Bazen aralanamaz perde
Güneşe hasret kalır
Bazen dört duvar seyreder dünyayı
Bir ben, sen ve gece içinde bir oda
Sessizliğin omzuna yaslanmış zaman
Sarılırken sana
Sırtına kırmızı bir şemsiye astım,
Yağmurlar değmesin diye…
Omuzlarına sessiz bir veda bıraktım
Çölde vahamsın,
Bahçelerden bir ceh…
Olmasaydı tohumların, elmaların
Narı ayvaya serperek
Ahududuyu çatalkaraya değişerek
Madem ki bir bahçeydi, ceh neydi?
Yoksa ağaç olmak mıydı sorun?
Gülüşünün otağını eğme,
Ey nigârım, ey dildârım;
Geceye düşen en parlak sabahım,
Gözlerimin nuru, yazgım, yârim.
Bir ömür senin tek hûrin olayım,
Yazgının bana cevri ne,
Hasretin ahdi ne?
Bir ömür gam çekmek midir
Vuslatında gülşenin?
Geceler ateş oldu,
Bir kızıl goncaya değdi yüreğim,
Meftunun oldu artık bu gözlerim.
Sabahın samyeli dokundu gülüme,
Yad eller değdi, incindi özlerim.
Ellerin gül ise baharım sensin,
Sarı lalelerden geçeceğimi bilseydim,
yapraklarının açılmasını beklemezdim papatyaların…
Gönlümün budağı mı bu acıyı açan?
Neyine baygın kaldım — o hançer mi,
yoksa busende saklı bir mey mi?
Gönlümün salkım bahçelerinde
Bahçelerden geçiyorum,
üstüm başım iğde.
Rüzgâr adını biliyor,
ben susmayı öğreniyorum.
Yol kıvrılıyor;
Gecenin koynunda üşüyorum yokluğunda.
Sayamadım, bir fotoğrafa yaslandım.
En son otuz üçünde kaldım…
Yıldızlar kaybolursa, ay kaybolursa,
ağaran telin…
Ateşler içinde bir ceylan,
Sanki küheylan,
Sanki bir serap… gördüğüm yalan.
Bilsem de sana susmanın yükünü,
Mehtaba susuyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!