<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Tutku Taşkınoğlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Bi çare adem</title>
<description>Sevgilim,  Herşeyim, Güldüren şakam Ağlatan hüznüm Çöl ortasında vaham, Ödemem gereken bedel, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bi-care-adem-siiri/</link>
<guid>2287911</guid>
<pubDate>2016-10-18T11:30:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tanrı sustu</title>
<description>Tanrı sustu Ne zamandır çıkmıyor sesi Aylardan ekim Işımıyor odam Her sabah daha da karanlık Hava soğuk, soğuyacak.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tanri-sustu-siiri/</link>
<guid>2287910</guid>
<pubDate>2016-10-18T11:29:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>İşte</title>
<description>İşte, yalnızım;  Ne bir kardeş, ne bir dost! Sustu tüm çığlıkları gecenin Uzak bir köpek uluması hayat. Şimdi sevebilirim, Sevebilirdim, </description>
<link>https://www.antoloji.com/iste-133-siiri/</link>
<guid>2287909</guid>
<pubDate>2016-10-18T11:28:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Günaysın Artık</title>
<description>Ne günaydın demeye derman,  Ne de şiire takat kaldı Gülmeyi bıraktık, Yaşadığına utanır yüreğimiz! Ülkem bir yaralı ceylan Dostlar umutsuz ve kırgın şimdi </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunaysin-artik-siiri/</link>
<guid>2276882</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:29:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Cüceler</title>
<description>Ne zaman veda etsen  Cüceler parçalar tenimi Kalbim lime lime göğsümde Koca bir boşluğa düşer aşk Bir masal yuvarlanır ardından! Şiir masum bir yalandır artık </description>
<link>https://www.antoloji.com/cuceler-12-siiri/</link>
<guid>2276881</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:28:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Kısa bir öykü</title>
<description>Kısa ve kırık döküktü öykümüz  Ufak bir çocuk misali kayboldum ıssızlığında Ve aşk Dua gibi dökülürken dudaklarımdan Bir avuç kuru yapraktı </description>
<link>https://www.antoloji.com/kisa-bir-oyku-3-siiri/</link>
<guid>2276880</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:24:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Uyandığında</title>
<description>Ve bir düşse geçtiğin içinden Uyandığında koca bir boşluğa düşeceksin Benim dediğin o an kaybolacak ellerinin arasından Boyasız ve köhne gerçekler çarpacak gözüne Bir leke gibi yerleşecek yüzüne hüzün Arsız bir hikaye yazarken dostların lekene </description>
<link>https://www.antoloji.com/uyandiginda-4-siiri/</link>
<guid>2276879</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:23:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hırsız</title>
<description>Uykunu çalan bir hırsızsa aşk Kaçma vakti gelmiştir oradan Sersem bir göğüs ağrısıdır Tüm damarlarına yayılan ayrılık! Sen özledikçe uzaklaşır, Sen düşledikçe kaybolur anılar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hirsiz-182-siiri/</link>
<guid>2276878</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:22:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Susarsın</title>
<description>Bir gün,  Hiç ummazken kanarsa yaran Çaresiz susar tüm hayallerin Koca bir kafestir artık göğsün, Kuş misali çırpınır içinde yüreğin O kadar acır ki canın </description>
<link>https://www.antoloji.com/susarsin-28-siiri/</link>
<guid>2276874</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:20:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk neye inanıyorsan odur sevgili</title>
<description>Aşk neye inanıyorsan odur sevgili  Ve ben sana inandım Varlığına; yakamoz misali ışıttığına gecemi! Oysa acı yalnız yaşanırmış sevgili Bir dost gülüşüymüş umut! </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-neye-inaniyorsan-odur-sevgili-siiri/</link>
