<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Zeynep Erdoğdu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sen, ilk aşkım, ilk terkedilişim, ilk aşk yaram, en büyük öfkem...</title>
<description>40 gün önceydi... Son demlerinde ömrün.Ve bunu sen dahil, kimse bilmiyor. Bir adam, sessizce yaşamdan çekiliyor. Bir adam... Tanıdığım en hesapsız, en zamansız, en hoyrat, en deli! 40 gün önceydi, bir mum yandı damarlarımdan alıp fitilini.E n ince yerine düştü parafin, yüreğimin. Cız diye bir ses geldi önce, sonra bir öksürük ve hayra yorulan bir telefon sesi... Ama hayr gelmedi...!  Bir adam düşünün ki; deli diye lâkabı olacak ve lâkabının hakkını sonuna kadar verecek. Herşeyin en iyisi olacak. Hatta mükemmeli... Mükemmel bir ağabey, mükemmel bir kardeş, mükemmel bir amca, mükemmel bir dayı, mükemmel bir evlat, yeğen, kuzen, arkadaş, dost, sırdaş, işçi, işveren ve sevgili... Bunca mükemmellikte unutulan eşler ve çocuklar... Sonunu düşünmeden atılan binlerce adım. Ve kısacık, 62 yıllık bir ömür...! Yazıların anlatmaya çalıştığı ama kelimelerin dinlenmeye çekildiği bir dönem bu. Duygular kayıp, düşünceler kaçak... Binlerce kalabalığın içinde duyulan ses! Ve 40 gün önce bu saatte verilen son NEFES....! Oysa, yüzlerce kez ölüme 'Merhaba' demiştin. Sonra da arkasından nanik yapıp, hızla geri gelmiştin. Her geri dönüş, daha hoyrat bir yaşamın habercisi olmuştu. Daha da sıkı dalga geçmeye başlamıştın hayatla. 32 yıl önce kucaklarken beni, ne sen ne de ben bilmiyorduk ne demek olduğunu, en büyük öfkenin. Büyümeden baba olmaktan mıdır bilinmez, tuhaf bir zaaf, hoyrat bir aşk başladı bana karşı sende. Belki, hayatındaki pek çok ilkin habercisiydim, belki de beslendiğin kavganın tek mayası. En hoyrat babalıklarını bende yaşadın, en tutkulu aşkını da. En büyük vicdan hesaplaşman da ben oldum, en büyük kavgan da. Bende büyüdün sen baba, ben ise sensizlikte....! Öyle yalnız, öyle ıslaktı ki çocukluk günlerim, hâlâ bende olan tarçın rengi kazağına sorsan, ilmek ilmek ağlar. Kokusu hâlâ taze, hâlâ burnumda babasız geçen yıllarımın. Ve hâlâ içimde bir yerlerde, küçük bir kız çocuğu ağlar salıncakta baba sesini duyunca... 40 gün önce bir mum alevi yanığı oldu soluğumda. Hâlâ anlamlandıramadığım, soluğumu kızıl topraklar altında bıraktığım...! Ne tuhaf bir duygu şu, toprak altına duygularını gömmek. Ve insan, tüm duyguları olduğunda tam. Biri eksilse, karşılığının boynu bükük, gözü yolda, bavul toplanmış kapıda. Sevinçlerim yarım şimdi, coşkularım eksik. Kavgam da toprakta, öfkem de. Önce kavgam gitti, buzul yangınlarının alevinde, 6'sında Mart'ın... Ardından, 14'ünde Nisan'ın, sen benden çocukluğumdan beri büyüttüğüm öfkemi aldın...! Onca aldıkların yetmedi mi baba! Önce en masum bakışlı yıllarımı aldın gözyaşlarımla, sonra huzuru götürdün ilk gençlik yıllarımda. Öfkem vardı, o zamanlardan büyüttüğim, onu da aldın. Olmadı be baba. Bu son yaptığın hiç olmadı. 