<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Zuhal Aksulu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yalnızım...</title>
<description>Suratına çarpan  Dalgalara rağmen  Üstündeki onca yükü taşıyan  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizim-170-siiri/</link>
<guid>821321</guid>
<pubDate>2007-09-29T09:59:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Yalan Sevdam...</title>
<description>Yaşanmış ve yaşanmakta olan, Bir sürü yalan var aramızda... Sen kendi dünyanda ben kendi dünyamda Savrulup gidiyoruz Hayatın bizi götürdüğü bu yalan rüzgarda... Mutluluğum büyükken pişmanlığımdan </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalan-sevdam-2-siiri/</link>
<guid>765581</guid>
<pubDate>2007-06-25T16:34:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Boğuluyorum</title>
<description>Kalbimin en derinlerinde dönüp duran anafora kapılmış, dibe doğru gitmekteyim... hayat rasgele olaylardan ibaret diyebilmeyi ne kadar da çok isterdim, bu karmakarışık ruh halimle.     Ben istemedim bu dünyaya gelmeyi... ben istemedim böyle bir hayat yaşamayı... ve ben istemiyorum kendi denizimde boğulup ölmeyi...  Sıkıntılarım kelimelere dökülemeyecek kadar ağır, göz yaşlarım gözlerimden inemeyecek kadar yorgun... kalbim aslanların ortasında sürüsünü kaybetmiş bir ceylan kadar ürkek... koşmalıyım, kaçıp gitmeliyim buralardan...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/boguluyorum-17-siiri/</link>
<guid>748758</guid>
<pubDate>2007-05-30T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Ceset</title>
<description>Sevmeyi ne bilirsin ki sen... Yitirişlerin hüzünlü karanlığında ben hayata gözlerimi yummayı umarken, sen gece perilerinin koynunda bir düşten bir diğerine uyanıyordun. O zifiri karanlıkta geçmişin gölgeleri birer hayalet gibi üstüme üşüşmüş etrafımda dans ediyorlardı, sen... yoktun. Aşksa eğer dediğin... orada yanıma gelmeliydin. Yüreğime cesaret tohumları serpmeli, elimden tutup umudun güneş gibi parladığı aydınlık bir geleceğe götürmeliydin. Kaç ömür bekledim gelişini o karanlıkta... kaç okyanus ağladım yokluğunda... gelseydin o zaman... sıcak nefesinle ısıtsaydın ayaz kesmiş odamı... bu kadar korkmazdım. Belki de duyduğum her ayak sesini sen sanmazdım... ve o kör karanlıkta, kendimi sen diye başkasının kollarına salmazdım. Aşksa eğer dediğin... nefretin zehrini damla damla kanıma akıtan karanlıkta tek başıma ağlamazdım. Sevmeyi ne bilirsin ki sen...   Geldim diyorsun... seninim diyorsun... sen bu lafları, o karanlıkta el yordamıyla bulduğun çürümüş bir cesede söylüyorsun. Damarlarımda dolaşmaya başlayıp yüreğimde biriken nefret zehrini akıtmak için kaç çizik attım yüreğime... içim acıdı, yüreğim parçalandı... sen bensiz hayatını sürdürürken, ben yüreğimde büyüttüğüm aşkını korumak için göz yaşlarımın tuzu ile yıkadım yüreğimi. Yetmedi... içime dolan nefreti engelleyemedi. Ben bir çizik daha attım... ve bir çizik daha... zaten bir zaman sonra acını hissetmez oldum... ellerimle parçaladım yüreğimi. Zavallı yüreğimden son kalan parçayı da sen diye bir yabancıya emanet ettim... öyle yalnız, öyle korkmuş ve öyle acımıştım ki... onun indirdiği son darbeyi hissetmedim bile. Öylece... sessizce... öldüm o karanlıkta bir köşede... Geldim diyorsun... seninim diyorsun... sen bu lafları, o karanlıkta el yordamıyla bulduğun çürümüş bir cesede söylüyorsun.  