<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. &#220;nal Karabulut Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Düş</title>
<description>Sankilerle belkiler arasına sıkışmış bir hayat. Sanki miyim, belki miyim derken birde geçmişe sitem, keşkeler, ah şu keşkeler... bazılarında isyan, bazılarında pişmanlık. Direksiyonu elinde olan araba, gitti vurdu duvara, hadi! kimi suçlayacaksan suçla.  Gelmişi geleceği bırakıp kenara, bir düş kursam diyorum; bir düş kursam, düşüme inanmasam. Hani buradan çok uzakta, düşlerimin ülkesi Hindistan'da, Himalaya’nın eteklerinde bir kulübem olsa, yanımda tütün olmasa, yalnız olsam. Gökyüzü masmavi, yeşillik diz boyu, ağaçların boyu göklerde, Acelesi yokmuş gibi aksa Ganj. Telaşı yokmuş gibi. Yatağını umursamaz gibi, sakin. En yakın komşum sen olsan, sana gelmek için türlü türlü mazeretler bulsam, at binsem, yol gitsem, gizliden gizliye seni seyretsem, ressam olsam resmini yapsam, şair olsam ismini yazsam, kapın çalsam karşıma çıksan, ar etsem gözlerine bakamasam, heyecandan konuşamasam. Ölsem ben, bir kerecik ölsem. Selamı ben okusam, </description>
<link>https://www.antoloji.com/dus-315-siiri/</link>
<guid>841636</guid>
<pubDate>2007-11-04T02:04:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Filistin'den Filistin'li Anneye (mektup)</title>
<description>Ne kadardır buradayım bilmiyorum... Burası çok karanlık anne, güneş görmeyeli ne kadar oldu? ! Zaman mefhumu kalktı benim için. Göz ucuyla kılıyorum namazlarımı,vaktin ne olduğunu bilmeden. Göz ucuyla kılıyorum çünkü namazın farzlarını yerine getirecek durumda değilim. Sonra birden içeri giriyorlar; sanki elim, kolum, bağlı değilmişçesine, kalabalık bir şekilde. Hepsi birden vuruyor. Nerem kanıyor ayırt edemiyorum artık... Yapılanların bir kısmının farkına bile varmadan bayılıyorum. Baygınlığım kahkahalarla son buluyor çoğu kez. Bazen de, yan mahsenden arkadaşım Ahmet'in çığlıklarıyla kendime geliyorum. Çok üzülüyorum anne Ahmet'e. Benim de canım yanıyor fakat bağırmıyorum, çığlıklarım karışmıyor bu mahsenin duvarlarına. Onları daha da sevindirmemek için, var gücümle susuyorum...  Bu topraklarda mı doğmak bizim suçumuz anne! Başka coğrafyalarda müslümanlar, umreye ve hacca gidiyorlarmış. Orada bize de dua ediyorlardır değil mi? Biz hiç gidemeyecek miyiz anne? Baygınlığımın arasında bazen tavaf ediyorum. Rabbim rüya da olsa, gösteriyor bana evini. Hacerü'l-Esved'i öpüyorum, Resulellah öptü diye. Lebbeyk Allahumme lebbeyk diye haykırıyorum. O sıra melekleri görüyorum, mahsenin duvarlarında. Yüzümü, gözümü siliyorlar ve bana yapılanlara şahit oluyorlar.Acziyetimi ve halimi Rabbime şikayet ediyorum. Anne eşim hamileydi,sanırım ben doğacak çocuğumu göremeyeceğim. Eğer kız olursa ismini Fatıma koysun Fatımatu'z-Zehra ahlakı Fatıma annemize benzesin diye. Erkek olursa babamın bana verdiği taşı ver ve Ona de ki: 'Bu taş, babandan sana mirastır; ona da babasından kalmıştır. Bu taş elimizde olduğu sürece Filistin bizimdir.' Hz.Hubeyb geliyor aklıma, hani sen anlatmıştın ya; şehid olacağını anladığında 'Allahım selamımı Resulune ulaştıracak birini bulamadım. Ne olur selamımı Resulüne SEN ulaştır.”diye dua etmiş. O sırada Peygamberimiz de ashabıyla sohbet etmekteymiş. Cibril gelmiş ve selamı getirmiş Peygamberimiz sohbeti kesip 'Ve aleyhisselam' demiş.Sahabeler: “Kimin selamını aldın, Ya Rasulellah” diye sorunca, “Kardeşiniz Hubeyb’in selamını aldım, müşrikler onu şehit ettiler”demiş. Şimdi bende dua ediyorum. Benim bu düşüncelerimi sana ulaştıracak kimse yok burda 'Ya Rabbi anneme dileklerimi ulaştır.' Amin. Bunları ulaştırırsa sana O melek üzülme, olur mu anne, üzülme. </description>
