<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Yelda Karataş Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Ramona</title>
<description>Zapata'nın hüzünlü yüzünden  hayata çizili kara Meksika güvercini Ramona adın değişir yüzyıllardır, Antigone'den Tanya'ya </description>
<link>https://www.antoloji.com/ramona-siiri/</link>
<guid>401430</guid>
<pubDate>2006-03-13T22:01:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Yemin</title>
<description>Deniz masallarına takılı çocuk değilim  'bana dar gelmeyecek' aşk'ı 'kimler kazsın' bir yanım deryada büyürken sürekli vedalarla geçen ömrüm </description>
<link>https://www.antoloji.com/yemin-41-siiri/</link>
<guid>401429</guid>
<pubDate>2006-03-13T21:59:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Ol'ama'dıklarım</title>
<description>Masmavi bir gökyüzü olamadım mesela  bir damla yağmur ansızın bozuyor kalbimi  gölde balık da olamadım hiç tersine akan ırmak sularını özlüyor gözlerim </description>
<link>https://www.antoloji.com/ol-ama-diklarim-siiri/</link>
<guid>401427</guid>
<pubDate>2006-03-13T21:57:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Uzun ve Karanlık</title>
<description>Uzun ve karanlık bir şeyim  sana uymam  sokak çalgıcıları uyar eski kuş afişleri ve bütün yeminler </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzun-ve-karanlik-siiri/</link>
<guid>401426</guid>
<pubDate>2006-03-13T21:55:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Enel Aşk</title>
<description>Biliyorum beni yalnız karanlık taşır Acıların resmi çıkmış yüzüme Öyle diyorlar Sana benzediğimi ya da benzettiğimi seni kendime Benzemek nedir ki Hiçbir diken benzer mi dokunduğun güle... </description>
<link>https://www.antoloji.com/enel-ask-siiri/</link>
<guid>277897</guid>
<pubDate>2005-07-05T12:47:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Deniz'in Mavi Boynu</title>
<description>DENİZ'İN MAVİ BOYNU, Deniz Gezmiş ve arkadaşları için yazılmıştı.  Ne gariptir ki Haziran'da bir başka Deniz yürekli bir devrimciyi yitirdik. Onu asmadılar, ama 'asmalayım da besleyelim mi' zihniyetindeki bu sistemin açık kurbanı oldu sevgili KAZIM KOYUNCU. Gizli bir cinayetin kurbanı olduğunu düşünüyorum: Umursamazlık ve ihmalkarlık. Sevgili Harun Karadeniz'e, hala içimin yandığı canım Ruhi Su'ya pasaport vermeyen bu sistem, Karadenizde'ki binlerce insanımızı sorumsuzca ölümün kucağına atmaya devam ediyor.  KAZIM KOYUNCU, aynı merdiven basamaklarını tırmandı. Kanseri dirençle karşılayan 'ha konser, ha kanser' diyen o gencecik kalbin, karşısında saygı duymamak olanaksız. </description>
<link>https://www.antoloji.com/deniz-in-mavi-boynu-siiri/</link>
<guid>277736</guid>
<pubDate>2005-07-04T23:19:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Kelam</title>
<description>Erkan Oğur, Yazı /Tura dinlerken   Ey yüksekten uçan güvercin ışıyan kalbimdeki çiğ ey ezanlara titreyen sabahın teri </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelam-4-siiri/</link>
<guid>273082</guid>
<pubDate>2005-06-21T14:59:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Oğullarıma</title>
<description>Ben sizi önce doğururken sevdim, sonra tanıdıkça Beni anne diye değil, ben diye sevesiniz istedim. Sabah kahvaltıları hazırlayan, ütü yapmayı beceren bir anne olamadım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ogullarima-siiri/</link>
<guid>273080</guid>
<pubDate>2005-06-21T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Can</title>
<description>Yeşil yapraklar titriyor içimde her ağacın dalıyım isimsiz  bir dolunay kalbim seni ışıtıyor yakamozların o garip yalnızlığını avuçlarıma düşürürken sevdan </description>
<link>https://www.antoloji.com/can-34-siiri/</link>
<guid>273078</guid>
<pubDate>2005-06-21T14:52:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Eşitlik</title>
<description>Çocuklar her yaşta yalnız kalbinden vurulur... Çocuklar düşlerini kelebeğin kanadında dokur... Ben çocukken Anne yüzlerini hiç sevmedim </description>
<link>https://www.antoloji.com/esitlik-4-siiri/</link>
<guid>273073</guid>
<pubDate>2005-06-21T14:48:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Nilüfer</title>
<description>Bu ikinci şiirim sana  Kaç bin yıl sonra yeniden Ak kağıt üste Kor Sen daha küçüktün  bense kayıp çapraz  bilmeceler Kara tahta, üzgün tebeşir </description>
<link>https://www.antoloji.com/nilufer-10-siiri/</link>
<guid>272109</guid>
<pubDate>2005-06-18T03:37:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Hiç Demedin Ölüm Var</title>
<description>- Mario Levi’ye  kuşun kanadındaki ay senin için yanar o mor akşamlarda yeşil mürekkeple noktalanan </description>
