-***Şu Destanı (Gülce-BAHÇE)

Harun Yiğit
210

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

-***Şu Destanı (Gülce-BAHÇE)

ŞU DESTANI (Gülce-BAHÇE)

Harun YİĞİT

*
Tarihçi var, Makedonya’lı İskender’in Milattan önceki yıllarda Türkistan’a kadar gelip başta Semerkant olmak üzere Türkelini zapt etmek istediğini yazar.
Ay oğul!
Tarihçi var, bilmez Makedonya’lı İskender’i, benim gibi düşünür, benim gibi anlatır Aryani (İranlı) Zülkarneyn’i ve Türk Komutan Şu’yu…
Ay oğul!
Şu kalesinde üçyüz altmış nöbet çalınanda tuğlarda, gök mü gürülderdi, yer mi yarılırdı? Ah bir anlatabilsem!
Ay oğul!
Devlet ola her dem, adil ola.
Devlet ola her dem savaşa hazır ola ordusu.
Anlatayım hele bir, gülce, gülce
Kulak ver de dinle
Dokuz tuğ üzre dokuz kös ve davul çalalım,
Hakanlar, kağanlar önünde dokuz gün
Yürüyelim Zülkarneyn üstüne
Ya da kullanıp aklımızı dökmeyelim kan
Kavuşsun barışa cihan
Dinle, işit Ay oğul!
*

(Ş) ükretmezse neler görüyor insan
B(U) yükten çok şeyler veriyor insan

Öl(D) ürülen Saka kahramanının
Hil(E) yle alınan yiğit canının
Mani(S) i kalıyor geçen anının
Şükre(T) mezse neler görüyor insan

Geçen z(A) mana çağlar tanıktır
Mert ola(N) ın türküleri yanıktır
İnsan can(I) gelip geçen konuktur
Bu yükten çok şeyler veriyor insan
*

Ve
Bir gün
İnsanlar
Mışıl, mışıl
Uykusundayken
Komşu devletlerin
Sinsice saldırısı
Gerçekleşti birden bire
Hiç kimsenin başı yastıktan
Kalkmadan oldu tatlı canından
Öldüler rüyalarıyla beraber
Öldüler kadın, erkek, yaşlı ve çocuk
Öldüler bulutları bile göremeden

*
……………….Gök Börü’nün katliam ortasından
……………………….Küçük çocuk Şu’yu kaçırışı

Etrafını kuşatarak Saka ilinin
Düşmanları iki koldan vurup geliyor
Alevlenmiş yanar durur düşmanın kini
Önlerine çıkan canı kırıp geliyor
…….Yıkmış bendini, yollarını yarıp geliyor
…….Çılgın başı taştan taşa vurup geliyor
…….Suçlu suçsuz hesabını sorup geliyor

Kızgın komşuları kılıçtan geçirdi
Saka Türklerinin soyunu sopunu
Küçük bir çocuğu Gök Börü kaçırdı
Büyütüp eğitti bu küçük kağanı
…….Genç Kağan gelişip bilgeliğe erince
…….Düşmandan saklanan soydaşını görünce
…….Saka devletini kurdu yerli yerince
*
……………….Çağların sinesinde şöyle yazar:
………………Ay oğul!
……………..Karanlık çöktüğünde göklere
…………….Yaş yirmiden sonra bir yiğit
……………Açmıştır kutlu bayrağı, toplamıştır ulusu
……………….Ovalar, dağlar, bayırlar seslenirken
………………..Şu! ...
………………….Şu! ...
…………………..Şu! ...
……………….Hazırdı çevresinde
……………….Çadır, çadır Saka Türkünün ordusu

Henüz daha çadırlarda boyları
Genç yaşında büyük ordusu vardı
Çevresinde aklı başında beyleri
Soyunu korumak en büyük derdi
…….Kale yaptı Balasagun yanına
…….’’Şu Kalesi’’ dedi kendi şanına
…….Üçyüz altmış altı nöbet çalına