<link>https://www.antoloji.com/filistin-den-filistin-li-anneye-mektup-siiri/</link>
<guid>768447</guid>
<pubDate>2007-07-01T09:45:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Mutluluk</title>
<description>Kapıyı annesi açtı. Suratından düşen bin parçaydı. Annesi ilgilenmedi, zaten işi başından aşkındı. Kimseye selam vermeden hızla odasına koştu. Tedirgin bir hali vardı.Bir şey arıyordu, ne kaybetmişti acaba Odasında bir gürültü koptu. Bir süre devam etti sesler, sanki birşeylere kızmış, </description>
<link>https://www.antoloji.com/mutluluk-240-siiri/</link>
<guid>704352</guid>
<pubDate>2007-04-01T06:38:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Biri.... Sandı</title>
<description>biri okudu, herşeyi bildim sandı biri gördü, hepsi benim sandı biri güçlü, herşey benim sandı biri güçsüz, hiçbirşeyim yok sandı  biri topladı, bunu ticaret sandı </description>
<link>https://www.antoloji.com/biri-sandi-siiri/</link>
<guid>704351</guid>
<pubDate>2007-04-01T06:36:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Giz</title>
<description>titrek bir mum alevinde gece ışıkları kim söndürdü anne gece giz, giz gece bir çok şey tek hece örtüldü ihanetlerin üstü puslu hava kurtlara göre </description>
<link>https://www.antoloji.com/giz-52-siiri/</link>
<guid>650863</guid>
<pubDate>2007-02-03T22:32:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Maske</title>
<description>çayın içinden ayırabilir misin şekeri karıştı dost düşman birbirine  kraldan daha kralcı cellat gözünü kan bürümüş hain ve arsız </description>
<link>https://www.antoloji.com/maske-43-siiri/</link>
<guid>650862</guid>
<pubDate>2007-02-03T22:31:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Hayata dair</title>
<description>dünde kalan dünü düşünmeden hep bugüne hep bugüne dair yaşamak.  geçmişi fotoğraf karelerine sıkıştırmadan, duvarlar çıplakken daha güzel derken, ve canın sıkıldığında albumlerin sayfalarını karştırmadan, hatıralara inat. hiçbir şeyin tadı baki değilya yaşıyor ve geçiyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayata-dair-49-siiri/</link>
<guid>650856</guid>
<pubDate>2007-02-03T22:30:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>İhtiyar 'söyleşi'</title>
<description>Bir dönüm noktasıydı; sadece geçiyordum ben. Kayaları aşındıran dalgaların sesi ilgimi çekince seslendim seyyar çaycıya: bir çay alabilir miyim ihtiyar – iki olsun ihtiyar –mahsuru yok dimi evlat ben     – yo yo buyurun beraber içelim ihtiyar – şöyle denize karşı çay içmeyeli uzun zaman oldu </description>
<link>https://www.antoloji.com/ihtiyar-soylesi-siiri/</link>
<guid>590048</guid>
<pubDate>2006-11-25T09:51:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Zaman</title>