40 gün önce, bir mum alevinde kaybettik seni. Herkes şaşkın, herkes tuhaf, herkes anlamlandıramamakta bu gidişi. Onca yıllık eksiklikleri tamamlamak üzereyken, neden bu gidiş? Ve niye şimdi? ! ? ! Neden, en sancılı ameliyatlarda ya da çok daha uzun yıllar sonra değil de, ŞİMDİ! Hep zamansız, hep hesapsızdı yaşamın ama gidişin biraz zamanlı olsaydı ya da en azından biraz daha sönseydi babaANNEMİN ateşi de öyle olsaydı, olmaz mıydı? Bana kızma sakın. Niye bu soruları sorduğumu, sorma. Çünkü, bilmiyorum...! Tuhaf bir his, isimlendiremiyorum. Çocukluğum çınlıyor beynimde. Bolca gözyaşı, biraz kahkahayla. Sonra sen...Beliriveriyorsun kulaklarımda. Özlüyor muyum? Bilmiyorum...Üzülüyor muyum? Bilmiyorum. Peşisıra kaybettim ben kavgamı ve öfkemi. Önce en büyük kavgam, aynadaki suretim gitti, 38 gün sonra en büyük öfkem, ilk aşk yaram.... Sen ilk aşık olduğum, ilk yara aldığım adam.... Babam...! İlk düş kırıklıklarım, ilk öfke tohumum, ilk acıdığım, ilk açlığım....! Sen gittiğinden beri, bir kaç saat sonra 40. kez doğacak güneş. Ve 40 mumum 39 sönecek, her eriyen damlası binlerce oyuk bırakarak yüreğimde. Ama diğeri...! 38 gün önce yanan 40. mumun yanında, sarı sıcak bir alevle, ığıl bir esintiyle yanacak. Yani, öyle diyorlar. İnsan, yakınlarını kaybedince 40 mum yanarmış içinde. Hergün, bir tanesi sönmeye başlarmış ama kırkıncı gün sadece biri kalır ve yanması ömür alırmış. İçinde ne var dersen eğer, oralarda bir yerlerde; Boşluk, diyebilirim sana. Tuhaf, saçma sapan, anlamsız, anlamlanmaya niyetsiz bir boşluk var içimde. Duyguları eksilince, hissizleşiyor demekki insan! Sen, dünyaya onca hastalığa rağmen meydan okuyan. Sen, yanında çalışanları adam edip, yeşil karta muhtaç kalan. Sen, zamansızlığı, hesapsızlığına rağmen her tanıştığında, her tartıştığına iz bırakan. Sen, sabahları kahve arkadaşım. Sen, uğradığım en büyük haksızlığın kelime anlamı. Sen, 14.Nisan.2013 saat:02.30'da, sessizce dünyadan çekilen. Sen, 40 gün önce, kendinle birlikte duygularımı da toprağa gömen. Sen, ilk aşkım, ilk terkedilişim, ilk aşk yaram, en büyük öfkem... Sen, 40 gün önce hafızamda silinmelere neden olan, hislerimi çalan... Sen, giderken hoşçakal diyemediğim, gidişini hatırlayamadığım, sesini kulaklarımda, elimi telefonda bırakan adam... Babam...................................... </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-ilk-askim-ilk-terkedilisim-ilk-ask-yaram-en-buyuk-ofkem-siiri/</link>
<guid>1870224</guid>
<pubDate>2013-05-23T02:24:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Siz hiç suretinizi kaybettiniz mi?</title>
<description>Bir kadın; 8'inde hasret kalmış babaya, 16'sında ise sılaya. Köyün en zeki kızı, babasının okutmak için merkezde ev kurmayı hayal ettiği kızı. Yarım kalan baba hayallerini, 19'undan itibare kucağına aldıklarıyla gerçekleştiren, 52'sinde kocasını sonsuzluğa uğurlayan bir kadın... Bir bebek; iki deli kanın, biraz kavak yeli biraz asi yüreği ile dünyaya 'merhaba' diyen. Kavak yeli borana dönünce, fırtınalar savurmuş iki deli kanı. 56'sında bir kadın, tutmuş bebeği. Torun diye geleni, evlat diye yürütmüş yıllar boyu. 'ANNE' bilmiş bebek, O'nu.... Bir kadın; Cemile Hacer ERDOĞDU. 89 yıllık çınarım. En asi yanım, en hoyrat bağım, en şımarık yanım, en çocuk ruhum, annem...