*
……………….Ay oğul!
……………….Devlet yönetmek, ordu yürütmek
……………….Öldürmek için değil,
……………...Barış içinde yaşatmaktır insanları
……………..Ay oğul!
…………….Sen de bilirsin ki;
……………Yiğitliğin dokuzu vurmak birisi kaçmaktır
……………..Hele dinle Kağan Şu kaçmadı ama…
……………….Kullandı bilgece aklını
…………………Biz anlatalım sen dinle.
İnsanlar
Ölmekten bıktı
Yakılıp yıkılmaktan
Kıran geldi kıtlıklar çöktü
Umut besleyerek yarına baktı
Yüreğinde yanan koruna baktı
Dağ başını duman bürüdü
Ha deyince binlerce
Atlı yürüdü
Yürüdü

Sakalar bir gün kendi başlarıyla buluştu
Günden güne gelişti, büyüdükçe büyüdü
Akan sular uyudu, düşman uyumaz oldu

Kıtlıklar ve savaşlar, çekişmeler bitmiyor
Çok ocaklar tütmüyor, olmasaydı dövüşler
Hayâl olur sevişler, yürekler duymaz oldu

Gün
Geldi
Zülkarneyn
Ordusuyla
Yürüdü ta
Asya içlerine
Adamları geldiler
Türk kağanını gördüler
Bir bir hallerini dediler
‘’Zülkarneyn bize doğru geliyor
Ne yapalım bu adamla söyleyin
Emrinizi bekliyoruz
Bir hışımla yürüyelim üstüne
Havada kan kokluyoruz’’
Hâlbuki
Kağan Şu çok önce kararlar aldı
Kumandanlarını gizlice saldı
Gözcü Hucend vadisine geldi
Haber gitti ‘’Bekliyoruz’’
Kırk gözcü
Gizliden gizli
Yaklaştılar yavaşça
Zülkarneyn’i takibe aldı

İşte bunun
Bir gümüş havuzu vardı
Kağan Şu’nun
Havuzunda kazı vardı
‘’Savaşalım mı? ’’
Diye soranlara
Kağan şunu dedi:
‘’Şu kazlara ördeklere bakın hele ders size
Havuzdaki eğlenceyi bozanlara sorsak hele’’

‘’Zaman kötü, bir gün bari temiz suya kan düşmese
Bizim halimizden bize kızanlara sorsak hele’’

‘’Huzurlara yoldan kara haber getirenler hani
Kılıçları bir kez çekip tozanlara sorsak hele’’

Çıktı Zülkarneyn yola, geliyor öldürerek
Önceden gelmiş şanı, atı dörtnal sürerek
Korku salmakmış işi nice başlar vurarak
..…..Şu geçen savaşlara içimizle yanmalı
…....Küsülen barışlarda tarihini anmalı
…....Kovana sahip çık ki, arı gibi olmalı

Kağan’ın
Bu sözlerini
Duyan halkının
Yüreğine od düştü
Korkup dehşete kapıldılar
Hükümdar savaşa hazırlanmamış
‘’Ne yapacak, ne edecek’’ telaşı
Sardı içten içe korkuyla

Halkının yüreğini
Paniği gördü
Kağan ŞU
Çaldırdı davulları Sakaların Kağanı
Halkı ile birlikte ta doğuya yürüdü
Üstlerine binecek hayvanları aldırdı
Bürüdü yüce dağlar başını kara duman

Her gelen birbirinin hayvanını almıştı
Kimi yayan yapıldak yıldızların altında
Dalmıştı büyük kağan uzun yolda hayale
Geride bırakmıştı gelmeyen birkaç kemi

Kan dökmeden halkını kaçırmıştı savaştan
Sabah olunca Kağan, konakladı ovada
Sakalar çok sevindi, telef olmamıştı can
Havada kuş sesleri, yerde toprak kokusu.

***
Tarihte az rastlanır eşine
Eşinerek tırnaklarıyla toprağı
Toprağın içine ulusunu saklayan
Saklayanlar öfkesini, muvaffak olmuş
Olmuşun, ölmüşün çaresi yoktur

Yoktur böylesi, savaştan kaçan
Kaçanlar ödlek dese de cahiller
Cahillerin elinde oyuncak oluyor barış.
Barış ancak bilge işi
İşi savaşmak olan kişi
Kişiliğin kaybedendir
Bedendir acıları çeken
Çeken ortada ya çektiren?
Çektiren azınlıkta elbet
Elbet çoğunlukta çekenler
Çekenlerin acıları ulaşır arşa

Arşa çıkan savaşa
Savaşa ‘’Dur’’ diyen yok mu?
Yok mu tarihin akışını tersine çeviren
Çevirenler yönünü rüzgârın
Rüzgarın akışını kötülüğe salsın
Salsın sesini yırtılırcasına sessizliğe
Sessizliğe boğulsun yeryüzü

Yüzünü yırtsın toprağın, tek bir tohum
Tohum çatlayıp kucaklasın hayatı
Hayatı tatsın görmediğim cen
Cennete dönsün dünya denen alem.