<guid>2276876</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:20:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tek başına ölüyorsun</title>
<description>Tek başına ölüyorsun Senden sonra da sürüyor hayat. Sensiz yaşanıyor her anı İşte gerçek cehennem bu! En çok bu yakıyor canını </description>
<link>https://www.antoloji.com/tek-basina-oluyorsun-2-siiri/</link>
<guid>2276870</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:15:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Dışarda Yağmur</title>
<description>Dışarıda yağmur, Aklımda gidişin var; Sessiz ve ağır. Ardından kayboluşum.. Oysa elimi tutsan, Yanımda olsan </description>
<link>https://www.antoloji.com/disarda-yagmur-4-siiri/</link>
<guid>2276866</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:14:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hayallere Özlem</title>
<description>İşte yine gün ağarıyor ve ben bir saniye bile uyuyamadım. Dizlerimi karnıma çekmiş, kollarımı yastığa dolamış yalnız ve soğuk yatağımda bir geceyi daha bitirdim. Tüm duygu ve düşüncelerim tek başınalar içimde, hiç biri bir diğerinin elini tutup yön göstermiyor. Hepsi yem peşinde dolaşan sersem tavuklar misali zihnimde dolanıyor. Onları bir araya getirecek ‘’Hadi..’’ diyecek bir şey eksik. Hayallerim… Yastığa başımı koyduğumdan beri kendimi hayalini kurabileceğim, beni masallar diyarına götürüp uyumamı sağlayacak bir şey bulmaya çalışıyorum. Uzun zamandır uykusuzluk çekmemin bütün geceyi yatağın içinde dönüp durarak geçirmemin sebebi çok düşünüyor olmam değil, hayal kuramıyor olmam. Biliyorum. Hayal yoksa hiçbir şey yok demektir. Uykularınız kaçar ve rüya göremezsiniz. Sabah olur ve telefonunuzun soğuk ekranında gazete manşetlerini okursunuz, sizi şaşırtacak bir haber beklersiniz. Genç bir insanın ölümünü görürsünüz ve tüm hayalleriniz bir kere daha ölür. Şaşırmazsınız. Hayatı çözmüş gerçek bilgelerin hiç bir şey karşısında şaşırmadıklarını, kayıtsız olduklarını söylerler. Oysa kayıtsızlık hayallerin yitirilmesidir ve bir çeşit ölümdür. Şimdi bunu düşünüyorum. Ben ne zamandır ölüyüm? Ne zaman yitirdim onca hayali? Hayallerimi kaybettiğim o güne dönebilir miyim? Hayallerimi bir günde mi kaybettim? Kendimi ve hayallerimi bulmanın bir yolunu bulmalıyım. Çok uzaklara takılı veriyor gözlerim. Annemin anlattığı masallara, benim kurduğum hikâyelere dönüyorum usulca. Eskiden beni hayata bağlayan rüyalarımı bulmayı umduğum, umutsuz bir yolculuk yapıyorum. Şimdi anlıyorum ki eskiden deliydim, aklından yüzde yüz emin olacak kadar deli. Akıl dediğim şey sonsuz bir hayal gücüymüş meğer. Her şeyi yapabileceğime, her zorluğun altından kalkabileceğime inandığım bir hayal dünyam varmış ve ben buna güveniyormuşum. Bugün, burada sıcak ama soğuk yatağımda anlıyorum ki içinizde yaşadıklarınızdan daha kuvvetli bir hayal yoksa rüyalarınızı yitirmeniz kaçınılmazdır. Hayata yenilmişseniz. (ki ben uzun zaman önce yenilmişim)  olacakları seyreder veya hayatın keşmekeşinde, ne yaşadığınızdan emin olmadan sürüklenirsiniz. Ben bir süredir bekliyorum, korkarak ve hiç hayal edemeden. Çok uzun zamandır şaşırmıyorum çünkü bir süredir ölüyüm, beni diriltecek tek şey hayallerim. Onları geri istiyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayallere-ozlem-siiri/</link>
<guid>2276867</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:14:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Hüznüm</title>
