-***Satuk Buğra Han DESTANI (GÜLCE-BAHÇE)

Harun Yiğit
210

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

-***Satuk Buğra Han DESTANI (GÜLCE-BAHÇE)

Satuk Buğra Han DESTANI (GÜLCE-BAHÇE)

Harun YİĞİT

Türkler, asırlardır tek Tanrılı dinlere inanmışlar, Tanrı’nın etrafından töre ve kutsallarını dokumuşlar. O inançta Peygamber denen olgu yoktu. Bilge kişiler, önderler, Ozanlar ve Dede Korkut’lar vardı.
Şimdi ise hem tek Tanrı, hem de Peygamber var. Eğer peygamber kendi ulusundan değilse destanlarda, efsanelerde kahramanlarını peygamber mertebesine getirip onun seviyesine çıkartarak kahramanına kutsallık kazandırmışlardır.

(S) evgidir işin aslı
H(A) lk isterse
Ku(T) sallık kazandırır olaylara
Olm(U) şu abartarak şişirir
Ve de (K) ahramanını
Kendi (B) üyütür
İsterse (U) lulaştırır
Öyle do(Ğ) a üstü olaylarla süsler
Doğurtu(R) ağaçtan insanı
Yürütür d(A) ğı, konuşturur taşı.
Efsaneler, (D) estanlar
Abartarak g(E) rçeği
Bağlar doğaü(S) tü olaylara.
Olmamış olmuş(T) ur
Ve bu halkın muh(A) yyilesi
Öyle arzuladığı(N) dan
Gök yere inip, yer ç(I) kmıştır göğe.
Ve
Bir gün
Gelince
Yüce insan
Peygamberimiz
Hazreti Muhammet
Miraç’a çıktığında
Peygamberler arasında
Birisi vardır tanıyamaz

‘’Ulu kişi kimdir’’ diye sorar
‘’Bu ulu kişi peygamber değildir’’
Der Cebrail, Hazreti Muhammet’e
‘’Siz öldükten tam üçyüz yıl sonra
İslam dinini Türkistan’da
Yayacak Türk kahramanı’’
Muhammet çok sevindi
Sahabelerine
Anlatır bunu
Merak eder
Onlar da
‘’Görelim’’
Derler.
Israr ederler
‘’Görelim
Görelim
Ya Muhammet görelim! ’’

………..Peygamber
…………Dualar eder
………….Göstermeyi arzular
…………..Olan olur nihayetinde;
…………...Birden karşılarında kırk silahlı
…………....Belirdi o an kırk atlı
…………….Başlarında bir yiğit
…………….. Hanların Han’ı
………………Göründü
………………. Satuk Buğra Han
……………….. Kırk arkadaşıyla
………………...Selam verip geçtiler.

Artık Miraç’a
Peygamber çıkar sanma
Halk isterse
Eğer peygamber de
Yoksa ulusundan
Kahramanını
Her kılığa sokar Halk
ve
Çıkartır onu
İstediği makama

*

O günlerde Kaşgar’ da bir çocuk doğup geldi.
Bahtı açık çocuğun, Adı Satuk Han oldu.

Gün oldu devran döndü, yapıldı çok savaşlar
Nice tahtlar yıkıldı, kesildi birçok başlar
Kimi adalet arar, kimi akıtır yaşlar
O günlerde Kaşgar’da bir çocuk doğup geldi.

Kağan’ın çocuğuna bütün Kaşgar sevindi
Ulu kağan bu erkek çocuğuyla övündü
Gel gelelim falcılar, büyücüler dövündü
Bahtı açık çocuğun, Adı Satuk Han oldu.

*
Doğan da hey doğanda!
Kağan oğlu doğanda
Yeryüzüne göklerden
Bin müjdedir yağanda
Nicedir övündükçe
Milyon sevinç kağanda
…………..Birlik olur, bir olur
…………..Atanda yeni şafak
…………..Otağlara yağar nur
…………..Seherler nazlı bayrak

Doğanda hey doğanda
Doğandan ay doğanda
Tez elden bahar insin
Kıl çadıra bu yanda
Olmalı, olacaklar olmalı
Işıktan oklar ile
Karanlık vurulmalı
……………..Töredir bu, vazgeçilmez
……………..Koçlarım kesilmeli
……………..Doğan gün bizim ise
……………..Geceleri silmeli…

*

Doğdu ya kağan oğlu, bırakır mı falcılar?
Falcıların fallarında çıkmış geleceği
Geleceği pek parlak değilmiş güya
Güya Müslüman olacakmış bu çocuk
‘’Çocuğu hemen öldürelim’’ demişler.
Demişler demesine, haber gitmiş anasına
Anasına söz geçirememiş Ulu Kağan
Kağan’a yalvar, yakar ağlamış
Ağlamış, sızlamış ve; ‘’Eğer bir gün
Gün gelir de Müslüman olursa
Olursa o gün öldürün’’ demiş.
Demiş de, dediği kabul görmüş.

