Şiirin Ölümü Şiiri - Ali İset 2

Ali İset 2
33

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Şiirin Ölümü

Şiirin Ölümü

-I-

Ölüm kapıyı bir defa çalar
Şiir!

Hayat iki defa
Şiir! Şiir!

Şiir!
Aç kapıyı dostum
Belki de bunlardan birisi benim
Bak! Kalbimin tam üstünde,
Gömleğimin sol cebimde tükenmez kalemim
Korkma! Yük olmaz sana dertlerim
Köprüden nehre uçuverdi koyu kaplı şiir defterim
Ve hayallerimi taşıyan mevsimlik siyah ceketim
Bak işte kapındayım…
İzninle ey şiir! Bir nefes daha çekeyim
Zira bu sokaklarda bulabildiğim
En son izmaritim
Bakıyorum da gözlerine…
Sanki içeri gel der gibisin.
Bizde buyuralım bakalım
Kapılarda kalmayalım
Ve bakıyorum ki şiir!Pencerenin önü loş…
Ocakta demlikler boş…
Bir boşluk bulup oturalım,
Şairliğe ve ölüme bir boşlukta biz bulalım
Sofradaki hikâye; ölüm ve kesik başlar,
Kahvede ki bahane kalem kaşlar
Geçmişten bir hatıra bulup
Dertleşelim… Halleşelim…
Ortada bir sandık; anılar bir bir tutulmuş…
Duvarlarda hâlâ o ıslak zamanlar…
Bahçede dibe vurmuş şişeler…
Ve her köşede bir acı unutulmuş.
İşte bu senin evin…
Dinle biraz da benim halimden
Bu simsiyah çayhane seninse,
Bu koyu ve demli şiirler de benim
Belli ki çay ve şiir seninle ortak adresim
Sen de boş ver arama artık
Aramam çayda şekeri
Ben zehri bile şekersiz içerim
Biz önce, bulalım ölümsüz hayatı
Sonra ölümü hayattan silelim
Derman olacaksa dertlere
Eyvallah efendim eyvallah
Gel ölümde birleşelim
-II-

Şiir!
Ne haldesin dostum?
Aradım seni şehir şehir
Hani serseri kaldırımlarda gezmeyecek,
Çıkmaz sokaklara da girmeyecektik
Ve ‘‘Durun kalabalıklar’’ diyecektik
Zindana Mehmet’in mektubunu bırakıp
Sakarya türküleri söyleyecektik
Hatırlar mısın? O dağlarda…
O dağlar bekliyordu ikimizi
Ocağında o günlerin yanık şarkısı
Kül rengini almıştı içimizin her gece uyanık sancısı
Hani! Dağlarımızda türkü söyleyip
Asfalt kenarında ıslık çalacaktık
En delikanlı, en heyecanlı söz için,
Bütün kamyon yazılarını taşlayacaktık
Kelebek kovalarken, ceylan avlayacak,
Ne kelebek sözlü dillere
Ne ceylan gözlü dilbere avlanacaktık
Pınar başlarında oluk oluk terleyip
Suların soğumasını bekleyecektik
Seveceksek bile bizi bozan kızı değil,
Yoksul fakat bir ozan kızı sevecektik.
Gözlerimdeki manaya bak ey şiir!
Bir göz edeyim tut elimden
Sessizce kaçalım mı? Bu sessiz şehirden
-III-

Şiir!
Zümrüt katından ne güzelmiş seyir
Bak şu görenler için Hira,
Şu sıddık olanlara için Sevr
Seninle benim gibi mi sanki
Biri aşkın rahmete doyduğu yer
Biri aşkın sâdıkını bulduğu yer
Sen sadakat nedir bilir misin?
Bedr desem, Uhud’a da gelir misin?
Medine’de olduğu gibi medenice
Sadır kınlı satırlara uzatın mı boynunu
Sonsuzluk için, bıraktın mı? Evini, barkını, yurdunu
Ümmetin sırtındaki hançeri sökmek için
Feda ettin mi dişlerini
Yoksa Rıdvan günü bir gölgelikte
Fark ettin mi işlerini!
Yazılacak her şiirin bir bir kafiyesiydi onlar
Gökte yıldız iken yere indiler
Gökteki yıldızlara ışık verdiler
Oku, alâka lütfedip Yaradan’ı
Oku, alakadan yaratılan insanı
O kutlu hitap yansıyınca bahçemize Nur Dağı’ndan
Ey Şiir! Söyler misin? Hangi panayır da adın kaldı?
Hangi Ömer’in dilinde, tadın kaldı?
-IV-