Çürümüş bir cesedi hayata döndürebilir misin? Elinden tutup “benimle gel” diyebilir misin? Alıp kucağına güneşe çıkarsan ne fayda... sen bir cesedi sevebilir misin? Beni bir başıma bırakıp gittiğin o karanlık odada kokmuş cesedimle karşılamak seni üzdü biliyorum. Böyle bir manzarayla karşılaşmayı ummuyordun... ben güçlüyüm, sen varmışsın gibi kendimi kandırıp beklerim sanıyordun. Gittiğini fark ettiğimi, o karanlıkta bir başıma ne acılar çektiğimi, kalbimden fışkıran kanların boğazımda nasıl da düğümlenip gözlerimden damla damla indiğini bilmedin. Zaten bilseydin, kanlı göz yaşlarımı görseydin... ben ölmeden önce gelirdin. Şimdi cesedimden yükselen koku gözlerini yaşartıyor... sen kokuyorsun, ben kokuyorum, biz kokuyor... sevgimizle aydınlattığımız gecelerde birbirine karışmış nefeslerimiz, zamanlı zamansız hınzır gülüşlerimiz, geleceğe dair bir bir çizdiğimiz düşlerimiz kokuyorlar... ve en acısı da o kokuya karışmış yabancılar... Çürümüş bir cesedi hayata döndürebilir misin? Elinden tutup “benimle gel” diyebilir misin? Alıp kucağına güneşe çıkarsan ne fayda... sen bir cesedi sevebilir misin?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ceset-10-siiri/</link>
<guid>710157</guid>
<pubDate>2007-04-06T13:14:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Düş...</title>
<description>düş dediğin bir avuç kum tanesi kimi şekilden şekile sokar düşlerini bir şölene çevirir günlerini kimi de benim gibi savurur denize doğru her birini ve öylece boşluğa diker gözlerini... </description>
<link>https://www.antoloji.com/dus-271-siiri/</link>
<guid>709842</guid>
<pubDate>2007-04-06T10:20:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Gittim Bile...</title>
<description>düşlerimle paketleyip hediye etmiştim sana sırça kalbimi koruyup saklayasın diye sen ise kaldırıp attın bir köşeye sevilmeyen bir arkadaşın ucuz doğum günü hediyesi gibi  içinde bulutlar gizliydi, umutlar gizliydi </description>
<link>https://www.antoloji.com/gittim-bile-siiri/</link>
<guid>709814</guid>
<pubDate>2007-04-06T10:00:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>İyi olmak üzerine uçuşan kelimeler...</title>
<description>Hayat borsa gibidir. İnişler ve çıkışlar öylesine çoktur ki. Her şey yeşile dönmüş, yükselişe geçmişken birden bir bakarsınız ki ortalık kan kırmızı, dibe vurmuşsunuzdur. Bir çoğumuz böyle dönemlerde bile sakinliğinden bir şey kaybetmeden, belki de kaybettiğini fark ettirmeden “İyiyim...” diyebilir. Yüreği kordan ateşler içinde yanar, ruhu bedenine dar gelir, çırpınırken dahi “iyiyim” diyebilmek nasıl da zor bir iştir. Günümüzün popüler deyimiyle cool tiplerdir bunlar.   İyi olmamız gerekiyordur... çok önemli bir toplantımız vardır... ya da etrafımızda üzmek istemediğimiz insanlar... belki kötü olduğumuzu anlamasını istemediğimiz eski sevgiliye nispet vardır bu “iyiyim...” lafının arkasında. Ya da... ya da içimizde kopan fırtınaları anlatmak istemediğimizden “iyiyim...” deriz.  Oysa çoğunlukla etrafımızı kandırmak isterken, en çok kendimizi kandırırız. Pek çoğumuz aynadaki suretine bile itiraf edemez aslında “iyi” olmadığını. Sıcak yatağında gecenin ayazı yüreğine vurduğunda gelir belki “iyi” olmadığı aklına. Hayatın bu deli dalgalarında bata çıka ilerlerken suyuz yüzüne çıktığında “iyiyim...” diye bağırmak yerine neden “yardım edin...” diye bağırmadığını düşünür. Düşünür düşünmesine de ertesi gün yine aynı işler, yine aynı yüzler, yine “iyiyim...” demeler.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iyi-olmak-uzerine-ucusan-kelimeler-siiri/</link>