<description>Perdelerim sıkıca çekilmiş odamda yatağıma kıvrılmış yatıyordum, en ufak bir seste çileden çıkıyor, ışıktan nefret ediyorum. Günlerdir uykusuzum. Tek bir geceyi bile uykusuz geçirmenize sebep olan şeyi bir nefeste anlatmanız hele ki hayatı bir oyun tadında yaşıyorsanız, mükemmel görünmesi için uğraşıyorsanız ve en sevmediğiniz işi yaparken bile mutluluk pozları veriyorsanız, gülümseyen koca bir maskeyle sosyal medyada fink atıyorsanız mümkün değildir. Anlatmak istediğiniz şey her neyse nefesinizi düğümler, soluğunuzu keser ve gözyaşlarınızı tutamazsınız. Şu ara benim yaşadığımda bu; hüzün, soruların cevap bulamadığı, hayallerin düşüp kaybolduğu, her şeyin karanlığa gömüldüğü koca bir uçurum.  Hüzün ne kadar yorucuysa o kadar soru işareti oluyor etrafınızda;  Neden? Neden ben? Neden şimdi? Neden benim başıma geliyor bütün bunlar? Nerede hata yaptım? Sıradan cevapların tatmin etmediği sorular dolanıyor zihnimde. Günlük gazeteleri okumayı çoktan bıraktım, televizyon izlemiyor, arkadaşlarımla sohbet edemiyorum. Fallardan medet umar, dualara sığınır oldum. Yaşanan şey ne kadar can yakıyorsa nedeni o kadar sıra dışı olmalıdır. Aksi takdirde anlayamazsınız, anlatamazsınız etrafınıza. Ben de sıra dışı cevapları sıra dışı yerlerde arıyorum. Dünya fani, her şey boş geliyor gözüme. Etrafımdakiler aklımı yitireceğimi düşünüyor ve bir ilaca başlamam gerektiğini, bense gerçekleri daha net görebildiğimi. Bazen hayatın sizi sürekli sınava tabi tuttuğunu düşünürsünüz. Hissettiğiniz ama bir türlü açıklayamadığınız bir lanet dolaşır etrafınızda. Umutsuzluk tüm kontrolünüzü kaybettirir. Öykünüzü siz anlatamazsınız. Birkaç gündür lanetim bütün damarlarımda huysuz bir solucan gibi dolaşıyor adeta. Öyküm kontrolümden çıktı ve beni peşinden sürüklüyor. Ucundan yakalayıp anlatamıyorum kimseye. Dudaklarımdan kötü sonla bitmemesi için dökülüyor tüm dualar. Yapabildiğim sadece bu! Bu ilk sevgi değil yaşadığım, ilk terkediliş de değil. Farklı oyuncularla tekrar tekrar aynı öyküyü yazıyorum. Geçmişe dönüp baktığımda belki de sevdiğim için terk edilmiyorum, terk edilmek için seviyorum.Asıl öykünün aşk olduğunu sanmanın nasıl büyük hata olduğunu görüyorum. Oysa yaşadığım her aşk benim öykümün bir uzantısı olmalıydı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/huznum-29-siiri/</link>
<guid>2276865</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:12:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk mı bu?</title>
<description>Kendisine tutkun kocasından nefret eden, monoton ve heyecansız evliliğinde bir sürü eksik olduğunu düşünen genç kadın, kendisine sıcak davranan, iltifat eden ama aslında kaba, kötü huylu ve bencil adamları arzular, farklı zamanlarda âşık olur ve evlilik dışı ilişkiler yaşar. Sevgilileri birlikte olduğunda onu dünyanın en mutlu kadını yapmakta ama ayrı kaldıklarında arayıp sormamakta, bir satır bile yazmamakta ve onu soru işaretleri içinde bırakmaktadırlar. Bir dediğini iki etmeyen kocasına dokunmaktan nefret etmektedir ama ona haftalarca cevap vermeyen adama âşıktır ve deli gibi arzulamaktadır. Her seferinde yaşadığı aşkı öyle yüceltir ki birlikte olduğu adamların değişeceğine ve gerçekten onu seveceğine inanır, mutlu bir ilişki yaşayacağına olan umudunu sonuna kadar kaybetmez. Bu uğurda kocasını ve çocuğunu terk eder, tüm varlığını harcar, bir gün umutsuzluğa kapılır ve hayatına son verir. Bu tanıdık hikaye Madam Bowary’nin hikayesi ama bana tanıdık gelen okuduğum bir roman olması değil benden bir iz taşıması; âşık olmak için son derece doğal, sıradan duygusal ihtiyaçlarımı bile tatmin edemeyen insanları seçtiğim ve değişmelerini beklediğim gerçeğini hatırlatan hazin bir hikâye. Tekrar tekrar aynı hatayı yaparsınız, kurbağaların prens olmadığını anlayana kadar onlarcasını öpersiniz. Çünkü gerçekler masal olup anlatılmaz büyüklere. Her seferinde acı çekersiniz. Size öğretildiği gibi aşk acıdır! Çoğumuz aşkı korkutucu bir şey olarak görürüz ve sadece bu yüzden aşk korkutucu bir şey olur. Korkunun ecele faydası olmadığını söylerler, acıdan korkmanın acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu. Doğru hayalin peşindeysen acının canını yakmayacağını. Peki ya aşk? Aşk içinde aynı şey geçerli mi?  