<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Ulvi Ko&#231;u Şiirleri
</description>
 <item>
<title>İki Kale</title>
<description>bir ev içerisinde iki kale vardır, o evi ayakta tutan. o ev, o iki kalenin çabasıyla kurulmuştur. o iki kalenin sevgisi, tutkusu ve mücadelesiyle varlığını sürdürmüştür. iki kale... ikiside kutsal, ikisi de değişilmez, ikisi de birbirinden güç alan kale. öyledir ki birine bir şey olsa diğeri de yıkılır, mahvolur, güçsüzleşir. keza bir diğeri güçlüyse, diğeri de onun gücünden faydalanır, erişilmez büyüklüğe kavuşur...  bir ev içerisinde iki kalenin kutsal değerleri vardır; tıpkı kendileri gibi. bunların herhangi bir sayısı olmamakla beraber, her iki kaleye de var olma sebebi yüklerler. herkes bir ad takar o değerlere, ama fidan der o iki kale. önce bir, sonra iki, üç, dört öylece sayıları vardır. fidanlar ilk başlarda dillere destan bir güzelliğe sahip olurlar. o iki kaleye umut sağanağı, nefes, hayat, özgürlük ve daha nice kadim anlam yüklerler...  kuraldır: bir evi o iki kale kurar. sonra evin ortasına, tutku ve sevdayı karıştırarak fidanlar dikerler. gözleri gibi bakarlar o fidanlara. aç kalma pahasına kendi yediklerinden kesip doyururlar. kötülüklerden, şerden, deccalden, şeytandan korurlar. o iki kale varlıklarını ancak ve ancak kendi fidanlarıyla açıklayabilirler...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iki-kale-siiri/</link>
<guid>1944651</guid>
<pubDate>2013-12-13T22:10:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Köy Hatıraları: Şivan</title>
<description>her sene olduğu gibi bu yılda Beden Eğitimi dersinde 5.sınıflarla kızlar ve erkekler futbol maçı yapıyoruz. kızlar Bayern Münih, erkeklerse Barcelona oluyor. ve futbol oynayan her öğrenci hangi takımdaysa o takımdan bir futbolcunun ismini alıyor. kural gereği birbirlerine maç içerisinde aldıkları bu yeni isimlerle sesleniyorlar. kendi isimlerini söylediklerinde ise aleyhte serbest atış kullanılıyor. bende kızların takımında yani Bayern Münih'te oynadığım için ismim Bayern Münih'ten Swanstaiger (okunuşu: Şıvanştayger)  oldu. öğrenciler kendi isimlerine alıştılar fakat ismimi bir türlü akıllarında tutamıyorlar, tutsalar bile telaffuz edemiyorlar.  işte tüm bunlarla birlikte yaptığımız maçların birinde kendisine yanlışlıkla faul yaptığım -maçtaki ismiyle Barcelonalı Neymar- birazda sitemle bana dönüyor ve o çocuksu öfkesiyle söyleniyor; "-Ya Şivan canını yiyim biraz yavaş oyna" </description>
<link>https://www.antoloji.com/koy-hatiralari-sivan-siiri/</link>
<guid>1944622</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:14:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Kanayan</title>
<description>boya sandığı çalınan  çocuk gibi, ölüm orucunda mahkum gibi, işten çıkarılmış baba gibi, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kanayan-18-siiri/</link>
<guid>1944621</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:11:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Nedenler</title>
<description>dünyanın tüm harfleri ve alfabeleri bir araya gelse de, anlaşılmaz dilsiz söylenceler. sadece fiile dökülenlere yargı biçen mahkemelerdir suçlu olan, bir de nedenleri sorgulamayan düşünceler... oysa hiçbir sonuç nedensiz değildir. Heidi, dağ başlarında küsüp ağlıyorsa, hiç görmediği ailesi içindir. Koçero eşkıyalık yapmışsa, zulme isyanıdır. Ölüyorsa -tüy çıkmamış yüzlerinde- gencecik ana kuzuları, kalplerinin kıyamadığındandır dünyanın adaletsizliğine. Ve gidiyorsa sevda şehirlerinin misafirleri, susup diyemediğindendir kapanmaz acıları, bitmek bilmeyen derin sancıları…” </description>
<link>https://www.antoloji.com/nedenler-7-siiri/</link>
<guid>1944620</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:10:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Kuş Şarkısı</title>