Şiir!
Çözer misin bu nasıl bir sihir?
Üstünde örtülüydü sevdiğimin yazması
İçimizden yıktı gitti maziyi
Şapkanın içinden çıkarıp ellerini
Bir devrin muskası,
Ne Fravun’un adamları bilebildi
Ne de cinlerin en ifriti bu sihirli iksiri…
Evet, kapatalım artık bu sahneyi
Bekliyorken hep beklediğimizi
Sen ey şiir! Musa’yla nehirleri aştın da geldin,
Nuh’un gemisine ulaştın geldin
İbrahim’le söndürdün ateşlerimizi
İsa’nın dilinde verdin en son müjdeyi
Sonra yetişti Nur Dağından sokaklarımıza bir hidayet
Sonsuzluğa yetiştirdi bizi sonsuza kadar ayet ayet
Şiir ve cehâlet, sihir ve kehânet
Hepsi bir yere gömüldü ve dirilmedi nihayet
-V-

Şiir!
Şu dört duvarın sorusu
İki kere iki midir?
Eskiden divan şiirleri divanda yazılırdı.
Şu duvarlara yazılanın adı nedir?
Bırak bu soruları hadi sor.
Mecnun’un çöllerde avuçladığı kum
‘Leyla’ mıdır? Serap mıdır?
Ferhat’ın dağlarından akan su
‘Şirin’ midir? Serin midir?
Kerem’i yakan ateş
‘Aslı’ mıdır? Suret midir?
Beni sevda cahili sanma, istersen yüreğime sor
Yeryüzü sema edip ney dinlerken
Sema gökten rahmetle inerken
Gülün kokusu da güle âşık mıdır?
Bir de sebeplerden sor.
Bana şiirden sorma
Kalbe inen şuurdan sor.
-VI-

Şiir!
Bu ötelere hazırlık hâlinde nedir?
Şu gözlerinle söylediğinse…
Haydi git.
Ya aşkının rengine boya beni
Ya da sözlerini alda git
Kafiyeler yakıp yalvar kalbime
İstersen bütün sevdalarımı, çal da git
Ya sustur tüm yazılmamış şiirleri
Ya da yitirdiğim şairliğimi bulda git
Sanat için yazılanlar, durma git
Halk için olanlar, oturma git
Sen kal! İçi dertli Safahat’ım
Gün dünden çok daha beter
Sanki bin Çanakkale mahşeri
Güller ancak bahçende biter,
Bak işte Asım’ın nesli
Ne namussuzlara eğildi,
Ne de namusunu çiğnetti
Gittinse gel, hep dediğin gibi
Ey Kuran’ın bendesi
Bin kez darılsan da bir daha yine gel
Senin dergâhın özümüz oldu
Aşk mangalın közümüz oldu
İkindi vakti öterken bülbüller
Sorduk sarıçiçeğe Yunus’u
Eşiğinde ki aşkın kapısına kadar geldik
Gel gör ey şiir! Gel gör halimizi
Bu bizim aşklar bizi neyledi!
-VII-

Şiir!
Seher bekleyeninse gece bizimdir
Karda üşüyenin devâsı kardır
Aşkla yananın cefâsı kârdır
Bülbül susarsa gül korkarmış
Gül kokarsa bülbül coşarmış
Dün gece az ağladım,
Öz ağladım
Ve anladım ey şiir! bülbüle orman,
Güle kervan gerekmiş
Dizlere derman,
Dizelere ferman gerekmiş
Bir çığ gibi düştü haykırınca
Yüreğimin yollarına
Lanet… Ormanda basılmış esrarlı kervan
Şiirimin dizelerine asılmış kanlı ferman
Önce yandım dize dize
Sonra uyandım hakikate.
Anladım ki artık her şâire
Yoksulluk içinde derman,
Ve anladım ki şiire
Aşk ve umman gerekmiş.

-VIII-

Şiir!
Yazdığımız umut dolu sözler
Ne zaman dolar kalbimize?
Dedim ve
Birden sözlerim sarardı
Bir anda ıslandı ellerim
Rengine boyandı bir aşkın
Oysa kurumuştu mendilim

Ey Şiir! Beni üzen sözlerin değil,
Titreyen anlamlı kaşlarındır
Yüreğimi ezen gözlerin değil,
İçime akan mızrak bakışlarındır.
Ey şiir benim zehrim
Bir ömür boyu hep sen oldun,
Seni kim zehirledi
Hayır… İsteme benden
Dün gece bitirdim bütün panzehrimi
Ah şiir ah!
Yoksa ilaç diye kadehimden mi içtin
Yoksa bilerek kaderimden mi seçtin
-IX-

Şiir!
Ne olur dostum öyle kızma bana,
Misafirlikten başka ne yaptım sana
Üstüme başıma bak
Sen den bile yoksulum
Senden ne kadar da yoksunum
Bu halimle koyma beni kapıya
Yalvarırım kovma beni kapından,
Bir ömür seni andım
Vazgeçip adımdan
Sen içimde inlerken hece hece
Ben şairliğimi dinlerken
Şimdi sen odanda hasta,
Ben sokaklarda yasta
Meğer üşümekte varmış
Alevler içinde saçak altında ceketsiz,
Hem de Ağustos’ta

Ali İset

Ali İset 2
Kayıt Tarihi : 28.11.2021 17:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ali İset 2