Esra Gök Adlı Üyenin Nedir Yazıları - Antoloj ...

  • Domuz Gribi

    17.10.2009 - 16:59

    Kuş gribi domuz gribi.... sonra hangi hastalığı uydurup müslümanlara musallat edecekler acaba daha öncede kuş gribi dediler tavukları yakarak imha ettiler domuzlarıda imha etsinler ozaman

  • ateist

    17.10.2009 - 16:45

    Allah'ı inkar etme sapkınlığı olan ateizm, 19. yüzyılın sonundan itibaren yaygınlaşmıştır. Materyalizm ve Darwinizm'in yaygınlaşmasıyla kendilerine felsefi ve sözde bilimsel dayanak buldukları yanılgısına kapılan ateistlerin sayısı 20. yüzyılda artmıştır. Ateistler bu dönemde sapkın görüşlerinin propagandasını yapma imkanı bulmuşlardır. Ateizm, samimi olarak iman edenlerin yürüteceği fikri mücadele ile Allah'ın izniyle yok olmaya mahkumdur.

  • ateist bilim adamları

    15.10.2009 - 20:22

    Mevlana Celaleddin-İ Rumi Hz.’ne (ks) felsefecilerden bir grup geldi. Soru sormak istediler. Mevlana Celaleddin-i Rumi (ks) bunları Şems-i Tebrizi Hz.’ne (ks) havale etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrizi mescidde talebelere bir kerpiçle nasıl teyemmüm yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler 3 soru sormak istediklerini belirtirler. Şems-i Tebrizi Hz.;
    -Sorun, buyurdu. içlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı, sormaya başladı:
    -Allah var dersiniz ama görünmez göster de inanalım. Şems-i Tebrizi:
    -Öbürünü sor, buyurdu. Felsefeci;
    -Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz sonrada ateşle ona azab edilecek dersiniz, hiç ateş ateşe azab edermi? dedi. Şems Hz.:
    -Öbürünüde sor, buyurdu. Felsefeci;
    -Ahirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insalar canları ne istiyorsa yapsınlar karışmayın! dedi. Bunun üzerine Şems-i Tebrizi Hz.elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu.
    Soru soran adam, derhal o beldenin kadısına giderek davacı oldu.
    “Ben soru sormaya geldim, o başıma vurdu” dedi.
    Şems-i Tebrizi Hz.kadıya;
    “Ben sadece cevap verdim” buyurdu.
    Kadı bu işi açıklamasını istedi. Şems-i Tebrizi Hz. şöyle anlattı:
    -Bana Allah c.c gösterde inanayım dedi. Şimdi o başının ağrısını bana göstersinde inanayım.
    -Ağrıyor ama gösteremem, dedi felsefeci.
    -işte şanı yüce Allah c.c. vardır ama görünmez, buyurdu Şems-i Tebrizi.
    -Yine bana şeytana ateşle nasıl azab edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum, toprak başını acıttı. Halbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı, buyurdu.
    -Yine bana ’bırakın herkesin canı ne istiyorsa onu yapsın’ dedi. Bundan dolayı bir şikayet hakkı olamaz, benim canım onun başına kerpici vurmak istiyordu, vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyasa küçük bir mesele için hak aranırsa, baki olan ahiret hayatında niçin aranmasın? buyurdu.
    Felsefeci, bu güzel cevap karşısında mahcup duruma düşüp, söz söyleyemez hale düşer.

  • ateizm

    07.10.2009 - 23:24

    Asırlardır insanlara sözde 'akıl ve bilimin yolu' gibi gösterilmek istenen ateizmin büyük bir akılsızlık ve cehalet olduğu bugün açıkça ortaya çıkmıştır. Ateizme destek olan Darwinizm ise şeytani bir aldatmaca olarak tarihteki yerini çoktan almıştır. Bilimi kendisine araç edinmek isteyen materyalist felsefe, bizzat bilimin kendisi tarafından çürütülmekte, bu sayede, Darwinizm ve ateizmden kurtulan dünya, Allah'a ve din ahlakına yönelmektedir. Dünyada son yıllarda gelişen olaylara dikkatlice bakan her insan, böyle bir yönelişin baş
    ladığını hemen fark edecektir. Allah'tan habersiz yaşayan pek çok cahil insanın imanla şerefleneceği 'ateizm sonrası' dönem, Allah'ın izniyle hızla yaklaşmaktadır.

