Uyan Ey Gözlerim Şiiri - Sultan III. Murad

Sultan III. Murad
1

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Uyan Ey Gözlerim

uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan
azrail’in kastı canadır inan
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

seherde uyanırlar cümle kuşlar
dill-u dillerince tesbihe başlar
tevhid eyler dağlar, taşlar, ağaçlar
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

semâvâtın kapıların açarlar
mü’minlere rahmet suyun saçarlar
seherde kalkana hülle biçerler
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

bu dünya fanidir sakın aldanma
mağrur olup tac-u tahta dayanma
yedi iklim benim deyu güvenme
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

benim, murad kulun, suçumu affet
suçum bağışlayıp günahım ref’et
rasûl’ün sancağı dibinde haşret
uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim uyan

Sultan III. Murad
Şiiri Değerlendir
ÖNCEKİ ŞİİR
SONRAKİ ŞİİR
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Osman Tuğlu
    Osman Tuğlu

    Halide Hanım'ın sorusuna cevap,

    şiir orjinaldir, zaman içinde değişmemiş, noksan görülen bu şekliyle yazılmış.

    Tekke şiirine özenilmiş yazılırken, o devre göre basit Türkçe kullanılmış.

    Yunus Emre şiirinden ilhamla yazılmış, onun bir şiirine benzetilmeye çalışılmış.

    Yunus'un şiiri şu;

    Ömür bahçesinin gülü solmadan
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan
    Ecel bir gün bize gelip çatmadan
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan

    Nice gaflet ile mağrur olursun
    Kervan geçer gider yolda kalırsın
    Billahi sonra çok pişman olursun
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan

    Kaba döşekte yatma döne döne
    Mağrur olup uyuma kana kana
    İletirler seni karanlık Şar’a
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan

    Derviş YUNUS söyler sözün tutulmaz
    Senin kumaşın şol yerde satılmaz
    Böyle yatmak ile Hak’ka varılmaz
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan

    İlginç değil mi?

  • Feyzi Kanra
    Feyzi Kanra

    Sultanların Şiiri / Şiirlerin Sultanı / Dr. Ali FUAT -


    ŞÂİR OSMANLI SULTANLARI

    Osmanlı hânedanı, diğer pek çok hânedandan farklı olarak tarih sahnesinde sanatkâr mizaçlı sultanlarıyla yer almıştır. İyi bir eğitimden geçen Osmanlı şehzadeleri ve sultanları, daha ziyade mûsikîye ve şiire ilgi göstermişlerdir. Osmanlı sarayının diğer Türk devletlerinde de olduğu gibi, sanatçıları ve ilim adamlarını desteklemesi, kültür ve sanat hayatını canlı tutmuştur. Osmanlı padişah, şehzâde, sultan ve diğer hânedan mensupları birçok sanat faaliyetini destekleyerek ve sanatkârları himâye ederek bu hususta adeta birbirleriyle yarışmışlardır. Daha Anadolu Beylikleri döneminde, beyler arasında bir yarışa dönüşen himâye, teşvik ve takdir anlayışı, aynı nitelikte Osmanlı sarayında da devam etmiştir. Osmanlı sultanları devrin ünlü şairleriyle dostluklar kurmuş ve şiir sohbetlerinde bulunmuşlardır. Daha ilk öğrenimleri sırasında kuvvetli bir dil ve edebiyat eğitimi alan sultanlardan pek çoğu şiir yazmış, bir kısmı da divân tertip edecek kadar şâirlik vasıflarını ön plâna çıkarmışlardır.

    Osmanlı sultanlarının şiirlerinde dinî ve tasavvufî muhtevâ önemli bir yer tutmaktadır. Esasen Osmanlı sultanlarından pek çoğu tekke âdâbı içerisinde yetişmiştir. Bu bakımdan hemen hemen bütün Osmanlı Sultanlarının mutlaka bir tekke veya tasavvuf çevresiyle irtibatlı olduğu söylenebilir. Daha başlangıçta Şeyh Edebalı ile Osman Bey, Geyikli Baba ile Orhan Bey arasındaki manevî yakınlık, II. Murâd'ın Bayramîlere ilgisiyle daha geniş bir sosyal muhtevâ kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmed'in Akşemseddin'le ve III. Mehmed'in Halvetî Şeyhi Şemsettin Sivâsî'yle yakınlığı da bu münasebetlerin önemli örneklerindendir.

    Osmanlı padişahları arasında ilk şiir söyleyen II. Murâd'tır. Murâdî mahlasıyla şiirler yazan II. Murâd hakkında Tezkireci Latîfî şunları söylemektedir: 'Her ne kadar kendileri nadiren şiir söylerse de saltanatı süresince şiir ileri seviyede rağbet buldu. Rivayet edilir ki haftada iki gün şair ve bilginleri toplayıp dikkat ve iltifatla, baştan sona dinler, tartışmayı başlatmak için de her hafta her konu için tartışmacılar tayin edermiş.' (İsen, 1990:68)

    Güzel sanatların çeşitli dallarıyla ilgilenen Fatih Sultan Mehmed (1432-1481) de özellikle resme, şiire ve müziğe büyük önem vermiştir. Fatih, Avnî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Fatih'in şiirlerinde Şeyhî ve Ahmed Paşa'nın etkisi görülür. Fatih'in şiirlerinde ön plâna çıkan en önemli husus, derin bir lirizm ve samimiyettir. Nitekim sultan şâir, hükümdarlığının mânâsını, iç âlemindeki muhasebesini de yansıtarak şöyle ortaya koymaktadır:

    İmtisâl-i câhidû fi'llâh olupdur niyyetim
    Dîn-i İslâm'ın mücerred gayretidir gayretim
    Fazl-ı Hakk u himmet-i cünd-i ricâullâh ile
    Ehl-i küfri ser-te-ser kahr eylemekdir niyyetim
    Enbiyâ vü evliyâya istinâdım var benim
    Lütf-ı Hak'dandır hemân ümmîd-i feth ü nusretim
    Nefs ü mâl ile n'ola kılsam cihânda ictihâd
    Hamdüli'llâh var gazâya sad hezârân rağbetim
    Ey Mehemmed mu'cizât-ı Ahmed-i Muhtâr ile
    Umaram gâlib ola a'dâ-yı dîne devletim
    (Aymutlu, 1959:140)

