<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Yurdag&#252;l &#214;zay Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Doludizgin Delibozgunum</title>
<description>Doludizgin deli bozgunum Senin varlığını şifa eylemişken bu yürek Yokluğuna nasıl eyvallah derim Ya gel tamamlayalım bu sevdayı Ya da ben geleyim Yalanlayalım ayrılığı </description>
<link>https://www.antoloji.com/doludizgin-delibozgunum-siiri/</link>
<guid>2199001</guid>
<pubDate>2015-12-08T22:27:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Nakışlar</title>
<description>* Bir kuş sanıyoruz kendimizi Enginlik müptelası Bir bulut celladı Düşünmüyoruz Kuşlar vurulunca kanatlarından Nereye gizlerler cıvıltısını* </description>
<link>https://www.antoloji.com/nakislar-2-siiri/</link>
<guid>2152828</guid>
<pubDate>2015-07-12T18:32:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Saklı Şehir Gözlerim</title>
<description>Saklı şehir gibi gözlerim yasaklı sevdama Sevdam ki yorgun gönlümün dar sokaklarında Paramparça Kayboluşlarım çınlıyor kulaklarımda Özlemlerimde kanıyorum Sensiz yaşadığım günlerin adını koyamaz oldum artık </description>
<link>https://www.antoloji.com/sakli-sehir-gozlerim-siiri/</link>
<guid>1971325</guid>
<pubDate>2014-02-28T15:49:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Gözlerinde Öldür Beni</title>
<description>Sensizliğin ilk gününde  Veda saatleri “hoşçakal”ı göstermeden Son kez vakit geçirdim kendimle Aynanın karşısında Son kez buluşturdum bakışlarımı Ve </description>
<link>https://www.antoloji.com/gozlerinde-oldur-beni-siiri/</link>
<guid>1971323</guid>
<pubDate>2014-02-28T15:47:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Zaman mı değişti sen mi değiştin</title>
<description>Giderken dönerim diye gitmiştin  Zaman mı değişti sen mi değiştin Ölsem de bu sevda bitmez demiştin Zaman mı değişti sen mi değiştin  Yürekte sönmeyen volkan gibiydik </description>
<link>https://www.antoloji.com/zaman-mi-degisti-sen-mi-degistin-siiri/</link>
<guid>1665154</guid>
<pubDate>2012-01-16T14:47:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Bana Yar Olmazsan</title>
<description>Sana çıkmalı yollar  Seni sarmalı kollar Bir de seni anlatmalı Dinlediğim şarkılar Sevmelisin sevmeli Ölesiye sevmeli </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-bana-yar-olmazsan-siiri/</link>
<guid>1617187</guid>
<pubDate>2011-09-28T14:45:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Sesini Düşür Sesime</title>
<description>Şimdi seninle sesimizi buluşturma zamanı  Gözlerimizi ufka daldırıp Mesafelerin uzaklığına inat Hayallerin gölgesinde avutma zamanı O eşsiz sevdamızı Sen şimdi içimdeki çağlayanın gözdesi </description>
<link>https://www.antoloji.com/sesini-dusur-sesime-siiri/</link>
<guid>1609604</guid>
<pubDate>2011-09-09T12:53:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlık Acının Simgesidir (Deneme)</title>
<description>Yalnızlığın ne olduğunu çok iyi bilir yalnız yaşayanlar. İnsanın kendisiyle acılı bir tanışmasıdır, en çaresiz en berbat en ağlama isteği uyandıran andır. Hayattan kopmuş, yaşamdan uzak, en meçhul yarınlara doğru uzayan yollarda kaybolmanın küskünlüğünü bilirler onlar. Nasırlaşmış suskun yüreğin ıstırabını onlar da hissedip kahretmişlerdir kadere, taşımışlardır dağlar kadar derdi yüreklerinde. Çoğu, gökyüzündeki ne aya uzanabilir ne de yıldızlara takabilir yüreklerini. Pembe bulutlara hayallerini asamazlar. Geceleri yüreklerine kar beyazı yağmaz, gündüzleri gün ışığından bir avuç olsun payına düşen olmaz. Deli bir nehir gibi akar giderler. Acılar içini dışını tüm zamanlara kodlamıştır. Bazen uykularını param parça eden anılarıyla avunmaya çalışsallar da nafiledir. Hatırlayamazlar mutluluğu. Gözlerinde yansıyan yalnızlığın ışığıdır tek akıllarında kalan. Alınlarındaki yıkkınlığın çizgileri ve de suskunluğun alevi.  