<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Tarık &#214;zcan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Sesler Geliyor</title>
<description>Bu şehrin saat kulesinden,
Sesler geliyor zamanı çalan.
Sonsuz bir ışıktır özlediğimiz,
Düşlerimizde açan.

Gidiversin alı al, moru mor dünya.
Ben, at sürmeyeceğim, yalana doğru.
Bir nur akacak önüm sıra, 
Sancıların doğurduğu.

Ve bütün düşünceler yıkanmış.
Bütün yalanlar yasak
Düşüp geleceğim arkan sıra; 
Baş açık yalın ayak.


? 1979 yılında Samsunda yazdığım bu şiir son kıtasının ikinci mısraı 2005 yılında  çıkardığım İkindi Işığı isimli kitabımdaki gibi bütün kitaplar pampak şeklindedir. Uzun yıllara dayanan bir arama serüveninden sonra (otuz yıl)  2010 yılında yukarıdaki şeklini almıştır. Sanatın çilesini çekmek isteyenler için iyi bir örnek olacaktır (Tarık Özcan) </description>
<link>https://www.antoloji.com/sesler-geliyor-siiri/</link>
<guid>1646228</guid>
<pubDate>2011-12-08T19:35:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Annem</title>
<description>.Annem’in Sütü

Annem çok güzel bilirdi masal anlatmasını.

Her gece rüyalarıma uzanan saçlarına

Sarılır ve Allah’a tırmanırdım

Kokulu güz çiçekleri gibiydi annem

Ah benim karanlıklar kraliçesi annem

Annem ne güzel sınarmış meğer

Sırtında bakırdan güğümleri eskitmesini

Sonra körpe bedenimde şarkılar söylerdi elleri

Ve gülü koklar gibi koklardı bensiz zamanı

Yer yataklarına hasret kalan annem

Yedi yarpuzun göğsünde gülümseyen

Sütünü sağdığı ağızlardan bal akardı

Ben haramın olmadığı bir evde büyüdüm

Ağzımda annemin sütü



. </description>
<link>https://www.antoloji.com/annem-sn-sutu-siiri/</link>
<guid>1643595</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:24:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Hiç Unutulmayandır Yüzün</title>
<description>Hiç Unutulmayandır Yüzün  Hüsniye Akguş’a  Bir köy yalnızlığıdır yüzün  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hic-unutulmayandir-yuzun-siiri/</link>
<guid>1643594</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:20:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Muhammet</title>
<description>Bir rüzgâr gül kalbime adını fısıldarken,

Hasretinden çöl gibi yollara düştüm sensiz.

Sana ulaşmak için gün değil gece değil,

Zamanın kapısında kul olmaya razıyım./

 

Miracının muradı kalbimin arzusuydu.

Tutuştu gül bahçeleri sesinin yankısıyla.

Birden yüzünü gören dağ kendini eritti.

Dağıldı kalbim birden güzelliğin eliyle./

 

O mavi gül çırpınır gözlerinin ufkunda.

Belki de beklenen gün müjdesi sahilinin,

Sessizliğinde kanlı bir aşk alevi sundu.

Anladım gülüşünün sevgilisi beyaz din./

 

Baktım yandığım saat bir mevsimin rüyası.

Yıkanmış bütün zaman onun avuçlarında.

Serpilirken duayla dudaktan dudaklara,

Kalbim gülümseyerek kendisinden geçti.

 </description>
<link>https://www.antoloji.com/muhammet-4-siiri/</link>
<guid>1643593</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:18:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Ah Vatan</title>
<description>Gündüzünü gül suyuyla büyüten

Lacivert bir kadeh gibisin

Akdeniz kardeşçe kalan yanın

Karşında evladın İstanbul

h İstanbul

Nerde erganun çalan Tuna

Yüzünde yüzgörümlüğü Varna

Düşleri el değmemiş diyar

Türküsü kanlı bir dilârâ

h Varna

Gariptir mavi lalesi boynunda

Gül bir sevda iklimidir

Kaşgar’dan gülümseyen Türkçe

Kardeş bir vatan dilidir

h Buhara

Müjdesi yeşil rengiyle hülya

Kendisi yücelere çıkmış

Göğsünde gülme dileği

Özünde gül büyüten sevda

h Ankara

. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-vatan-siiri/</link>
<guid>1643592</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:16:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Harput İkliminde</title>
<description>Harput’ta Hüseyni şarkı,

Akıyor sazende zaman,

Kül olmuş tarihi çarşı.