Aşk, akıl ile başa çıkılabilen bir şey mi? Bilgelerin bile kararsız kaldığı bir konuyla benim gibi bir yarım akıllı nasıl başa çıkabilir ki. Bence aşk, üzerinde çokça düşünülen ama sonucu bir türlü tutturamadığımız bir matematik problemidir ve ne yazık ki sadece benim problemim değil, etrafımdaki her bekâr ve evli insanın kafasını kurcalıyor biliyorum. Öyle olmasa melankolik şairler ve ressamlar bu kadar kafa yormazlar, sürekli bunu kaleme almazlardı. Tüm kitaplar, yazarlar özellikle bilge olanları, aşkın olgunlaşmasından söz eder ve olgun aşkın en doğru aşk olduğundan. Karşındakini tanrılaştırmak, kıskançlık ve aşırı tutkudan uzak durmak gerektiğinden bahsederler. Bir nevi sevişebildiğin arkadaşlık önerirler. Ama gerçek arzuyu tattıysanız buna aşk demezsiniz. Öyle bir duygudur ki yaşadığınız, her seferinde sonunda aradığınızı bulduğunuzu düşünürsünüz. Her karşılaşma anı bir mucizedir. Aşkı bulduğunuz düşüncesi ile boşluğa düşmek arasında geçen o süre muazzamdır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-mi-bu-10-siiri/</link>
<guid>2276864</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:11:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Metruk Ev</title>
<description>Ne zamandır evde oturduğumu kendimi dış dünyaya kapattığımı hatırlamıyorum. İzne ayrıldığımdan beri bütün günümü evde kanepede uzanmış televizyonun kanalları arasında gezinerek ve sokaktan gelen sesleri dinleyerek geçiriyorum. Ara sıra pencereden dışarıyı seyretmeye kalktığımda da tam karşıda birini bekler gibi boş gözlerle bakan köhne binayı görüyorum. Tüm sıvaları dökülmüş bu tek katlı metruk bina her zamanki gibi sessiz sedasız etrafını seyrediyor; hani öyle düşüncelere dalıp gitmiş ve hayatın artık şaşırtamadığı yalnız bir kadın gibi. Ona bakanları fark etmeyecek kadar dalgın, kendini çevresine kapatmış bir kadın. Sırtındaki yükü taşıyamadığı için çöken duvarlarına sarılmış sarmaşıkları bile hissetmeyen, havanın kararmasıyla ışıklandırılan binaların arasında kaybolmuş bir kadın. Tıpkı benim gibi. Ben de pencereden etrafı seyrederken bir süredir sadece onu ve ilişkimizi düşünüyorum.  Başta pek sevmediğim yönlerini düşünerek onu kendime kötülemeye çalıştım. Örneğin çok bencil bir insandı. Esprili konuşmaları ve sıcak gülümsemesiyle sevimli geliyordu ve ilgi çekiyordu ama aslında kimseyi sevmiyordu. Onu ne kadar tanıdığımı bilmiyordum. Ama geriye dönük düşündüğümde onun bencil, acımasız, düşüncesiz hatta kaba, yorgun olduğunda sinirli olduğunu görüyordum. Onu arkadaşlarıma anlatırken kızıyorum, küfrediyorum. Giderek daha kızgın olmamdan kendime zarar vermemden korkuyorlardı.  Oysa şimdi bir insana beni sevmediği için kızamayacağımı biliyorum ya da benimle ilgili heyecanları yok diye. Peki, neden kızıyorum o halde? Bilmiyorum. Belki de kızdığım o değil. Kızdığım ne? Aslında kızgın değilim ki kırgınım. Benim onu koyduğum o yerde durmadığı için kırgınım. Hayallerimi öksüz (doğru kelime mi?)  bıraktığı için kırgınım. Ama bu suç mu? Onu oraya koyan benim, orada olmak istememesi doğal değil mi? Bir insana zorla aşk kabul ettirilebilir mi? Ya da onun hayallerine müdahale edilebilir mi? Şairin dediği gibi elmayı seviyorsunuz diye o da sizi sevmek zorunda mı? Elbette hayır. Dürüst olmalıyım hakikaten kızgın değilim. Kırgın belki. Ama kızgın değilim. Acı bana o kadar çok şey öğretmişti ki onu bağışlamıştım.  Hatta ona acıyor, onu küçük görüyordum. Benim ne istediğimi, ne beklediğimi anlamadığı için acıyordum; melankolik, bilgiç bir tebessümle etrafını izleyen o metruk ev gibi bilge olduğumu düşünüyordum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/metruk-ev-siiri/</link>
<guid>2276863</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:10:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Nohut Tanesi</title>
<description>Yalnızlığım Şiltemin altında bir nohut tanesi uykularımı bölen </description>
<link>https://www.antoloji.com/nohut-tanesi-siiri/</link>
<guid>2276861</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:08:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tanrı Öldü Yaşasın Ego</title>