<description>Adem'le havva'dan önce yaratıldım buluştuklarında onlar arafatta'ydım yusuf'la beraber kuyudaydım yunus'la beraber karnında balığın nuh'un tufanını gördüm sarınca  dünyayı tufan, çepeçevre kuşattım gemiyi </description>
<link>https://www.antoloji.com/zaman-340-siiri/</link>
<guid>455010</guid>
<pubDate>2006-05-16T15:25:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Geçen Sene (Mardin)</title>
<description>Gecen senenin bu günüydü.Geçen sene cumartesiydi bu sene pazar tek fark bu sanırım.Geçen senede, gecede dolunay varmıydı acaba? hatırlamıyorum.Tam bir sene olmuş bu gün, bu şehre geleli.Ne çabuk geçti mi demeliyim, geçmek bilmedi mi? isminde de olduğu gibi geçen seneydi, geçti....Şehre ilk girdiğimde gözüme çarpan şey kaleydi.Mardin kalesi.Bütün heybetiyle durmaktaydı karşımda.Şimdi içindeyim kalenin.Ne hatıraları var acaba neler gördü neler ve kimlere mesken oldu bu kale.Yunus peygamberin bile bir süre kaldığı söyleniyor.Ne krallar ne prensesler yattı bu taştan duvarlar arasında ve kim bilir mardinin en yüksek tepesinden bakınca mezoptamyaya ne kadar kibirlendi acaba insanoğlu.Çünkü bir sığınak gibi kale burdan bakınca insan, herşeyden korunur sanıyor.Ölümdende korur mu kale? .Hemen aklıma ayeti kerime geliyor: ' Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta sağlam kalelerde bulunsanız bile '   Demekki kale koruyamıyor Ölümden. Sadece insanlar için değil,evler içinde sığınak gibi kale.Kalenin yamacına sıralanmış bir şekilde duruyor hepsi tıkış pıkış ve kenetlenmişler birbirlerine.Sanki bir şeyden korkup siper almışlar.Sebebi ney acaba bu korkunun? Ucuna bi masa kurup oturdum.Yanımda bi paket sigara bir demlik çay.Birde, bir ihtiyar olsun isterdim, yüz küsür senedir dünyada olan benden daha çok yağmur ve kar değmiş vucuduyla, saçı sakalı ağarmış elinde bir baston ve herşeyi benden çok yaşamış bir bilge.Ama ben, ne soru sorayım nede konuşayım istiyorum O anlatsın uzun uzun hemde hep aklımdakileri anlatsın beni bana anlatsın istiyorum.Karşılık vermeden, araya girmeden dinleyecek kadar vaktim var bu gece. Anneler	günü bu gün.Birileri ilan etmiş bizde uyuyoruz bu ilana.Zaten hayatımızın bir kısmı başkalarının ilanlarına uymakla geçmiyor mu? Anneler...., dünyaya gelme sebeblerimiz.Bir parça düşünüyorum beni dünyaya getiren aneneyi ve sonra belki bir gün çocuğuma anne olacak anneyi ve sonra diğer anneleri.Kutlu olsun anneler gününüz.Aradım annemi, gününü kutlamak için.Benden önce davranmış biri (ortağım,dostum,kardeşim)    bir hediye yollamış.Saol kardeşim inceliğin için. Burda geçirmem gereken az bir zaman kaldı belkide buraya ait olmadığım için alışamadım buraya.Belkide birilerine verdiğim ödünç bir zamandı bu sene.Kimin mennuniyeti içindi? bilmiyorum.Bir başkasının omzuna koyduğu yıldızlar beni niye ilgilendirmeliydiki bu kadar? Değişmesi gereken ne çok şey var diye geçiriyorum  aklımdan.Değiştirecekmiyim,değiştirebilecekmiyim yoksa değişecekmiyim.Yada değiştirmek için çaba gösterecekmiyim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecen-sene-mardin-siiri/</link>
<guid>455006</guid>
<pubDate>2006-05-16T15:21:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Bağdat'a da yağsın mı yağmur!</title>
