<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Zehra Okur Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kar</title>
<description>KAR  Memleketim de 20 yılın üstüne öğle bir kar yağdı ki .Bir metreyi buldu yollar izler kapandı Ben ve eşim kızım memleketten çıktığımızda hiç bir şey yoktu fakat şimdi ise memlekete dönemiyoruz. Yollarımız kapandı ülkemizin hemen hemen her yerinde karla kapandı. Özellikle doğu tarafı vatandaşlar mahsur kaldı yollarda Allah'ım devletimize zeval vermesin şuan yollarda kar nedeniyle kapalı olan yollarımız ekipler tarafından açılmak üzere olduğunu biliyoruz. İnşallah yakın zamanında memleketime dönmeği düşünüyorum ben böyle kar görmedim. Kış deyince çocukluğumuz aklımıza geliyor ne günler geçirdik kızaklarla kayardık 20 yıl doğru dürüst kar yağmadı göresimiştik şimdi çocuklar bayram ediyor Bayburt. Erzurum. Ardahan. Kars. Van. en çok buralarda kar yağışı oldu hayvanlar donarak ölüyor hem kar hem soğuk vatandaşlarımızı zor durumda bıraktı Batı tarafında kar yağmazken doğu tarafında kar kış çoğaldı. Allah'ım kar isteyenlere de nasip etsin inşallah bizler yeterince kara doyduk ülkemizin karada yağmura da ihtiyacı var Allah'ım kuruluk da göstermesin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kar-565-siiri/</link>
<guid>3636212</guid>
<pubDate>2024-11-27T21:35:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Şiirler Beni Yassın</title>
<description>Şiirler Beni Yassın   Kayıp oluyorum artık ben sessizce Anlamsız boş geliyor bana hayat Rüyalarım bile artık bomboş kalıyor. Habersizce çekip gitmek istiyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/siirler-beni-yassin-siiri/</link>
<guid>3530130</guid>
<pubDate>2023-11-30T23:15:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Organ Nakli</title>
<description> ORGAN NAKLİ Organ nakli nedir? Böbrek, Kalp kapağı, Karaciğer, Kornea, Kalp, Kemik, Akciğer, Kemik iliği, Pankreas, Deri, İnce bağırsak, Organ nakli bu saydığımız uzuvlarımızdan yapılıyor. Kimlerden alınır. Kadavradan. Canlıdan. Organ nakli yapılır. Mesela Beyin ölümü gelişmiş hastaların organları bağışlandığı takdirde bunlar kadavra donör olarak tanımlanmaktadır. Ve bu kişilerden çoğunlukla alınır, alınan kadavralardan eğer ki, bir hasta ve hasta yakını organ bağışı yapmışsa o zaman daha kolay nakil yapılıyor. Bir başka nakil bekleyen hastalara şunu söylemek gerek. Karaciğer ve böbrek en çok kimler den alınıyor. Onu izah edelim. Organ nakli gereken hastanın eşi veya yakın akrabaları doku, kan grubu vb. uyum mevcut ise organ bağışında bulunabilmektedir. Sadece böbrek ve karaciğer nakli canlıdan yapılabilmektedir. Bir dokunun aynı kişinin bir bölgesinden alınıp başka bir bölgesine nakledilmesidir. Bazen bu fazlalık olan doku, dejenere olabilen doku ya da bir başka bölgede daha çok gerekli olan doku ile yapılabilir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/organ-nakli-11-siiri/</link>
<guid>2993544</guid>
<pubDate>2019-05-16T22:28:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Gazzede Savaş</title>