<description>Ben şanslı bir çocuktum. Arkadaşlarım vardı. Onlarla hayat güzel ve kaygısızdı. Çok az plan yapar, daha da azını uygulardık. Aç olduğumuzda yer, susadığımızda içer, arkadaşlarımızla oynar, geceleri annemizin kollarına sığınır ve geri kalan zamanda büyümeye çalışırdık. Çok meraklıydık, kolayca eğlenirdik ve heyecanlı oyunlarımız, kaba şakalarımız vardı. Oyun sırasında kavga ettiğimiz zamanlar dışında ciddiyeti bilmiyorduk. Kavga ettiğimizde de birimiz hemen unutur, diğeri olayı aynı hızla önemsiz sayardı. Çocukluk işte, davranışlarımız belli bir sıra izlemezdi, mantıksız ve tutarsızdı. Hırs ya da amacımız da yoktu. Bir an önce büyümeyi hayal ederdik, çünkü büyükler sahip olmadığımız her şeye sahiplerdi ama gerçekte bizden farklılardı. Sonunda büyüdük hepimiz ama bir kısmımız onlara benzemeyi reddettik, duygusal bağ kurmayı sürdürdük, çocuk kalmayı tercih ettik. Siz de bilirsiniz, çocukken çoğumuz bir yaratıcı olduğuna inanırdık (inandırıldık mı?)  ve korkardık ondan, ona karşı günah işlemekten. Ama büyüdükçe insanların sadece kendine tapabildiğini gördüm ve bu tuhaf tapınmanın herkese acı verdiğini. Benim bir zır deli olduğumu düşünebilirsiniz. Ama bir süredir yaşadıklarım bana bunu düşündürüyor. Etrafımda “Tanrı benim” dik duruşu ile dolaşan insanları gördükçe bir süredir tanrı kavramının değiştiğini düşünüyorum. Yüzlerine bakıyorum ve bir tedirginlik, bir acaba belirtisi arıyorum ama umarsız bir gurur ile karşılaşıyorum. Bizi bir yaratan olup olmadığını elbette hiçbir zaman bilemeyeceğiz ve birilerimiz tanrının varlığına, bir dine inanacak, birilerimiz de inkâr edecek. Çok uzun zamandır insanlar tanrının içimizde olduğuna inanmaya ve aslında tanrı benim demeye başladı. Aslında bu inanışta yapmaya çalıştıkları kendilerini övmek değildi. Özellikle pozitif bilim okumuş ve doğayı yaratanın kim olduğunu bilmese de şekillendirenin kendisi olduğunu fark eden insanoğlu Tanrının, her birimizin bir parçası olduğuna inanmanın, O’nun gökyüzünde bir yerde bizi seyrediyor olduğunu düşünmekten daha akılcı olduğunu düşünüyordu. Ama bir süre sonra birçoğu buna öyle inandı ki Egoları tanrıları oldu. http://edebiyatist.com/tanri-oldu-yasasin-ego-tutku-taskinoglu/ </description>
<link>https://www.antoloji.com/tanri-oldu-yasasin-ego-siiri/</link>
<guid>2276860</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:07:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Adı Aşk</title>
<description>Ve o an tek kelime dahi edemezsiniz. Oysa sayfalar dolusu birikmiştir aklınızda. Dilinizden dökülenler değil söyleyemedikleriniz titretir dudaklarınızı. Çiçeklerin arasından bir esinti, sıcak bir yaz yağmurudur, yorgun dudaklarınızdan dökülen sır gibi bir mırıltı, içinizi coşturan bir şarkıdır, geceyi müjdeleyen gün batımı, yıldızları gökte, ışıltısı yerde bir yaz gecesidir, sendeleten bir yumruk, ayağa kaldıran bir eldir. Kararsız bir rüzgar, Arsız bir esrar tarlasıdır, Gence kuytuda ölüm,  Yaşlıya ıssızlığında umut olur, Ferhatı dağlara, Mecnunu çöllere düşüren, tanrının ilk buyruğu Her şeyden başka, Her şeyden acı Her şeyden tatlı Bugün sana dokunur, yarın bana, ertesi gün ona fısıldar varlığını; bir hiç gibi dolaşır aramızda sessizliğimiz ve adı aşktır! </description>
<link>https://www.antoloji.com/adi-ask-77-siiri/</link>
<guid>2276858</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:05:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 <item>
<title>Ah Sevgili..</title>
<description>Ah, sevgili  Anlamıyorsun! Beş dakika unut benliğini Bırak öfkeyi, inadı, şüpheyi Bana bak, Bana ve gözlerime </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-sevgili-20-siiri/</link>
<guid>2276859</guid>
<pubDate>2016-09-06T11:05:00+03:00</pubDate>
<author>Tutku Taşkınoğlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