Sessizlik en büyük kervan./

 

Yarasa ten, mercan ruhum,

Devşirme gül ve kayıp çağ,

Ağla içimdeki çocuk.

Kuşatır sinsice bir ağ./

 

Duydum hüznünü Harput’un

Yalnızlık yüreğinde mum.

Yoksul yaz sonsuzluğun,

Türküsü Kayabaşım./

 

Kentin kederli yüzü,

Karşılarken bizleri.

Zamansa saçlarımda,

Yorgun sevda izleri./

 

Ah Tanrım, hasretimin! 

Kederi gül yüreğimde.

Hangi aşk acı değil,

Bir Harput ikliminde.



. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-harput-ikliminde-siiri/</link>
<guid>1643590</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:13:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Atlar</title>
<description>Eylül yorgunu bir pencereden

Vadiye bakan göz aldanır

Bir gölge oyunudur son temaşa

Hüznün atları uzun mesafe koşucusudur/

 

Ey aşk elçisi gölgeli yüreğini

Vadinin sessizliğiyle yıka

Bu karanlık nice sevdaları büyütür

Böylesine durgun baktıkça/

 

Evler ve senin yüreğin taraçası

Soylu bir gülün yüz görümlüğüdür

Ben böyle yaşamak istiyorum

Bütün unutulmuşlar aşkına/

 

Atlar bir ovayı delice adımlıyor

Şimdi sen suskun bir bitiş oluyorsun

Atlar da arzular nicedir kısrak yeminlerini

Ben bütün atları gözlerinden öpüyorum



. </description>
<link>https://www.antoloji.com/atlar-16-siiri/</link>
<guid>1643588</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:11:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Kil</title>
<description>Avucunuzda eriyik ve soytarı çamur
Suskusunu sınayarak padişah olur
Bazen kendisini ellerinize bırakır
... Bazense öfkeli ve mağrur
Üstüne üstlük bir de nazlanması var
Direncini kırmaya başladığınız ırmaklardan
Kendince rüyalar devşirir
Kildir teninizde alın teri var
Kentlerin kural koyucusudur
Soylusu sığ denizlerin derinliğinde
Dilinde çamur adam öyküsü </description>
<link>https://www.antoloji.com/kil-8-siiri/</link>
<guid>1643586</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:09:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Çığlık</title>
<description>Sükûtun emzirdiği bir dil,
Rüyasını tanımazken.
Diline çığlık takılan gül,
Kendini düşlere yedirir.

Ey güneşin zamanında,
Aynalarla vücut bulan.
Ben konuşarak yanarım.
Sense çığlık atarak yan.

Gündüz kulak sese küskün.
Gözse karanlıkla kardeş.
Aynalarla oyalanma,
Sükûtu emziren Mecnun. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ciglik-335-siiri/</link>
<guid>1643583</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:07:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Susku</title>
<description>Bir rüyayı gül mevsiminde,
Tüketir erken gelen sabah.
Susar içimizdeki değirmen.
Sesinde ertelenmiş arzular.

Göz gördüğüyle yetinir.
Susku erken gelen ölümdür.
Hangi rüyayı taşır bu sır? 
Ölüm, rızasız kabuldür.