<description>GAZZEDE SAVAŞ Dünya genelinde dillerde söylenen Gazze’nin savaşı… Sizce doğrumu ben pek doğru bulmuyorum. Çünkü o kadar zalim oyunlar oynanıyor ki, artık insanın midesi bulanıyor. Buna kim dur diyecek. Nereye kadar devam edecek bu zalimlikler, Allah aşkına ne kadar sus kalacağız. Çoluk çocuk demeden herkesi öldürüyorlar. Artık gazze de insan kalmadı. Bu yıl ramazan Gazze’lilere haram oldu. Amerika başta olmak üzere bütün ülkeler Filistini ve Gazze’yi yok etme peşindeler. İnsan artık dayanamıyor, her gün ölü sayısı artıyor, özellikle çocukları hedef alıyorlar…Alıyorlar ki, yarın büyüyüpde intikam almasınlar bu ne vicdansızlık Allah’ım bu kadar mı canilik olur. Üç bine yakın çocuk öldürüldü İsrail zaliminin elinden. Kurtulmak mümkün mü acaba? Her gece uykuda veya gündüz camilerdeyken Müslüman din kardeşlerimizi şehit ediyorlar. Artık insan haber bile dinlemek istemiyor. Buna yürek dayanmıyor çünkü. Hastaneler dolup taşıyor. Birde şimdi hastaneleri bile yerle bir ediyorlar, yaralarını sarmasınlar diye. Kurban olduğum Mevlam Ebabil kuşlarıyla elbet bir gün onlarında başlarından aşağı taşlar yağdıracak. Böyle kalmaz bu dünya hiç kimseye kalmadı ki, onlarada kalsın, sadece buna inanan yok. Ne Nemruda kaldı ne Fravuna. İsrail Maliye Bakanı Yair Lapid saldırılarının üç hedefi olduğunu açıkladı: Kaçırılan üç yerleşimci gencin bulunması, Hamasin yok edilmesi ve Filistin’in ulusal birlik hükümetinin kurulmasını engellemek. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gazzede-savas-siiri/</link>
<guid>2993541</guid>
<pubDate>2019-05-16T22:22:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Misafir Bekliyorum</title>
<description>Misafir Bekliyorum   Bugün yemeğe misafir bekliyorum ama nedense, Zamanını konuşmadık bana gelecek olan misafirle, Öğlen yemeği mi olacaktı akşam mı, bilemiyorum, </description>
<link>https://www.antoloji.com/misafir-bekliyorum-siiri/</link>
<guid>2993540</guid>
<pubDate>2019-05-16T22:19:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Köylerimizdeki  Düğünler Ve Güzellikler</title>
<description>KÖYLERİMİZİDEKİ DÜĞÜNLER VE GÜZELLİKLER İyi günde kötü günde, hep elbirliği ve gönül birliği ile köylerde yaşamış ve yaşanmış olan geleneklerimiz, göreneklerimiz bizim özümüz ve öz kültürel değerlerimizdir. Bugün, neredeyse tamamen unutulmaya yüz tutmuş olan gelenek ve göreneklerimizi, bizler yeniden günümüze taşıyarak, o güzel değerlerimize sahip çıkmalı ve miras aldığımız bu değerleri korumayı da ayrıca görev bilmeliyiz. Ancak her gelenek ve görenek gibi zamana ve değişime yenik düşmüştür. Kalan izlerde de her geçen gün biraz daha silinmekte ve otantik özelliğini yitirmektedir. Oysaki binlerce yılda oluşmuş bu güzellik ve zenginliği gelecek kuşaklara aktarmak, en önemli yaşam zenginliklerimizden biri olacaktır. Neden yaşamayalım ki, ya da yaptırmayalım; bir düşünün paytonla gelin götürmek, hey gidi günler hey! Köyüm dedik. Temiz havası, suyu ve yeşilliği çok güzel bir köyde yaşamak varken neden şehir? Köylerimizde ikamet eden halkımız ve akrabalarımız dışında değişik illerde ikamet etmekte olan insanlarımızda mevcuttur. Bunlar yaşamlarını ve kışlık yiyeceklerini sağlamak ve sezonluk çalışmalardan dolayı belli tarihlerde köylerinde ikamet