Sabır ve Vicdan Hakkında (düz yazı)

Hüseyin Özcan
192

ŞİİR


7

TAKİPÇİ

Sabır ve Vicdan Hakkında (düz yazı)

Eşref - i mahlukat, yani yaratılanların en güzeli olarak yaratılmışsak eğer
verdiğimiz bütün kararları mantık süzgecinden sonra mutlaka vicdan muhakemesine de tabi tutma gereği duymalıyız …
zira verdiğimiz kararlar, akıl ve mantık sınırları içinde olsa bile vicdan muhakemesinde beraat ettiremediğimiz zaman
bizi,mantığa rağmen vicdani bir muhasebeye zorlayacaktır….
hayat a bakışımız ve yaşam felsefemizden kaynaklanan zorluklar yaşarız çoğunlukla.çünkü yaptığımız herşeyin hesabını
vereceğimizin korkusu ya da sorumluluğu, mantıkla birlikte vicdanımızın da ön plana çıkmasını gerektiriyor ve zorluyor…
işte bu nedenle bazen mantık açısından hiçbir şüphe götürmeyen davranışlarımız vicdan muhakemesinde aynı netliği gösteremiyor..
bunun için davranışımızın karşımızdakini nasıl etkileyebileceğini düşünerek, yani empati kurarak davranmalıyız.
işte bu durum akıl zekasıyla duygusal zekanın amansız bir öncelik alma mücadelesine sebep oluyor… ama şu da var ki, yaradılışın hidayetini idrak edenler,sabrın ve vicdanın getiri götürü muhakemesine girmezler bile.....
olayları ve bu olaylar karşısında davranışlarımızı irdelemek gerekir …yaptıklarımızın doğru olup olmadığı konusunda
nefsimizle durmadan bir mücadele içine gireriz ve sürekli didişiriz….vicdanımızda bütün sorulara cevap bulamadığımız için
hep tarif edemediğimiz huzursuzluklar yaşarız…fluğ görünen net olmayan her sonuç ve durum maneviyatımızı hep zorlar
kararsızlık anlamında...ve bu durum çoğunlukla çevremiz tarafından anlaşılamamıştır ne yazık ki….

sabırlı olmak insanlar tarafından kararsızlık ya da kabulcü olmak olarak algılanmakta.
aslında sabır; bir olayı veya herhangi bir durumu kabul etmek değildir….doğruyu bulmak adına ve doğru hedefe ulaşmak adına bir bekleyiştir.
sabır, hiddeti yok eder….yanlış karar vermeyi olabildiğince önler
evet, bir zaman kaybı olacaktır ama yanlış verilen bir kararın kaybı zamanın kaybından çok daha ağır hasarlar getirebilir….
bu sebeple insan ilişkilerinde pek aceleci davranmamak gerekir…bu ağırkanlı bir görüntü verir belki çevremize…
hatta tembel ve uyuşuk bile diyenler olacaktır…
ama gösterdiğimiz sabır, verdiğimiz kararlardan genellikle vicdani bir rahatsızlık duymamamızı sağlayacak ve bu kararların sonucunda
herhangi bir kişiyi yaralama ve incitme olasılığını yok etmiş olacaktır…
vicdani sorumluluk hissedenler, beşeri hırslar ile kimseyi kırmamaya, üzmemeye azami gayret sarfederler …

insan hayatında bazı yaptığı hatalar veya verdiği yanlış kararlar sonucu içinde hep bir rahatsızlık hisseder çoğunlukla.
hep bu yanlışın verdiği manevi rahatsızlıkla keşkeler le kavga eder iç dünyasında ve uzun bir zaman bu huzursuzlukla birlikte
yaşamak zorunda kalır….bir zaman sonra unutur belki ama….ne zaman aklına gelse bu yaptığı,sanki o günü yaşıyormuş gibi
içini kemirir durur…yaptığı yanlış, iç huzurunu bir türlü rahat bırakmaz velhasıl…
işte ben bu huzursuzluğu zaman zaman yaşadım iç dünyamda….ve öğrendim ki sabırlı davranınca bu sendromlar kolay kolay yaşanmıyor
çünkü sabır doğruyu getiriyor çoğu zaman…yanlış veya hiddetli kararlar öncelik alamıyor…çünkü davranışlarını kontrol etme, kendini irdeleme,
kendini yorumlama ve ona göre davranma zamanı kazandırıyor insana ve nihayetinde de isabetli karar verebilme şansı veriyor...
insan; sosyal ve iş çevresinde aceleciliğinden, sabırsız ve düşüncesiz davranışlarından telafisi mümkün olmayan zararlar görüyor….
bende gördüm…ama önemli olan her yanlıştan bir ders alabilmek, bir doğru çıkarıp rotayı doğruya yönlendirebilmek…bu yanlışta ısrar etmemek….

ben böyleyim çevremdekiler buna göre davransın, benim tarifimi böyle yapsın demek, aslında kendinden,kendini keşfetmekten kaçıştır…
kendini bulma adına kaçırılan büyük te bir fırsat aslında…..
erdem denen şey de bu hatalardan ve yanlışlardan bir sonuç çıkarıp bu sonuca göre yeniden yönlenebilme basiretini gösterebilmektir zate
ama ne yazık ki hırsları akıllarının önünde gidenler ve bunda ısrar edenler,hem insani değerler anlamında
- yani dost ve arkadaş çevresi edinebilme manasında - hem de maddi anlamda büyük kayıplarla karşılaşırlar.
ancak ne yazık ki nefisleriyle muhakeme ve mücadele yapmaya bir türlü cesaret edemediklerinden bu ego dan kurtulamazlar….
bu tip insanlar için, yalnızlık ve depresif vakalar kaçınılmaz bir sonuç olmuştur her zaman. Dikkatle çevrenizi gözlemlerseniz eğer,
böyle sendromları yaşayanların, genellikle bu tip yapıda insanlar olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz….

yaşam her alanda elastekiyet ve değişim gerektirir….çünkü zaman değişken bir kavramdır…sürekli bir sinerji vardır yaşamda..
bu sinerji ardından değişimi de beraberinde getirir….insanın da buna paralel davranabilme becerisini gösterebilme kabiliyeti olmalı …
yoksa hani derler ya dinazor kalmış diye…..böyle bir yafta yapıştırılır yakaya…ve doğrudur da…değişime ayak uydurmak şarttır.
çünkü hergün yeni şartlar sunmaktadır insanoğluna…iyi ya da kötü….zor ya da kolay….
eğer insan bu değişime ayak direrse,zamanın gerisinde kalır asosyal bir yapıya bürünür,
toplum ve çevreye zamanla aykırı düşmeye ve dışlanmaya başlar...ve yavaş yavaş insan maneviyatında çöküşün başlangıcıdır bu..

kısaca yüreğimizin,vicanımızın sesine kulak vermek gerek mutlu ve huzurlu yaşamak istiyorsak eğer…..hırslarımızla ve egolarımızla değil……

Hüseyin Özcan
Kayıt Tarihi : 8.3.2006 18:53:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Hüseyin Özcan