Çok yaktım canını, sen de benim canımı. Ama biz, birbirimizin tek merhemi değil miydik? Bir damla gözyaşıma, dünyayı kaldırırdın ayağa. Selde boğuldu gözlerim anne. Dünya yatsın, sen kalk ayağa. Dikil yine karşıma, hesap sor, bağır çağır, küfür et. Ben yine sinirleneyim, kavga edelim. Tüm apartman bizi dinlesin. Bu sefer öyle yaktın ki canımı, hiçbir yangına benzemiyor bu ateş. Tuhaf geliyor insanlara, babaanne arkasından bu denli dağılan biri. Ama sen benim babaannem değildin ki! Babandın, annemdin, kızımdın, kızgınlığımdın, aynadaki suretimdin... "İnsan babaannesiz büyür ama annesiz büyüyemez. Büyüse de yarım büyür" derdin. Tüm yarım yanımı doldurdun, babaanneyi unutturdun. Beni yarım büyütmedin. Babaanne demenin nasıl bir şey olduğunu hiç öğrenemedim. Merak da etmedim zaten. Eksikliğini de hissetmedim. Ne de haklıymışsın. İnsan annesiz yarım kalırmış. Öyle bir yarım ki bir yanım... İnsan en çok kendine kızarmış ve kendi suretini gördükleriyle kavga edermiş. Şimdi kavgamı kaybettim ben. Kendimi koydum, toprağa. Aynadaki suretimi kaybettim, ecza kokulu koridorlarda. Kar yangınları var her yerimde. Bilmiyorlar annem, bilmiyorlar. Biz, babaanne-torun olamadık hiçbir zaman. Vaktimiz yoktu. Anne-kız olmaktan, yanan-yakan olmaktan, tek bir ruhu iki farklı bedende yaşatmaya çalışmaktan, en büyük kavga, en tutkulu sevda, en kopmaz bağ olmaktan, vakit kalmadı babaanne-torun olmaya.Haydi kalk gel...! Babaanne-torun olalım bu sefer. Belki daha az yakarız birbirimizi, bu sefer. Daha serin olur, gidişlerdeki yangın.... Annem...Mutlu uyu sen. Bakma gözyaşıma. Sigaramın dumanı kaçtı yine. Gidişindeki yangınımı kimse anlamıyor diye üzülme. Onlar nereden bilecekler ki...!  Siz hiç, suretinizi kaybettiniz mi? Ben kaybettim...Aynadaki boşlukta boğulmak nasıl bir şey, bildiniz mi? Ben bildim... Siz hiç, kendinizi toprağa gömdünüz mü? Ben gömdüm... Siz hiç, buzul yangınlarda kavruldunuz mu? Ben kavruldum... </description>
<link>https://www.antoloji.com/siz-hic-suretinizi-kaybettiniz-mi-siiri/</link>
<guid>1843399</guid>
<pubDate>2013-03-18T05:04:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>12.Nisan.2011...Saat: 15.00...Ve zaman durdu</title>
<description>Ben bir adam tanıdım yıllar önce... Askeri darbe günlerinde, sokakla birleşmenin yasak olduğu bir 26 Eylül'dü zaman... Kucağında henüz yaşama "Merhaba" demenin heyecanıyla duruyordum... O ise sarıp sarmalamıştı beni ve kulağıma "Zeynep" dedi...O günden sonra da herkes bana onun verdiği isimle seslendi...O gülerdi, ben onu izlerdim... O, sobalı evlerinde, akşam yemeklerinin, sabah kahvaltılarının rehavetini atmak için közde yapardı kahvesini ve tüm evi sarardı kırk yıllık hatır kokusu... Çocukluğumda sevdim ben kahveyi... O, sevdirdi bana... Ben bir adam tanıdım yıllar önce...Tek parmağı olmadan, kırk parmaklık işler yapan... Oruç tutan, namaz kılan... Ağzına tek gün sigara, içki koymayan... Ama içki masanında seninle oturup dert dinleyen... Öğüt veren... Önce insanı, insan olarak nitelendiren... Din, dil, ırk ayrımı yapmadan çocukça, çocukları seven... Çocuk yüzlerine, çocuk gülüşlerine "cennetin yansıması" diyen... Ben bir adam tanıdım yıllar önce... Yüzünü çok öptüm, çok sarıldım...Ama tek gün elini öptürmedi bana ve hiç kimseye... Çocukluk yıllarının verdiği merakla sormuştum bir kez "Neden elini öptürmüyorsun? "... Güldü ve sonra dedi ki "Ben peygamber değilim... Peygamberimiz bile elini öptürmemiştir... El etek öpmek bizim