  • sabır

    07.10.2009 - 22:59

    Sabrın sonu selâmet,
    Sabır hayra alâmet.
    Belâ sana kahretsin;
    Sen belâya selâm et!

    Felâh mı, onda felâh,
    Silâh mı, onda silâh.
    Sen de kim oluyorsun?
    Asıl sabreden Allah.

    Sabır, incecik sırat;
    Murat içinde murat.
    Sabır Hakka tevekkül.
    Sabır hakka itimat.

    Sabırla pişer koruk,
    Yerle bir olur doruk.
    Sabır, sabır ve sabır,
    işte Kur'anda buyruk!

    Bir sır ki âşikâre,
    Avcı yenik şikâre.
    Yalnız, yalnız sabırda
    Çaresizliğe çare...
    NECİP FAZIL KISAKÜREK

  • sabır

    07.10.2009 - 22:49

    Allah Teala sabredip salih amel işleyenleri, kendilerine bir musibet dokunduğunda umut kesip nankör olmakla ve bir ni­met taddırıldığında da şımanp böbürlenmekle yerilmiş olan in­san nevinden istisna kılmıştır. İnsan yerilmekten ancak sabırla ve iyi amelle kurtulur. Nitekim mağfiret ve büyük mükafata ancak bunlarla erişilir.

  • Evvel Ahir

    07.10.2009 - 22:39

    EL-EVVEL - EL-AHİR

    “Başlangıcı olmayan ilk ve nihayeti olmayan son” anlamlarına gelir 'O, ilk ve sondur. Zâhir ve Bâtın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.' (Hadid suresi 3)

  • Tasavvuf Ehlinden Özlü Sözler

    07.10.2009 - 22:18

    İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey
    görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun
    diye bu alem yok değildir.

    MEVLANA HZ.

  • Tasavvuf Ehlinden Özlü Sözler

    07.10.2009 - 22:17

    Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
    Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

    MEVLANA HZ.

  • özlü sözler

    07.10.2009 - 20:57

    Suskunluğum asaletimdendir. Her söze verilecek bir cevabım vardır elbet, lakin bir lafa bakarım lafmı diye birde söyleyene bakarım adam mı diye… Hz. Mevlana

  • saygı

    05.10.2009 - 22:51

    “Saygılı Olmak” iki insanı birbirine yaklaştıran en önemli davranışlardan biridir. Saygı beraberinde sevgiyi de getirir. Saygı ve sevgi temeline oturtulmuş ilişkiler sağlam sağlıklı ve kalıcı olur.

    Saygı içten gelmelidir. Başkasının zoruyla saygılı olmak kısa sürer geçicidir. İçten gelen saygıyı gösterebilmeniz için “saygı gözünüzün” açık olması gerekir. Bazı insanların “saygı gözü” kapalıdır. Onlar “saygı körüdür”. Saygı körü olanlar bu dünyanın bütün güzelliklerini göremezler. Saygı körü olanlar gözleriyle konuşmasını beceremezler. Onlar sadece kelimeler ile konuşurlar. Onların kurduğu ilişkiler çabuk bozulmaya kolay yıkılmaya hazırdır.

  • kalp

    29.09.2009 - 22:45

    Ağlarım ağlatamam, hissederim, söyleyemem

    Dili yok kalbimin ondan ne kadar bîzârım...

  • aşk

    29.09.2009 - 22:08

    Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!

    Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
    Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!

    Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!

    Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
    Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; 'Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
    Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!

    Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!

    Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
    Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
    Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!

    Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!

    Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
    Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
    Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!

    Aşk; bilmektir Ey Sevgili!

    Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
    Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.
    Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah. Bilesin!

    Aşk; susmaktır Ey Sevgili!

    Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.

    Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!

    Aşk dediğin susup beklemektir,

    Aşk dediğin

  • sensizlik

    29.09.2009 - 22:06

    Rüzgarın esti her yerde bugün, ama dokunmadı bana…dağıtmadı yokluğunun karanlığını…

    Bakışların gezindi şehrin her tarafında, ama umutsuzluğumun izlerini kazıyamadı gözlerimden…

    Yüreğinin sesi vardı her bir köşede, ama içimdeki gürültüleri yok edemedi…

    Sen vardın bugün yanımda, yakınımda…ama içimdeki sensizliği silemedin

  • evvabin namazı

    29.09.2009 - 12:39

    Evvabin namazı akşam namazının hemen arkasından kılınır dünya kelamı etmeden kılınan nafile namazdır.