<guid>687542</guid>
<pubDate>2007-03-15T12:31:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Bahar</title>
<description>Zamansız açmış çiçeklerimi Dolu vurmuş dallarımda Dökemem eteklerime meyvelerimi Can suyum kalmamış damarlarımda  Baharım bereketsiz benim </description>
<link>https://www.antoloji.com/bahar-195-siiri/</link>
<guid>680761</guid>
<pubDate>2007-03-08T09:50:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Yazmalı</title>
<description>Sözlerin ağlak kurşuni sessizliğinde Bir kahkaha patlar topal şeytanın yüreğinden Güzellik süslenmedikçe altın işlemeli şiirle Hiçbir ayrılığı kalmaz diğerlerinden Çirkine de söylemeli, ateş tükürmeli yüzüne Sebep sormalı mısralarla ölümcül zehrinden </description>
<link>https://www.antoloji.com/yazmali-5-siiri/</link>
<guid>680753</guid>
<pubDate>2007-03-08T09:45:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk</title>
<description>Ezbere okuduğumuz düşlerde  Bulmuştuk birbirimizi Çekicin örse çarptığı andaki kadar sert Kelebeğin kanat çırpışları kadar narindi Aşk... Biz uçmayı beklerken </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-923-siiri/</link>
<guid>680251</guid>
<pubDate>2007-03-07T17:58:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Sorgu II</title>
<description>Ölüm taşır, yaşam bavulunda Rengi siyah, gerçek sonucunda Ruhla beden, ayrı oluşunda Münkar nekir, biter başucunda  Sorgu başlar, kabre girilince </description>
<link>https://www.antoloji.com/sorgu-ii-siiri/</link>
<guid>680001</guid>
<pubDate>2007-03-07T12:35:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Yara</title>
<description>Gözlerinden çıkan yosun yeşili bir deli kurşundu yüreğimi delip geçen Öyle bir yara açtın ki ne yapsam izi silinmeyen Geçmiş boyunduruğa vurmuş düşlerini, heveslerini; kurtulamazsın Yaralarımı görüp, kor ateşten yüreğinle dağlayamazsın Gelecek merhem olsun, hayallere sarayım yüreğimi Dipsiz kuyularda boğayım tenini özleyen bedenimi </description>
<link>https://www.antoloji.com/yara-65-siiri/</link>
<guid>676232</guid>
<pubDate>2007-03-03T12:43:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Acılar Mısralarda</title>
<description>Saklayamam acımı açarım içimi insanlara  Sıkarım yüreğimi aksın diye zehri mısralara Bazen o mısralar dokunur bir yüreğin bam teline Ama hiçbir yürek giremez başkasının yüreğine...  01.03.2007 </description>
<link>https://www.antoloji.com/acilar-misralarda-siiri/</link>
<guid>674483</guid>
<pubDate>2007-03-01T17:25:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Özlediğim Yaşlar...</title>
<description>Bozuk parayı kağıdın altına koyup kurşun kalemle Atatürk resmini kağıda çıkarttığım yaşları özledim..  Sokakta kızlarla ip atlarken düşüp bacağımı kanatmış olmama rağmen kalkıp kaldığım yerden oyuna devam ettiğim yaşları özledim...  Bayramlarda akraba ziyaretlerinde işlenmiş mendillerin arasına sıkıştırılmış harçlıkları topladığım yaşları özledim...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozledigim-yaslar-siiri/</link>