dinimizde yoktur... Sadece Yaradanın elleri varsa o öpülür"... Çok anlamamıştım o zaman... Biraz da üzülürdüm "Acaba parmağı yok diye mi elini öptürmüyor" diye... Ama sonra anladım... Ben bir adam tanıdım yıllar önce... Ve hayatımda o kadar çoktu ki; Onun olmadığı tek an hatırlamıyorum... Annem ve babamın olmadığı öyle çok an var ki hayatımda... Ama onun olmadığı tek an yok...Tek bakışı yeterdi insanı rahatlatmaya... Sesi, ruhu okşayan bir melodi gibiydi sanki... Aynı pencereden bakmazdık hayata, aynı şeyleri düşünmezdik ama hep aynı mutlulukla gülümserdik...Bayram sabahları, kahvaltı sohbetleri ve kahkahaları doldururdu evin her köşesini... Ben bir adam tanıdım yıllar önce...Adı Naci Gülel'di...Ama kimileri ona ağabey, baba, dede derdi... Ben ise ona enişte... Ama o benim hayat inşaatımın en sağlam temel taşıydı...Ben o olmadan tek gün geçirmedim... Otuz sene, her gülüşümde, her ağlamamda herşeyiyle yanımda olan tek ADAM'dı... Bugün o adam gitti... Ve ben onsuz yaşamanın ne olduğunu, nasıl olduğunu hiç bilmiyorum... Öğrenmenin ise ne denli zorlu geçeceğini hiç bilmiyorum... Enişte, sen gittin zaman durdu...Ve Tanrım; Onu aldın... Biliyorsundur eminim ama yine de hatırlatayım... O, bu dünya üzerinde "İyi ki yaratmışsın" dedirten kullarından biriydi... O, herkesi çok sevdi...Ve herkes de onu...Ne olur enişteme yani hayatımın temel taşına iyi davran olur mu? Bizim onu ne kadar çok sevdiğimizi de hatırlat sıkça... Hatırlat ki yolladığın yeni yerinde, o sıcak gülümsemesiyle ışık olsun ordakilere... Ben ilk kez kendimi bu denli yalnız ve savunmasız hissediyorum... Meğer sen tahminimden de çokmuşsun hayatımda enişte... Ağlarken bile gülmeyi başaran adam GÜLE GÜLE....! ! ! ! ! ! ! </description>
<link>https://www.antoloji.com/12-nisan-2011-saat-15-00-ve-zaman-durdu-siiri/</link>
<guid>1751495</guid>
<pubDate>2012-08-05T01:48:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Haydi Kalk Gel</title>
<description>Haydi kalk gel...  İki kadeh sevişelim seninle...!  Dudak dudağa gelsin bardaklar  </description>
<link>https://www.antoloji.com/haydi-kalk-gel-siiri/</link>
<guid>1707365</guid>
<pubDate>2012-04-20T04:07:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Sondan başa doğru</title>
<description>Susar adım konuşmalı insan  Bakar adım görmemeli Gider adım durmalı Sonra en sondan başlamalı Önce hoşçakal demeli bazen Ve yavaşça ilk merhabaya gelmeli </description>
<link>https://www.antoloji.com/sondan-basa-dogru-siiri/</link>
<guid>1680564</guid>
<pubDate>2012-02-17T01:26:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Aynı gökyüzüne sığamıyoruz</title>
<description>Aynı gökyüzüne sığamıyoruz nicedir seninle. Koca gökyüzü dar bize. Sen bir yandan itiyorsun, ben bir yandan. Yıldızlar batıyor ayaklarımıza. Güneş ne de soğukmuş yakından...! Zaman çabuk geciyor derlerdi de inanmazdım. Bak, tam yüz yıllık yanlızlık var içimde. Zaten bu yüzden değil mi gökyüzünün dar gelmesi bize? İnsan herşeye alışıyor zamanla. Sıradanlaşıyor en özel anlar bile. Emeklemeye başlayan bebeğin telaşı kalmıyor, yürümeyi öğrenince istediğin hedefe. Ya da tek başına uzanmak raftaki bardağa. Ne heyecan doluydu hatırlasana. Sonra raftan indirmeye başladık tozlu