Ey, takvimsiz çalar saat! 
Sustur, bu yelkovanı sustur.
Başımızda döner, durur.
Ölüm, belki kurtuluştur. </description>
<link>https://www.antoloji.com/susku-39-siiri/</link>
<guid>1643581</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:05:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Gül Hüznü</title>
<description>hüznün yüzünde sim yolculuk
sürerdi geceyi sarınca
düş kardeşliğiydi bizimki
beklerdim gözlerine âşina

yıkardı geceyi yankısız
sesinde güz bitiği zaman
baktım aynada resmin yok
bütün hüzünler şahsıma

sürsün gülün ateşten âyîni
devrin endamı sessizce 
yalnızlık bir gül matemidir
kalbimde en aziz hatıra

susma ey âyîn-i devran
koynumda ateşten gedâ
gül değil hüznün kendisi
konmuş ten fidanına </description>
<link>https://www.antoloji.com/gul-huznu-3-siiri/</link>
<guid>1643580</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:03:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Leyl</title>
<description>keder denizi gözlerinin
mavisinde sisli çiğ tanesi 
yüreğime sebepsiz gülüşün niçin
uçurtmadan kan damlıyor
biliyor musun 

şimdi uçurumlarda beyaz taylar
ayın sancısız çocuklarıdır
bir ürperti akşamları yalnızlıklarımız
yıldızlar geceden kaçıyor 
uyuyor musun 

bilge elinde paslı bir demir
düşmeye görsün ışık ürpertisi
durgun yeşili dilinde zehir
söz uyanmaya başlıyor 
duyuyor musun

bir ışık elçisi leyl
kimler fark eder gündüzü sebepsiz
elinde yazmanın birinci sureti
ay kendini yeniliyor 
görüyor musun </description>
<link>https://www.antoloji.com/leyl-8-siiri/</link>
<guid>1643577</guid>
<pubDate>2011-12-02T22:02:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Sunu</title>
<description>yalnızlığında gül bitiren çığlık,
durgun su derinliğinde birden,
ateşten kalbini şaire sundu.
anladım aşkın mucizesini.

sesini duydum hicaz faslında. 
yıkanmış kum taneleri gibi; 
duru su aydınlığınca mavi,
sesin o yitik zaman meyvesi.

gülünce gümüş ağzının ejderi,
kanlı bir kristal düşer geceye.
şarkında ses yangının izi.
göğsünde hüznün çocuğu Urfa.

bilirim sevdamız sesindir senin. 
göğsünün üstünde büyüttüğün gül,
daha kaç asrı besleyecek.
ağzında alevi Türkçe’min kandil </description>
<link>https://www.antoloji.com/sunu-20-siiri/</link>
<guid>1643573</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:59:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Zamanın Oyunu</title>
<description>Suskusu dalında gülümseyen mevsim 
Akısını serper karanfil dudaklı bahçeye
Ve Nisan sofrasının gür şenliğiyle
Aşkla gülümser yeşil yüzlü geceye

Öyküsünü kuşlara ödünç vermiş ağacın
Şirindir dalında parlayan meyvesi
Yapraksa sevgiyle gülümser yeşilinde
Dindirir göğsündeki son bahar sızısını 

Ve mazinin terkisinde büyülenmiş düşsel
Bir zaman aralığında ışıldayan yerelliğim
Şimdi yer yataklarına hasret güzel
Bir çimen yeşiline satar düşlerini

Kokusunda güz bitiğidir savrulur mazi
Gülle bülbül oynaşında hîle
Sessizlik yüz yıkımıdır oldukça saygılı
Dönüp gelsen de bitmez Zamanın oyunu </description>
<link>https://www.antoloji.com/zamanin-oyunu-3-siiri/</link>
<guid>1643570</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:58:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Huzur</title>
<description>Ağzında rüyasını taşıyan yılan
Sürünür sırtında dünyanın yükü
Çakır dikeninde parıldayan nur
Yılanın sırtında bin elmas rengi

Herkes rüyasını kalbinde taşır
Yılansa ağzının dik yamacında
Gönül bahçesinde olmayan huzur
Aranır delice gün ortasında </description>
<link>https://www.antoloji.com/huzur-186-siiri/</link>
<guid>1643565</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:55:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Maden Ergani Arası</title>
<description>Biz, çaresiz ellerimizi unuturduk Çukurova’da.
Siz, giderdiniz çekinircesine sur diplerine.
Bizim olmayan zenginlikleri devşirirdik rüyalarımızda.
... Çok uluslu ırmaklar çıkardı şey dağlarından.