etmektedirler. Genellikle yaz mevsimlerinde köylerimize dışardan gelen köylülerimizin sayesinde daha da hareketli günlerimiz geçiyor. Köy diyince akla en çok ne geliyor? Buram buram kokan o güzel çiçeklerimi, derelerin su seslerimi, kuşların ince seslerimi, çocukların seslerimi; sizce hangisi? Müthiş güzellikler oluyor değil mi. Âmâ artık şimdi ki, gençlik bunları istemiyor. En çok istedikleri hayat; dokularından uzakta, yabancı kültürlerin içerisinde hatta buna kültürde diyemeyiz, karma karışık kültürlerin neticesinde harmanlaşmış bir takım toplulukları tercih ediyorlar. Fakat birazda aile fertlerinin istemesiyle olacak; gençlere, ‘bakın burası bizim köyümüzdür, burada bizler yaşadık, bizler büyüdük, bizlerin çocuklukları buralarda geçti. Burası bizim köyümüzdür. İyi kötü anılarımız oldu.’ Demedik. Dedikse de tesiri olmadı. Bir insan başından geçen güzel anılarını çocuklarına anlatmaz mı? Anlattığı zaman, o çocuk ailesinin kendi köyünde;’ Güzel anıları olmuş. Güzel günler yaşamış ben niye yaşamıyım’ der ve en büyük hayali babasın ve annesinin yaşadığı köyünü görmek ister. Tıpkı eskilerde ninelerimiz kendi öz geçmişlerini hikâye ederek anlattıkları gibi. Bizlerde dinlerdik fakat hepsini anlatmazdılar. ‘Arkası yarını’ bilirimsiniz, onun gibi bir şeydi, yarım bırakırlardı. Ertesi günü anlatırlardı. Acaba hikâyenin sonu nasıl olacak diye merakla beklerdik. Şimdilerdeyse artık böyle hikâyeler anlatılmıyor! </description>
<link>https://www.antoloji.com/koylerimizdeki-dugunler-ve-guzellikler-siiri/</link>
<guid>2993539</guid>
<pubDate>2019-05-16T22:18:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Allaha Giden Yol</title>
<description>kendisi </description>
<link>https://www.antoloji.com/allaha-giden-yol-2-siiri/</link>
<guid>2200386</guid>
<pubDate>2015-12-12T21:28:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Genel Seçimlerin Ardından</title>
<description>kendisi </description>
<link>https://www.antoloji.com/genel-secimlerin-ardindan-siiri/</link>
<guid>2200384</guid>
<pubDate>2015-12-12T21:17:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat</title>
<description>HAYAT								Hayat buya Zorluklara göğüs gerdim Bir acı duygu yaşadım ben sessizce Mademki yaşayamayacaktım Neden göz Yaşlarımı sildin be arkadaş Umut ışığı belirdi uzaktan İnandım kendime sessizce usul usul </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-1724-siiri/</link>
<guid>2065471</guid>
<pubDate>2014-11-21T15:48:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Türkiyenin Hayat Çizgisi</title>
<description>TÜRKİYENİN HAYAT ÇİZGİSİ Gerçekleri görmek, bazen insanın hoşuna gitmese bile bizler kabullenmek zorundayız. Nedendir bilinmiyor. Hep görmememiz gerekenleri görüyoruz. Bayramlar da seyranlarda kavgasız gürültüsüz geçmesini isterken büyük şehirlerde ölümüne kavgalar yapılıyor. Kurban ve Ramazan bayramların da güzel günler geçiyorken 1 Mayıs İşçi Bayramın da yapılan, kavgalar ve çirkin olaylara artık dur demenin zamanı geldiğini düşünüyorum. Türkiye’nin hayat çizgisi insanların elinde, eğer ki bir güzellik istiyorsak birbirimizi sevelim ve saygı duyalım. 