bardakları. İlk harf ne de önemliydi, uzun uzun cümleler kurmadan önce. İlk ders saati, sonra ilk tenefüs zili...! Sunii de olsa değeri ölçülmezdi hiçbir para birimiyle. Sonraları çalan hiçbir zil onun kadar etkilemez oldu bizi. İlk arkadaşımızın adı düşmezdi dilimziden. Üç nefes alsak, beş kere zikrederdik adını. Önemi büyüktü ilk arkadaşının adının. İlk aşk, yürekteki ilk ritim bozukluğu, ilk gözyaşı... Şimdi sadece gülümsemeye sebep. Belki de bazılarının zihnini zorlamaya. İnsan zamanla nelere alışıyor bir düşünsene. İlk andaki heyecanı yok oluyor zamanla. Bin yıllık tanışıklıklar, alışkanlığa dönüşünce sığamıyorsun koca gökyüzüne. Aynı tende ter olmaktan alınan zevk,  çekil artık ayağımın altındanlara bırakıyor yerini. Islak geceleri kurutuyorsun önce. Gözbebeklerini yıkamaya başlıyorsun sonra. Sonra onlarda alışıyor ve kuruyor zamanla. Geçmişe bakıyorsun önce, sonra alışkanlıktan bakmalar başlıyor boş gözlerle. Eski heyecanı bitiyor bitmesine de, uzaklaşmalar niye başlıyor onu bilmiyorum...!  Bildiğim tek şey var; Aynı gökyüzüne sığamıyoruz artık seninle... Yüzyıllardır aynı tene sığdığımız halde...! </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayni-gokyuzune-sigamiyoruz-siiri/</link>
<guid>1675997</guid>
<pubDate>2012-02-07T03:50:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Gelmekle gitmek arasında</title>
<description>Gelmek....!  Gelmek için yartılmıştı Sevmek....! Sevmek için yaratılmıştı Gitmek....! Gitmek için yaratılmıştı </description>
<link>https://www.antoloji.com/gelmekle-gitmek-arasinda-siiri/</link>
<guid>1667565</guid>
<pubDate>2012-01-21T01:01:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>İki dudak arası nefesini öpmekti aşk</title>
<description>Sıcak, sımsıcak bir gecenin, kavurucu buzula dönen sabahı...  Ve özlemek; Geçmişten bugüne, yanında getirdiklerini kaybedercesine. Biraz hayâl, bolca kırıklığı ve sen, gidişlere gebe gelişlerinle. İki dudak arası nefesini öpmekti aşk. Ağzının rutubetini  hissetmekti. Susar adım konuşmaktı gülmeler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/iki-dudak-arasi-nefesini-opmekti-ask-siiri/</link>
<guid>1667562</guid>
<pubDate>2012-01-21T00:50:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Sessiz Veda</title>
<description>Daha dün gibi size gelişim...Artık gitme vakti...Son bir kaç saatim kaldı...Kiminiz üstüme güzel notlar alırken, kiminiz ise yine kötü karalamalarla doldurdunuz beni...Ve atalarıma yaptığınız gibi beni suçladınız, tüm kötülükler için...Oysa ben size sadece ayna olabilirdim...Sizde ne varsa, siz ne yaparsanız onu gösterdim size...Ben sizlere hiç kırgın değilim...Sizlerin de bana değil eğer illâ birine veya bir şeye kırgın olacaksanız kendinize ve yaptıklarınıza kırgın olmanızı isterim...Zira sizlere, küçücük bir bebek kadar yalansız ve yalın geldim ben...Sizin yetiştirdiğiniz bir yetişkin olarak da son veriyorum yaşamıma...Ben giderken sizlere yeni bir bebek armağan ediyorum...Onu güzel hayallerle, mutlu yarınlarla büyütün...Unutmayın; Büyüttüğünüz çocuklar, sizlerin ruh halinizin beden almış şeklidir...Ruhunuza huzur, mutluluk, dürüstlük, ahlâk ve güzellik eklerseniz, size yolladığım bebeği de bu güzelliklerle büyütürsünüz...Yolladığım 2011'e çok iyi bakımanız ve beni de arada sırada hoş anılarla anmanız dileğiyle HOŞ KALIN.... Sevgiyle 2010 </description>
