<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. S&#252;reyya Aktaş Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Karanlık Geceler</title>
<description>Ay Karanlık Dünyamı aydınlatırken Sevgi anahtarım Kapıdan yolculuğa çıktı Sonsuzluğa doğru…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/karanlik-geceler-36-siiri/</link>
<guid>1863245</guid>
<pubDate>2013-05-05T14:37:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Yar</title>
<description>Ayrı dünyaların birleştiği noktam Yalnızlıkların ötesinde bir kalp Nefretim değil nazar ettiğim tek engel…  Aynanın tam ortasındasın sevdiğim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-yar-209-siiri/</link>
<guid>1851879</guid>
<pubDate>2013-04-05T13:42:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Kendime Çağrı</title>
<description>11. 11. 2011  Sevgili Yaratıcım ve Sevgili Baş Meleklerim Ve Meleklerim  Yaşam penceremden uçurduğum “özgürlük güvercinleri” gagalarında “ Haberci Mektubu” nu o mavi derinliklere uçururken, “ yaşam amaçlarınızı hatırlayın” mesajını kanat çırpınışları ile hatırlatıyorlar…. “ Tekamül Sürecinin Başlangıcıdır” der gibiler.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendime-cagri-siiri/</link>
<guid>1851878</guid>
<pubDate>2013-04-05T13:39:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Farklı</title>
<description>Ve, içimdeki ben....  Ve, içimdeki sen... Ve, içimdeki biz...  Bu gün farklıyım her zamankinden. Bu gün farklıyım her zamankinden. </description>
<link>https://www.antoloji.com/farkli-26-siiri/</link>
<guid>1738770</guid>
<pubDate>2012-07-06T20:47:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>kNonuşan Kelebek Çocuk</title>
<description>Kendisine hizmet eden akrabaları ile mutfaktaydı. Eğitim ve Sağlık yönünden yararlı ve zararlı maddeleri içeren cümleleri içine atıyordu. Bu cümleler öyle taştı ki boğazı tıkanıyordu. Sesi kısılıyordu. Öfke ve kızgınlığı iki dudağının arasından sözcükler bulup, kendini ifade edemiyerek, “hayır, zaafımı kullandırmam” diyemiyordu.   Ne çok dedim dediler vardı. Pişirilen fadakar mutfağın çorbasında… Mutfakta pişirilen çorbaya tad katsın diye, içine attığı biraz gülümse kaşıkları, biraz özgürlük çatalları, biraz farkındalık kepçeleri idi.  Espri ve abartmaya çalıştığı ise tencereye yerleştirdiği, anlatmaya çalıştığı, anlaşılamayan kendisinden başka bir şey değildi. Eğlenceyi ve mizahı seviyordu. Farklı değil, farkındalık yolunda …  </description>
<link>https://www.antoloji.com/knonusan-kelebek-cocuk-siiri/</link>
<guid>1403104</guid>
<pubDate>2010-06-04T01:22:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Karınca Bolluğu</title>
<description>-	“ Her şey! ...  Tümü ile her şey, hep aynı şarkıyı mırıldanıyor. (…)  (! ! !)   (? ? ?)  (Bu gün…) , (Gelecek…)  (Geçmiş…) .  – “ Şimdi Burada Olmak:  Hep aynı renkte… Hep aynı tonda.”  Kutuplaşmanın ötesine geçit yok gibi… Ve, her şey, aynı tonda. Ve, her şey, aynı renkte. Artıları ve eksilerinin farkındalığı ile sürüyor hayat. Yaşamın (artıları)  denge idi. Ve dengenin (eşittiri)  farkındalık. Farkındalık ise kendinin bile farkında değildi.  (YaşamDenge)  =Farkındalık…” …  Beyaz bir örtünün üzerinde, kırmızı ve siyah karıncalar vardı. Bazıları kocamandı. Bazıları ise ufacıktı.  Bir noktaya odaklanmış, topluluk halinde çabalıyorlardı. Bazıları bu çabanın farkında, başka renkten olan karıncalara da destek oluyorlardı. Yararlı olmak adına katkı sağlamak için.  Bazıları ise tam tersini uyguluyordu. Ne kendi renginde olanlara, ne de başka renkte olan karıncalara yararı dokunuyordu. Destek olmak yerine köstekte oluyorlardı. Hele çalışkanlığı ile ünlü olan karıncalar, diğer grup renklerden olan utangaç karıncaların çalışkalığı ile de alay edebiliyorlardı. Kendileri ile alay ettiklerinin bile farkında değillerdi. Aslında farkında olmak, kalite ve sağduyunun rengi ve sesi ile yükseliyordu.  O noktaya hücum eden canlılar – “ Aman! ... Sakın ayrılmayın. Hizayı bozmayın. Sürüden ayrılan kuzuyu kurtlar yer. Farklı birilerinin seslerini susturmak için, toplu halde yemek yedikleri yemeğe ilaç katın. Kökünü getirin karıncaların… </description>