    “Kim akşam namazından sonra altı rekât namaz kılarsa denizköpüğü kadar olsa bile günahları bağışlanır.” (Taberani)

  • büyü

    27.09.2009 - 22:22

    Büyü ve büyücülük İslâm'da yasaklanmıştır. Kur'an-ı Kerîm'de büyücülerin iflah olmayacağı (Tâhâ, 20/69) belirtilmiştir. Kâfirler, kendilerini haklı çıkarabilmek, Allah'ın elçilerini yalanlamak için onları büyücülükle, büyü yapmakla suçlamışlardır. Büyücülükle suçlananlar arasında Hz. İsa (es-Sâf, 61/6): Hz. Musa (ez-Zuhruf, 43/49): (ez-Zâriyat, 51/39) , Hz. Süleyman (el-Bakara, 2/102) , Hz. Muhammed (el-Hicr, 15/6) zikredilmektedir. Başka bir ayette, inanmayan kişilerin bütün peygamberleri büyücülükle suçladıkları görülmektedir (ez-Zâriyat, 51/52) . Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde yedi şeyden sakınınız' buyururken ikinci sırada 'sihir yapmayı' zikretmiştir. (Buhârî, Iiasâya 23; Müslim, İman,144) . Başka bir hadiste büyü yapan kişinin küfre girdiğini belirtmiştir. Muhabbet için efsun yapmanın, ipliğe okumanın, büyü yapmanın şirk olduğunu da belirtmiştir (Nesâî, Tahrim 19) . Büyüye inanan kişinin Cennet'e giremeyeceği de (Ahmed İbn Hanbel, II, 83; IV, 399) belirtilmiştir.

    Başka bir hadiste de büyücüye, müneccime, gaibden haber veren kimseye inanan kişinin Kur'an'ı inkâr etmiş olduğu belirtilmektedir. (Ebû Davûd, Tıp, 21) .

  • büyü

    27.09.2009 - 22:20

    Büyü yapmak, fala bakmak, yıldıza bakmak, avuca bakmak, bu ve benzeri şeyleri Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri men etmiştir. Rasulullah (sav) Hazretleri de men etmiştir. Büyü yapmak, küfre en yakın olan, en kötü haramdır. Hâdis-i şerifte buyruldu ki:

    “Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın, imânı gittikten sonra büyü te’sir eder.'

    Konuyla alakalı birkaç hadis-i şeriften bahsetmekte fayda var. Zira bu konular günümüzde insanların önemsediği mevzulardandır.

    Rasulullah Efendimiz Buyuruyor ki;

    “Büyü yapan Allah’a şirk koşmuş olur.” (Nesâî)

    “Falcıya, büyücüye, kâhine giderek, onların söylediklerine inanan Kur-ân’ı kerîme inanmamış olur.” (Taberânî)

    “Falcıya fal baktıran, onun sözüne inanmasa bile, 40 gün namazı kabûl olmaz.” (Müslîm)

    “Fala bakmak, yazı ve çizgi ile gelecekten haber vermek puta tapmak gibidir.” (Ebû Dâvûd)

    “Kâhinlik yaparak alınan para haramdır.”(Buhârî)

    Peygamberimiz (sav) Hazretleri fala bakanlara, yıldıznameye bakanlara, “lanet olsun” buyurmuştur. Bu tür işlerle uğraşanlar tayfa-i cin’den istifade ederler.

    Rasulullah (sav) Efendimizden önce tayfa-i cinler görünürdü. Hatta Rasulullah Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinde dahi tayfa-i cin görünürdü. Şeytan da görünürdü. O dönemde büyücülük çok ileride idi. Yıldızlara bakarak bazı şeyleri keşfederlerdi. Bunun sebebi de tayfa-i cinlerdir. Çünkü tayfa-i cinlerin ömürleri çok uzundur. 900 sene yaşayanları da vardır.

    Tayfa-i cin, bazı hadiseler hakkında birbirleriyle konuşurlar. Şu şöyle oldu, bu böyle oldu, derler. Aralarında geçen hadiseleri bir takım inançsız insanlara bildirir ve onlara sihir yapmasını ilaç yapmasını öğretirlerdi.

    Günümüzde insanlar bu tür kişilere gidip medet umuyorlar. Halbuki bu kişilerden medet ummak, insanların itikadını bozar.