<link>https://www.antoloji.com/sessiz-veda-20-siiri/</link>
<guid>1496759</guid>
<pubDate>2010-12-31T12:59:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Doğmamış çocuktan mektup</title>
<description>Merhaba...!  Nasılsınız? Beni soracak olursanız, biraz şaşkın, biraz ürkek ve de çokça heyecanlıyım...Neden diye soracak olursanız, doğmama çok az bir zaman kaldı. Geldiğim dünyada beni neler bekliyor merak ediyorum...Aslına bakarsanız annemden dünyanın nasıl bir halde olduğunu, az çok biliyor gibiyim. Ve bu yüzden de oldukça ürkmekteyim...Annem geldiğim dünyanın 'savaş, kavga, haksızlık, hüzün, açlık ve gözyaşı ile dolu' olduğunu ve bu yüzden de hep annemi suçladıklarını söylüyor...İnsanların hiç kendilerine bakmadıklarını, kendi hatalarını, kendi hırslarını hep anneme ve annemin ATA'larına attıklarını duyuyorum...Siz benim duymadığımı sanıyorsunuz değil mi? Ama ben duyuyor ve görüyorum...Annemden bahsetmişken; Biliyor musunuz ben doğunca annem artık aramızda olmayacak...Onu da tozlu sayfalar arasına saklayacağız...Ben de bir gün gideceğim...Çok da uzun bir zaman değil dünya üzerinde ki varolma sürecim...Ama sizleden tek bir ricam var; Ne olur beni de annem ve ataları gibi suçlamayın olur mu? Çünkü ben size beyaz bir sayfa olarak geliyorum..Benim üzerime ne yazrsanız, bana bakınca onları okursunuz...Ben size, AŞK ile SEVGİ ile BARIŞ ile geliyorum...Gözyaşlarınızın sadece MUTLULUKTAN akması için geliyorum... Ben size HUZUR ve SAĞLIK getirmek için geliyorum...Sizin de birazcık kendinize bakmanızı ve en az ben ve atalarım gibi kendinizi sevmenizi, saymanızı, birbirinizi incitmemenizi, BARIŞ adına SAVAŞMAMANIZI (ki bu iki kelimenin anlamı birbirinine oldukça zıt...!)  istiyorum...Ben kimim diye oldukça meraklandınız değil mi? Annem adımı ben daha doğmadan koymuş... Benim adım: 2010..Üstüme güzel notlar almanız dileğiyle...! </description>
<link>https://www.antoloji.com/dogmamis-cocuktan-mektup-siiri/</link>
<guid>1313362</guid>
<pubDate>2009-12-31T12:26:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Yıllar önce sürgün edildim annemin kucağından</title>
<description>Yıllar önce sürgün edildim annemin kucağından. Bebektim ağlıyordum. Ağlamalarım konuşmalarımdı. Duymadılar sesimi. Anlamadılar ağlattılar. O zamanlar öğrenmiştim sürgünün acısını. Büyüdükçe büyümüştü sürgün de benimle beraber. Başka sürgünleri de peşine takarak. Yıllar olmuştu sürgüne çıkalı. Unutmuştum artık sıla neresi. Sürgün yürüyüşlerimden birinde neresi olduğunu bilmediğim bir yerdeydi bedenim. Uzun uzun baktım neresi olduğu bende meçhul yere. Sebepsiz susuşlara gebeydi dilim. Tanıdığım bir bakış karşıladı beni. Sesi yabancı, yüzü yarı aşina, sesi tanıdık bu kadın tuttu ellerimi. Unutulmuş bir şey vardı ellerinde bana teslim etmek istediği. İlk kez yanmıştı ellerim. Ama canımı acıtmıyordu bu yangın. Oysa yıllarca bana yanmak acı verir demişlerdi. Oysa ben şimdi acıdan çok adını hiç bilmediğim bir duyguya doğru yolculuktaydım. Öyle bir dalmıştım ki tanıdık bakışlara. Bir anda yer değiştirmiştim, neresiydi burası hiç bilmeyecektim. Dolaşmaya