Tanrının Olduğu Yerde Vekili Olmaz!

Hüseyin Çubuk
240

ŞİİR


20

TAKİPÇİ

Tanrının Olduğu Yerde Vekili Olmaz!

İnsan, düşünen varlık olarak, yaşamı tamamen sona erdiren bir ölüm gerçeğini kabul etmek istememiş..
Bu Dünyadaki yaşamının sonlanması sonunda, ruhu ile yeni bir yaşama başlaması gerektiğine kendini inandırmak adına, kendi kendine bilinç altına baskı yapmış..
Onun içindir ki; zaaflarına yenik düşen bu tür insanlar, öbür dünyaya, ve öbür dünyaya hazırlık için, ne söylenirse söylensin, kayıtsız şartsız sorgulamaksızın, inanmak istemiş..

İşte insanların bu zaafları sömürgeci zihniyetin iştahını kabartmış.. Ve mantar gibi din tacirleri türemiş, insanların sırtından geçinen..

Örneğin; bu Dünya da düşünen beyin ise, ki hiç kuşkusuz öyledir, öbür dünyaya gideceğini zannedettiği, ruhun, (ki; ruh, sadece bir yansımadır) bedenin her yaptığından neden sorumlu tutulduğunu, sorgulama gereksinimi duymamış.

İnsanlar, elçilerin iddia ettiği, bu Dünya deneme dünyası, asıl önemli olan öbür dünya söylevlerinin;
Tanrı, kendi yarattığı kulları için; acaba hangi kullarımı cennete gidecek kadar iyi, hangi kullarımı cehenneme gidecek kadar kötü yarattığımı öğrenmek için bu Dünyayı da, deneme dünyası olarak yarattım dediğini iddia eden, elçilerin, Tanrıyı sıradanlaştıracak kadar çelişki içine düştükleri gerçeğini de insanların çoğunluğu sorgulama ihtiyacı duymamışlar..

Yani; Tanrı, dini kitaplarda iddia edildiği gibi, bedenimize üflediği kabul edilen, kendi ruhunu mu cezalandırıyor? ?
Ya da; kendi ruhunu mu mükafatlandırıyor (elçiler tarafından iddia edilen) öbür dünyada? ?

Oysa; Çocuğunu cezalandırmak için, suç işlemesini bekleyen kaç baba tanıyorsunuz? ? .. Çocuğunu suç işlemekten alıkoyacak güce sahipken..

Din adına yapılan, her tür vahşete, duyarsız kalan, kaç, inançlı olduğunu iddia eden insan, inancını İsbatlamak için, kendi çocuğunu boğazlayacağını iddia edebilir..

Ve, eğer, öbür dünya olsaydı, inançlı olduklarını iddia edenler tarafından Kainatı yarattığı söylenilen Tanrı, cenneti ve cehhennemi şeffaf olarak bu dünyadaki kullarına gösteremezmiydi? ? ki; insanlar hala ortaçağdan kalan dini kitaplar ile ahiret arıyorlar..

Kaldı ki; bugün uzaydan bakıldığında yerin metrelerce altındaki madenlerin hangi bölgelerde nitelikleri ile birlikte görüntülenebiliyor..

Eğer gaye, insanların biri birlerine karşı adaletli davranmaları ve her insanın cennete gitmesi ise? ? Buna Tanrının gücü yetmezmiydi ki; bizden hiç bir farkı olmayan ve Tanrıdan aldıkları görevleri, Tanrının da kendilerini koruduğunu, desteklediğini iddia etmelerine rağmen, başarmaya ömürleri bile yetmeyen elçiler görevlendirsin Tanrı..? ?
Kaldı ki; Elçi olduklarını iddia eden insanlar, bu başarısızlıklarına, Tanrı adını da ortak etmişlerdir..

Kısacası; kendilerini Tanrının elçisi olduklarını iddia eden insanlar, yüreklerine hükmeden Tanrıyı diğer bütün kullarının yüreklerine hükmedemeyecek kadar sıradanlaştırmış olmuyorlar mı? Tanrının sadece kendilerine hükmettikleri iddiaları ile..

Bir insan, her şeyi dini yorum ile geçiştiriyor ise; onun bilimsel öğretiden yana hiç bir şey kazanamadığını, ve insanlara da kazandıracak hiç bir şeyinin olmadığını gösterir, ne yazık ki..

Ve daha vahimi; daha da derine indiğinde, toplumsal dayatma dini yorumların; ŞERİAT.

Şeriatın ise; insanın kendi vicdanını, kendi mantığını öteleyerek, (yok sayarak) bilimsel hiç bir şey öğrenmesine gerek duymaksızın, sadece uyması gereken, ve karşısındaki herkesin de, uyması için, baskı yapması gereken, olarak algıladığı, emirler zincirinden ibarettir.