Düşündünüz mü hiç? Bu gecelerin koynunda çile dolduranların ne yediğini ne içtiğini, kime uzandığını ellerinin. Aylar yıllar geçip giderken neyi beklediklerini. Her gece ektikleri umutları kahır oraklarıyla biçerler. Büyür işte büyür bu geceler, masallardaki devler gibi. Gecelere sığınan suskun yürekler haykırır, gök yarılır, yer çatlar. Kimsenin umuru değildir. İşte bütün bunlar yalnızlığın dayanılmaz uğultusudur, yalnızlığın acıya dönüşümüdür. Yalnızlık, acının simgesidir ve ıstırabın gölgesidir. Göz kapaklarının ardında gizli bir nehir dolar, dolar gecelerin gizinde, suların köpüğü gibi taşar, taşar gizli yüreğin öfkesinde. Karanlığına bulanan hain geceler hançer olur, yüreğine saplanır, durur. Kendi sesinden dinlediğin her cümlenin imlası bozuktur. İnsanın kendi sesini dinlemesi çok zordur, çölde susuz kalmışçasına acı verir. Nedendir bilinmez, yalnızlığın kahrı dokunaklı türkülerle daha bir derin bilenir. Sanki her sözde saklı olan sensin de seni sana anlatıyordur Daha bir acıtır yüreğini. Hele de uzun havaysa dinlediğin, uzayabildikçe yüreğe işler. Bağlamanın bile göğsü sızlarken senin yüreğin param parçadır. Mızrabın yerinde o vardır. Tellerden dökülen o dur. Umutsuzluktur nağmelerdeki geleceğine kurşun sıkan. Savrulursun ıssız yollarda, zamanı katlayıp koyarsın yalnızlığın heybesine, sürersin gönül atını en kuytulara, derinlere, ta derinlere. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizlik-acinin-simgesidir-deneme-siiri/</link>
<guid>1560484</guid>
<pubDate>2011-05-20T00:01:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Nabzını Saymakta  Vardı Hayatın (Deneme)</title>
<description>Yaşadığımız süre içinde kim bilir içimizde neler biriktirdik. Yaşamın anlamını çözmeye çalışırken nerelerde tökezledik ve her seferinde canı yanan biz olduğumuz için kimi zaman feryat figan kimi zaman sessizce gözyaşlarımızı kahır sarnıcına kim bilir nasıl doldurduk. Ahh! O içimizden geçenler… Ahh! o kalbimizden sökülenler nasıl acıttı kim bilir bizi. Bir yandan gerçekleşmesini isteyip de buna hayat veremeyişimizin acısını içimizde taşırken bir yandan da geleceğe ait umutlar biriktirdik. Hüzün bahşişlerinden bolca alacağımızı bile bile, attığımız tüm adımları aklında tutan bir tefeci olduğunu bile bile… Çoğu zaman varlığımızın bir anlamı bile olmadı. Hele de akşamın tufanı kopup da gece azgın kederlerle örtüldüğünde karanlığın en koyusundan nasibini almış olanlar, niceden sonra yalnızlık namına uzandılar hatıralara, çıkınlarında ne varsa sererdiler önlerine. Gönülle göz arasına dalgalar girmeden önce sağlam bir dala tutunanlar da olmuştur elbet ya da tutunduğunu sananlar. Çünkü biriktirdiklerimiz bulunduğu yerde tüm ağırlığıyla aniden hayata dair her şeyi anlamsızlaştıracaktır, ufacık bir tökezlemede vuracaktır yüzümüze. Evet, içimizdekiler çok acıtan şeyler, hatta genellikle… Çoğunlukla acıtan şeyler. Bedelini ödeyemediğimiz borçlarımız gibi… Farkına varmadan içimizdekilerle kuşatılmışız hep; ufacık bir dalgınlıkta bir düşman gibi çıkar karşımıza. Şöyle bir geçmiş günlere uzanalım desek orada belki az da olsa bir mutluluk vardır ama o mutluluğu değil mutluluğun arkasında gölgesi sezilen acıyı gösterir bize. Belki orada bir isyanın da şevki vardır ama o isyan için ödenecek bedelin ağırlığını hatırlatır. Hele de yeni bir sevdaya yelken açmaya gör, bu sevdanın arkasından gelebilecek terk edilme ihtimaline diker gözlerimizi. Yaşama yaklaşabilmek için bir adım olsun atma cesaretimizi alır elimizden. Belki mutluluk vardır diye geçirirsiniz içinizde o hemen ya sonra sorusunu dolar dilinize. Her