……….Gel
………..Zaman
…………Git zaman
………….Yavaş, yavaş
…………..Büyür, gelişir
……………Korkusuz ve cesur
…………….Gözü pek çocuk olur.

Daha on iki yaşında, Satuk Buğra ava çıktı
Ve o tavşanı görünce, düşüp ardı sıra koştu

Aniden peşine gitti, bu tavşan özüne döndü
Oracıkta onu gördü, Hızır olduğunu bildi

Dinler can kulağıyla, verdiği öğütleri
Sözler verir Hızır’a, Türk’ün yetişen eri.

Kim tutabilir söylen, Hakkına verse seri?
Bu öğütlerle içten içe tutuşan eri

‘’Hakk’ı uğruna verirse seri’’
Biz dedik de gerçek nasıl?
Dedik ya
Halk isterse kahramanının
Ağzından alev çıkartır
Ya da
Giydiriverir ona bir hayvan abası.
Bu da yetmez kimi zaman
Yükseltir Peygamber mertebesine
Halk bunları yaparken
Dönelim destanın özüne
Ben anlatayım
Siz dinleyin
Gerçek Satuk Buğra Han’ı

Kırgızların saldırganca tutumu
Uygurları parçalayıp bitirdi
Karluk, Çiğil, Yağma boyu birleşti
Tarihe yeni bir devlet getirdi

……….Bilge Kül Kadir Han
………..Topladı yiğitlerini
………...Çekti kılıcını
………….Devam ettirmek için Hanlığı
…………..Kurdu Karahanlı Devletini
…………...İlan etti Kağanlığı.

Moğolistan, Çin ve Aral gölünde
Bu coğrafya yine Türk’ün elinde
Kurulmuştu sekizyüz kırk yılında
Bilge Kül Kadir Han tahta oturdu

……….Sır Deryası
………..Çu nehrinin arası
…………Yaşadılar
………….Talaş nehri boyunda
…………..İndiler
……………Güneye
…………….Güney doğuya

Yıllarca at sürdüler
Meydan meydan savaş gözetmekten
Zamanın akışını göremez olmuş insan
Yaşlılık, çoktan kapısını çalmış

Biz
Sözü
Fazlaca
Uzatmadan
Öze gelelim.
Bir oğlan doğurur
Bezir Han’ın karısı
Bayram eder bütün Türkler.
‘’Tahta varis geldi’’ diyerek.
Kısa sürer bu sevinçleri
Ağıtlar başlar Türkellerinde
‘’Bezir Han erkence öldü’’ diyerek

Kardeşi Bezir öldü, Han’ın tahtı boş kaldı.
Töre gereği aldı kardeşin karısını

Amcasına eş oldu, Satuk Buğra sırdaşı
Yarasını kalbinde öfkesiyle bastırdı.
……….Bastırarak yaşamaya başladılar
………..Başladılar çekişmeye
…………Çekişmeye görsün insan
………….İnsan neler açarmış başına
…………..Başına gelenleri
……………Gelenleri göremez
…………….Göremez gözünün önünü

Kül Kadir Han ölünce tahtına Bezir Han geçti
Eş Kağanlığı seçti Oğulcuk, töre var önce
Fikri ince mi ince, beklemeye koyuldu.