Toplumsal dayatma dinler, insanlığın ancak, dini korku ile olabileceği mantığını, bir çeşit hipnoz ile, insanlara kabullendirerek insana kendi vicdanını yok saydırmıştır..

Oysa;
Bir insanın dürüst olması için dini korku gerekmiyor,
Olaylar karşısında, vicdanı ile davranması yetiyor..

Örneğin, kumar, iftira, hırsızlık gibi yanlışlar, zaten insan vicdanının reddettiği olgular olmasına rağmen, din tacirleri, insanların bu kendi özünü, kendi vicdanını, insanlara hipnoz ile yok saydırarak, pazarlarken, aynı zamanda, topluma hükmetme kariyeri gibi, kendi kişisel çıkarlarının üstünü örtmek amaçlı kullanmışlardır..

İnsanların nasıl kazandığı ile değil, ne kadar kazandığı ile değer gördüğü günümüz toplumlarında, bilgi birikimi ve ekonomik kazancı ile öne çıkamamış kimi cahil ve vicdani duygudan yoksun kesimlere, ikinci sınıf olmaktan kurtulmak adına, kendilerini, bir din ile, yada dinsel simge ile ifade etme gereksinimleri, onlara, en kolay ve en kazançlı gözüken bir seçenek olarak sunulmuştur, emperyalistler tarafından.. ki, işte o insanların bu konumu, emperyalistler tarafından laik anti laik çatışması ile, o toplumu din üzerinden bölmek için bulunmaz fırsat oluşturur..

Ben, bugüne kadar yaptığım araştırmalarımda gördüm ki;
İnsan, vicdani duygusundan kopmadığı sürece, vicdanı ile davrandığı sürece insandır..
Oysa;
Şeriat, yani, baskı ve tahakûm amaçlı toplumsallaşmış bütün dinler; vicdanı mantığı, yani insanı yok saymıştır..
İnsanlığı, Allah korkusu ile tanımlamak, bir insanın kendi doğası ile çelişmesidir.. Yani insanın kendi vicdanını, kısacası, kendi kendini yok saymasıdır..

Ve, bir dini benimsemek, bulunduğun toplumun içinde doğup büyüme nedeniniz ise, biliniz ki; bu bir inanç değil, dededen toruna bilinç altı baskısı ile özümsetilmiş, kültürdür..

Örneğin; Yahudi bir toplumda doğup büyüyen bir çocuk, yahudi dinini, Hıristiyan toplumda doğup büyüyen bir çocuk, Hıristiyan dinini, ve İslam bir toplumda doğup büyüyen bir çocuk, İslam dinini özümseyerek büyür..
Yani, din de, dil gibi, insanın bulunduğu toplumdan kazandıklarındandır..

Ve, bütün dinlerin ortak yanı; ÖNCE AHİRET derler.. ÖNCE VATAN demedikleri gibi bu değim ile de her halükarda taban tabana zıt ve kavgalıdırlar.. Bu neden ile, ülkeleri talan ve sömürü amaçlı işgal eden emperyalistler için, bu toplumsal dayatma dinler, toplumları öbür dünya ilizyonu ile uyutarak, uyuşturarak köleleştirmek için olmazsa olmazlarındandır..

Zaten, inandıklarını sandıkları, öbür dünyayı elde etmek için, bu dünyayı kana bulayan teröristler ile, bu dünyayı ele geçirmek için, her tür katliama başvuran emperyalistlerin çıkarları çatışmaz..
Çünkü; o teröristleri büyüten ve organize edenler de yine emperyalistlerdir..

Yani, insanların bu zaafları, birazda, vicdan ve mantıklarını öteleyecek kadar bencil davranmalarından kaynaklı..
Ve emperyalistler insanların bu zaaflarından, dini kullanarak, sonuna kadar yararlanmışlardır..

Oysa;
İnsanlar, doğa üstü varlıklara ve ahirete özde hiç inanmamışlardır.. İnanmak adına,kendi kendilerine uyguladıkları bilinçaltı baskısı ile, sadece, inandıklarını sanmışlardır..

Örneğin;
Bakmak ile görmek biri birinden ne kadar farklı ise;
İnanmak ile, inandığını sanmak da, biri birinden o denli farklıdır..

İnanç;
Bir insanın her davranışını, ben bunun hesabını nasıl vereceğim diye diye ölçerek atması ise;
Ülkemizdeki, kaçak elektrik kullanımının, kaçak su kullanımının, dolandırıcılığın, hırsızlığın, yalan söylemenin, her kızdığı birine iftira eden insanların oranlarına baktığımızda;
Görürüz ki;
Aslında, İnsanlar İnanmıyorlar...
Sadece İnandıklarını Sanıyorlar..