<description>Sisli bir gece, donuk bir ay ışığı; tıpkı hayat ve hayaller gibi donuk. Günlerden ne! Saat kaçı gösteriyor! kimsenin umurunda değil. Genç kızların çeyizimde şu da olsun çabası kalmamış. Anneler, çocuğum okusun da büyük adam olsun diye umutlara kapılmıyor, yarınlar için umutlar ve hayaller kaybolmuş bu şehirde. Savaşın izleri pardon pardon bu işgalin bu kalleşliğin izleri uzunca bir süre silineceğe benzemiyor.  Üçüncü senesini de geride bırakıyor işgal.Destanlara konu olan şehirden geriye; enkaz yığınları, ağlama, feryat, figan sesleri, ağıtlar ve beddualar kalıyor. Sora sora bulunmuyor Bağdat. Zaten soranda yok. Ne ana gibi yar var ortada ne de Bağdat diye bir diyar. Şöyle kaldırıp kafamı bakıyorum şehre; gündüz atılan bir bombanın sebeb olduğu yıkıntı. Bir kaç kişi can vermiş, ceset çıkartma çalışmaları! devrik bir minare, minareyi düzeltmeye çalışan bir kaç ihtiyar. Devam ediyorum yürümeye, ağıtlar yakan bir ana son evladını da teslim etmiş toprağın bağrına. Az ilerde üç genç kız. Onlarında yüzündeki ifade de diğerlerininkinden. Birinin yeni evlendiği eşi diğerinin de nişanlısı şehit olmuş, üçüncüsü henüz ufak, olan bitenin farkında bile değil. Çok üzgün bir halleri yok, acının tarifi mi yansımamış yüzlerine! diye geçiriyorum aklımdan. Elinde bilyelerle dolaşan bir yetim, ne olduğundan habersiz bir şekilde dolaşmakta ortalıkta. Anası ve babası ölünce geride kalanlar sahiplenmiş yavrucağı. Her kadını ana, her adamı baba bilmiş. Meydanda toplanmış bir kalabalık var, aralarında konuşuyorlar; ‘Bu daha ne kadar devam edecek böyle! ’ Her gün evleri basılan, sorgu için götürülüp bir daha eve dönmeyen yakınlarından, haber gelmeyen kaçıncı gün. Haber yok! sağ mı değil mi. Ölülerine cenaze töreni bile hazırlayamayan bir halk. Cesedi musalla taşına koyamadan ve cenaze namazını kılamadan kaybedenlerle dolu. Çok nadir burada ölenin arkasından kılınan namaz! ve namaz kılacak mekan 'Yeryüzü mesciddir' Çünkü sağlam cami kalmadı şehirde! Devam ediyorum yürümeye; kalabalıktan ayrıştırmış kendini bir ihtiyar, yanında bastonu, şehre sırtını dönmüş, ay ışığı yüzüne vurmakta, sigara sarıyor. Selam verip oturuyorum yanına. Sardığı sigaradan uzatıyor. Teşekkür edip 'bıraktım' diyorum bıraktım. Sert bir ifade ile yüzüme bakıp 'neden' diyor. Neden! ‘öldürür mü? Sigara adamı. Cevap vermeden alıp yakıyorum sigarayı. Bakmadan yüzüme devam ediyor kendi sigarasını sarmaya. Ailesinin son ferdini de bu gün kaybetmiş. Eşini. ‘Evlendiğimizden bu yana ilk defa O'nsuz bir gece geçireceğim. Çok uzun bir gece olacak umarım çok fazla gece geçirmem’ diyor. ‘çocuklar torunlar ve en sonunda da O! şükrediyorum halime, ya giden ben, kalan O olsaydı! Yok yok böylesi daha iyi O hiç dayanamazdı’ diyor. Gözlerinden akan, toprağı ıslatan yaşla. Benim söyleyecek bir şeyim yok, sessizce kalkıyorum yanından. Az ileride başka bir kalabalık. Kalabalığın arasında beyazlar giyinmiş, siyah sarıklı, elinde sopa ile bir adam. O konuşuyor diğerleri dinliyor. Sanırım hoca! Birisi hocam diye sesleniyor O'na. 'Ama hocam’ diyor ‘ama’ Belli ki çaresizliğinden bahsediyor. Hoca sabredenleri müjdeliyor. Allah kitabında böyle buyurmuş 'Vebeşşirissabirin' Ve bizler….bizler ne yapıyoruz bu konuda? </description>