hamlede bu sorudur silahı size karşı kullandığı. Bu yüzdendir yaşanacakların sonrasından korkmalarımız. Yaşanmamış bütün duyguların zehirli sarmaşıklar gibi ruhumuzu sarması bu yüzdendir. Sonrasını umursamayanlardan daha çok yara aldığımız da bundandır. Biz sadece içimizde biriktirdiklerimizin sayesinde günü kurtarma çabasındayızdır. Bizi güçsüzleştiren, çaresizleştiren ve değiştirebileceklerimizin üstüne gitmemize de engel olan budur. Karanlıkların boşluklarında akıp giderken zaman bir gün fark edeceğiz yüreğimizin ne kadar üşüdüğünü bu birikimlerin yüzünden. Güneşin yavaş yavaş solduğunu, yürüdüğümüz değerlerin yolunda tutunabildiğimizin sadece susmak olduğunu, ve o zaman da unutulmuşluğun, yalnızlığın esvabı yapışmış olacak tenimize ve bir şafak vaktini daha toprağa gömerken, aynaya takılacak gözlerimiz. Derinleşen hayatın çizgilerinde korkularımız yürüyecek damarlarımızda. Acıyla ölümün çiftleştiği gözlerde yaşama hevesi silinecek, bir çırpınış sonrası teslim olunacak yokluğa, nefesimizin ağırlığından kurtaramadığımız duygularımız da gömülecek biriktirdiklerimize. </description>
<link>https://www.antoloji.com/nabzini-saymakta-vardi-hayatin-deneme-siiri/</link>
<guid>1560481</guid>
<pubDate>2011-05-19T23:59:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Hayalini Astım İlan Tahtalarına (Deneme)</title>
<description>Bir rüzgâr sıyırdı gecenin örtüsünü. Bir kelebek sürüsü gibi dağıldı yıldızlar çekip giden düşlerle birlikte ve pembemsi bir şafak çekip giden sevgiliye inat serildi toprağın üstüne. Pencerenin yarı açık perdesinden hüzünler dolmaya başladı. Ayak basılmadık yeri kalmadı hayatımın. Yeni bir yaşamın siparişini verecek vakit yoktu. Yorgundu doğan gün yorgundu dünün yükünden.  Bir rüzgâr sıyırdı gönlümün örtüsünü. Dizginsiz atlar gibi bütün gerçekler serildi gözlerimin önüne. Kırık dökük anıların kimisi anında kaçtı, kimisi ardından sıvıştı gecenin. Bir çığ gibi sardı sarmaladı karanlıklar giden sevgilinin yokluğunu. Ne dün ne de bugün kaldı zamanın ölçüsünde. İade edilen buz tutmuş sevgim yıldızların dibinde asılı kaldı. Son bakışları da ekledim vedalara. Yorgundu gönlüm yorgundu gecenin yükünden  Bir ömür böyle geçti, geceyle gün arasında. Bir ömür, giden sevgilinin en cömert hasret gülünü kokladı uzun uzun. Acılar derledi karanlığın ucundan. Kahırlar içti vaktin avuçlarından. Vurdu kendini en dik yokuşlara. Yokluğun o acı cazibesine gizledi kendini. Kim daha çok söndürebilirdi ki gözlerin kandilini, kim yitirebilirdi ezberlediklerini. Hayalini astım ilan tahtalarına giden sevgilinin. Yorgundu ömür, yorgundu yılların yükünden.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayalini-astim-ilan-tahtalarina-deneme-siiri/</link>
<guid>1560480</guid>
<pubDate>2011-05-19T23:54:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Hüküm Giyerken O hüküm Sürecek (Deneme)</title>
<description>Bir bahar soluğunu teninde hissettiğin bir zamanda, büyülenişin biçimsiz lezzetinin dolaştığını hissedersin kanında. Kıpır kıpırdır için ve yüreğin dalga dalga bir ihtişamın içinde derinlerde ta derinlerde yüzerken takılıverir kaleminin ucuna çünkü bahar soluğu sihirli bir imbik gibi aşk iksiri akıtmıştır yüreğine. Mevsim aşk mevsimidir, günlere damgayı vurmuştur sevdiğin. Durulur mu artık bundan sonra. Mutluluktan sarhoş olmuş dizelerin raksı başlayacak birazdan satırlarda. Her kelime pür neşe içinde kalem izlerinde bin bir mana arz edecek sevdiğini anlatırken.  Cümleler bir çift kanat takıp duygularına sevdiğinin yüreğine uçuracak seni. Çam yeşili ormanın serinliğinden tut da, ta gök mavisine dek senindir artık dünya. Konuştur artık Temmuz güneşini, ilkyaz akşamlarına çivilediğin bakışlarını anlat. İstersen bulutlara yoldaş tut gözlerini, dolu dolu olsun sevdiğinle, kirpiklerinden set yap düşürme damlasını bile, kendi denizinde yolculuğa çıkma zamanıdır şimdi.  