1 Mayıs İşçi Bayramını bahane ederek üç yıldır Türkiye’de yapılan rezalete dur demenin zamanı gelmedi mi?  İnanlarımız bazı olayların farkında kimisi rahat ve huzur istiyorken kimisi de kavga ve gürültü istiyor. Bizlere yakışan neyse onu yaşamak… Çirkin olaylara şahit oluyoruz. Medeniyetten bahsediyorlar. Hangi medeniyet, böyle bir şey var mı? Hiç sanmıyorum. Çünkü bizim vatandaşlarımız bir zamanlarda gezi olaylarını bahane ederek Türkiye’ye zarar verdiler. Ve halen bir şeylerin peşindeler, neyin diye sormayalım? Bu gün bu olanlara dur demedikten sonra hiçbir zaman dur diyemeyiz ancak seyirci kalırız. Hayat çizgisi dediğimiz, Türkiye’nin hayat damarı, insanlarımızdır. Ne kadar ortak sevdalarımız varken, ne kadar güzel yanlarımız varken, neden kin ve nefret besliyoruz. Birbirimize, hoş ve güzel sözler söylemek dururken… Şimdi anlıyorum her şeyin boş olduğunu. Hep neden? Neden demekten başka bir şey yapamıyoruz. Buda bize soru işareti oluyor. Bu günün yarınını düşünmek istememizsiniz. Birde pencerenin farklı bir tarafından bakalım. Türkiye’de yaşananları hiç yaşanmamış görelim, gençlerimize işçi bayramının ne olduğunu öğretelim, bu kavgalar bitsin artık. </description>
<link>https://www.antoloji.com/turkiyenin-hayat-cizgisi-siiri/</link>
<guid>1995444</guid>
<pubDate>2014-05-07T23:34:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Unutulmaya Yüz Tutmuş Tarihi Eserlerimiz</title>
<description>UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ TARİHİ ESERLERİMİZ Bayburt, kuruluşu milattan öncelere dayanan çok eski bir yerleşim merkezidir.  Geçmişten gelen bu kültür değerlerimizin gelecek nesillere aktarılması önemlidir. Çünkü kendine has olan bu kültür, Bayburt’u Bayburt yapmaktadır.  Kültür ancak kendisini taşıyan insanlarla yaşamaya devam eder. Bu durumda  Bayburt’un kültür dokusunu bekleyen iki tehlike vardır. Bunlar; biri  Yok olması ikincisi de Yozlaşmasıdır. Kültür özelliklerimizi yok olma ve yozlaşmadan korumak ve gelecek nesillere ulaştırmak için en önemli işlerden biri; kent arşivi ve müzesi kurmaktır. Bayburt arşiv ve müzesi her türlü araştırma yamaları ve öğrenmek için özellikle ‘Genç nesil’ yaşadıkları kentin geçmişini tanımaları ve araştırmaları için önemli bir kurumdur. Çocuklarımızın Bayburt tarihini araştırmaları yaptıklarında kendilerinin bilgilendirilmesine büyük katkı payı olur.							Bayburt’ta tarihi eserlerimize artık bir yer verilmesi gerekir. Öncelikle bir müze yapılmasını arz ediyoruz. Bayburt’umuzun tarih kokan bir il olduğunu bile bile bazen kabullenemiyoruz. Sebep belki de cahillikten. Çoğu zaman başka illerde müzelere gittiğimiz de, eskiye dayanan tarihi giyecekler ve eşyaları görüyoruz. Ve tarihi mekânların değer verildiğini fark ediyoruz. Fakat Bayburt’ta bu özelliğe önem verilmiyor. Dikkatimizi çektiği kadarda üzülüyoruz. Neden bizim de tarihi eserlerimize önem verilmiyor ki, çok mu fazla bir şey bekliyoruz acaba? Bayburt sarı taş evleri ve camilerini onarmalarını kültürümüze katmaları gerekirken tam aksine yok olmasını seyrediyoruz. Birde şöyle düşünelim? Bayburt’ta bir müze düşünelim acaba nasıl bir hayat kavramı olurdu. Mesela Kent müzesi, yüzyıllar