Turgut Uzdu Şiirleri

1290

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

1954 yılında Sivas’ın Divriği ilçesinde Erzurumlu baba ve Erzurumlu bir annenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Babamın kalbinden rahatsızlanmasına kadar çok mutlu bir çocukluk yaşadım. Ölümünden sonra ise çok zor bir hayat bekliyormuş beni, bunu da yaşayarak öğrendim. Okul hayatımın İlk okul dördüncü sınıfa kadarını Erzincan'da, sonrasını memleketimde, Erzurum'da geçirdim.
1982-1991 yılları arasında Diyarbakır’da, 1991-1995 yılları arasında da Elazığ-Keban’da öğretmen olarak görev yaptım. Şimdi müdür baş yardımcılığı yaparken emekl ...

Turgut Uzdu

Bu gün Cuma
Hasretini kokladığım
Varlığına inandığım
Yokluğunu yaşadığım beşinci gün
Üstelik kaçıncı mübarek gün seni dilediğim
İstediğim…

Devamını Oku
Turgut Uzdu

Bugün pazartesi sevgili
Merhametsiz bir yedi gün daha sayacağım
Ne gözlerine dokunacak bakışlarım
Ne ellerini tutacağım

Umudumu öteleyeceğim bir sonraki haftaya

Devamını Oku
Turgut Uzdu

Aşk Olur

Bazen bir yürek olur adsız bir şey
Habersizce uzanır damarlarına
Sıcak olur, al olur, kan olur
Bazen yanı başına gizlenmiştir

Devamını Oku
Turgut Uzdu




Anlasana

Yine ecinnilerin cirit attığı bir gece

Devamını Oku
Turgut Uzdu

Asık Surat

Güzel bir sabahın intikamını alan bir gece
Meltemlerin buzkesip düştüğü yerdeyim
Pencerem suskun
Gülümsemelerin gibiyim

Devamını Oku
Turgut Uzdu

Aslı

Kapının tel fırçalarla sararttığı yıpranmış eşiğine oturdu. Eteğinin uçlarını ayak bileklerine doğru indirdi iki yanından çekerek. Ayak bileklerinden yukarısı görünmüyordu. Dizlerini kırmış, kendine doğru kıvırmıştı. Kenarları yırtılmaya başlamış mavi terliklerine baktı. Gri çoraplı parmaklarını oynattı içinde. Gülümsedi. Çiçeklerine takıldı gözleri bütün renkleri griye kaçmış eteğinin. İlk giydiğinde renklerinin nasıl parlak olduğunu düşündü.
Siyah bir karga gelmiş, yolun karşısında, yer yer sıvası dökülmüş ve altındaki kerpiçleri görünen evin önündeki ağaca konmuş, arada sırada rastgele yönlere doğru bağırmaya başlamıştı. Felaket habercisi gibi diye düşünür düşünmez aklına Biga gelmişti. “Hayatımın mahvolduğu yer.” dedi mırıltı halinde.
Gökyüzünde bulutlar ve yağmur olmadan, sabahın erken saatlerinde ebemkuşağının göründüğü sıcak bir gündü. Çocukları ailelerine teslim etmişti. Zaten dağılma saatinde anneleri ya da babaları muhakkak beklerlerdi yüzlerinde ciddi bir gülümsemeyle. Çocuklarının zaferden çıkmış gibi saçlarını okşamalarına hep bir tebessümle karşılık verirdi. Yine öyle yapmıştı. Çocukların hepsinin ailelerine teslim edildiğinden emin olduktan sonra okula geri dönmüş, sabah serinliğinden korunmak için giydiği, ince yün yeleğini ve çantasını almış, okul müdiresinin aralık duran kapısından içeriye “İyi akşamlar hocam. Ben çıkıyorum.” demiş ve okuldan ayrılmıştı. İzin almıştı bir gün öncesinden ve çocukların eline bir kâğıda yazarak,kâğıdı ailelerine vermelerini istemişti. Ertesi gün saat ikiye doğru gelip almaları için. Aslında akşama daha vardı.
' İzin alıp gitsem bu çocuklar ve aileleri zor durumda kalacak.' diye düşünmüştü yol boyunca. Bir çare aramıştı. Annesi telefonda “İlk fırsatta gel kızım.” demiş, sebep de söylememişti. Artık kasabaya gitmek istemiyordu. Sessiz bir hayat vardı orada, hafif eğimli sokağın bazı yerleri kalkmış beton yolun üzerinde gezenlerde bir bıkkınlık vardı. Kalabalık olmalı yaşanılan yer, yürürken insanın omuzu başka insanlara çarpabilmeli diye düşünüyordu. Oysa bu kasabada, bu sokakta yaşayanlar bahar aylarından itibaren sadece geceleri hayata döner gibiydiler. Şafakla tarlalarına, bağlarına gider, akşama kadar çalışır ve hava kararınca da evlerine gelirlerdi. Sokaklar gündüz genellikle sessizliğe bürünürdü. Ya yolunu kaybetmiş bir kuş, ya da hasta bir kadının yanında kalan çocuğun dışarıdan haykırışı duyulurdu: “Anne acıktım! ”

Devamını Oku