Şimdi kaleminden şiirler düşecek “sensin” tınısında şarkılar yarışacak. Gece ve gündüz özlemle başlayıp özlemle bitecek ama sen yine de korkusuzsun karanlığa karşı, korkusuzsun kendini onda yok edecek kadar. Yağan, kar olsa da içini ısıtacağını bilirsin, bilirsin sadece ateşin seni üşüteceğini. Bir armağan gibi düşünür, korursun, kollarsın, siper edersin kendini. Ne mesafeler kâr eder sana ne de imkânsızlıklar. Başka bir rüyaya bile izin vermez uykuların. Adı dilinde bir yemin gibi saklı can içindeki can candan öte bedenindeki yangın kordan beter  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-hukum-giyerken-o-hukum-surecek-deneme-siiri/</link>
<guid>1560479</guid>
<pubDate>2011-05-19T23:51:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Yıldızların Kehaneti mi Aşkın İhaneti mi? (deneme)</title>
<description>Çok geç keşfettik kendimizi, ilk keşfimiz aşkımızdı çünkü. Zamansız mekânsız bir akşamüstü, ayaküstü uğrayıvermişti yüreğimizin en mahrem yerine.  Bir ömrü ele geçirdiğinde anladık bizdeki ömrünün kısalığını, sevda dolu gözlerin yabanlığını. Bize sunulmuş sevinçlerin bizden çalındığını geç anladık. Acılarla örselenmiş bir bedende kahırla, sitemle tımarlanmış bir ruhta aşkı sahici sanıp, uğrunda ölmek için kurduğumuz söz panayırlarında darmadağınık hayaller içinde, yerli yerinde gördük yine de sevdamızı ve yepyeni dünler yarattık eskiyen günlerden. Ömrümüze geçit vermeyen hüzünler sıradağlar gibi sıralanıyorken gönül coğrafyasında, hep vedasız gidenler için icat edilmiş saatleri söküp çıkardık zamandan. Nefes alacak kadar boşluğu bile kalmamışken gökyüzünün hep merhamet istedik kanımızla beslediğimiz aşktan. Yok oluşumuzun provası yapılıyordu o vakitlerde sevgilinin gözlerinde. Cinnetimizle geçecek tufanımızı bekliyordu ve biz yine de onda biriktiriyorduk kendimizi. Her gece bakışlarında öldüğümüz sevdanın sabaha yakın bir saatinde, teninde yeniden dirilmişliğimizi kâr saydık, makbule geçmedi yine de, ellerin elpençe divan duruşu, makbul sayılmadı gözlerin kara sevdaya inanışı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yildizlarin-kehaneti-mi-askin-ihaneti-mi-deneme-siiri/</link>
<guid>1497743</guid>
<pubDate>2011-01-02T21:13:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>İnkârlara Sığındık, Yüzleşemedik Aynalarla  (Deneme)</title>
<description>Kendi bedenimizde kendimiz olarak yaşayamadık. Takvimlerden aşırdık kırılgan yanlarımızı. Hücrelerimize bentler kurduk acıdan. Kilometre taşları gibi dizdik hayatımıza korkuları. Eğilip de bakamadık hiçbir zaman içimize, bir yanımızın diğer yanımızı göreceğinden çekindik,  gizledik kendimizi kendimizden, ürktük göreceklerimizden. Korkular korkusuzdu çünkü.   Bu yüzden yüzleşemedik aynalarla. Başkasının gözleriyle baktık hayata, başkalarının sesiyle çağırdık adımızı. İnkârlara sığındıkça, kendimizi inkâr ettiğimizi düşünemedik ve en kanlı ihtilal gibi gördük yüreğimizin çırpınışlarını. Gözlerimizin masumluğunda çoğalacaktık belki de, ellerimizin hünerine bırakmasaydık yok oluşlarımızı, oysa biz heveslendirdik durduk ölümü ecelden önce bulsun bizi diye, iyimser duygularımızın nefsi müdafaasına aldırmadan yargıladık bakışlarımızı. Yaşanmış hayat hikâyelerini topladık ve bize uygun olanının içine girebilmek için yıllarca didindik. Eski çağ enkazlarında aradıkça yüzümüzü, teselli ikramiyelerinde bulduk aşkı. Daraltılmış ömrümüze bir beden küçük düştü ve çıplak yanlarımızı örtemedik düşlerimizle, üşüdü hayallerimiz. Duruşunda mânâ aradıkça buz kesti bakışlarımız ve kahrı damıtarak akıttık gönlümüzün