    Fatih'in hâlefi II. Bayezid (1448-1512) de âlim ve sanatkâr bir sultandır. Adnî mahlasıyla şiirler yazan ve bir 'Divân' tertip eden II. Bayezid, Türkçe'nin Çağatay lehçesini ve Uygur harflerini de bilirdi. Adnî Divânı, aynı zamanda Osmanlı padişahları tarafından tertip edilen ilk mürettep divandır. Ünlü İranlı şâir Molla Câmî'ye her yıl bin filori gönderdiği bilinen II. Bayezid, Zenbilli Ali Efendi, Molla Latifî, Sâdî Çelebi, Müeyyedzâde Abdurrahman, Necâtî, Ahmed Paşa, Ca'fer Çelebi, Sâfî, Behiştî ve Zâtî gibi devrin ünlü âlim ve sanatkârlarını desteklemiştir.

    Bayezid, dinî muhtevalı şiirlerinde oldukça coşkulu ve samimidir:

    Hudâyâ Hudâlık sana yaraşır
    Nitekim gedâlık bana yaraşır

    Çü sensin penâhı cihân halkının
    Kamudan sana ilticâ yaraşır

    Şeh oldur ki kulluğun etti senin
    Kulun olmayan şeh gedâ yaraşır

    Şu dil kim marîz-i gamındır senin
    Ana zikrin ile şifâ yaraşır

    Şu kim dürr-i gufrânın almak diler
    der-i gamın bahrine âşnâ yaraşır

    Eğerçi ki isyânımız çok durur
    Sözümüz yine Rabbenâ yaraşır

    Ne ümmîd ü ne bîmdür işimiz
    Hemân bize havf ü recâ yaraşır

    Eğer adl ile sorarsan Adlî'yi
    Ukûbettir ana sezâ yaraşır

    Ben ettim anı ki bana yaraşır
    Sen eyle anı kim sana yaraşır

    Şu günde ki hiç çâresi kalmaya
    Ana çâre-res Mustafâ yaraşır
    (Divân-ı Adlî, Millet Ktb., nr: 274, vr.1b)


    Kardeşi Cem Sultan'la saltanat mücadelesine girişen ve uzun süre bu gâileyle uğraşan II. Bayezid'in Cem Sultan'la manzum mektuplaşmaları da bilinmektedir.

    Bayezid'in oğlu olan ve 'Harîmî' mahlasıyla şiirler yazan Şehzâde Korkut (1470-1512), Klâsik edebiyatımızın şekil ve muhtevasını iyi bilen sultan şairlerdendir. Şehzâde Korkut'un şiirleri yakın zamanda yayımlanmıştır.

    Sultan şâirler arasında şiirlerinde şahsî duygularını ifade etmede en başarılı sayılan şair, hiç şüphe yok ki Cem Sultân (1459-1495)'dır. Şiir ve edebiyatla çok küçük yaşlardan beri meşgul olmuş bir şehzâde olan Cem'in çevresinde, adına 'Cem şâirleri' denen bir grup şâir bulunmuştur. Cem Sadisi, Haydar Bey, Sehâî, Kandî, Şâhidî gibi dönemin ünlü şairlerinden oluşan bu gruptan bazı şâirler, Cem'i gurbette de yalnız bırakmamışlardır. Cem Sultan, şiirlerinde yaşadığı sıkıntıları, oldukça duygulu bir anlatımla dile getirir:

    Bu gurbet câna gâyet kâr kıldı
    Ki âlemden beni bî-zâr kıldı
    Ne kılam gerdiğ-i eyyâm beni
    Belâ vü derd ile bîmâr kıldı
    Ne nahs olur aceb bu tâli'im kim
    Beni âlem içinde zâr kıldı
    Gülistân yerine ni'me'l-bedeldir
    Felek yerimi ğimdi hâr kıldı
    Görün gerdûn-ı dûnun himmetini
    Bu gurbetde Cem'i bîmâr kıldı
    (Ersoylu, 1989:233)

    Cem Sultân şiirlerinde, daha ziyade vatan hasretini, aşk, tabiat, dinî ve tasavvufî konuları işlemiştir. Şairin geniş kültürü, şiir bilgisi, hassasiyeti, onun şiirlerine, zengin bir muhtevayla birlikte güçlü bir dış yapı da kazandırmıştır. Cem Sultan'ın Türkçe Divânı'nın birçok baskısı bulunmaktadır.

    Osmanlı Devleti'nin büyük hünkârlarından Yavuz Sultan Selim (1470-1520), Farsça'yı çok iyi bilen ve bir Farsça Dîvân tertip edecek derecede bu dilde şiirler yazabilen bir sanatçıdır. Yavuz, Arapça şiirler de yazmıştır. Felsefe, edebiyat, matematik ve dinî ilimler konusunda geniş bilgi sahibi olan Yavuz Sultan Selim'in Türkçe şiirler yazdığı söylense de bunda kesinlik yoktur. Solak-zâde Tarihi'nde onun Türkçe şiirler de yazdığına dair şu bilgiler verilmektedir: 'Hayatları boyunca, Türkçe şiir söylemediğini tarihçiler kaydetmişlerdir. Amma bazılarının rivâyetine göre -aşağıdaki- beyit kendilerinden sâdır olmuştur. (...) Çaldıran sahrasında Şah İsmail ile karşılıklı saflar bağladığında, onu bozduktan sonra arkasından takip etmek istemesine yeniçeri taifesi mâni olmuş idi. İster istemez, kendilerini geri döndürmüşlerdi. Bu beyti ise orada söyledikleri sâbit olmuştur:Cihânın gerçi nûş ettim yedi tasından geçen zehrin
    Velâkin zehr-i katilden beter buldum meğer kahrin
    (Çabuk, 1989:96)