koyuldum avuçlarımdaki ısıyla. Hiç tanımadığım renklere ev sahipliği yapıyordu burası. Oysa ben sadece siyah ve bekli de arada bir gri olur hayat sanıyordum. Oysa ne çok yanılgıdaymışım. Ben her şeyi bilirdim ya. Peki, şimdi ne oluyordu da bildiklerimin aslında hiçbir şey bilmediğim olduğunu görüyordum. Sıcaklık bazen yakmazmış. Aksine ısıtırmış yüreği. Renk dediğin bir siyah bir gri değilmiş. Beyaz olurmuş, kırmızı bakar, pembe severmiş insan bazen  Tarih: 27.07.2009 Saat: 14:28 </description>
<link>https://www.antoloji.com/yillar-once-surgun-edildim-annemin-kucagindan-siiri/</link>
<guid>1283299</guid>
<pubDate>2009-11-07T00:39:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>İçimden avaz avaz bağırmak geliyor adını</title>
<description>İçimden avaz avaz bağırmak geliyor adını… Kimdin ne idin bilmiyordum, giriverdin hayatıma… Başlarda beğeniden öteye gitmeyen duygulara ev sahibiydim… Zaman akıyor sen misafirlikten çok evin adamı gibi oluyordun… Zaman öylesine hızlı akmıştı ki 1 seneden fazladır yürek evimde sen vardın… Ne zamandır haykırmak isterdim seni bilmiyorum… Son günlerde başladı bu istek habersiz… Adını bile bilmediğim sevda gibiydi gözlerin… Muzur bir çocuk var yüzünde, hani her an bir yaramazlığa hazır gibi… Çıkıp içinden en sevdiğim vazoyu kıracak gibi, duvarlara kuru boyayla resimler yapacak, diş macunu ile ağzından köpükler çıkartacak gibi… Güzel bir yüz merhaba der bana gözlerimi her açtığımda… Yürek üstüne oturmuş gitmek ister de, gitmek istemezde gibi bir hallerde bakar yüzüme… Güzel bir surat bakar gece gözleriyle gözlerime… Özlemlere gebe sevdaya çalar başımı… Özlemişim yine seni, adını haykırmaktayım sessiz sesimle… İçime bağırıyorum avazım çıktığı kadar… İçime kapandım yine güzel yüzlüm…  Seni ararım her yerde, baktığım her şeyde yüzün belirir arsız bir hırsız gibi… Ben kovdukça gelen, inatla beni benden çalmaya çalışan azılı ve arsız bir hırsız gibi yüzün… Ne güzelmiş yeniden gülmesi, gülen gözlerle kendine gelmesi… Ne kadar farkındasın bilmiyorum ama açıkçası farkında olup olmamanla da ilgilenmiyorum… Biraz egolu, biraz bencilce yaşıyorum sensiz, sen olmadan, seni… Bilsen ne yaparsın bilmiyorum, dedim ya açıkçası umurumda bile değil… Çok komik aslında konuşmalar… Benim seni kullanacağım sanılıyor hem senin hem de başkaları tarafından… Ama gerçekten ben seni kullanamam ama seni bilemem… Tuhaf ama bu bana acı verse de sana zararı dokunmaz… Ben içimde yaşamayı seviyorum sevda deneni… Tek kişilik yaşamak hoşuma gidiyor… Belki kabul görmez korkusu, belki de büyüsü gider endişesi… Ne dersen de… Güzel bir çocuk büyüyor sana dair içimde… Yürüyor, yürüyor, yürüyor… Yürümeyi yeni öğrenmenin hazzıyla… Koşmayı,  düşmeyi ve belki de uçmayı öğrenmek istiyorum… Bağırmak istiyorum adını… Bağırmak istiyorum, susuyorum… Sevdalıyım bu gece… Sevdazan zamanlarım var, aşka yelken açan… Delice yürüyen, yürüdükçe susan, sustukça bağlanan ve kopmayan… Bir başkayım bu gece… Gece olasım var gündüzü örtercesine… Bu gece gidişlerim var dönüşü olmayan… Konuşmalarım var sesi olmayan… İçimden avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor adının AŞK olduğunu, sana kadar duyuran…!    Tarih: 06.11.2009 Cuma Saat: 17.30 </description>
