siyah ve anlamlı. Anlamlı olduğu kadar anlaşılmaz.
..

Devamını Oku