    Yavuz Sultan Selim'e atfedilen şu şiir de onun karakter çizgilerini yansıtmaktadır:

    Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsun etdi felek
    Giryemi kıldı füzûn eşkimi hûn etdi felek
    Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
    Beni bir gözleri âhûya zebûn etdi felek
    (İsen, Bilkan,1996:117)

    Osmanlı sultanları arasında en çok şiir yazan sultan şâir unvanına sahip olan Kanunî Sultan Süleyman, şiirlerinde Muhibbî, Meftûnî ve Âcizi mahlaslarını kullanmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman, biri Farsça olmak üzere iki Divân sahibidir. Muhibbî Divânı'nda 2799 gazel bulunmaktadır. Şiirlerinin toplamı 15935 beyite ulaşmaktadır. Bu haliyle o, aynı zamanda Divan edebiyatının en hacimli divânını kaleme alan şairdir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde Bâkî, Zâtî, Hayâlî ve Fuzûlî gibi büyük şairler yetişmiş ve bu şâirlerin birçoğu Sultanın yakın ilgisine ve himayesine mazhar olmuştur.
    Muhibbî, dönemindeki şâirleriyle mukayese edildiğinde hiç de küçümsenmeyecek bir sanatkâr olarak karşımıza çıkar. Bilhassa Divan şiirinin zirveleri kabul edilen XVI. yüzyıl şâirleriyle aynı sanat ikliminde at koşturması ve ortaya koyduğu eserlerin, bu yüzyılın ulaştığı estetik seviyeye uygunluğu, onun devlet idaresinde olduğu kadar, şiir alanındaki başarısını da ortaya koymaktadır. Muhibbî'nin matla beyti dilden dile dolaşan şu ünlü gazeli, onun dünya saltanatı karşısındaki lakayt tavrını ve tasavvufa meylini de yansıtmaktadır:

    Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi
    Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
    Saltanat dedikleri ancak cihân gavgâsıdır
    Olmaya baht ü sa'âdet dünyede vahdet gibi
    Ko bu ıyş u işreti çün kim fenâdır âkibet
    Yâr-ı bâkî ister isen olmaya tâ'at gibi
    Ola kumlar sagışınca ömrüne hadd ü aded
    Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâ'at gibi
    Ger huzûr etmek dilersen ey Muhibbî fârig ol
    Olmaya vahdet cihânda kûşe-i uzlet gibi
    (Ak, 1987: 763)

    Kanunî'nin şehzâdeleri olan Mustafa, Bayezid, Selim ve Cihangir de şiirler yazmışlardır. Çok iyi bir eğitim gören bu şehzâdelerin her biri talihsizlikler neticesinde Kanunî'nin gözleri önünde yok olup gitmişlerdir. Bunlardan bilhassa Şâhî mahlasıyla şiirler yazan Şehzâde Bayezid (1527-1562) ile Kanunî arasında cereyan eden manzum mektuplaşmalar gerek Osmanlı tarihi, gerekse Divan şiiri açısından türünün orijinal örnekleridir. İran'a sığınan Bayezid, babasına şöyle seslenmektedir:

    Ey serâser âleme sultân Süleymânum baba
    Tende cânum cânumun içinde cânânum baba
    Bâyezidine kıyar mısun benüm cânum baba
    Bî-günâhım Hak bilür devletlü sultânum baba
    Enbiyâ ser-defteri ya'ni ki Âdem hakkıçün
    Hem dahi Mûsî ile Îsî-i Meryem hakkıçün
    Kâinâtın serveri ol Ruh-ı a'zam hakkıçün
    Bî-günâhım Hak bilür devletlü sultânum baba
    Sanki Mecnûnum bana dağlar başı oldu durak
    Ayrılup bi'l-cümle mâl ü mülkden düştüm ırâk
    Dökerüm göz yaşını vâ-hasretâ dâd el-firâk
    Bî-günâhum Hak bilür devletlü sultânum baba
    Kim sana arz eyleye hâlüm eyâ şâh-ı kerîm
    Anadan kardaşlarumdan ayrılup kaldım yetîm
    Yok benüm bir zerre isyânum sana Hakdur alîm
    Bî-günâhum Hak bilür devletlü sultânum baba
    Bir nice ma'sûmum olduğun şehâ bilmez misün
    Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısun
    Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısun
    Bî-günâhım Hak bilür devletlü sultânum baba
    Tutalum iki elim baştan başa kanda ola
    Bu meseldür söylenür kim kul günâh itse n'ola
    Bâyezîd'ün suçunı bağışla kıyma bu kula
    Bî-günâhım Hak bilür devletlü sultânum baba
    (Ak, 1987: 5-6)


    Kanunî de yazdığı bir murabba ile 'isyankâr şehzâde'ye cevap verir. Her iki şiir de lirizm ve samimiyet bakımından birbirinden güzeldir. Kanunî'nin âdeta bir şiir imtihanına tâbi tutulduğu hissiyle, oğlunun şiirine aynı vezin ve üslup içerisinde cevap vermesi dikkat çekicidir:

    Ey dem-â-dem mazhar-ı tuğyân u isyânım oğul
    Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermânım oğul
    Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezîd Hân'ım oğul
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul

    Enbiyâ vü evliyâ ervâh-ı a'zam hakkiçün
    Nûh u İbrâhim ü Mûsâ İbni Meryem hakkiçün
    Hâtem-âsâr-ı nübüvvet Fahr-i Âlem hakkiçün
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul

    Âdem adın etmeyen Mecnûna sahrâlar durak
    Kurb-i ta'atden kaçanlar dâ'imâ düşer ırak
    Ta'n değildir der isen Vâ hasretâ dârü'l-firâk
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul

    Neş'et-i Hakdır nübüvvet râm olan olur kerîm
    Lâ-tekul üf kavlini inkâr eden kalır yetîm
    Tâ'ate isyâna alîmdür Hudâvend-i Kerîm
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul

    Rahm ü şefkat zîb-i îmân olduğun bilmez misin?
    Ya dem-i ma'sûmu dökmeden hazer kılmaz mısın?
    Abd-i âzâd ile Hak dergâhına varmaz mısın
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul

    Hak reâyâ-yı mutî'e râ'î etmişdir beni
    İsterim mağlûb edem agnâma zîb-i düşmeni
    Hâşe lillâh öldürürsem bî-günâh nâgâh seni
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul

    Tutalım iki elin başdan başa kanda ola
    Çünki istiğfâr edersin biz de afv etsek n'ola
    Bâyezîdim suçunu bağışlarım gelsen yola
    Bî-günâhım deme bâri tevbe kıl cânım oğul
    (Ak, 1987 : 6-7)


    Osmanlı tahtında sekiz yıl oturan bir diğer sultan şair II. Selim (1524-1574)'dir. Alî, Sâmî, Hâtemî, Firâkî, Ferdî, Nigârî, Nihânî gibi dönemin şair, âlim ve musikişinâslarını koruyan II. Selim, Selimî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Ancak II. Selim'in şiirleri oğlu III. Murad (1542-1595)'ınkiler kadar kuvvetli değildir. Murâdî mahlasıyla şiirler yazan III. Murad, Osmanlı şiir tarihinde en fazla gazel yazan şairlerdendir. III. Murad'ın Türkçe Divânı'nda 1566 gazel bulunmaktadır. Divanındaki mülemmâlar, şairin Türkçe'yle birlikte, Arapça ve Farsça'ya hâkimiyetini de göstermektedir. Sultan III. Murâd'ın Türkçe Divânı dışında, biri Arapça ve biri Farsça olmak üzere iki divânı daha vardır. Osmanlı padişahlarının en bilginlerinden sayılan III. Murad, Şeyhülislâm Mehmed Sâdeddîn Efendi, Bekaî Efendi, Şeyh Şücâ Efendi, Tiryakî Hasan Paşa gibi devrin ünlü hocaları tarafından yetiştirilmiştir. Murâdî'nin birçok şiirinde tasavvufa temayülünü görmek mümkündür:

    Bugün âşıkların esrârına âgâh olan gelsin
    Bu meydân-ı mahabbetde fenâ fi'llâh olan gelsin

    İki dünyâyı terk eden bu yola baş açık giden
    İşi dil-dâr şevkinden dem-â-dem âh olan gelsin

    Bu aşkın remzini fehm eyleyimez degme bir âkıl
    Bunu anlamağa derd ehline hem-râh olan gelsin

    Sana me'vâ yeter me'vâ yürü ta'n eyleme zâhid
    Bize iki cihândan dâmeni kütâh olan gelsin

    Bu râza ey Murâdî her kimesne olamaz mahrem
    Bu aşkın mülkine ey ser-be-ser şâh olan gelsin
    (Kırkkılıç, 1985:327)

    III. Murad'ın oğlu Sultan III. Mehmed (1566-1603) de şair olup Adnî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Onun şiirlerinde de babasının şiirlerindeki tasavvufî birikimi görmek mümkündür.

    Şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanmış olan I. Ahmed (1590-1617), Mevlevî olmakla beraber, Şeyh Üftâde müridlerinden olan ve Bayramiyye'nin Celvetî kolunun pîri ünlü mutasavvıf Aziz Mahmud Hüdâyî (1543-1628)'ye bağlı idi. Bu bağlılık, aynı zamanda her ikisi de şair olan I. Ahmed ile Hüdâyî'nin şiirlerine de yansımıştır. 'Aziz Mahmud Hüdâyî III. Murâd'ın vefatı üzerine:

    Yalan dünyaya aldanma ya hû
    Bu dernek dağılır divan eğlenmez
    İki kapılı bir viranedir bu
    Bunda konan göçer mihman eğlenmez


    Dörtlüğüyle başlayan bir şiir yazmıştır. I. Ahmed'in de Aziz Mahmud Hüdâyî'ye bağlılığı ve sevgisi birçok kaynakta zikredilmektedir. Padişah, bu bağlılığı:

    Varımı ben Hakka verdim gayri varım kalmadı
    Cümlesinden el çekip bes dü cihânım kalmadı
    (Kara, 1977 : 118)

    Matlaı ile başlayan şiirinde dile getirmiştir.'

    Münâcât, Ramazaniye, İdiyye, Mersiye, Tarih, Tahmis, Murabba, Şarkı, Na't, Gazel gibi şiirin hemen her şeklinde ve türünde örnekler vermiş olan I. Ahmed, bir kısmı bestelenerek tekkelerde okunan coşkulu şiirler yazmıştır. Onun şu münâcâtı en çok bilinen şiirlerindendir:

    Dil hânesi pür-nûr olur
    Envâr-ı zikrullah ile
    Iklîm-i ten ma'mur olur
    Mi'mâr-ı zikrullah ile

    Her müşkil iş âsân olur
    Derd-i dile dermân olur
    Cânın içinde cân olur
    Esrâr-ı zikrullâh ile

    Gamgîn gönüller şâd olur
    Dem-besteler âzâd olur
    Güm-geşteler irşâd olur
    Âsâr-ı zikrullah ile

    Zikr eyle Hakk'ı her nefes
    Allah bes bâkî heves
    Bes gayriden ümmîdi kes
    Tekrâr-ı zikrullah ile

    Gör ehl-i hâlin fırkasın
    Çâk etti ceyb-i hırkasın
    Devr eyle zikrin halkasın
    Pergâr-ı zikrullah ile

    Terk et cihân ârâyişin
    Nefsin gider âlâyişin
    Bu cân ü dil âsâyişin
    Efkâr-ı zikrullah ile

    Bahtî sana ikrâr eder
    Tevhîdini tekrâr eder
    Ihlâsını iş'âr eder
    Eş'âr-ı zikrullâh ile
    (Kayaalp, 1994 : 92)


    Osmanlı tahtının talihsiz sultanlarından olan II. Osman (1604-1622) da şairdir. Aziz Mahmud Hüdâyî'ye bağlı olan II. Osman, Fârisî mahlasıyla şiirler yazmıştır. II. Osman'ın gazel, murabba ve müfredlerden oluşan divanı Topkapı Sarayı Kütüphanesi'ndedir.