Satuk Buğra Han’ın babası ölür
Törelere uyar anne
Kayın biraderi eş edip alır
Kara günler sayar anne

Törelerin acımasız kuralı
Dinlemiyor kraliçe, kralı
Çaresizce yüreğinden yaralı
Oğul sesi duyar anne

Ve
Geçti
Tahtına
Oğulcuk Han
Yeğeni olan
Satuk Buğra Han’ı
Aldı himayesinde.
Kendi terbiyesi ile
Baktı, büyüttü yeğenini

*
……….Bu arada
………..Müslüman Samanlı Şehzadeler
………...Kendi aralarında
………….Anlaşmazlığa düştüler.
…………..Nasır Bin Ahmet
……………Kaçıp sığındı
…………….Oğulcuk Kadir Han’a
……………..Oğulcuk Han’da
……….……..Artuç ilinin idaresini
……….………Tutup verdi Nasır’a

Nasır Bin Ahmet’le
Satuk Buğra Han

On iki yaşında iken buluştu
Tanışarak dost oldu bu iki can
İkisi de birbirine alıştı
Mıknatıs misali bir güç oluştu

Değişime girdi çocuk an be an
Gözünde değildi ne şöhret ne şan
Bu ne hikmet, söyleyin bu ne işti?
Su yolunu buldu, ağarıyor tan
Abdülkerim adında bir Müslüman
Oldu Abdülkerim Satuk Buğra Han.

Aman deyin ordan burdan
Zaman gelip geçti birden
Yiğit oldu Satuk Buğra
Tuğlardaki özlem bitsin
Yaşı yirmibeş olunca
İşi sağlama alınca
‘’Müslüman oldum’’ diyerek
Bağlarda bülbül ötsün

*
Bir kayanın erimesi ne ise
Bir insanın inanması işte o.
Yanardağın volkanına bak hele
Bir insanın iman edip
Ateş-i aşk da
Duman duman tütüp
Can evinden yanması
İşte o…
İşte o
Kağan soyu, otağ otağ derleyen
Zerreleri umman edip birleyen
İşte o
Yüreklere yelken açıp bir anda
Gönül kıyılarında
Mola verip demirleyen
İşte o…

O’nda sen, sen de ben
Ben de yüzyılların uğultusu
Evvel sensin, ezel sensin ben ise
Benden bana yürüyen bir sefil yolcu
Zamanı toz edip savuran sensin

Dağ eritip çıkan sensin
Çağ değişsin seni ansın
Yaptığınla övünerek
Sağlar düğün bayram etsin

Haksız kavgalar olmuş, demesen de, desen de
Hak sızlar, topraklarda gördüğü al desende

Ok-u kalleş zalimin, saplı durur sırtında
Oku demiş yaradan, çıkan seste sır, tında

Ve
Kardeş
Kardeşi
Tanımıyor
Nelere tanık
Geçen kanlı çağ
Kim gülerken, kim ağlar
Şahit olmuş buna dağlar
Yetmez ki iki şahit
Yalanı kim bağlar
Yaşayan sağlar
Duyup görsün
Erisin
Yağlar
Bak!

Sır kimdedir bilinmez, girdabına çekerse
Eritir tüm taşları, tutuşturur dağları
Aşar bütün engeli, tutup söker ağları
O gizemi bir kişinin yüreğine ekerse.

Dağ başında kar olsa, güneş vurup eritir
Eteğinden akarak ulaşacak denize
Olmayanın ardında, rastlanmaz hiçbir ize
Kimse bilmez bu gücü, kuru deri yürütür

Kılıcıyla saz çalar, türkü söyler atları
Semahtayken gök kubbe, toz dumana katanlar
Aşka gelmiş oynuyor, meydanlarda yatanlar

Yer altından duyulur, yediğimin tatları
Kulak verin boş değil, ozanların narası
Bugünlerde hoş değil, başla ayak arası
Hep mazluma kesilir zalimin faturası
Bitmedi asırlardır dönekliğin yarası
Arası açılanla kaynaşma olmaz
……….Olmazsa birlik, olur mu dirlik
………..Dirlik, düzen kaybolunca ulusta
…………Ulusta karamsarlık başlar
………….Başlar başını görmezse eğer
…………..Eğer ulusun başını
…………...Başını ezmek kolay olmaz
…………….Olmaz demen sakın
……………..Sakın!
*
Her gün
Biraz daha güçlenen
Güçlendikçe fetihler yapan
Yaptığı her savaşta galip gelen
Abdülkerim Satuk Buğra Han
Frengi savaşıyla
Atbaşı kalesini fetheder.
Kalkıp amcasına gelir

Gelir de…
Satuk Han amcasını İslam’a çağırdı
Kağan duymaz sesini, sanki o sağırdı
Ve meydanda savaşarak o amcasıyla
Tutan olmaz yasını, yumruğu ağırdı
……….Ve
………..Amcası
………...Öldürülünce
………….Hükümdar oldu Satuk.
…………..İslam’ı yaydı Türk eline
Kılıcını kuşanarak bindi atına
Karşısına çıkanlarla bir bir savaştı
Gök gürledi, şimşek çaktı, koptu fırtına
Çağlayarak meydanlarda nice engeller aştı
………..Kılıcını sarıp, yaren diye sevişti.
…………Çizdiği yolda amacına kavuştu.