<link>https://www.antoloji.com/bagdat-a-da-yagsin-mi-yagmur-siiri/</link>
<guid>432124</guid>
<pubDate>2006-04-21T07:17:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Kapı ve bazen</title>
<description>açılır, kapanır, kapatılır vurulur hatta ve hatta kırılır bir geçiş noktasıdır kapı içeri ile dışarıyı ayıran  anahtar lazım </description>
<link>https://www.antoloji.com/kapi-ve-bazen-siiri/</link>
<guid>432123</guid>
<pubDate>2006-04-21T07:10:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Med-cezir</title>
<description>ne sen aysın nede ben kabaran bir deniz gel-gitin sebebi değil medcezir </description>
<link>https://www.antoloji.com/med-cezir-42-siiri/</link>
<guid>432121</guid>
<pubDate>2006-04-21T07:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Melek</title>
<description>bir meleğe can alma görevi verildi ve adına Azrail dendi ismindeki ürkütücülük yaptığın işten mi kaynaklanıyor yoksa seni bir gören tarif eden mi var  hep bir mazeretin oldu </description>
<link>https://www.antoloji.com/melek-28-siiri/</link>
<guid>432122</guid>
<pubDate>2006-04-21T07:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Toprak</title>
<description>nelere şahit oldun kim bilir?  neden karadır rengin Kabil Habil'i öldürdü diye matem mi tutmaktasın ilk tadına baktığın habil miydi </description>
<link>https://www.antoloji.com/toprak-53-siiri/</link>
<guid>377584</guid>
<pubDate>2006-02-04T09:22:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Senaryo</title>
<description>benim bi suçum yok olmam gerektiği gibi oldum yönetmen ne dediyse yaptım bir oyuncuyum ben yönetmenin sözünü aşamam aslına bakarsan </description>
<link>https://www.antoloji.com/senaryo-4-siiri/</link>
<guid>377583</guid>
<pubDate>2006-02-04T09:21:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>İktidar</title>
<description>iki türlü insan var yönetenler ve yönetilenler peki ya yönetenleri yönetenler! onlar nerdeler? </description>
<link>https://www.antoloji.com/iktidar-5-siiri/</link>
<guid>377581</guid>
<pubDate>2006-02-04T09:20:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Gel</title>
<description>istanbul'a güneş doğmadan gel yaydan çıkan ok hedefini vurmadan gel içimdeki ateş kül olmadan gel yokluğun yatağıma sızmadan gel </description>
<link>https://www.antoloji.com/gel-268-siiri/</link>
<guid>377579</guid>
<pubDate>2006-02-04T09:19:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Hasta</title>
<description>yerde bir metreye yakın kar var montumu almadan dışarı çıktım sert bir soğuk... katur kutur ses geliyor yerden yürüdükçe üstüne bastıkça sıkışıyor kar tanecikleri basmayada kıyamıyor insan </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasta-11-siiri/</link>
<guid>377580</guid>
<pubDate>2006-02-04T09:19:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 <item>
<title>Ebe</title>
<description>bunca koşuşturmacadan sonra beni köşeye sıkıştırıp ebe deyip kaçmanın alemi ne ki şimdi ebe bensem sen mi kaçacaksın sakın kaçma </description>
<link>https://www.antoloji.com/ebe-4-siiri/</link>
<guid>377578</guid>
<pubDate>2006-02-04T09:18:00+03:00</pubDate>
<author>Ünal Karabulut</author>
</item>
 </channel>
</rss>