    Tahta henüz 11 yaşındayken çıkan IV. Murad (1612-1640) da 'Murâdî' mahlasıyla şiirler yazmıştır. IV. Murad, kendi devrinde yaşayan Şeyhülislâm Yahya, Nef'î, Nev'izâde Atayî, Ganizâde Nadirî, Azmizâde Hâletî, Cevrî gibi şairleri desteklemiştir. IV. Murad'ın, Hâfız Ahmed Paşa'nın Bağdad'ı muhasara ettiği halde, şehri almaya muvaffak olamaması karşısında, Paşa'ya olan öfkesini nazmen kaleme alması orijinal bir örnektir:

    Hâfızâ Bağdâd'a imdâd etmeğe er yok mudur
    Bizden istimdâd edersin sende asker yok mudur

    Düşmanı mât etmeğe ferzâneyim ben der idin
    Hasma karşı şimdi at oynatmağa yer yok mudur

    Gerçi lâf urmakta yoktur sana hem-pâ biliriz
    Lîk senden dâd alır bir dâd-güster yok mudur

    Merdlik davâ edersin bu muhanneslik nedir
    Havf edersin bari yanında dilâver yok mudur

    Râfizîler aldı Bağdâd'ı tekâsül eyledin
    Sana hasm olmaz mı Hazret rûz-ı mahşer yok mudur

    Bû Hanife şehrin ihmâlinle vîrân ettiler
    Senda âyâ gayret-i dîn-i peyamber yok mudur

    Bî-haberken saltanat ihsân eder Perverdigâr
    Yine Bağdâd'ı ihsân mukadder yok mudur

    Rüşvet ile cünd-i İslâm'ı perişân eyledin
    İşidilmez mi sanırsın bu haberler yok mudur

    Avn-i Hakla intikâm almağa a'dâdan meğer
    Bende-i dîn bir vezir-i dîn-perver yok mudur

    Bir Alî-sîret veziri şimdi serdâr eyledim
    Hızr peygamber mu'în olmaz mı rehber yok mudur

    Şimdi hâli mi kıyâs eylersin âyâ âlemi
    Ey Murâdî pâdişâh-ı heft kişver yok mudur
    İsen, Bilkan, 1996: 195)


    Osmanlı şiiri, devletteki sosyal ve siyasî çözülmenin aksine, sürekli bir gelişme ve yenilenme hâli yaşamıştır. Divan şiiri, XVI. yüzyılda en parlak dönemini yaşadıktan sonra, sosyal, siyasal ve ekonomik düşüşe zıt olarak, yeni ve farklı bir üsluplar içerisinde gelişmesini sürdürmüştür. Osmanlı sarayı, gerek Gerileme Dönemi'nin başladığı XVII. yüzyılda ve gerekse çözülmenin, artan gâileler ve ortaya çıkan sosyal buhranlarla iyice toplumu sardığı XVIII. yüzyılda, şiirin bu kendine has gelişmesinden bigâne kalmamıştır.

    Bu dönemde ard arda tahta çıkan IV. Mehmed (1642-1693), II. Ahmed (1643-1695), II. Mustafa (1664-1703), III. Ahmed (1673-1736), III. Mustafa (1717-1774) ve III. Selim (1761-1808) gibi sultanlar da şiir yazmışlardır. II. Ahmed mahlas olarak 'Ahmed' ismini tercih etmiştir. Sultan II. Mustafa,'İkbâlî', III. Ahmed 'Necîb' , III. Mustafa 'Cihângîr' ve III. Selim de 'İlhâmî' mahlaslarıyla şiirler yazmışlardır. III. Ahmed, aynı zamanda hattat idi. Topkapı Sarayı önünde yaptırdığı çeşmenin cephesine, şu tarihi bizzat kendisi yazmıştır:

    Târihi Sultân Ahmed'in cârî zebân-ı lüleden
    Aç Besmeleyle iç suyu Hân Ahmed'e eyle du'â
    (Aynur, Karateke, 1995:175)


    III. Ahmed, sarayın arz odası üzerindeki besmeleyi de bizzat kendisi yazmıştır. III. Ahmed devrinde İstanbul'da yapılan çeşmeler, şair ve hattat sultanın şehir mimarisine verdiği önemi de göstermektedir.

    Osmanlı padişahları, sadrazam, vezir ve devlet ricali saray, konak ve evlerini her türlü sanat etkinliklerine açarak sanatın gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu bakımdan, Osmanlı şiirinin gelişmesinde padişah ve diğer devlet ricalinin destekleriyle oluşturulmuş 'edebî muhitler'in önemi büyüktür. Necip mahlasıyla şiirler yazan III. Ahmed aynı zamanda, 'Lâle Devri' olarak anılan kültür ve sanat hareketinin de baş mimarı olmuştur. Nedîm gibi, Divân şiirinin usta sanatçılarından birinin yetişmesi, Lâle Devri'nin sanatçıya sunduğu imkânlar neticesinde gerçekleşmiştir.

    Osmanlı Devleti'nin musikişinas sultanlarından IV. Mehmed ve III. Selim'in besteleri bilinmektedir. Özellikle III. Selim'in 'Sûz-ı Dil-ârâ' makamını icâd ettiği, devrin ünlü şairi Şeyh Gâlib'le yakın dostluğu neticesinde, Galata Mevlevihanesi'ne sık sık giderek Gâlib'le şiir sohbetlerinde bulunduğu bilinmektedir. Şeyh Gâlib, bu dostluğun nişânesi olarak III. Selim için on kaside, yirmi altı tarih, bir terci' ve bir kısa mesnevi kaleme almıştır. III. Selim'in nakış yürük semai sûzidilârâ bestesi olan : 'Âb ü tâbıyla bu şeb hâneme cânân geliyor' bestesi ünlüdür. Bir padişahın, ümmi olduğu bilinen şair Mürekkepçi Enverî'nin şu beyitini de bestelemiş olması, Osmanlı sultanlarının engin sanat kültürünü ortaya koymaktadır:

    N'ideyim sahn-ı çemen seyrini cânânım yok
    Bir yanımca salınır serv-i hırâmânım yok


    III. Selim'in pek çok makamda 103 civarında beste yaptığı bilinmektedir. Padişahın yirmi eserinin güftesi, bizzat kendisinin yazdırdığı tek nüshası bilinen 'Güfte Mecmu'ası'nda bulunmaktadır. III. Selim'in Sûzidilârâ Yürük Semâî makamındaki bir diğer ünlü eseri de şu beyitle başlayan eseridir:

    Âb ü tâbile bu Şeb hâneme cânân geliyor
    Halvet ülfete bir Şem-i Şebistân geliyor


    III. Selim şiirlerinde çok samimi bir üslup kullanmaktadır. Onun Divân'ında, şiir serüvenini anlattığı şu şiiri, mütevazı şahsiyetini de yansıtmaktadır:

    Besmeleyle ettim ana ibtidâ
    Ya'ni mes'ûd ede Divânım Hudâ

    Gerçi eş'ârımda nükte yokdurur
    Hem fesahatta kusûrum çokdurur

    Anı ben görmedim üstâddan hem
    Hilâfım yok benim Allahu a'lem

    Ne Farsî okudum ben hod ne Tarzî
    Ne ta'lîm eyledim nazm-ı Hicâzî

    Ne Bûstân okudum ben ne Gülistân
    N'ola affeylese erbâb-ı 'irfân

    Bana ilhâm-ı Hak oldukda muhtâs
    Anınçün eyledim İlhâmî mahlâs

    Eden bu lutfu Mevlâ-yı kerîmdir
    Ezelden nâmımız Sultân Selim'dir

    Selîm ismi değil çün bana mahsûs
    Şi'irde etdim İlhâmî tahallüs

    III. Selim'in mizacını ve mütevazi şahsiyetini yansıtan bir diğer şiiri de 'saltanat' redifli gazelidir:

    Bâğ-ı âlem içre gerçi pek safâdır saltanat
    Vakf etsen bir kuru gavgâya câdır saltanat

    Bu zamânın devletiyle kimse mağrûr olmasın
    Kâm alırsan adl ile ol dem be-câdır saltanat

    Kesb eder mi vuslatın bin yılda bir âşık anun
    Meyl eder kim görse ammâ bî-vefâdır saltanat

    Kıl tefekkür ey gönül çerhin hele devrânını
    Geh safâ ise velî dâ'im cefâdır saltanat

    Bu cihânın devletine eyleme zerre tama'
    Pek sakın İlhâmî zirâ bî-vefâdır saltanat
    (İsen, Bilkan, 1996: 229)

    Osmanlı sultanlarından II. Mahmud (1784-1839) ve kızı Âdile Sultan'ın da sanatçı kişilikleri üzerinde durmak gerekmektedir. Hat ve musikî ile de uğraşan II. Mahmud, Adlî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Mahur, Hicaz ve Hisarbuselik şarkıları bilinen II. Mahmud'un Hicaz Kalender bestesi şöyledir:

    Ebrûlerinin zahmı nihândır ciğerimde
    Gül ruhlerinin handeleri çeşm-i terimde
    Sevdâ-yı muhabbet esiyor şimdi serimde
    Takdîre ne çâre bu da varmış kaderimde

    II. Mahmud'un kızı Âdile Sultan, Osmanlı hânedanında Divan tertip etmiş yegâne kadın şairdir. Hece vezniyle de şiirler yazmış olan Âdile Sultan'ın şiirlerinde, Yunus Emre, Fuzûlî ve Şeyh Gâlip gibi şairlerin etkisi görülür:

    Bu gün meydân-ı aşk içre salâdır isteyen gelsin
    Geçip cân le hem başdan bu devrânı bilen gelsin

    Eğer kim cânına kıyan olur cânânınâ vâsıl
    Anınçün meclis-i tevhîde hep câna kıyan gelsin

    Visâl-i yâra tâlib zümre-i merdâna mhtâcdır
    Bu sözü fark eden insân-ı kâmil her zamân gelsin

    Bu gün al ders-i aşkı Âdile meydân-ı himmetde
    Zamândır ma'rifet tahsîline tâlib olan gelsin
    (Özdemir, 1996:426)


    Âdile Sultan'ın şiirleri, aynı zamanda Osmanlı ailesinin tarihine ışık tutan vesikalar niteliğindedir. Gerek babası, annesi gerekse kardeşleri hakkında yazdığı pek çok şiir, kendi aile çevresiyle ilgili önemli ipuçları taşımaktadır.

    Osmanlı Devleti'nin sanatkâr sultanlarından biri de II. Abdülhamîd (1842-1918)'dir.

    Onun şiir ve musikiyle ilgilendiği, gerek kendi hâtırâtında gerekse yakınlarının naklettiklerinde dile getirilmiştir. II. Abdülhamîd'in 1909'da tahttan indirilmesinden sonra yerine geçen Sultan Mehmed Reşâd (1844-1918)'ın Çanakkale zaferi üzerine yazdığı şiiri de Osmanlı sultanlarının şiir serüveni bakımdan önem taşımaktadır:

    Savlet etmişti Çanakkale'ye bahr ü berden
    Ehl-i İslâm'ın iki hasm-ı kavîsi birden

    Lâkin imdâd-ı İlâhî yetişip ordumuza
    Oldu her bir neferi kal'a-i pûlâd-beden

    Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde
    Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen

    Kadr ü haysiyyet pâ-mâl olarak etti firâr
    Kalb-i İslâm'a nüfûz eylemeğe gelmiş iken

    Kaplanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle du'â
    Mülk-İslâm'ı Hüdâ eyleye dâ'im me'men
    (İsen, Bilkan, 1996:251)


    Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülaziz (1830-1876), Batı müziğiyle ilgilenen ağabeyi Sultan Abdülmecid'in aksine, Türk müziğini tercih etmiştir. Ney üflemede de mâhir olan Sultan Abdülaziz'in besteleri arasında Şevkefzâ şarkı: 'Ey nevbahâr-ı hüsn ü ân' , Evcârâ şarkı: 'Ettiğinden utanmaz mısın', Muhayyer şarkı : 'Bî-huzurum nâle-i mürg-i dil-i dîvâneden', Hicaz sirto gibi sevilen eserler yer almaktadır.