    İnsanlar başlarına gelen bir sıkıntı yüzünden böyle sapık kişilere gidiyorlar. O kişi de;

    – Kitaba bakıyım, yıldıza bakıyım, falına bakıyım sana büyü yapılmış, deyip birkaç yalan ifade ile; uzun boylu mu desem, kısa boylu mu desem, falında sana sihir yapmışlar, yatağına hınzır tüyü dökmüşler, gibi sözler söyleyip insanları kandırıyorlar.

    Bu saçmalıkları dinleyen kişi de;

    – Evet, doğru canım, kısa boylu”,

    – Ha! bu benim kardeşimin karısı kesin bu yaptı” diyor ve kardeş kardeşiyle, akraba akrabalarıyla düşman oluyor.

    Bu işlerle uğraşanların sonu da iyi olmuyor. En sonunda onlar da tayfa-i cin tarafından boğuluyor, kimi deliriyor, kimisi cinnet geçirip helak oluyor.”

  • fal

    27.09.2009 - 22:11

    Fala inanmayın. Şimdi kahve falına, kitaba, kâğıda, yıldıznameye bakıyorlar. Bunlara kesinlikle inanmayın. İnanmak da imanı zayıflatır. Çünkü Allah bildirmedikçe, gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Allah’ın Resulü (sav) bunları men etmiştir. Fala bakanlar ve baktıranlar için;

    “Lanet olsun, onlar Allah’ın (cc) cennetine girmesin”

    “Şeytan nasıl kovulduysa, onlarda kovulsun” buyurmuştur

  • TEHECCÜD NAMAZI

    26.09.2009 - 23:27

    Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ve imsak vaktinden önce iki ile on iki rekat arasında kılınan namaz. Kur'ân-ı kerîmde meâlen: (Ey Resûlüm!) Sana mahsûs fazla bir namaz olarak, gece uykudan kalk da, Kur'ân-ı kerîm ile teheccüd (namazı) kıl. (İsrâ sûresi: 79)

    Teheccüd namazına devâm ediniz. Zîrâ sizden önceki sâlihlerin kıldığı bir namazdır ve Rabbinize sizi yaklaştırıcıdır ve günâhların kefâretine ve nefsi günahtan alıkoymaya sebep olur. (Hadîs-i şerîf-Nîmet-ül-İslâm) Rasulullah sallallâhu aleyhi ve selem Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu', 18) 'Sabah namazından önce kılınan iki rek'at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.' (Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti: 'Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir...' (Heysemî, Mecmau'z-zevâid, II, 271)

    Hz. Peygamber, teheccüd namazında bazen sayfalarca Kur’ân okurdu. Hz. Huzeyfe, Efendimizle namaz kıldığını ve O'nun bir rekâtta Bakara Sûresi'nden başlayarak Nisa Sûresi'nin sonuna kadar okuduğunu belirtmektedir. İbn Abbas ise, Hz. Peygamber'in gece ibadetini öğrenmek için onlara misafir kaldığında, her rekâtta yaklaşık Müzzemmil Sûresi kadar (20 âyet) bir miktar okuduğunu söylemektedir.

    Bu iki örnek bize teheccüd namazında, gücümüz nisbetinde az veya çok Kur’ân okuyabileceğimizi göstermektedir. Hz. Osman'ın bazen gece boyunca kıldığı iki rekât namazda bütün Kur’ân'ı hatmetmesi böyle bir teşvikin neticesidir. (Taberî, er-Riyadü'n-Nadra, 2/42)

  • susmak

    26.09.2009 - 23:04

    Susmak kabullenmektir habersiz geleni;
    Bazen acı çekmektir,
    Haklılığını bile bile boyun bükmektir,
    Kelimelere küsmektir üzmemek için sevdiğini…

    Susmak dinlemektir alabildiğine hırçın düşünceleri;
    Bazen göz yaşlarını saklamaktır,
    Hüznü sessizliğe zincirlemektir,
    Göstermemek için toprağa düşeni…

  • cihan

    12.09.2009 - 22:29

    'Cihana sultan olmak bir kuru dava imiş bir mürşidikamile evlat olmak hepsinden ala imiş' Yavuz Sultan Selim Han

  • şehit

    27.08.2009 - 18:42

    Şehid, kelime olarak kesin bir haberi veren, bildiğini söyleyen, hazır olan, bulunan, bir hadiseye şahid olan, şahitlik eden. Dinî anlamda, Allah rızası için, O'nun yolunda canını fedâ eden müslümana verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah'ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut ta ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da (Cennet'te) bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır.Allah yolunda ruhunu teslim eden şehidlerin amellerinin boşa gitmeyeceği, büyük ecir ve sevap kazanacakları, Kur'an'da şöyle haber verilmiştir: Dünya hayatını âhiret hayatı karşılığında satarlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz' (en-Nisa,4/74) .