<description>olur da kanatlanırsa kalbim gökyüzüne yazacağım gülüşlerini sen, büyük denizlerden görkemli el değmemiş çağlayan, sen, </description>
<link>https://www.antoloji.com/kus-sarkisi-siiri/</link>
<guid>1944616</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:09:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Vedasız</title>
<description>eğer ki gözlerin üşüyorsa sana gözlerimi vereyim ellerimi isteme, kelepçeli sözcükler saklıyor zincirli halk türküsü ayaklarım prangalı marşlar ezberliyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/vedasiz-8-siiri/</link>
<guid>1944614</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:08:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Çocuklara Yakılmış Bir Ağıttır</title>
<description>seni her şeyden çok seviyorum çocuk, memleketimden bile. doğduğum yerlerden, çayırlarında koşuşturduğum yeşilliklerden... seni her şeyden çok seviyorum çocuk, vatanımdan bile. hiç bir dikenli tellere sarılan haritayı değişmem saçının bir teline. hiç bir bayrak, akarsuya dönüşen gözyaşın gibi dalgalanmaz yürek ülkemde.   ve sen çocuk, ıslık çalmaya başladığın günden itibaren, sevginin kavgasını vereceksin kalbinde... </description>
<link>https://www.antoloji.com/cocuklara-yakilmis-bir-agittir-siiri/</link>
<guid>1944613</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:06:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Gülçehre</title>
<description>Gülçehre... Benim minik suratlı, dev yürekli kızım. Sen hiç doğma emi, hiç gelme düşler ülkesinden. Biliyorum üzülüyorsun, bende üzülüyorum, ama sen bu dünyaya göre değilsin. Sana atlı karıncalar ile dönmek yakışır düşlerin en ulaşılmazına. Sana, gülmek yakışır, kirli elbiselerinle. Sana el değmemiş sevdalar yakışır.  Gülçehre... Güzel kızım. Sen hep uzaktan tebessüm et bana. Sen hep şarkılar söyle düşümde. Ama gelme buralara, buralar kirlendi kızım, buralar sana yabancı </description>
<link>https://www.antoloji.com/gulcehre-siiri/</link>
<guid>1944611</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:05:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Vicdanın Gölgesinde Van Depremi</title>
<description>bazı depremlerin şiddeti, rihter  ölçeğinin bile yüreğini sızlatır. çünkü kimi yer sarsıntıları ölümden çok öteye ulaşır. van depremi bir örnektir. acılı bir örnek. sadece ölümlere, yıkımlara, gözyaşına üzülmedik. üzülecek bir vakit bile bırakmadı kimi boyalı kadınlar, ağızlarından nefret akan kravatlı adamlar. ne çok şey öğretti van depremi, ne çok şey; önce yok oluşu, ölümü, kaybolmayı,hüznü, felaketi, acıyı, kahroluşu... ne çok şey götürdü van depremi, ne çok şey; sevinci, ümidi, gülüşü... birde vicdanı götürdü, kirlenmiş bedenlere sarılarak. birde insan yanlarını, insan kılığına girmiş insancıkların. birde kardeşliği, gazete sayfalarında sahte puntolara iliştirilen.  bazı depremler müge anlı kadar faşist ve acımasızdır. erman toroğlu'nun yağ bağlamış kapitalist göbeği kadar yağmacı ve talancıdır. bazı depremler rujlu dudakları,allık sürülmüş yanaklarıyla bile çirkinliğini örtemeyen haber spikerleri gibi kirlenmiştir. hain haber bültenlerinin yitirilmiş namusudur, reklamlara endekslidir.bazı depremler Yunus'un son bakışıyla yağcılığa soyunan vicdansız politikacılar kadar zalimdir. hiç utanmadan çocuk gözlerinin, yanında pis pis sırıtması gibi katildir.  bazı depremler sarsıntısını asla yitirmezler... van... kalbimizden hiç çıkma, vicdanımızdan da... </description>
<link>https://www.antoloji.com/vicdanin-golgesinde-van-depremi-siiri/</link>
<guid>1944609</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:03:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Hasan'ın Babası</title>