Ve ne yazık ki; İnsanlar bu davranışları ile, dinin saçmalıklarına inanmak adına, uzun yıllar, kendi vicdanlarını, kendi mantıklarını ötelemekten, kendi vicdanlarına, kendi mantıklarına yabancılaşmışlardır..

11/06/2011

___________________________
___________________________

BİZLERİ TUZAĞA DÜŞÜREN ARZULARIMIZ.. (Alıntı)

Asya da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır.
Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı
büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.

Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar
geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü
tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği
bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey,
arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest
bırakmak ve dolayısıyla hür olmaktır!

____________________________________
____________________________________

BEŞ MAYMUN HİKAYESİ GİBİ..

(İdeolojilerin tabulara dönüşümünün hoş bir anlatımı...)

Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur

ve tepesine de iple bir kangal muz asılır.

Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak

istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır.

Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır.

Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar.

Bir süre sonra muzlara doğru hareketleneni diğer

maymunlar engellemeye başlar. Su kapatılıp

maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni bir maymun konulur.

ilk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur.

Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler.

Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir.

Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.

Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri

tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.

Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında

diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni

gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda

hiç bir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır.

Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de

yenileriyle değiştirilir. Ama tepelerinde o bir kangal muz hala

asılı olduğu halde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır.

Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir...

işte bu nokta organizasyonel (ya da toplumsal) negatif öğrenmenin

şartlanmanın başladığı yerdir. Artık Türkiyede olduğu gibi kötü

yönetilmeyi ve maymun davranışını kanıksarsınız, hatta hayatınızdan

memnun olmaya başlar, kurulu düzenin savunucusu

olup karşı çıkana da en çok ve en iştahla siz engel olursunuz

İşte ideolojilerin tabulara dönüşümünün hoş bir anlatımı...

(ALINTI)
______________________________________
______________________________________

Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil vardı, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.

Jomo Kenyatta
(KENYA Kurucu Devlet Başkanı)

_____________________________________
____________________________________

Hüseyin Çubuk
Kayıt Tarihi : 1.3.2012 12:19:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Hüseyin Çubuk
    Hüseyin Çubuk

    .................Oysa, öbür dünya olsaydı, Kainatı yarattığı kabul edilen Tanrı, cenneti ve cehhennemi şeffaf olarak bu dünyadaki kullarına gösteremezmiydi? ? ki insanlar hala ortaçağdan kalan dini kitaplar ile ahiret arıyorlar..

    Kaldı ki; bugün uzaydan bakıldığında yerin metrelerce altındaki madenlerin hangi bölgelerde nitelikleri ile birlikte görüntülenebiliyor..

    Eğer gaye, insanların biribirlerine karşı adaletli davranmaları ve her insanın cennete gitmesi ise? ? Buna Tanrının gücü yetmezmiydi ki; bizden hiç bir farkı olmayan ve Tanrıdan aldıkları görevleri Tanrının da kendilerini koruduğunu,desteklediğini iddia etmelerine rağmen, başarmaya ömürleri bile yetmeyen elçiler görevlendirsin? ? Kaldki, elçiler bu başarısızlıklarına Tanrıyıda ortak etmişlerdir....................

  • Hasan Buldu
    Hasan Buldu

    Bana göre, Tanrı'nın vekile ihtiyacı yoktur. Tanrı, kainatın düzenini kendi kanunlarına göre kurmuştur ve her şey otokontrol düzeninde işlemesini sağlamıştır. Yani insanlara akıl ve zeka vermiştir; kendi kanunlarını kendileri yapsınlar diye. düşünüyorum.

    Tebriklerimi bıraktım sayın Çubuk.

  • Hüseyin Çubuk
    Hüseyin Çubuk

    Kimden : ULUÇINAR (Bay, 66)
    Kime : Araştırmacı Yazar Hüseyin Çubuk
    Tarih : 02.03.2012 11:58 (GMT +2:00)


    Konu : TANRININ OLDUĞU YERDE VEKİLi OLMAZ! ! VEKİLİ VAR İSE KENDİSİ YOK DEMEKTİR...Deneme türü düz yazı..



    TANRININ OLDUĞU YERDE VEKİLi OLMAZ! ! VEKİLİ VAR İSE KENDİSİ YOK DEMEKTİR...Deneme türü düz yazı..