Ağzından çıkan söz, ateş olup yaktı
Gücün karşısında eğilmez mi başlar?
Kılıç gözlerinde uzayarak aktı
Bilmem ki yerinden oynamaz mı taşlar?

……….Yıkarken ocaklar, kurdu birçok evi
………..Kılıcın kayması, bir sözün alevi
………...Oluşturdu Satuk Buğra gibi devi

*

Devler vardır sığmaz
Sığmaz tarih denen hadiseye
Devler vardır sığmaz
Karınca yuvasında kaybolur gider
Ya keseceksin zaman ipini
Koparıp atacaksın bağını gökle yerin
Ya çevireceksin tersine atının nal iziyle
Çağların çevrilmeyen yüzünü
Ve dipten doruğa dolduracaksın
Bir ulusun
Gecesini gündüzünü
İşte o zaman seni
Ve senin türkülerini
Dile destan eder
Bu iki yüzlü tarih.
İşte o zaman
Yeniden doğarsın, yeniden
Doğan her çocuğun adına
Verilir adın

Ve
Unutulmazsın,
Unutulamazsın…

Satuk Buğra Han derler
Cihanı bir teknede yoğuracak olayı
Kendinde doğuran ilk ışık yolcusu işte
Zafer kalesini yükseltip sinesine
Sonra bayrağı oradan
Bütün bütün ülkesine
Işıtan, ışıyan o…

Ve
O günlerden beridir
Yılmadan, usanmadan
Bizi bize
Taşıtan o, taşıyan o…
O tarih ki gönülde mertlik yakar ocaklar
Gelin görün ki zaman Türk soyunu kucaklar
Neden tersine dönmüş eksiklik neremizde?
Bu tarihi yazanlar, nereye asacaklar?

…………Büklüm büklüm mâziden âtiye akan ırmak
…………Miraçtan inip yere
………....Kutlu bir düzen kurmak
…………Arştan alıp bayrağı
…………Saatleri minarelerde, ilimle, aşkla
………….Türkçe yoğurmak
………….Ah ki ah..
…………..Ah ki ne ah!

O tarih ki kağanlar adaletten yanaydı
Anamın ellerini nakışlayan kınaydı
Gelin görün ki şimdi iz uydurup batıya
Bu zamanın tarihi, gerçekleri yasaklar
…Büklüm büklüm asırların göğsünden
………..Dolanan yollar
…………Yolları yollarda yol edip savuran
…………Bir kılıç, bir yumruk ve bir yürek
…………Kaşgar dolunayını dolayıp da ruhuna
…………Türkçe bir ses olup sisli sabahlara
…………İslâm’a Türk nakışlı süs katıp
………....Zamanı elleriyle
…………Türkçe yoğurmak
………….Ah ki ah..
………….Ah ki ne ah! ...

O tarih ki inandık âşık olduk İslâm’a
Sabah başlayan savaş tükenirdi akşama
Bu tarihte neleri anlatacağım ama
Riyâkâr buzu sarkar, yaprağında saçaklar

*

Ve
İlâhi bir emir ile
Yürüdü
Doğudan, batıya
Kuzeyden, güneye..
Yürüdükçe önünde
Diz çöktü diz; dört yön, dört yüz kere
İki cihan sevgilisi vardı sanki
At koşturan nefes nefese yanı başında
Sığmadı, sığamadı
Göklere ve yerlere
……….Amuderya kıyısından başladı
………..Kış Kezekten, Karakurum düşledi
…………Çin eline savaş açıp kışladı
………….Bir baştan bir başa yaydı İslam’ı
…………..Doksan yaşını buldu
……………İlahi emir aldı
…………….Kalkıp Kaşgar’a geldi
……………..Orada öldü Satuk Buğra.

İnan, maya tutar mı döl almazsa bir dişi
Olana ister inan istersen inanma yan!
El âleme söyleme, sende kalsın gördüğün
Gör, düğün yeri olur, dirlik, birlik olursa.
Olursa eğer yeryüzü Cennet
Cennete gerek var mı bilinmez?
Bilinmezliğe düşerse insanoğlu
Oğlu tanımaz babasını.