<link>https://www.antoloji.com/hic-demedin-olum-var-siiri/</link>
<guid>271333</guid>
<pubDate>2005-06-15T22:00:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Kitabe</title>
<description>orda yazılı her şey bir ömrün bitmeyen şarkısı gözleri vardı onların kirpikleri ve dokunulmayan sevgileri birinin dizleri yaralanmış koşarken bir öğle vakti </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitabe-4-siiri/</link>
<guid>271332</guid>
<pubDate>2005-06-15T21:58:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Kerametler Suresi II</title>
<description>Saçlarında akan yağmura demiş ki yaradan:   soluksuz yürümeli kalbin gidemediği yerlere bir ağacın altında belki de ölümsüzlüğün mührü gizlidir... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kerametler-suresi-ii-siiri/</link>
<guid>271294</guid>
<pubDate>2005-06-15T19:35:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Kerametler Suresi I</title>
<description>-CENNET o hep hasret  cennet ne zaman bilir misin ey yaradan, biri sen olduğu zaman... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kerametler-suresi-i-siiri/</link>
<guid>271292</guid>
<pubDate>2005-06-15T19:34:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Anne</title>
<description>annem korkulu hüznüm bahçesi kaybolan son çocuk sığınağım hiç giyilmemiş bir sabahlık ters dönmüş bir ayna hırpalanmış terliklerinde ezik gül parçaları.  bir sabah son merhaba... </description>
<link>https://www.antoloji.com/anne-149-siiri/</link>
<guid>271055</guid>
<pubDate>2005-06-15T01:10:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul bir Dişi Orospudur</title>
<description>Yağmalanmış ol tarihin  Lanetli anne sütü  Becerilmekten yorgun tenlerin O yasaklı sevdası; hiç tanımamış ki aşk’ı </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-bir-disi-orospudur-siiri/</link>
<guid>271053</guid>
<pubDate>2005-06-15T01:03:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Masmavi</title>
<description>Ey, göklerin sesiyle gelen ışık o sahipsiz mevsimlerin ilk müjdesi saçak altından orta yere koşan yaz güzeli </description>
<link>https://www.antoloji.com/masmavi-5-siiri/</link>
<guid>271050</guid>
<pubDate>2005-06-15T01:00:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Gül Bahçesi</title>
<description>'hangi gülün bağbanısan' hangi dikenden armağan gül bahçesi dediğin şu zaman içinde dağlara emanet oralarda kokar yaban </description>
<link>https://www.antoloji.com/gul-bahcesi-10-siiri/</link>
<guid>271049</guid>
<pubDate>2005-06-15T00:56:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 <item>
<title>Hayata Sığamayanlar</title>
<description>Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar. Farklılıklarını   kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir. Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu  iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir. İnsanlar, sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar. Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğu bilincindedirler. Bu nedenle onları, sevdiğiniz  her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi. Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar. Sorularla. Yanıtını aldıkları  bütün soruların, sorusunu sorarlar. Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli, sevinç ve keder içinde. Herkesin 'yeter' dediği yerde, 'yeni baştan' diyerek. Kırılgan, ama umarsız değillerdir. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için, bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir. 'Tek savunmaları, savunmasızlık'tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler. Öğretilerinde, 'karşı  koyma' sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı, herhangi bir nedenle enteleyenleriyse, intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler. Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler. Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, ' Bir karadağ tabancası' gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için. İvan'ı anlar, Alyoşa'yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar; başkalarının acılarını sarsın diye. Onlar, bu dünyayı 'güzeltmeye' gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir. Bir gün, bir şarkıda, bir kokuda ya da aynada onlarla buluşursanız, ne olur kendinizi esirgemeyin. Bir an için bile olsa. Çünkü onlar, 'an' lara inanırlar ve o 'an ' için yaşarlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayata-sigamayanlar-siiri/</link>
<guid>271048</guid>
<pubDate>2005-06-15T00:53:00+03:00</pubDate>
<author>Yelda Karataş</author>
</item>
 </channel>
</rss>