<guid>674461</guid>
<pubDate>2007-03-01T16:57:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Ölü</title>
<description>Sen ey soğuk toprak altında yatan ölü Sanır mısın ki benden daha ölüsün? Sen de bir başınasın küçük mezarında Ben de bir başınayım şu koca kalabalıkta Senin soğuk etini kurtlar kemiriyor belki Geçmişin koca dişli anıları kemiriyor benim uyuşmuş beynimi </description>
<link>https://www.antoloji.com/olu-22-siiri/</link>
<guid>666753</guid>
<pubDate>2007-02-21T09:40:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Öz</title>
<description>Hayata tutunmak için sunduğum gerekçelerim  Öyle gereksiz geliyor ki artık Özüme dönmek istiyorum Hayat dediğin bir anlık...  20.02.2007 </description>
<link>https://www.antoloji.com/oz-20-siiri/</link>
<guid>666751</guid>
<pubDate>2007-02-21T09:39:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Rüya III</title>
<description>Ben kaçmaya çalışırken Hayatın en karanlık kabuslarından Nedense hep kan kusarak uyandım Sonsuz sandığım tatlı rüyalardan...  20.02.2007 </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruya-iii-2-siiri/</link>
<guid>666749</guid>
<pubDate>2007-02-21T09:37:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Parti</title>
<description>Hayat;  Gözlerime mil çektin Göremiyorum güzeli Kulaklarımı sağır ettin Duyamıyorum yüreğimden gelen sesi Beni içine ittiğin bu partide </description>
<link>https://www.antoloji.com/parti-3-siiri/</link>
<guid>666748</guid>
<pubDate>2007-02-21T09:36:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>...ıIVı...</title>
<description>Ofisine girip bilgisayarını açtığında saat dokuza çeyrek vardı. Öncelikle onu bekleyen kirli bardaklar ve boş çaydanlıkla ilgilendi. Hayatı boyunca her şeyi kendi yapmıştı, burada da çayı kendi demliyor, ardakları kendi yıkıyordu. Hiç de gocunmuyordu bundan... gündelik hayatın gereksiz ayrıntılarıydı bunlar üstesinden gelmesi gereken. Gerçi çay içmiyordu ama, her sabah o çaydanlıktan yükselen taze çay kokusundan hoşnut olmayı öğrenmişti. Hayatta çok şeyden hoşnut olmayı öğrenmişti. Sonra, bir sürü evrak ve dosya ile karmakarışık masasının üstünde kahve fincanı için ufacık bir yer açıp bilgisayarının başına oturdu. Hayatı da tıpkı masasının üstü gibi karmakarışıktı ama o küçük zevkler için bir türlü yer bulamıyordu işte hayatında. İlk iş olarak her zamanki gibi, önceki gece gelen gereksiz elektronik postaları temizlemekle uğraştı. Bir yandan da keşke hayatımdaki gereksizlikleri de böyle temizleyebilsem diye geçiriyordu içinden. Silme tuşuna her bastığında, silinen her elektronik posta ile, zihninde yer kaplayan beynini kemiren virüslü anıları sildiğini hayal etti. Ama beynin çöp kutusu boşaltılamıyordu. Çalan telefon ile kendine geldi. Hem gece gördüğü rüya, hem servisi kaçırmış olmanın verdiği sıkıntılı bir ses tonuyla cevap verdi telefona. O bir an önce kapatmak istiyor, karşısındaki ise lafı uzattıkça uzatıyordu. Bütün günüm böyle geçecek diye düşündü. Önünde, üzerinde çalışması gereken onca dosya duruyor, kulaklarında hala rüyasındaki ormanın sessizliği çınlıyordu. Böyle sıkıntılı olduğu zamanlarda, her saat başı çalan telefonu onu üzmek yerine mutlu ediyordu. Gün içinde sıkça, rüyasında gördüğü uzun boyluyu düşündü. Her seferinde yüzünü görmeye ramak kala uyanmıştı bu acı-tatlı