ki ben...
tek başına bırakılan
bir çöl ağacı olsam da
savrulan kumların ortasında
tükense de suyum
Şiire uçkur çözüyorum
çünkü ağzıma yalan kaçtı
çünkü ay bulutların arkasına saklandı.
Rüzgarın sesine uyanan aşk
yalnızlığın fahişe dudaklarında araladı kendini.
Şimdi çekip gitmek var
Tanrıların ülkesinden geliyorum
Parmaklarım kesik, sözlerim yaralı...
Ağzı kokan bir gövdenin yılgın gözlerinden
öfke olup çıktım...
Ömrümü kuşlara döktüm.
Döküldüm çatısından hayatın
Çıplak sözler akıttım, kısa öfkeler,
yalnızlıkların kırılan yüzlerinden
kayarak geldim...
Şimdi kucaklamalı
yanlızlığı...
Şimdi öpme zamanı
yanaklarından...
Sonra;
Bir çilingir sofrasında
Ah o koşmalar yok mu
geçmek yol kenarında
kiraz ağaçlarını
sıyrılarak bahçe duvarlarından
korkarak oynadığım çocukluğum.
Üç karış ötemde uyuyorken
yandım nefesinle...
Üç karış ötemde aşk uykusuzluğuna düştüm,
sadece dokunmak...
Eğer dokunabilseydim sana,
herşey tamamlanacaktı...
Çilingir sofrasında
şarkı söyler gamsız Memet
tuzlu bir fasulye turşusu
rakının sonrasında
Ne tarlası vardır aklında
ne de evde cebelleşen karısı
Hey dostlar ölebilir miyim lütfen
Bir yaprağın gölgesine düştüğü yerde
Çekip giderken içimden
mor bir kadın silueti
Sen Lela,
Yüzündeki koyu gölgeyi yıkamak için
gizli bir dere yaptın beni...
Oysa bilmiyor musun Lela;
ben pirinç tarlalarında,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!