    Osmanlı Devleti'nin son sultanı VI. Sultan Mehmed Vahîdeddîn (1861-1926) de sanatçı bir kişiliğe sahiptir. Kanunî ve bestekâr olan Vahîdeddîn'in bu yönü yakın zamana kadar teferruatıyla bilinmemekteydi. Vahîdeddîn'in bestelerini yayınlayan Murat Bardakçı, son Osmanlı padişahının bu hususiyetini de ortaya koymuştur. Vahîdeddîn'in çeşitli makamlarda toplam 41 beste yaptığı bilinmektedir. Son Osmanlının 8 Mart 1923'te Taif'te yegâh makamında bestelediği şu şarkı, onun içerisinde bulunduğu ruh hâlini de yansıtmaktadır:

    Hayli demdir ben cüdâyım lâne-i vîrâneden
    Düşümüşüm vahşet iline cümle-i cânâneden
    Aks-i sadâ bile gelmez nâle-i figâneden
    Kalmadı ümmîd ü kudret cism-i nâ-tuvâneden

    Âh yeter Allah'ım yeter ! Şuna insan dayanmaz
    Bunca mihen firkate hem ten ü cân dayanmaz
    (Bardakçı, 1997:10)


    Sultan Vahîdeddîn'in besteleri, sürgünde bulunduğu sıradaki yalnızlığını ve üzüntülerini de ortaya koymaktadır. Onun, güftesi Fuzûlî'ye ait olan şu Nihavend şarkısı, gurbetteki yalnızlık duygusuyla bestelenmiştir:

    Dost bî-pervâ bî-rahm devrân b'i-sükûn
    Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâlî' zebûn (...)


    Sultan Vahîdeddîn'in besteleri arasında dikkat çeken ana tema 'vatan hasreti'dir. Onun besteleri arasında bulunan ve muhtemelen güftesi de kendisine ait olan Sûzidil Şarkı, bu hasreti yansıtmaktadır:

    Felâket bâğını gezdim serseri
    Feryâd u zârımı duyan kalmamış
    Aradım o şâhin yiğit erleri
    Yattıkları yerde nişân kalmamış
    (Bardakçı, 1997:10)


    Osmanlı hânedanının son üyelerinin, Batı ile olan münasebetlerin kültür ve sanat alanlarında da yoğunlaşmasının neticesinde, daha ziyade Batı müziğiyle ilgilendikleri bilinmektedir. Büyük bir edebî geleneğin yozlaşarak 'aslî unsurlarını kaybetmesi', bir sonun başlangıcı olmuş ve Dede Efendi'nin de belirttiği gibi, 'artık bu oyunun tadı kalmamış'tır.

    KAYNAKLAR

    Ak, Coşkun, Muhibbî Divânı, Kültür ve Turizm Bak. Yay., Ank. 1987
    Aymutlu, Ahmet, Fatih ve Şiirleri, İst. 1959
    Aynur, Hatice; Karateke Hakan T., III. Ahmed Devri İstanbul Çeşmeleri(1703-
    1730), İst. Büyükşehir Bld., Yay., İst. 1995
    Bardakçı, Murat, Sultanî Besteler, Pan Yay., İst. 1997
    Çabuk, Vahid, Solakzâde Tarihi, II, Kültür Bak. Yay., Ankara 1989
    Divân-ı Adlî, Millet Ktb., nr: 274
    Divân-ı Avnî, Millet Ktb., Ali Emirî Ef., nr: 608
    Divân-ı Bahtî, Millet Ktb., Ali Emirî Ef., nr: 53
    Divân-ı İlhâmî, İÜ. Ktp., nr: 5526
    Ersoylu, İ. Halil, Cem Sultan'ın Türkçe Divânı, TDK. Yay., Ank. 1989
    İsen, Mustafa; Bilkan, Ali Fuat, Sultan Şairler, Akçağ Yay., Ank. 1996
    İsen, Mustafa, Latifî Tezkiresi, Kültür Bak. Yay., Ankara 1990
    Kara, Mustafa, Dinî hayat açısından Tekkeler ve Zaviyeler, Dergâh Yay., İst. 1977
    Kayaalp, İsa, Sultan Ahmed ve Divânı, Hz. Akşemseddin Vakfı, İst. 1994
    Kılıç, Filiz, 'Osmanlı Hânedanından Bir Şair : Şehzâde Korkud', Bilig, sayı : 2,
    1996, s.203-220
    Kırkkılıç, Ahmet, Sultan Üçüncü Murâd (Murâdî), Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divânı'nın Tenkidli Metni, -basılmamış- doktora tezi, Erzurum 1985
    Özdemir, Hikmet, Âdile Sultan Divânı, Kültür Bak. Yay., Ank. 1996
    Üngör, Ethem Ruhi, 'Musikîşinas-Bestekâr Şehzâde ve Sultanlar', Musikî
    Mecmuası, sayı : 465, İst. 1999, s.48


    İçindekiler

    Kategoriler

    Arama

    Tavsiye et
    Yayın ilkeleri
    Bağlantılar
    Hakkımızda
















    Yağmur Dergisi
    Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi

  • Feyzi Kanra
    Feyzi Kanra

    başka bir sitede şiiraşağıdaki gibi yazılmış.

    Uyan Ey Gözlerim
    Sultan III. Murat Han bir sabah namazını kaçırmış. Üzüntüsünden Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan'ı yazmış. Biz hergün kaçırıyoruz ama ne yazik ki o parçayı dinlemiyoruz bile?

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan
    Azrail? in kastı canadır, inan.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Seherde uyanırlar cümle kuşlar
    Dill-u dillerince tesbihe başlar
    Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Semâvâtın kapuların açarlar.
    Mü? minlere rahmet suyun saçarlar
    Seherde kalkana hülle biçerler.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Bu dünya fanidir sakın aldanma.
    Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
    Yedi iklim benim deyu güvenme.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Benim, Murad kulun, suçumu affet.
    Suçum bağışlayub günahım ref et.
    Rasûl? ün sancağı dibinde haşret.
    Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
    Uyan uykusu çok gözlerim uyan...