*

Çağlar boyu İslâm’ın
Hem kılıcı, hem gülü
Bu yüce Türk Ulusu…
Açılanda avuçlar,
Amin diyende dudaklar
Satuk Buğra Han’dan
Dualar içinde dua saklar…
Dönende ağızda
Dönende bu dilimiz.
Ezan ezan toprağı
Kutlu kılan minaremiz
Ve
Biz…
Sonsuzdan sonsuza
Bizde ki biz…

Harun YİĞİT

NOT: Yukarıda okumuş olduğunuz destan, GÜLCE'nin NAZIM Türler olan; Akrostik, Üçgen, Gülce, Triyolemsi, Özge, Tekil,Yediveren, Tuğra, Gülistan, Yunusca, Dönence, Serbest Zincir, Sonem, Yiğitce, Buluşma Tokmak, Çaprazlama, Gülce Aruz olarak toplam 18 Nazım türünden oluşan BAHÇE ile yazılmıştır.

Harun Yiğit
Kayıt Tarihi : 19.6.2010 17:36:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Osman Erdoğmuş
    Osman Erdoğmuş

    Doğum gününüz münasebeti ile uğradığım sayfanızda,
    Bu güzel çalışma ile karşılaştım.
    Tebrik ederim

    Yaşayacaklarınız,
    Yaşadıklarınızdan daha renkli,
    Daha hareketli,
    daha bereketli

    Geçmesi temennisi ile
    Doğum gününüzü tebrik eder
    Sağlık Afiyet Başarı dolu bir ömür
    Yüce Rabbimden niyaz ederim

    Osman ERDOĞMUŞ
    SAKARYA

  • Cevap Yaz
  • Refika Doğan
    Refika Doğan

    ' Türkler, asırlardır tek Tanrılı dinlere inanmışlar, Tanrı’nın etrafından töre ve kutsallarını dokumuşlar. O inançta Peygamber denen olgu yoktu. Bilge kişiler, önderler, Ozanlar ve Dede Korkut’lar vardı.
    Şimdi ise hem tek Tanrı, hem de Peygamber var. Eğer peygamber kendi ulusundan değilse destanlarda, efsanelerde kahramanlarını peygamber mertebesine getirip onun seviyesine çıkartarak kahramanına kutsallık kazandırmışlardır. '


    '..............

    Çağlar boyu İslâm’ın
    Hem kılıcı, hem gülü
    Bu yüce Türk Ulusu…
    Açılanda avuçlar,
    Amin diyende dudaklar
    Satuk Buğra Han’dan
    Dualar içinde dua saklar…
    Dönende ağızda
    Dönende bu dilimiz.
    Ezan ezan toprağı
    Kutlu kılan minaremiz
    Ve
    Biz…
    Sonsuzdan sonsuza
    Bizde ki biz… '




    Şimdi ben ne diyeyim bu olaganüstü giriş ve final söylemi karşısında?

    Çünkü Bizlerin, yani Türk toplumunun inanç zenginliğini, derinliğini ve üretken ufkunun o eşsiz yaratıcılığını fazlasıyla ifade etmiş sevgili Harun Can. Türk' ler tâ o zamanlarda inanç denilen efsunlu ve bir o kadar da ayakları yere basan mânâ derinliğini moral değerler silsilesiyle kendi ufkunda zengin bir anlatım ve anlam şöleniyle tarihe ve sosyal yaşama - iz bırakarak -aktarmış geçtiği her yerde. Ve bir gün gelip de İSLÂM- KUR' AN ve Hz. PEYGAMBER' imiz yaşamına girince, o ayakları yere değen, rutin yaşamla insan gerçeğini yerine göre bilgece yerine göre teorik ve pratik ananeler içinde harmanlayan, çağdaş ve insan onuruna yaraşır bir çizgiyle yorumunu bilfiil hayata aktaran toplum...
    Bu Destanlar bir hâyâl ürünü değil...
    Gerçeğin, söylem ve sözcük zenginliğiyle renklendirilerek;
    Değerlerini yüzyıllar boyu - özünü koruyarak - tarihi ve yaşam sürecinde günümüze taşıyabilme, aktarabilme yetisinin ifadesidir.

    Bir kez daha güçlü kaleme teşekkürlerimle, saygı, sevgi ve dostlukla...

  • Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (2)