<link>https://www.antoloji.com/icimden-avaz-avaz-bagirmak-geliyor-adini-siiri/</link>
<guid>1283287</guid>
<pubDate>2009-11-07T00:21:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Oylesine Bir Sevdaydi</title>
<description>Oylesine bir sevdaydi iste;  Sevdalanmak istmesemde Yuregime kurulan Geceyi haram gunduzu dar eden Kara bir buyuydu teni Yesile calan sari bir okyanustu gozleri </description>
<link>https://www.antoloji.com/oylesine-bir-sevdaydi-siiri/</link>
<guid>1219390</guid>
<pubDate>2009-07-14T22:00:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Aralikti Sizi Verdin</title>
<description>Bir aralikti sizi verdin Oylesine bende degildi ki ruhum Hissetmedim gelisini Daginikti ortalik karmasik dusuncelerden Bir aralikti sizi verdin Soguktu hava buz tutmustu bedenim </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-aralikti-sizi-verdin-siiri/</link>
<guid>1219387</guid>
<pubDate>2009-07-14T21:56:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Imlâ Hatalari</title>
<description>Ünlemlerim küsmüs bana Noktali virgülüm kirgin Parantezlerim acik kalmis Tirnak isaretim kuytuya saklanmis Sorusuz kalmis soru isaretim İki nokta üst üste kayip </description>
<link>https://www.antoloji.com/imla-hatalari-2-siiri/</link>
<guid>1219382</guid>
<pubDate>2009-07-14T21:48:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Yola Cikiyorum</title>
<description>Yola cikiyorum Nereye gittigimi bilmeden Ozlemleri kusandim palto diye Sevdalarimi aldim yanima Basimin altina yastik niyetine Kelimelerimi fener yaptim </description>
<link>https://www.antoloji.com/yola-cikiyorum-3-siiri/</link>
<guid>1219378</guid>
<pubDate>2009-07-14T21:42:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Son Perde</title>
<description>Hayat bir tiyatro oyunu Sen ve ben birer oyuncu Ilk perdede birlesiyoruz Etrafa gulucukler sacip Hiç durmaksizin kosuyoruz Adeta mutluluktan uçuyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/son-perde-59-siiri/</link>
<guid>1084116</guid>
<pubDate>2008-12-18T13:29:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Animsatma</title>
<description>Nerede kalmistik Ya da daha dogrusu Nereden baslamistik Başını sonunu bilismismiydik Aklımızın kirintilarina Takilmismiydi baslangicimiz </description>
<link>https://www.antoloji.com/animsatma-4-siiri/</link>
<guid>1084112</guid>
<pubDate>2008-12-18T13:18:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Kendi kendime</title>
<description>Yokluğunda dinledim sensizliğn sesini Sesin kadar güzeldi inan Varlığın kadar olmasada Mutlu etti beni Sonra kendi kendime dedim ki 'Yokluğuna çabuk alışacaksın </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendi-kendime-24-siiri/</link>
<guid>1084106</guid>
<pubDate>2008-12-18T13:05:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 <item>
<title>Üçüncü Şahıs</title>
<description>Gözlerinde biri var  Beni aşka davet eden Hani biraz derin baksam Çekip alacak beni Gözlerinden içeri Senden değil </description>
<link>https://www.antoloji.com/ucuncu-sahis-4-siiri/</link>
<guid>1084104</guid>
<pubDate>2008-12-18T13:03:00+03:00</pubDate>
<author>Zeynep Erdoğdu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