    Hanefî mezhebi âlimlerinin görüşlerinin istikametinde, şehîdleri üç kısma ayırmamız mümkündür:

    1-Dünya ve âhiretin şehîdi: Kâfirlerle savaştığı sırada, düşman tarafından öldürülen veya asiler, yol kesen soyguncular tarafından öldürülen yahut evine giren hırsızların ağır bir cisim veya kesici bir alet kullanarak öldürdükleri kimsedir. Savaş alanında yaralı bulunan, yaralarından, göz veya kulağından kanlar akan ve bu durumda vefât eden kişi de, bu kısım şehîdlerdendir. Mal, can, namus ve benzeri müdafaalarda, zulüm ve haksızlıkla, suçsuz yere öldürülen kişi, kimin tarafından öldürülürse, öldürülsün, bu şehîdlerden sayılır. Müslüman, âkil, baliğ olduğu halde, hayız, nifas ve cünüplükten temiz olarak şehîd olanlar yıkanmaz, kefenlenmez, kanları ve elbiseleriyle gömülürler. Ancak onların üzerindeki kürk, palto, parke, silah, mest ve benzeri fazlalıklar çıkarılır. Yıkanmadan gömülmeleri, Hz. Muhammed (s.a.v) 'in: Onları kanlarıyla gömün' (Neseî,) şeklinde hadisine dayanmaktadır. Bu kısım şehîdlerin her birine, 'hükmî şehîd' denir. Bu kısma giren şehîdler, elbiseleriyle gömülünce, elbiseleri onlar için kefen sayılır. Vücutlarının her tarafı elbiseleriyle örtülür. Elbiseleri vücutlarını örtmek için yetmezse, başka bir şeyle örtülmeleri temin edilir.

    2-Âhiretin şehîdi: Bir kısım şehîdler de, yalnız âhiret hükmü bakımından şehîd sayılırlar. Hata yoluyla öldürülen ve varislerine diyet verilmesi gereken kimse ile savaş veya asilerle çatışma sırasında yaralanıp da, çatışma bittikten sonra bir tarafa çekilerek yiyip içtikten, konuştuktan veya uyuduktan yahut ilaç kullandıktan yahut da aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefât eden Müslüman gibi...

    Âkil ve baliğ olmayan yahut hayızlı, nifaslı veya cünüp iken şehîd olanlar da, bu kapsama girmektedirler. Bunlar diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve namazı kılındıktan sonra gömülürler.

    Bir de, yanarak ölen, suda boğulan, göçük, çığ, toprak veya bina altında kalan, vebâ gibi salgın hastalıklardan vefât eden, veya akrep sokmasından ölen, gurbette veya ilim yolunda yada cuma gecesinde vefât eden Müslümanlar da bu hükümdedir. Doğumdan vefat eden kadın da böyledir. Hz. Muhammed (s.a.s) 'in bu kısma giren, savaş dışındaki şehîdler hakkında söylemiş olduğu hadisler vardır (Bakınız, Buhârî, Ezan, 32, Cihâd, 30; Müslim, İmâre, 164; Tirmizî, Cenâiz, 65, Fedâilu'l-Cihâd, 14; Ahmed b. Hanbel, I, 22, 23, II, 323, 325) .

    3-Dünya şehîdi: Kalbinde Allah rızasını taşımayan, başka duygu ve düşüncelerle hareket eden riyâkâr ve gösteriş ehli münafıklar, Müslümanlarla beraber savaşa katıldıkları zaman, kâfirler tarafından öldürülürlerse, dünya hayatında şehîd muamelesine tabi tutulurlar. Bunlar da 'hükmî şehîd' sınıfından kabul edilir, yıkanmaz, cenâze namazları kılınır ve elbiseleriyle gömülürler. Fakat, yukarıdaki hadislerde ifâde edildiği gibi, Allah onların kalbini bilir. Âhirette kendilerine herhangi bir mükâfat yoktur. Cehennem ateşi ile cezalandırılırlar. Böyle insanların gerçek yüzünü Allah bilir. İnsan olarak bizler, tam manasıyla bilemeyiz. Onların hakkında, dış görünüşlerine, hal, hareket ve davranışlarına göre hükmederiz (İbn Abidin, Reddu'l-Muhtar)