boyunca yaşadığımız kentimizde yaşayan insanların hatıralarından oluşur. Büyük dedelerimiz ve ninelerimizin kentimizde nasıl yaşıyorlardı ve hangi kıyafetleri giyiyorlardı? Günlük hayatların da nasıl hayat tarzları olurdu? Hangi aletleri kullanıyorlardı? Yüzyıl önce Bayburt nasıl görünüyordu? Kısaca ziyaretçilerimiz İlimizde ki bu müzeyi gezerek kentimizin geçmişini ve neler yaşandığını daha iyi tanıyacaklarına inanıyorum. Köy evlerinin artık yavaş yavaş yok olduğunu ve ninelerimizin Bayburt'un özellikle köylerinde çiftçilikle uğraşan bayanların tercih ettiği çar ya da çarşaf olarak bilinen örtüler kullanırdılar. Şimdilerdeyse tamamen eskiden eser kalmamış gibi ayrıca insanlarımızın kullandıkları tahtadan yapılan eşyaların yok olduğunu da ifade ediyorum. Köylerde kullanılan tahta yayıklar, güveçler, tahta kaşıklar, bakır siniler ve bakır bardaklar dahası yok olmaya yüz tutmuş sayamadığım tarihi şeyler. Öyle bir hayal edelim ki; eğer tarih kokan bu ilimizin yok olmasına göz yumarsak bir daha bu dokuyu bulamayız diye düşünüyorum. Mesela Bayburt’ta en çok hangi eşyalar ve giysiler meşhurdu eskilerde? Annelerimizin örtündüğü ihram, dedelerimizin giydiği şalvarlar, kara lastikler, başlarına örttükleri dokuma kulluklar (Külahlar) , keçe yelekler, bunların hiç biri şu an yok. Unutulmaya yüz tutmuş bu tarihi eserlerimizi yok olmasına izin vermeyelim. Elele verip turistlik bir il olmasını sağlayalım, gelecekteki gençlerimize ve çocuklarımıza bırakacak tarihi miraslarımızı bırakalım. Bizlerinde o günleri unutmadığımızı bilsinler. Bayburt’un köylerinde ki, kalelerimiz ve eskiye dayanan camilerimize bakım ve onarım gerek, bunuda gereken mevkilere söylememiz lazım, tarihçemize değer verilsin istiyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/unutulmaya-yuz-tutmus-tarihi-eserlerimiz-siiri/</link>
<guid>1990654</guid>
<pubDate>2014-04-25T22:24:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Kutlu Doğum Haftası</title>
<description>KUTLU DOĞUM HAFTASI ALLAH’u Tealanın Habibi, sevgilisi yaratılmış bütün insanların, mahlûkatın her bakımdan en üstünü, en güzeli, en şereflisi, ALLAH’u Tealanın methettiği ve bütün insanlara ve cine, peygamber olarak seçip gönderdği, son ve en üstün peygamberi âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Her şey onun hürmetine yaratılmıştır. ”Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” Peygamber efendimizin doğduğu gece, Resulü Ekrem Sallallahüaleyhi Vesellem Efendimiz, doğmadan önce ve doğduğu sırada; Onun dünyayı teşrif etmesine alamet olarak birçok hadiseler meydana gelmiştir. O zamanın menşur kimseleri, daha Peygamber Efendimiz doğmadan önce rüyalar görmüşlerdir. Rüyalarını kâhinlere ve zamanın menşur âlimlerine tabir ettirdiklerinde bunların Muhammet Aleyhisselamın geleceğini gösterdiğini söylemişlerdir. Sevgili peygamberimizi dünyaya gelişini müjdelemişlerdir. Doğum yılı 571. Kameri aylardan Rebiü'l-evvel ayının 12. gecesi doğmuştur. İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.v) miladi olarak doğum günü olan 20 Nisan’ın içinde geçen haftaya denir.1989 yılından beri 20-27 Nisan tarihleri arası ‘Kutlu Doğum