rüyalardan. Acaba geçmişten birisi miydi bu yüzünü göremediği kişi. Hepsini tek tek düşündü... ama hiç birisi uymuyordu, uyduramıyordu. Belki de artık geçmişten kimseyi yanında görmek istemiyordu. Bir an geçmişin hayaletleri ofiste dolaşıyor  gibi geldi. Bu ağır havada içi karardı, tüyleri ürperdi, yüzünü ateş bastı. Kendini rüyasındaki ormanda tekrar kaybolmuş hissetti. Terliyordu, kulakları içinden yükselen sesi işitmiyordu... kaçak istedi.. son zamanlarda bulamadığı huzuru uykuda bulmak istedi. Ama hayat, bu iş güç içinde bu sıkıntılardan bile hoşnut olmayı öğretmişti işte.. saate baktı.	  20.02.2007 Zuhal AKSULU </description>
<link>https://www.antoloji.com/iivi-siiri/</link>
<guid>666744</guid>
<pubDate>2007-02-21T09:35:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 <item>
<title>Kararsızlık</title>
<description>Kararsızlık ne kadar da kötü bir şeymiş... Başkasının geçmişte yaşadığı kararsızlıkların ruhumda sebep olduğu acılardan düştüğüm şu durumda, dönüştüğüm şu halde şimdi kendi kararsızlığım yüzünden daha da acı çekiyorum. Kendim için doğru olanı seçmem, doğru ile yanlışı keskin çizgilerle ayırt etmem gereken zamanda, beynimin mantık odasının bütün kapıları camları kocaman çeliklerle kapatılmış durumda... o yüzden güzel ve çirkin, doğru ve yanlış, iyi ve kötü, siyah ve beyaz gibi zıtlıkların hepsi birbirine girmiş durumda. İçimde, kimselerin görmediği, tozu dumana katan, karamsarlık yaratan öyle bir savaş var ki göz gözü görmüyor. Elimden gelen tek şey uzaktan onları izlemek. Her hamlede daha da yoğunlaşan karamsarlık bulutu yüzünden hangisi hangisi seçemiyorum. Biraz bekleyeyim toz duman yatışsın, içimi kaplayan karamsarlık kalksın diyorum ama buna izin vermiyorlar. Bir zaman ben de çarpıştım bu savaşta, göğüs göğüse... öyle derin yaralar aldım ki... n’ olurdu mantık odasının kapıları açık olsaydı. O kapılardaki detektörlerden tek tek hepsini geçirip yalnız iyi, doğru, güzelle baş başa kalsaydım... ama hayır. Mantık odasının sorumlusu vurmuş kilidi kapıya, toplamış bavulunu çekmiş gitmiş bilinmez diyarlara. Bari diyorum yaralarım iyileşsin, yeniden inip savaş alanına doğruyu kolundan tuttuğum gibi çekip çıkarayım dışarıya... ya da şu savaş artık bir son bulsun, ölen ölsün kalan sağlar bizim olsun... fakat zaman denilen o hakem öyle sabırsız ki ne yaralarımın iyileşmesine, ne de bu savaşın bitmesine izin veriyor. Beni sürekli yeniden savaşa sokmak istiyor. Çekip gitmek istiyorum bazen.. uzaklara, çok uzaklara... sanki o zaman her şey bitecek, her şey normale dönecekmiş gibi... ama insan kendinden kaçamaz ki... bari öleyim diyorum, öleyim de her şeye son vereyim... onu bile beceremiyorum. Kimse de anlamıyor ki... belki de ben anlatamıyorum. Olaylar her bakan gözden farklı görünüyor. Ama kimse benim gözümle göremiyor bu savaşı. Kimine komik geliyor, kimine saçma, kimine gereksiz, kimine anlamsız... herkes kendine göre doğru olanı tutup çıkarıyor, önüme sürüyor... ama bu karamsarlık bulutu yüzünden karar veremiyorum hangisi doğru hangisi yanlış... işte bu yüzden acı çekiyorum...  14.02.2007 Zuhal AKSULU </description>
<link>https://www.antoloji.com/kararsizlik-9-siiri/</link>
<guid>661286</guid>
<pubDate>2007-02-15T09:07:00+03:00</pubDate>
<author>Zuhal Aksulu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