  • Xalide Efendiyeva
    Xalide Efendiyeva

    seherde uyanırlar cümle kuşlar

    özür dilerim 7+5 değil 7+4 olmuş

  • Xalide Efendiyeva
    Xalide Efendiyeva

    .Önce her kese iyi akşamlar... Feyzi bey, sizinle aynı fikirdeyim.
    Şiirin de orijinal olup olmadığını Osman Tuğlu arkadaşımıza sormak lazım. Sanırım o bize yardım eder.

    Gelelim hatalara. Şiirde noktalama işaretleri yok, bazı yerlerde şapka kullanılmış ki, bu da aruza ait bir işarettir,dizeler büyük harfle başlamalı küçükle başlıyor. kafiye hataları var:

    uyan ey gözlerim gafletten uyan
    uyan uykusu çok gözlerim uyan

    Bu iki dizede 'uyan' rediftir, rediften önceki kelimeler kafiye olmalı, 'gaflet ' ve 'gözler' kafiye değil,



    seherde uyanırlar cümle kuşlar - ölçü 7+5 olmuş, 6+5 olmalı


    semâvâtın kapıların açarlar- 4+4+3 olmuş
    mü’minlere rahmet suyun saçarlar -4+4+3
    seherde kalkana hülle biçerler - 6+5
    uyan ey gözlerim gafletten uyan -6+5
    uyan uykusu çok gözlerim uyan - 6+5

    bu dünya fanidir sakın aldanma - 6+5
    mağrur olup tac-u tahta dayanma - 4+4+3
    yedi iklim benim deyu güvenme - 4+4+3

    Burda 'güven' 'aldan' ve 'dayan' kelimesine kafiye değil

    Benden bu kadar, bu şiirin orijinali olamaz
    Saygılarımla


  • Feyzi Kanra
    Feyzi Kanra

    Hatalısı bile güzel hatasızı kimbilir ne kadar güzeldir.Öyle değil mi
    Xalide Efendiyeva: hanımefendi.Selam.:))

  • Xalide Efendiyeva
    Xalide Efendiyeva

    Şiir baştan sona hatalı... belki de orijinal değil...

  • Osman Tuğlu
    Osman Tuğlu

    Uyan Ey Gözlerim



    Akşamdan altıya kurdum saati,

    Nasıl da çalıyor, çan! çan! çan! adi.

    Uyan ey gözlerim gidelim haydi,

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

    Uyan uykusu çok gözlerim uyan.


    Vardiya değişir kalmaz sekize,

    Kalkıp yetişelim hemen servise.

    Bu dünyada uyku harammış bize,

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

    Uyan uykusu çok gözlerim uyan.


    Kulak duyuyor da beyin mi sağır,

    Çarşaf mı tutkallı, yorgan mı ağır?

    Yedi uyurlara yurt olmuş bağır,

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

    Uyan uykusu çok gözlerim uyan.


    Geç kalırsak ustam vallahi oyar,

    Vardiya amiri fırına koyar,

    Allah muhafaza müdürüm duyar;

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

    Uyan uykusu çok gözlerim uyan.


    Bey yattığı yerden alır ganimet,

    Seherde kalkanlar zor bulur nimet;

    Payımızmış deyip iki dirhem et,

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

    Uyan uykusu çok gözlerim uyan.


    Fazla yaşamaz ki elin hamalı

    Gönlünce uyursun dikince nalı,

    Eve ekmek lazım şimdi kalkmalı:

    Uyan ey gözlerim gafletten uyan,

    Uyan uykusu çok gözlerim uyan.



    Osman TUĞLU

  • Nadir Şener Hatunoğlu
    Nadir Şener Hatunoğlu

    Saygı ile.. On beş yıl kadar önceydi galiba. Önceki senatörlerden yakınım,, Ankara-Anadolu Kulübü'ndeki bir konferansa çağrılıydı. İngiliz uzmanlarla demokrasi konuşulacaktı Beni de götürdü. Dönemin milli savunma bakanı Vecdi Gönül de oradaydı. Bir de İngilizce konuşma yaptıydı.
    İngiliz konuşmacının bir vurgusu, beni pek duygulandırdı. Dedi ki: 'Sizler pek mütevazi insanlarsınız. Sizler ki altı yüz yıllık görkemli bir imparatorluğun varislerisiniz.' Doğrusu, benim düşüncemle örtüşen bir görüştü. Bu demek değildir ki hemen padişahlığa dönelim. Ben sadece altı yüz yili değil, Anavatan'a girdiğimizden bu yana geçen bin yılda, hep TÜRK egemen olmuştur. Yine bu imparatorluğun kahraman evlâtları, ulu çınara yeni aşı yaparak, Türk adını kalıcı kılmışlardır. Orta Asya'da Orhun Kitabeleri, Türk'e nasihatlerle doludur.
    Sultan III. Murad hanın bu şiiri de nasihatlarla dolu. Yüce imparatorumuza Tanrıdan rahmet dileriz. Antoloji.com/da kayıtlı 'Millî Oyun Türküsü' başlıklı şiirimin girişiyle, ruhunu şad etmek isterim:

    ' Gümbürdeyip duruyor davulla zurna,
    ' Sen de koş arkadaş bekleyip durma.
    ' Gürül gürül dolar ruhunda kurna
    *** Silersin tasanı tanıtsın Türk'ü,
    *** Davulun sesini duyun yeter ki.

    ' Yaylanır Dadaş'ım bar başlayınca,
    ............
    ............
    *Nadir ŞENER HATUNOĞLU: matematikçi-bilim uzmanı*

  • Atila Yalçınkaya
    Atila Yalçınkaya

    Bu şiiri ve yorumları okuyunca Üstad Necip Fazılın
    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
    Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. şiirini hatırladım

TÜM YORUMLAR (29)