Haftası’ olarak kutlanır. Mevlid gecesi ise 13.yy'dan beri kutlanmaktadır. Kutlu doğum haftasında Hz. Muhammed (s.a.v)  yâd edilir ve kendisine salâvat okunur. Bu haftada anma etkinlikleri yapılır. Dünyanın her tarafında Peygamber efendimizin kutlu doğum haftası kutlanıyor. Güller dağıtıyorlar, mevlitler okunuyor. Camiler dolup taşıyor. Tüm Müslüman âlemi bir hafta boyunca kutlamalar yapıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kutlu-dogum-haftasi-9-siiri/</link>
<guid>1990651</guid>
<pubDate>2014-04-25T22:22:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Kadına Şiddet</title>
<description>kendisi </description>
<link>https://www.antoloji.com/kadina-siddet-2-siiri/</link>
<guid>1955747</guid>
<pubDate>2014-01-15T23:56:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Benim Memleketim</title>
<description>kendisi </description>
<link>https://www.antoloji.com/benim-memleketim-24-siiri/</link>
<guid>1938149</guid>
<pubDate>2013-11-26T13:05:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Aldanma Gönül</title>
<description>kendisi </description>
<link>https://www.antoloji.com/aldanma-gonul-10-siiri/</link>
<guid>1936732</guid>
<pubDate>2013-11-22T22:18:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Allı Turnam</title>
<description>kendisi </description>
<link>https://www.antoloji.com/alli-turnam-26-siiri/</link>
<guid>1936731</guid>
<pubDate>2013-11-22T22:16:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Gençler Nereye Gidiyor</title>
<description>BU GENÇLER NE YAPIYOR Sene 2013. Gezi parkını bahane ederek gençlerimizi zehirleyen bu insanların ne yapmaya çalıştıklarına bir anlam veremiyoruz. Sadece seyrederek kendimizi kandırıyoruz. Buna dur diyemiyoruz, ancak seyretmekle yetiniyoruz. Gençlerin ne yapmak istediğine bizler bir anlam veremiyoruz. Türkiye ye çok zarar verdiler bir gezi parkını bahane ederek ağaçlara, arabalara, evlere, insanlara zarar vererek bir kez daha kendilerini göstermiş oldular! Ne yazık ki, gençlerimizi zehirleyen dış mihrakların oyununu göremiyorlar. Ah bu gençler yazık ediyorlar kendilerine! Anne ve babaları çocuklarının okumaları için neyleri var neyleri yok harcıyorlar yeter ki, çocukları okusun, hiç mi hiç farkında değiller. Çocuklarının başına gelenlerden; bu gençlik nereye gidiyor, hiç mi sormazlar. Ne yapıyorsunuz, nasılsınız, dersleriniz nasıl? Bunların aileleri yok mu? Taksimde ki olayları bu kadar büyütecek ne vardı. Acaba bunca olayların içine girmek çok mu iyi oldu? Onca insanın canı yandı, zarar gördüler. Sanırım Türkiye de sadece dört il karışmadı gezi parkı olaylarına: Şırnak, Batman, Ağrı, Bayburt. Bu illerimiz bu tür olaylara izin vermediler tam aksine taş atılan polislerimize gül dağıtarak polislere olan saygılarını bir kez daha göstermiş oldular. Şu bir gerçek ki, Türkiye’yi bu hale getiren bu insanlar utanacak. Bir geri dönsün baksınlar yaşadıkları bu Türkiye ye ne yapmışlar… Doğrumu yanlışımı yaptıkları… Bir düşünsünler gelecekteki çocuklarımıza da maalesef örnek oldular. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-gencler-nereye-gidiyor-siiri/</link>
<guid>1876662</guid>