*
.….Ay oğul!
Bilesin ki Türkler, savaşta çok zaman geri çekilerek
Düşmanı peşlerinden sürükler, onu tabiat olayları ile
.…….Yıpratarak zayıf düşürürlerdi.

Hele biraz bekleyin, sergiler serelim
Yaşlı, çocuk saklayın bekleyip görelim
Atlara binsin benim güçlü gözcülerim
Düşmanı bir yoklayın, kaç yiğit yoralım

‘’Zülkarneyn buradan gelip geçici’’
Deyip bazıları orada kaldı
‘’Tutunamaz burada, bir gün kaçıcı’’
Deseler de yine kalanı buldu
‘’Yurt yapamaz burayı, konup göçücü’’
Çoğunun içinde korkular saldı
Önüne geleni kesip biçici
Yine yüreklere endişe doldu
Can dediğin bir gün garip uçucu
Ecel dayanınca olanlar oldu…

*
Bakanlar tepelerde, çoktan arayı açtı
Bak anlar doğru bakan, bu insanlar çok açtı
……….Dağlar kanla yazılmış, bu yazanlar ya deli
……….Çağlar durur nehirler, kanla yıkar yad eli

Dağlarım kan revandır, çıkar mı bir gün ahım
Dağlarım yüreğimi, bilmem neydi günahım
............Başımız karpuz gibi, gövdemizde düşüyor
……….Başımız uyutuyor; ‘’Sen hayıra düşü yor’’

*
…………….Ay oğul!
……………….Demir kapı dışında yirmi iki boy vardı
……………….Hun, (Türkmen) derlerdi adına
……………….Demir kapı içinde
……………….Zülkarneyn’in yanında iki boy vardı
……………….Kal Aç denirdi adına
……Bu da bir savaş taktiği idi
….…Vakti gelince açmak için o demir kapıyı
……..Ay oğul!
………Yirmi dört gömlek içinde, bir vücuttur Ulusum

Uzun yollardan geçip, aştılar nice dağı
Öbek, öbek çadırları yaylalara kurdular
Bir taktik ile geri çekilerek durdular
Korku değil, tersine çevirmek için çağı

Bir kişiye bel bağlamış koca tarih akışı
Gelecek, topraktaki solucanın sezgisidir
Ana rahmine düşen çocuğun yazgısıdır
Bin canı telef eder, bir kişinin bakışı

Yeşerir bazen hayat, dibinde bir kayanın
Döne, döne yüzünü, bakar güneşe, aya
Sancılanır, acıya banıp gelir dünyaya

Çok sır saklı içinde, işlenen her oyanın
Yeni bir can yaratmak, sevdalanmak da öyle
Dayanmalı sevdalanan, doğuran ana gibi

*
……………….Ay oğul!
……………….Türk Eli bozkırında
……………….Nal sesleri duyulanda
……………….Aral’dan Çin Seddine
……………….Gök Börüler, Kürşatlar
………………. Yollara koyulanda
……………….Karşılaşsa öncü güçler
……………….Türk’ün aklı galip gelir
……………….Gelir de,
……………….Kutlu bayrak yükselir.

Zalim Zülkarneyn orduyla, düştü Türklerin peşine
‘’Gece baskın yapın’’ diye Seçilmiş yiğitler yolladı

Saka kağanı Şu, güçlü orduları görür görmez
Çekilmektir düşüncesi, bu savaşa izin vermez
Kapılarına dayanan düşmanlar yerinde durmaz
Zalim Zülkarneyn orduyla, düştü Türklerin peşine

Yüksek, yüksek dağlar aşıp nice yollar dolaştılar
Süre, süre atlarını Çin yurduna ulaştılar
Genç savaşçılar bir bilge savaşçıyla buluştular
‘’Gece baskın yapın’’ diye Seçilmiş yiğitler yolladı