    Bir insan, herşeyi dini yorum ile geçiştiriyorsa, onun insanlardan yana hiç birşey kazanmadığını ve insanlara da kazandıracak hiçbirşeyinin olmadığını gösterir, ne yazıkki..
    Ve daha vahimi; daha da derine indiğinde, dini yorumların; ŞERİAT.... Yani; insanın kendi vicdanını öteleyerek, bilimsel hiç birşey öğrenmesine gerek duymaksızın, sadece uyması gereken, ve karşısındaki herkesin de, uyması için, baskı yapması gereken, olarak algıladığı, emirler zincirinden ibarettir.

    01/03/2012

    Hüseyin Çubuk



    HEP YAZDIM ÖMRÜM OLDUKÇA YAZMAYA DEVAM EDECEĞİM.
    CAN DOSTUM HÜSEYİN BEY,ŞAHSIMA GÖSTERDİĞİNİZ SEVGİ, ŞİİRLERİME YAZDIĞINIZ ÖVGÜLER BENİ HEM DUYGULANDIRIYOR, HEMİ DE ÇOK MUTLU EDİYOR. BENDE HER FIRSATTA SİZİN DERSLER DOLU YAZI VE ŞİİRLERİNİZİ OKUYOR DEĞERLENDİRİYORUM. ARTI TAM PUANIMLA YÜREK SICAKLIĞINDA SEVGİLERİMİ YOLLADIM, YURT SEVER YÜREĞİNİZDEN ÖPERİM.

    FAHRİ BULUT RIZAZADE.



  • Sevtap Kaya Nurgönül
    Sevtap Kaya Nurgönül

    Harikasınız, süper güzel bir yazıydı.Kendimi bildiğimden beri savunduklarımı dile getirmişsiniz sanki.Yazdıklarınızı okumak güzel, ancak 21. yüzyılda hala bunları insanlarımıza anlatmaya çalışmamız acı geliyor bana.Anlamlı paylaşımınız için gönülden teşekkür ediyor, aydınlık dolu yarınlar temenni ediyorum hepimize...sevgi ve saygımla...

  • Leyla Kandemir
    Leyla Kandemir

    Derin bir konuya parmak basmışsınız..,tanrı vardır..,vekil i yoktur..,benim kitabımda din vicdan demektir..,insanın yüreğidir.yol düzgünse o yolda yürünüyorsa mesele bitmiştir..., A ya B ye ...karışmadan..suçlamadan sorgulamadan

  • Salim Erben
    Salim Erben

    yazar kardeşimi tebrik ederim

  • İsmihan Erdoğmuş
    İsmihan Erdoğmuş

    Din Allahla kul arasında olan başka hiç bir kimsenin müdahele edemeyeceği bir şeydir, ama maalesef bazı kendini bilmezler sanki Allahın elçileriymiş gibi ahkam keserler...
    Hocam bu değerli çalışma için çok teşekkür ederim emeğinize duyarlı yüreğinize sağlık tam puanla listemde
    ...Selam ve saygılarımla...

  • Osman Aktaş
    Osman Aktaş

    Onların diline dolayıp kirletmeye çalıştıkları İslamiyette ruhban yoktur. Öyleki günümüzde kendini Allah adına konuşan kişi olarak ilan edener O'na inançsızlığını ve saygısızlığını ispat ederler aslında. Onların yaptığı bu aymazlığa İslamiyette 'şirk koşma' denilmektedir. Aslında onlar savunduklarını göstermeye çalıştıkları bu dini bitirmeye ant içmişlerdir. Bunu bu bizim insanımız sonunda anlayacak ama ellerinde İncil'le...

    Duyarlı kişiliğinize ve kapılarına kilit vurulan doğruların kapısını açan bir anahtar olan kaleminize sağlık diliyorum Sevgili Dostum.

    Selamlar... Saygılar...

  • İlhan Koruyucu
    İlhan Koruyucu

    Bilgiye ulaşma yollarında soran,sorgulayan,araştıran bir toplum olabilme yolunda ilerlemedikçe; bilimsel düşüncenin yanında ahlaki ve bizi biz yapan adet,gelenek,görenek toplumun yapı taşı olan aile kurumunu korumadıkça, yapay gündemlerle oyalanıp durdukça, tarihte geçmişten ders almadıkça ileriye doğru ilerleme zor gözüküyor.Anlamlı ve güzel çalışma, insanoğlu tutkularının esiri konumuna düşmemeli...Usta kalemi güzel anlam yüklü çalışmasından dolayı kutlarım.Saygı,sevgilerle.

  • İbrahim Mutlu
    İbrahim Mutlu

    Her zaman gerçeklere parmak basıyor duyarlı yüreğiniz ve kaleminiz... Ama anlayana tabiki... Kutlarım üstadım... Saygımla...

TÜM YORUMLAR (13)