<pubDate>2013-06-12T00:41:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Emanet</title>
<description>Emanet insana verilen her şey bir emanettir. Diyelim ki, birine bir emanet verdin. Ve yahut da ameliyat masasına yatacaksın yâda para vereceksin, misal Ameliyat olacak hasta kendini doktora emanet eder.  Evladını askere ocağına gönderen baba -ana onu komutana emanet eder.  Dikkat ediniz hepsi ve her şey geçici bir süre içindir. Her şeyin fani olduğu, baki olanınsa yalnızca Allah olduğu bu dünyada canında, malında, evladında, gençliğinde, güzelliğinde, makam ve mevkiinde bizlere geçici olarak verilen birer emanet olduğunu unutmamalıyız. Maalesef birçok kez insanoğlunun bunu unuttuğunu görüyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/emanet-225-siiri/</link>
<guid>1874014</guid>
<pubDate>2013-06-03T08:47:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Canım Annem</title>
<description>CANIM ANNEM Bizi dünyaya getiren ve tanıştıran, bebeklik dönemimiz de bitmeden usanmadan annelik duygularını yaşatan bizlere hep anne dedirten’ Anne diyerek’. Bize anne demeyi öğreten, insanı hayata bağlayan annelerimiz; daima çocukluğumuzda yanımızda olan açlık da susuzlukta bizleri doyuran, sorunlarımız olduğunda her zaman yanı başımızda bulunan her sorunumuza çare arayan analarımız. Her sorunumuz da, çocuklukta sorduğumuz sorularda neden? Niçin? Ve niye, nasıl?  Aciz kalmadan her sorumuza cevap veren annelerimiz. Bizim için her zaman iyiyi kötüyü ayırt eden, arkadaşlığı nasıl kurmamızı öğreten annelerimiz. Şüphesiz ki, bizi biz yapan hayatımızda ki, en önemli faktörlerden biri, bizim için bu denli önemli olan sevgimizi bağlılığımızı ve şükranlarımızı iletmek için tek bir gün yeterli olmasa da anneler gününü tüm gün onlara duygularını yaşatmak ve yansıda bilebilmemiz için en güzel duyguyu yaşatalım ve yaşayalım. Anne diyince her şey bitmiyor. Annenin görevi çok büyük, dokuz ay taşıyıp da sonra annelik duygusunu tadan acı ve mutluluğu bir arada yaşayan anneler çocukları için daima fedakârlıklar yaparlar. Analar olmasaydı insanlık olmazdı. Ana o kadar değerlidir ki, cennetin anaların ayaklarının altında olduğunu unutmayalım; analarımız ailenin temel direği ve toplumun da geleceğidir. Sağlam bir toplum ancak temelleri sağlam atılmış aile yapısı ile mümkündür. Analarımız dilin ve dini öğretenidir. Hayatı bize tanıtandır. Mutluluğu bize tattırandır.	Canım annem sensin benim mutluluğum.							Sensin benim tek umudum.									Senin tek bir nefesin benim varlığım.							Anne canın yarısı her umudun bir aynası,						hastalıkta sağlıkta sen varsın canım annem.							Benim anneciğim, dokuz ay beni sen taşındın.						Gece gündüz uykusuz kaldın.	Benim için ağladın						Saygıda hiç kusur yapmadın benim annem.							Allahın bana verdiği, bir lütüfdür senin varlığın.						