*
……………Ay oğul!
……………Günlerden bir gün Kağan Şu’nun yiğitleri
……………….Yaparlar gece baskını.
……………….Çerilerden birini
……………….Böler ortadan kılıçla ikiye
……………….Dökülür altın dolu kemeri
……………….Kanlar içinde yere.
……………….Altın han- Altın Kan denir
……………….Şimdi bile o yöreye

Türkler gece saldırıyor
Kında kılıç sesi vardı
Kimler kimi öldürüyor
Kinde kanın hası vardı

Her vuruşta şimşek çakar
Yer gök şahit olmuş bakar
Kavgalarda vücut denen
Handa canın yası vardı

Bir düşmana kılıç vurdu
Her vuruşta gövde yardı
Belde altın dolu kemer
Bir vuruşta süsü kırdı

Yara sızlar, kılıcın değip kestiği tende
Acı nedir ki acep, ne bilir yarasızlar
Gün olur devran döner, neler görürsün sen gül
Sen gül diye toparla, nerde çiçek görürsen

Dilim Söyler sözleri, başım çeker cefayı
Ya derimi yüzseler, kesseler dilim, dilim
Bir bilmece sürüyor şu insanın dünyası
Dün yası ile ağlar, bugün atar kahkaha

*

…………….Çadırdan kente dönüşün destanıdır bu
……………….Ay oğul’
……………….Balasagun ikliminde ürün veren
……………….Türklüğün bostanıdır bu
……………….Çağlar çağı bitmedi
……………….Ulusların şom kini
……………….Hala kör bir öfke yaralar
……………….Gökte uçan güvercini
……………….Hile, nefret kin ve öç
……………….Kırar zeytin dalını
……………….Ay oğul!
……………….Tarih böyledir işte
……………….Destan, destan
……………….Çalar kavalını
……………….Zanneder misin ki!
……………….Ebedidir barış atılan imza kalacak
……………….Şehirler kurulsa da
……………….Gün gelir sinsice
……………….Öç yemini alınacak!

Zülkarneyn, gün geldi yurduna döndü
Planlar teper gider
Şu, Balasagun’a gelip yerleşti
Bir söylence kopar gider

Türkler kentleşmeyi yeniden kurdu
Çadırdan vazgeçip yaptılar yurdu
Birleşti başlar el ele verdi
Barışları yapar gider

Ataları Mu’yu örnek getirdi
Sakalar göçebeliği bitirdi
Şu kalesine bir tılsım yatırdı
Orda kuşlar sapar gider

***
Barış gelmişti
Çekilerek gittiler
Herkes gülmüştü
Bir uykuya yattılar

Yurdunda doğan
İnsanlarda yarışı
Yiğitti Kağan
Çok sevmişti barışı

Gül erken soldu
Uykudan uyandılar
Düşman kin saldı
Kana boyandılar

Sinsice gelip
Aryaniler saldırdı
Türk Kağan Şu’yu
Bir hileyle öldürdü

***
……………….Ay oğul!
….Şu’yu kurtaran Gök Börü neyse sen de o’sun bil
…….Karabulutları göklerimden sil
……….Barışa gülümsesin mor menekşe, karanfil
…………Barış diye yan gelip de yatma hiç
…………….Bu destandan örnek al
……………….Destandır ki çok ilginç!

***

Yağız atlar kişneyende ovada
Cenk davulu gümleyende havada
Türk evladı uyur mu hiç yuvada?
Akıl gerek bilek gerek yurt için
Açılmayan kapıları açmaya
Aşılmayan yüce dağları aşmaya
Işıkları karanlığa saçmaya
İlim, irfan, bilgi gerek kurt için
Destanlarım beni bana anlatır
Zaman unutkandır derler, unutmaz hatırlatır,
Kendisini bilmeyen, bir gün yurdunu satar,
Balasagun yaylasında, Şu adında yiğit yatar…

Harun YİĞİT
20 Nisan 2010

NOT:
Yukarıda okumuş olduğunuz destan, GÜLCE'nin NAZIM Türler olan;
Akrostik, Üçgen, Gülce, Triyolemsi, Özge, Tekil,Yediveren, Tuğra, Gülistan,
Yunusca, Dönence, Serbest Zincir, Sonem, Yiğitce, Buluşma Tokmak, Çaprazlama,
Gülce Aruz olarak toplam 18 Nazım türünden oluşan BAHÇE ile yazılmıştır.

Harun Yiğit
Kayıt Tarihi : 22.4.2010 16:22:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!