Niçin, her peygamber kendini bir dağa vururdu? 
Bütün peygamberleri sadece dağlar mı anlardı? 
Sen gider kendini bir ovaya vururdun. 
Ve dalından yeni kopmuş bir şiirle dönerdin.

Zırhını iyi takın çocuksun ölebilirsin.
Maden’den Erganiye giden yolda tetikte olman lazım.
Her yol bir eşkiya’ya çıkar sanma.
Dicle’nin kenarında yün yıkayan bir kadın tarafından vurulursun. 

Bir biz vardık seher cüzü okunurkenki,
Ruh üşümesi yalnızlıkların son durağına. 
Sessiz harflerin yetiştirdiği ceylan, 
Fırat’a secde ediyordu su içmek için.

Dağlardan delicesine inen harfsiz seslerle,
Çoğulduk. Aşk bunun ayak sesleri…
Sanırsın Maden’den öteye bir başka dünya var.
Leyla’yı arıyorsan gel burada ara…

Biz çok uluslu bir devlet değildik.
Minarelerimizdeki güneyli bir sesi kardeşçe üleşirdik.
Kuzgunlarınızı bizim diyarımıza salmayın salmayınız. 
Biz bize yeteriz tek başımıza kalsak da… </description>
<link>https://www.antoloji.com/maden-ergani-arasi-siiri/</link>
<guid>1643557</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:53:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Yollar Yollar</title>
<description>Yollar ki şarkısında hüznün kanatları tedirgin.
Yollar ki türküsüne neşenin gemileri erişmemiş.
Çıkardım bir çift ayakkabı koydum en sonuna.
Yollar beni eskitti, ben sensiz gidemedim </description>
<link>https://www.antoloji.com/yollar-yollar-4-siiri/</link>
<guid>1643551</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:50:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Gönlümdeki Ses</title>
<description>Sözleri sırlıysa gecelerin,
Büyür sonsuzluğu tarifin.
Büyür elleri...
Ve sessizlik gül açar,
Söylenir bilmecesi.

Usulca yürürsün bilirim.
Rüzgârlara eş ayak seslerin,
Mahrem bir denizin eseri.
Tellenir, dillenirsin; 
Gönlümdeki sesi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gonlumdeki-ses-siiri/</link>
<guid>1643546</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:48:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>Ölüm Ve Çıngırak</title>
<description>Ölüm uzak ara yoklar,
Bir kentin bütün sokaklarını.
Kesilir mai… Sakindir bütün saatler.
Tende dinmeyen sızı.

Gece, yorgun bir güldür.
Ölüme adanmış yalnızlıklarımız.
Bir kentin son gülüşüdür.
Kalbim, bil bunları.

Unutma, suskun bir güldür anne,
Ölüm ecesi aldığından beri.
Bileklerimde kan revan yalnızlıklar.
Ben de bitmeyen sorgu.

Ölüm olduğundan beri,
İçimde çıngırağı çınlar.
“Her ölüm erken ölümdür”
Tanrım duy bunları. </description>
<link>https://www.antoloji.com/olum-ve-cingirak-siiri/</link>
<guid>1643541</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:46:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 <item>
<title>İlk Yaz</title>
<description>ilk yaz aydınlığı pencerem
gözlerin akşam buğusu
şarklı kalbimi kanatır
sorgusu sofuca bakışların

yüzün kilim zarifliği
dokunmuş kibar duruşun
bir güz sonrası yemişi
durgun gözlerin demlensin

içimde derin bir göl kımıltısız
kirpiklerinden inci düşünce
başlıyor büyük uğultu
sorgusuz sualsiz susun

ilk yaz sensiz olmuyor sevgilim
düşümdeki dal kırığı
kalbim kanlı bir kristal
yolları kes yaz gitmesin </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilk-yaz-4-siiri/</link>
<guid>1643536</guid>
<pubDate>2011-12-02T21:43:00+03:00</pubDate>
<author>Tarık Özcan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
