Eylül Zamanı Adlı Antoloji.com Üyesinin Hakkı ...

  • Işık German Ersoy

    14.02.2019 - 22:37

    Site arkadaşımız Sn. * Eylül Zamanı *

    < DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN >

    - Ayrıca sizi bu saygın gruplarımızda görmek dileklerimizle esen kalın.

    * Çağdaş Şairler * Evrensel Sanatçılar * Özgür Şair-Yazarlar * Antoloji Sitesi Üyeleri *

  • Eylül Zamanı

    05.06.2018 - 14:13


    Biliyorum; bu şehirde şairlerin nasıl öldüğünü

    'Ben seni;
    siyah beyaz aşk hikayelerinde
    eski İstanbul sanırken,
    çoktan renkli çekilir olmuş filmler'
    Seni nasıl özleyeceğimi düşünmekten,

    seni özleyecek vakit bulamadım hiç, bağışla.

    Hiç gitme demeyi de beceremedim,

    yada giderse diye düşünmekten.

    Sana şiir yazmaktan,

    fırsat bulup da iki satır şiir okuyamadım mesela;

    Oysa ne çok severdin Ahmet Arif'i,

    'üşüyorum Kapatma Gözlerini'...

    O kadar çok sevdim ki seni;

    sevmiyor olabileceğin hiç gelmedi aklıma.

    Bildiğim bütün şarkılar seni anlatıyordu ya..

    Sormadım.

    Şimdi; gözlerim görebildiği en uzak ufuk çizgisinde durup,

    gökyüzünün mavisini kendime perde yapıyorum.

    Yolların her metrekaresinde,

    içimde başlayan ve her santiminde kısalan,

    senli günlerimin,

    içimde çoğaltığı çoşkuyla öpüyorum ayrılığı.

    Ellerim göçüyor bir şehirden diğerine.!

    Öleceğim

    Biliyorum; bu şehirde şairlerin nasıl öldüğünü,

    en çok da ona yanıyorum.

    Elif Yıldız Kıratlı

  • Eylül Zamanı

    05.06.2018 - 13:52

    ÇAY BARDAĞI

    Çayınızı nasıl alırsınız?

    - Düş manzaralı olsun lütfen

    - Çay mı?

    - Hayır. Bardağın içindeki?

    - Ama ben size çayı nasıl alacağınızı sordum?

    - Bir bardak çay getirterek sizi basitleştirmemi mi yoksa bardağın içine bir düş sığdırarak yüceltmemi mi istersiniz?

    Bu sözün üstüne gölgeme basmadan uzaklaştı garson masadan. Artık tek başımaydım. Bir bardak dolusu demlenmiş düş gelmeyecekti ama kafası karışmış bir garsonun bardakta düş arayışı masama çaylaşarak gelecekti.

    Derken çayım geldi. İnce belli bir İstanbul gecesine doldurmuştu. Belinden zarifçe kavrayıp dudaklarımın şiirin tan vaktindeki şahvetine bıraktım sıcak bardağı.

    - Beğendiniz mi efendim

    - İnce beli mi?

    - Hayır efendim çayı.

    - İnce bir belden içilen zehir olsa beğenilir.

    Yine gözlerimin içine kendisine tuhaflaşarak baktı garson. Pencereyi açtım. Kent henüz açılmamıştı. İstanbul'un kepenkleri kapalıydı. Anlaşılan işi çıkmıştı dükkan sahibinin. Pencereyi açık bırakıp kepenklere baktım bir süre. Hayli eskimişti. Dükkanın kapısının önünde günlük yağmurlar,sisler ve gün doğumları bırakılmıştı.Kim bilir ne kadar tazedir şuan o yağmayı bekleyen yağmur.

    Garsona doğru döndüm sonra:

    - Pardon müziğin sesini kısabilir misiniz biraz?

    - Efendim müzik çalmıyor ki şuan.

    - Dün gece çaldığınız müzik hâlâ yankılanıyor demek. O zaman dünün sesini kısabilir misiniz?

    - Efendim dünün olması da mümkün değil. Biz dünleri sabah erkenden paketleyip bayiye bırakıyoruz.

    - O zaman yarın çalacağınız müzik beni şimdiden rahatsız etti. Lütfen yarın kısın sesini...

    Sonra kapı açıldı. İçeri sapsarı saçlı ve gözlerinde bir peygambere inmesi beklenen vahiyin kutsanmışlığıyla bir bayan girdi. Acaba hangi mitolojik Tanrı'nın ellerinden dökülen bir şiirdi bu bayan? Etekleri denizdendi. Masmaviydi...Teniyse kristallerden yansıyan renklerdendi.Hemen karşı masama oturdu. Kahvesini istedi. Ama fincanda değil. Yakamozun içine doldurmalarını istedi.

    Konuşmalıydım bu bayanla. Ve başımı ona doğru çevirip;

    - Deniziniz çok güzelmiş hanımefendi

    - Kendim diktim. Teşekkür ederim.

    - Terzi misiniz acaba?

    - Hayır. Ben maviyim.

    - Memnun oldum. Ben de sessizlik

    - Bir sessizliğe göre fazla konuşkansınız.

    - Susmaya değecek birşeyler elbet bulur insan. Ama konuşmaya değecek güzellik her zaman bulunmuyor.

    Gülümsediğini gördüm...Mavi gülümsüyordu. Bu gerçekten çok güzeldi. Pencereden yeniden baktım. İstanbul henüz açılmamıştı. Patron hayli gecikmişti. Sonra Mavi hanımın sesini duydum. Masama oturmak istiyormuş. Ve karşıma oturdu.

    - Dükkanın açılmasını mı bekliyorsunuz?

    - Evet. Ya siz?

    - Ben de. Ama geç kaldı. Hiç böyle yapmazdı.

    - Gerçekten de öyle. Kaç asırdır buradayım ilk defa böyle yapıyor.

    - Hayli uzun bir yoldan gelmeme rağmen erken geldim. Ama patron yok hâlâ.

    - Nerden geliyorsunuz?

    - Masmavi bir gözden...Ya siz?

    - Şuan bu öyküyü okuyan bir bayanın yüreğinden.

    - Yolunuz gerçekten uzakmış.

    - Evet çok uzak...

    Derken garson geldi.

    - Kahvenizi nasıl alırsınız beyefendi?

    - Bol aşklı olsun lütfen.

    - Kahveniz mi?

    - Hayır mavi'm...

    - Ama kahve mavi olmaz ki...

    - O zaman aşk mavi olsun..

    Garson sözcüklerime basmadan masadan ayrıldı. Kimbilir aklından neler geçiyordu. Mavi hanımın sesi kıyılarıma vurdu birden:

    - Anlaşılan bugün açılmayacak İstanbul

    - Sanırım evet.

    - İsterseniz bugün istanbul gürültülü ve mavisiz olsun...

    - Ben olmayınca İstanbul gürültülü mü olur sanıyorsunuz?

    - Olmaz mı?

    - Geldiğim yüreğin aşk şarkısından ben sessizliğimi bile duymuyorum. Aslında ben sessizlik değilim. O yüreğin sesindeki aşkım. İstanbul ne zaman sussa. Anlayın ki aşk dile geldi...

Toplam 3 mesaj bulundu