<description>insan sevgisiz yaşar anlarım. insan düşüncesiz, gerçeksiz, umutsuz, ideolojisiz, hiçbir şeysiz de yaşar, buna da eyvallah. hatta aşksız ve inançsız da yaşar. ama insan nasıl vicdansız yaşar, anlayamıyorum. insan -kalbi ve beyni olan insan- Hasan Ferit'in babasının yüzündeki acıyı, acısı gibi bilmeyen insan, bilmem ki nasıl insan...  not: anaların gözyaşlarını bildiğimizden miydi neydi, zor olsa da içimize atıyorduk. lakin babaların gözyaşları bir başka acılı oluyor, bir başka yanık, bir başka sancılı oluyor... </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasan-in-babasi-siiri/</link>
<guid>1944608</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:01:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Sessiz Ezgi</title>
<description>'genç ölenlere'  kanadına sarılı dağ kuşlarının sesidir bağrımda patlayan bir baba ezgisi hünersiz ağlayışsa feryat makamı kulaktan kulağa değil </description>
<link>https://www.antoloji.com/sessiz-ezgi-siiri/</link>
<guid>1944607</guid>
<pubDate>2013-12-13T21:00:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Nazım</title>
<description>büyük hediyelere parası yetmeyen çocukların, kolonyalı sayfalara şiirlerini yazıp sevgiliye armağan etmesidir Nazım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/nazim-6-siiri/</link>
<guid>1944605</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:58:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Özlemek</title>
<description>özlemek, bir dağın karlarını özlemesidir. göç eden kuşların dönüşlerini beklemesidir. özlemek 21. yüzyıl da tarih öncesini düşlemektir. leyla'ya bir mecnun yaratmak, siyabend'e bir xece öyküsü anlatmaktır.  özlemek, hücrenin ardında kalmış bir ağacı gözyaşlarıyla beslemektir. kabuklaşmış yaraları bir böceğe cömertçe sunmaktır. özlemek, insaniliğin ötesinde peygambersiz kutsal bir kitaptır. mehmed uzun romanlarıdır. mohsen namjo'odur. şiirin sözcüklerine adanmış harflerdir. kimisinde elif ba kimisinde a,b,c dir. mezapotamya'nın kalbinde haykıran şiwandır. özlemek homeros'un vicdanına mahkum ilyada ve odisse destanıdır.  özlemek ne bir tarihtir, ne tek başına tarihi bir olay. bir askeriye koğuşunda saçı sakalı traşlı bir adamın delice hasretinin kanıtsız ve imzasız, sorgusuz ve budala resmidir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozlemek-176-siiri/</link>
<guid>1944602</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:57:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Boya Sandığında Büyümeye Sürgün Çocuklar</title>
<description>aldırışsız kaldırımlarda umut biriktirmek ne zor şeydir. ne zor şeydir kire bulanmış ellerde hünerler sergilemek. sabahın ilk ışığıyla, gecenin karanlığına koşmak, gecede umarsız sevinçler kiralamak, bir çift kunduraya düşler sığdırmak ne zordur.  boya sandığının kutsallığında, çamurla kaplı caddelere inat doluşmuşlardı şehrin sokaklarına. üç beş kuruşla intikam alacakları açlığın zerresini bilirlerdi. ne kadardılar, kimdiler, nereden gelmiştiler ve daha bir yığın soru, boylarının kat be kat üzerindeydi. sınırlı olan bilinen şeylerin ötesine, hiç mi hiç gidilmiyordu. evden bekleyenler vardı çünkü, evden ellerine bakanlar...  bir boya fırçası pırıl pırıl ededursun kravatlı adamların kunduralarını, cepte biriken demir paraların gıcırtısı yoksul çocuk senfonisiydi beş para etmez hayatın. ve o beş para etmez hayatın tüm acımasızlığını anlamışlardı yaş merdivenlerini çıkmamışken daha.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/boya-sandiginda-buyumeye-surgun-cocuklar-siiri/</link>
<guid>1944601</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:56:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Sevda</title>
<description>ekmeği de severdim, suyu da güneşi, havayı, yıldızları severdim doğduğum şehri sürüldüğüm şehri de </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevda-575-siiri/</link>
<guid>1944600</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:55:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>İki Çocuk</title>