    Şehid olan insanların kul hakkı dışındaki bütün günahları affedilir. Şehid olmak, herkese nasib olmayan büyük bir şereftir ve mü'minler için mükemmel bir nimettir. Güzel bir şekilde yaşamak, ondan sonra Allah yolunda O'nun rızası için şehid olmak, her mü'minin hayal ettiği bir mutluluktur. İmân sahibi olan insanın böyle bir şuur ve düşünce ile yaşaması, Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından ne kadar güzel bir şekilde övülmüştür! ..: 'Şehid olmayı Yüce Allah'tan samimi olarak dileyen kimseyi, Allah, rahat yatağında vefat etse bile, şehidlerin derecesine eriştirir' (Müslim)

  • hidayet

    27.08.2009 - 18:32

    Hidayet, doğru yolu gösterme, Allah-ü teâlânın razı olduğu yolda bulunma, Cenab-ı Hakkın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsan etmesi ve kulun rızasını kendi kaza ve kaderine tâbi eylemesi demektir. İhtidanın manası da hidayete erme demektir, yani Müslüman olma, din olarak İslamiyet'i seçme.

    Bir kişiyi hidayete kavuşturmak, Peygamberler dâhil hiç kimsenin elinde değildir. Allah-ü Teâlâ Peygamber efendimizi, âlemlere rahmet olarak gönderdiği ve bütün kâinatı onun için yarattığı halde hidayete erdirme yetkisini vermemiştir. Hâdi ve Mehdi, yani hidayet veren yalnız Allah-ü Teâlâ’dır.

    İrşad tabiî ki her mü’min üzerinde haktır insanların doğru yola gitmesine vesile olmak güzeldir. Lakin Hidayet Allah’tandır.

    Yaratılmışların en şereflisi, yeryüzünde Cenab-ı Hakk’ın halifesi olan, Rabbimizin kendi ruhundan üfleyerek yaratmış olduğu insanoğlunun en önemli görevi; Rabbini bilmesi, anlaması ve O’nun yolunda olmasıdır.insanın yaratılış gayesi, bu dünyaya gönderiliş sebebi kâinatın yaratıcısını tanımak, O’na iman edip ibadet etmektir.

    Cenabı Hak Kur’an-ı Kerimde; “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 51/56) “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (Tin 95/4) “İnsanı yarattıklarımızın bir çoğundan çok üstün kıldık.” (İsra 17/70) buyurmaktadır

  • şefaat

    25.08.2009 - 23:40

    Şefaat kelime manası olarak, birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurtarmaktır. Dinimizde şefaatin varlığı net bir şekilde Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber (sav) Efendimizin hadis-i şeriflerinde beyan edilmiştir. Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin izni ve müsaadesi ile Rasulullah’ın (sav) , evliya, âlim, şehit ve kısacası hayırlı kimseleri iman ehli olanlara azaptan kurtulmaları için vesile olup Allah-ü Teâlâ’ya onun af olunması için dua edecek Allah-ü Teâlâ’da dilediğini bağışlayacaktır.

    Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizlere şefaatin mümin kullar için hak olduğunu şöyle beyan etmektedir:

    “Muttakileri o çok esirgeyici (Allah’ın) huzuruna süvari elçiler gibi toplayacağımız günahkârları ise susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün, çok esirgeyici (Allah’ın) nezdinde ahit edilmiş olanlardan başkaları şefaat hakkına malik olmayacaklardır”(Meryem / 85.86.87) .

    Yine bir başka ayet-i kerimede Yüce Allah(cc):

    “O gün (kıyamet) çok esirgeyici (Allah’ın) kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez”(Ta-ha/ 109) .

    “Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder” (Zuhruf /86) .

    “Onlar, Onun (Allahın) rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler” (Enbiya/ 28) .

    “Sadece Allahın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.” (Necm / 26)

    Ayet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar, (Peygamberler, âlimler, şehitler gibi) ancak Allah-ü Teâlâ’nın izni ile şefaat edeceklerdir. Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat edemeyeceği, açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin bundan müstesna oldukları da bildirilmiştir.

    Peygamber(sav) Efendimize de Şefiâl Müznibin denmiştir.

Toplam 84 mesaj bulundu