Bu anlamda annelerimiz ilk ve ebedi öğretmenlerimizdir. Bizim onlardan öğreneceklerimiz bir hayat boyu devam eder. Hayatımıza ait güzelliklerin hep anamızın bize öğrettikleri ve bizim için yaptıkları yemekler, hizmetler gelir. Anaların çocuklarına sevgileri karşılıksıdır. Gerçek sevgi ve merhameti görmek isteyenler çocuklar; annelerimize bakmalıdırlar. Onların her bakışında sevginin ayrı bir yanı keşfedilir. Çünkü sevgili annelerimiz için ne yapılsa azdır. Onlar her şeyin en iyisine layıktırlar ve en güzeline hak edenlerdir. Bir annenin kızıyla yaşadığı bir anıyı anlatayım: Selma adın da genç bir kız amansız hastalığa yakalanarak bir bucuk yıl yatakta annesinin sevgisiyle hayata tutunmaya çalışmaya gayret gösterir fakat Selma’nın hastalığı üzüntü ve stresten kemik erimesine yakalanır, yatakta bir bucuk yıl annesi onun hizmetini yapar. Hiç yorulmamış of bile dediğini duymazmış, annesi kızına öyle bir hizmet edermiş ki, sanki dünyada ondan başkası yok gibi onu çocuk gibi hizmetini eder. Annelik duygusu öyle büyük öğle kuvvetli ki, kızının hastalığını unutturmaya çalışır. Fakat kızı öleceğini bilerek annesinden tek bir istek ister kızını görmek, son bir kez kızına annelik yapmak onu koklamak ona sarılmak ona bir kez yavrum demek ister. Çünkü oda bir anne, kızını koklamak ona ’ benim canım kızım ‘ demeği çok istemiş.	Fakat bir türlü nasip olmamış kızını görmek, yolun uzaklığından olması gerek ki, kızını annesine gösterememişler. Selma kızına o kadar hasretmiş ki, varsa yoksa kızını hep düşünürmüş,’ annelik yapamadım kızıma’ diyerek üzüntüsünden kendini kahrediyor. Ve bir gün annesi kızına şöyle der:” Ben yanarım yavruma yavrum yanar yavrusuna “ diyerek ağlamaya başlar annesi. İşte o zaman Selma annesine:”Anne ben evlat sevgisi bilmiyorum. Bunu bana çok görme kızımı getirsinler de göreyim” der. Fakat imkânsızlıklar üst üste gelir. Selma yoğum bakıma alınır. Ve ondan sonrada kızını daha da göremez. Annelerin emeğinin büyük olduğunu o zaman anlıyor Annesi. Şu bir gerçek ki, Annelerin duyguları da sevgileri de geniştir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/canim-annem-147-siiri/</link>
<guid>1868232</guid>
<pubDate>2013-05-17T22:27:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 <item>
<title>Bayburtlu Şehidim.1</title>
<description>BAYBUTLU ŞEHİDİM Şehidimiz: İdris KARAKAŞOĞLU anısına ruhu şat olsun. Sen rahat uyu Bayburtlu şehidim senin gibi nice askerlerimiz nöbet tutuyor. Arkandan gözyaşı akıtıyorlar. Mekânın cennet olsun ALLAHIN iyi kulusun kabrin güllerle donansın has bahçenin güzel yiğidi olasın. Cennetin nurla dolsun, o şehitlik mertebesine ermişsin güzel giysiler giymişsin ALLAHIN nuruyla gelg edilmişsin sen Bayburtlu şehidimsin. Ne mutlu şehidim sana şehitlik şerbetini içmişsin ailenin bir tek yiğidisin. Sana kurşun sıkan eller kırılsın. Arkandan ağıtlar yakanların duaları kabul olsun. Sen Bayburtlu şehidimsin. Ey ALLAHIM senin uğruna şehit düşen bu kardeşlerimizi senin güzelliğinle donat, onlara cenneti bağışla onlar ölmedi ölmezler. Şehitlerimizin ruhlarını şad et. Sen askersin sen vatansın sen bizim şehidiminsin bu vatan bizim bölünmez bir vatansın bir bütünsün sen şehitsin ölmezsin bu vatan bölünmez, bütün şehitler bizim kanımız ve canımız onlarla uyur onlarla kalkarız. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bayburtlu-sehidim-1-siiri/</link>
<guid>1867463</guid>
<pubDate>2013-05-16T08:24:00+03:00</pubDate>
<author>Zehra Okur</author>
</item>
 </channel>
</rss>