<description>Kürt sorununa dair onlarca, yüzlerce haber, yazı, görüntü yahut çözüm önerileri ile karşılaşıyoruz ki bunları ayıklamak, aralarından kimi doğruları seçip doğrularımıza katmak neredeyse imkansız hale geliyor. Neydi bu Kürt sorunu? Nasıl çözülebilirdi? Siyasi, ekonomik, kültürel, psikolojik, sosyolojik ve daha bilmem hangi etmenlere dayandırılarak hangi analizlerden yola çıkılabilirdi? Bunlar aslında deve de pire birkaç sorudan ibaretti.  Aslında mesele çokta karmaşık değil. Ya da öyle dolambaçlı sözlere gerekte yok. Kürt sorununun temeli yalnızca bir nedendir. O da Hakkarili bir çocuk ile Edirneli bir çocuğun birbirini tanımaması ve birbirini anlamamasıdır. Evet şimdi ülkenin başkentine gidiyoruz ve Hakkariden gelen Azad ile Edirneli Özgürün bir parktaki buluşmasına şahit oluyoruz. Şimdi hayal dünyamızı genişletelim, bilincimize kuvvet diyelim. Azad ve Özgür hayata hangi pencereden bakıyor, hangi umutlarla büyüyor ve nasıl düşler peşinden koşuyor. İşte kritik olan bu üç sorudan Kürt sorununun ortaya çıkışı ve bu ortaya çıkışın sonuçları cevaplarını çıkarabiliriz.  Uzatmamak gerek. Uzatılan yazıların okunmadığını, okunmaya mecalsiz bıraktığını az çok tahmin ediyorum. Ama gayem şu, elimizi vicdanımıza koyalım ve Hakkarili Azad ile Edirneli Özgür’ün Ankara’da ki buluşmasındaki kritikleri kestirmeye çalışalım. Bu iki insanın ortak ve farklı özellikleri, yetişme biçimleri, kültürleri, çevreleri, sanata ve edebiyata bakışları, dinledikleri müzikleri, başlarından geçenler, beyinlerine empoze edilenler ve daha bir sürü olgunun oluşturduğu sonuçları bir bir düşünmeye çalışalım… </description>
<link>https://www.antoloji.com/iki-cocuk-14-siiri/</link>
<guid>1944597</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:53:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Otobüste</title>
<description>Kars İstanbul otobüsü...  Karla kaplı bir gece yarısı ve uykuya dalmak için koşuşan yolcular…  Beş numaradayım, cam kenarında. Gözlerim ağrıyan boynuma ve belime rağmen kapanmak üzere… Ağır bir nefes kokusu, öksürükler, horlamalar, esnemeler…  Geceyi bölen bir fren sesiyle irkiliyoruz. Kimisi habersiz düş deryasında, bunu da biliyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/otobuste-6-siiri/</link>
<guid>1944596</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:52:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Savaşların Gölgesinde</title>
<description>bir bardak daha olsaydı sıcak demli çayımız ne çok konuşacaktık Suriye'yi, Filistin'i, Mezapotamya'yı...  bir bardak daha, bir bardak, bir bardak </description>
<link>https://www.antoloji.com/savaslarin-golgesinde-siiri/</link>
<guid>1944593</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:50:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Bir İbrahim Hîkayesi</title>
<description>Öğretmen: İbrahim sana defalarca söylemek zorunda mıyım? Derste sakız çiğnenmez, bisküvi yenmez. İbrahim: Peki öğretmenim.  (birkaç gün sonra, İbrahim yine Beden Eğitimi dersinde öğretmenine yakalanır)  Öğretmen:(kızarak)  İbrahim yine mi sakız var ağzında? </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-ibrahim-hikayesi-siiri/</link>
<guid>1944592</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:49:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Babanın Mektupları</title>
<description>-1- -oğlum biliyor musun, hayatımın en mutlu günü, o üç tekerlekli arabayı aldığım gündü. içim içime sığmıyordu, gece sevinçten uyuyamamıştım. düşünsene, artık sırtımda taşımayacaktım o ağır çuvalları. kaç çuval olursa olsun, gerekirse bir kaç seferde olsa taşırdım hepsini arabamla. birde kırmızıya boyadım mı tamamdır diyordum, daha da bir şey olmazdı. sen bakma, yoksulun sevinci de umudu gibi büyük olur... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-babanin-mektuplari-siiri/</link>
<guid>1944590</guid>
<pubDate>2013-12-13T20:48:00+03:00</pubDate>
<author>Ulvi Koçu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