imbiğine. İşte bundandır zaman dilimlerinde iz bırakmadan kayboluşlarımız. Geceler cellâttır bakışlarımıza, sevdalarımızı yarınlara taşımaya yetmiyor zamanlar, kırılgan şarkılarda şimdi yüreğimizin yol haritası. Hayatın kollarında örselenip kaldık. Bizden habersiz geçip giden yıllar, yollar, kederden yana ne varsa taşıdı solukladığımız her durağa. Tutsak yüreğimizin sancısıyla tutunuyoruz geceye, içli buruk bir sızı gibi yüreğimizin solukladığı ondandır. Hayallerimizi giyinip kuşanıp da girebilseydik hatıralarımızın sır dolu bahçesine, bizi yakıp yıkan bölümleriyle yüzleşebilseydik, aşkı serüvende görebilseydik, yazgımızı ve bizi bütün benliğimizden alıp belirsiz bir yolculuğa çıkaran nedenleri ayıklayabilseydik, aşkın elinden tutup da taşımasaydık acılara,  hayatla ölüm arasındaki çaresiz gidip gelmelerimiz olmayacaktı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/inkarlara-sigindik-yuzlesemedik-aynalarla-deneme-siiri/</link>
<guid>1497739</guid>
<pubDate>2011-01-02T21:08:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Yanıp Dursam Senin İçin</title>
<description>Yunuslayı gezip tozsam Veysel gibi aşkı sezsem Mecnun gibi çölde gezsem Yanıp dursam senin için  Derdi tükenmez dervişim </description>
<link>https://www.antoloji.com/yanip-dursam-senin-icin-siiri/</link>
<guid>1451285</guid>
<pubDate>2010-09-12T17:21:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Derdi Satasım Gelir</title>
<description>Ne gelirse başa gönül hep senden Çektiğimiz kahır yârin elinden Hangi gün gördün ki sevda derdinden Şu cânı el gibi tutasın gelir  Nice âşık geldi denir cihana </description>
<link>https://www.antoloji.com/derdi-satasim-gelir-siiri/</link>
<guid>1451282</guid>
<pubDate>2010-09-12T17:11:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Bulan Var mıdır</title>
<description>Düşse bir gönüle cânânın yolu Girme deyip kilit vuran var mıdır Cânân saki olsa sunsa bir dolu Aşk meyinden içip kanan var mıdır  Mest eder döndürür anında başı </description>
<link>https://www.antoloji.com/bulan-var-midir-siiri/</link>
<guid>1451280</guid>
<pubDate>2010-09-12T17:09:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Bu Son Rüya</title>
<description>Gönül gördüğün bu gayrı son rüya Boşa geçti ömrüm gel kerem eyle Niye geldik madem biz bu dünyaya Bir güzelden destur al kerem eyle  Kendimizden öte kimi bilmişiz </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-son-ruya-siiri/</link>
<guid>1451278</guid>
<pubDate>2010-09-12T17:07:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Boşa Geçti Ömrüm</title>
<description>Kime umudumu bağladım ise Attı gurbet ele gezdirdi beni Yarama tuz basıp dağladım ise Gün geldi canımdan bezdirdi beni  Boşa geçti ömrüm gezdim avare </description>
<link>https://www.antoloji.com/bosa-gecti-omrum-3-siiri/</link>
<guid>1451276</guid>
<pubDate>2010-09-12T17:06:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Abı_hayat</title>
<description>Ben sevdaya düştüm sen de bir kora Kendini bedende arama ey cân Bu sır ile eğer çekilsen dâra Etmeyesin sakın dilimde beyan  Bundan gayrı bize bir o âlemdir </description>
<link>https://www.antoloji.com/abi-hayat-7-siiri/</link>
<guid>1451275</guid>
<pubDate>2010-09-12T17:03:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 <item>
<title>Canoy</title>
<description>gönül bıktı sensizlikten canıma yetti az mı bekledi yolunu nasıl sabretti yel olmuştun saçlarıma gül olmuştun bağlarıma iplik iplik sardın beni kaderin şu ağlarına  kan kusarım elaleme şerbet görünür </description>
<link>https://www.antoloji.com/canoy-siiri/</link>
<guid>1451271</guid>
<pubDate>2010-09-12T16:46:00+03:00</pubDate>
<author>Yurdagül Özay</author>
</item>
 </channel>
</rss>
