Rüzgarın Rengi Şiiri - Erengül Balkan

Erengül Balkan
37

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Rüzgarın Rengi

Hızla geçiyordu otobüsün camında,zamanın yarıştığı gür meşe ormanları
Güneş salkımlarıyla parıldayan mağrur Çapakçur köprüsü,yemyeşil ovalar
Koşup oynağım sokaklar,benimle geliyormuş gibi yapan ak alaca bulutlar
Ardımsıra alev saçıyordu meyve dalları,yaban çiçekleri yangın yapraklı

Hızla geçiyordu otobüsle yarışan,bakınca benzediğimizi gördüğüm yüzler
Gittiğimi bilen yoktu,dönüşüm yoktu,vedasızdı kına taşından desenli eller
Hızla geçiyordu bahçe çitleri boyuna Bingöl dağlarını,hasret türküleriyle
Işkınlar yeşeriyordu hızla,yarpuzlarla çevriliyordu halka halka drikler

Yol uzadıkça döndü gün yıla bitmez bekleyişimin hattı çekildi rüyalarıma
Hasen’in mandalina kabuklarından yaptığı kolye,incelikli telkâri boynumda
Yakınım bir okadar köklerime,toparlıyorum uzaktan uzağa tüm hatıralarımı
Öğrendim özlemi görmeyi,sırlıyorum herşeyi ayrıntısıyla gönlümün aynasına

Henüz sabah ışıklarını yıkıyordur arttırarak,gümüş pullu derelerin suyunda
Sevinçle ip atlıyordur küçük kızlar,salıncakları nazla salınır akasya dallarında
Kolkola gülümseyerek bir uçtan bir ucuna yürümek vardı himayesinde şehrin
Acımıyordu oysa o zaman düşüp kanattığım dizim,şimdi tuzu gözyaşlarımda

Kadınlar uyanmıştır erkenden dinç,örterek iğne oyalı beyaz tülbentlerini
İstiflemişlerdir yüklüğe yün yorgan döşekleri,ocakta çayları hazır,demli
Küçük bebeğin ağlaması duyulur,annesinin uykusu yarım kalmıştır geceden
Kapılar pencereler açılmıştır güneşe,uzaklara karışmıştır rüzgarın rengi

Şahlanmıştır yağız atlar,durmadan söylenen kuşlara lal dallar bıkkın
Haşince arıyla kovalaşan çocuğa seslenir abisi kimseye karışma sakın
Pişmiştir içli köftesi gülüşü yüzlerde güller açtıran Belkıs teyze’nin
Kimseyi üstün görmezdi kimseden iki bal damlası gözleri Aydan ablanın

Sardunyalar çiçeklenmiştir rengarenk,görülecek güzel günlerin niyetine
Haritaların ufukları şaşkın kalır,Aykut’un sınırsız geometrik düşlerine
Mehmet yalnız an erincini taşır,her gördüğü olunca gündemin şimal yıldızı
Azalıp çoğalanlar düşer,aslı astarı kireç boyalı duvarların çerçevelerine

Beyler tabakalarını doldurup,çevirmişlerdir kaldırımları kahvehaneye
Anlaşılamamakla başedemeyen çizgileridir hayatı yumuşatan yüzlerinde
Anlatmaktan vazgeçtiklerindendir,içlerindeki yaşlanmayan edebi heybet
Yoksulluk bile varlık gibidir,gösterişsiz dostlukları bağlamıştır birbirlerine

Bir elim diğer avucumda,sığınağı sanki söylenmeyenlerin sır ormanında
Ne gidenler gitti ne varanlar vardı cesaretin pişmanlıklar çağlayanında
İşlemiştir Ahmet nefes alınan en ücraya ateşten geçen reklerin özünü
Özlemin son tepesi bitti dedikçe başlamıştır gurbet,Fatma’nın sabrında

Hızla geçiyor otobüsle yarışan otları buğdayları biçen eski tırpanın hışmı
Aydınlanmıştır Ab-ı Hayat rüzgarının bağdaş kurduğu antik Zağ Mağaraları
Gönülsüz telli duvaklı gelinin berbusu taş kesilmiştir Buban bacaları yolunda
Uçuşmaktadır Sülbüs’ten Stari’ye haber götüren ölümsüzlüğün masal kuşları

Dağıtmanın ve bölüşmenin süsüdür evden eve salınan asma,uzar yarınlara
Gölgesinden çevik kartal kanatlanır bir ucu Şargiye’de bir ucu Ilıcalar’da
Süzülür evvel zamanın dışından akar gibi açılan avuçlara Mendo Çeşmesi
Bulutlanır gidenin,kalanın Saat Kulesi,Şerafettin Dağları’nın dumanıyla

Hızla geçti otobüsle yarışan yaşanmış yarım yamalak görklü yıllarım
Ne eksiğim ne bütün, gücü tükenmiş gürz gibi durur omuzumda başım
Yollar mı bana ben mi yola düştüm bilmeden,neylerse hüda güzel eyler
Şimdi otobüsün camı,rüyalarımın saklı kaldığı kanaviçeli yün yastığım

Ali yelken açtırırdı yağmur birikintilerinde ki kağıttan gemilerimize
Yüzenadalar’a düşerdik üçümüz hep yanımıza alacağımız üç şey yerine
Yunus hayal serüveninde yanıbaşımda kurtarıcı rüzgar perçemli çocuk
Sınanmakta bir fırsat derdi Ali,varmak istemediğimiz o düş denizlere

Mehmet Emin’in efkarı olurdu tespihinde kehribar,kırtlama çayını içince
Ay ışığı harelenirdi bin göl üzerinde Cezmi abi Suna türküsünü söyleyince
Ab-ı Hayatın kırkbir damlası ışıldardı,katıp iyiliğine,güzelliğini Hatice’nin
Sedat ezelden beri Murat’ın suyuyla yeşillenmişti zehra’sının gözlerinde

El emeği göz nuru büyüttüğü çiçeklerinin rengindeydi tacı Semiramis’in
Hayatı kipriklerine italik mısralanırdı gönlü adaletten yanaydi Ayşe’nin
Baştan başa merhametti Niyazi,bağışlardı isteyene kalbindeki cevheri
Sesinin ezgisi baharları getirirdi,kıvancı KarlıOvada sıralı dağdı Halil’in

Yol ki susmaktan kabullenmekten alıpta susmaya kabullenmeye götüren
Her şey görünürde var,yok yarınımda hiç şey göğün yedi kat kubbesinden
Esirgediği seçtiklerine veriyordu yüce bağışlayan,kendi göğsünün kafesini
Şiddeti ezberlemiş halim kalabalığıma kırıktı,öyle yalnızdım ki herkesten

Yol hızla geçip gitti birbirinin yerini alan anlamların günlerine o günümden
Sevginin çoktan küllendiği,çaresizliğimin yangın seneli asırlarının içinden
Durduğum yerdeyim her şeyi hayata dönüştüren,yüreğimin,çetin kalesinde
Bayram şekeri toplayan çocuklar gibiyim şimdi kendi seyrimden dönerken

Hızla gözden kayboldu tozlu taş sokakları yıkayan kekik kokan yağmurlar
Eskileri toplayan eskicinin sesi duyulmaz oldu,Çır şelalesine uçtu turnalar
Şiddetli sevgisizliğin saklandığı yıkık toprak evden uzaklaştı çocukluğum
Bir gün geri getirir mi yağmur birikintisinde yüzen kağıt gemimi,rüzgarlar.


Erengül Balkan
Kayıt Tarihi : 31.5.2020 02:28:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!