<link>https://www.antoloji.com/karinca-bollugu-siiri/</link>
<guid>1398577</guid>
<pubDate>2010-05-26T00:13:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Duvardaki İzler</title>
<description>Sessiz düşünceler sert kayaya vurup geri dönüyordu. Nedenlerini düşünüyordu. Niçinlerini düşünüyordu. Topluluk önünde olumsuz bir cümle, bir kelime duyarsa, ne cevap vereceğini tasarlıyordu. Bir türlü nokta koyamıyordu düşüncelerine…  -	“ Kendisine nerede müzik çalışması vereceğini soracağım.”  Diye düşünürken karşısıdaki “engel lekelere” dikkat kesildi. Zihnini meşgul eden soruların cevabını arar gibi…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/duvardaki-izler-siiri/</link>
<guid>1398573</guid>
<pubDate>2010-05-26T00:12:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Yerdeki Dağınıklık</title>
<description>Düşünceler ve duygular denge için arayışlarını olgunluğa dönüştürerek yarış içerisindeydi. Kocaman bir evin, sadece küçük odasının dağınıklığı ile yaşamı sürdüren kalabalık topluluk… Aslında kullanılması için, çok oda ve boş alan vardı. Pencere ile dışarı bakmak için inceli, kalınlı  gizemli perdeler… Orta da dikdörtgen şeklinde ki, on iki kişilik sandalyeli masa, sırası geldiğinde içe, sırası geldiğinde dışa temsil edilirdi. Masanın altı çalışma odası. Üstü yatak odası olarakta kullanılabiliyordu. Çekmeceler… Dışa doğru açık ve içinden çıkan örtüler dağınık. Sıradan yerleştirilmiş olanlar gibi sıradışı yerleştirilenlerde vardı. Aslında; her düzensizliğin içerisinde, titizlik ile yerleştirilen fedakarca bir düzen vardı. Dağınık örtüler… Sıradan konulmuş masalar… Yatak örtüleri…Masa örtüleri… Perdeler… Yere kadar sarkan, uygunsuz yerlere acele ile yerleştirildiği belli idi. Sabırsızca ve ani kararlar ile… Arkalı önlü takılan perdelerin ardından, pencereden dışarıyı izlerken, bazı perdelerin şeffaflığının narin inceliği göze çarpıyordu. Bazıları ise… İçi ve dışı kalındı. Maskeli Baloya gider gibi boyalı idi… Boyalı pencereler ardı ardına, arkalı önlü asılan perdeler bu evi parçalara bölüyordu. Eni ve boyuna bakıldığında, bütünsel tarafı da fark edebilirdi. Her köşe de bir obje, bir insanı temsil ediyordu.  Hatırlanan ve unutulmayan anıları, köşeye yerleştirilmiş dikiş makinesi ile dikilerek yenileniyordu. Parçalar “ Proçöz” ile temizlenirdi. Yenilikçi kalıcı eskiler de yok değildi. Dikiş Makinesinin görevi “ Eskileri getirin yenisi ile değiştirelim” modeliydi ki. bu modelin zamanı geçmişti. Fakat, üretilmeyen bir yaratıcılık ile gizemli idi. Ve, taklitti. Dikiş mekinesi bile bu modelden yorulmuş kendini odada kullanılmayan bir köşeye yerleştirmişti.  -	 “ Hey! ... İçimin içindeki ses: -  Girenler ve çıkanlar, tıpkı matematiksel işlevler gibi… Aktif ve pasif tarafını denge de tutabilmek için yoluna devam edebilmesi için, yaşam ve farkındalık ile risk peşinde. Bu dağınıklık gösteriyor ki! ... Alınanlar ne çok. Verilenler az… paylaşım, katkı sağlayacağı gibi, birlikteliği de kazanca dönüştürecek. Pazarcılardan alınan mal hep eski, üreticiden alınan mal hep yeni kalacak. Fark edilmeyen aslında görülmeyene görmeden bakmak ise büyüklü, küçüklü yararlı ve yararsız…”  -	 “ İşe bir yerden başlamak gerek. Perdeleri indirip, yıkamak ile başlamalı. Makine ve masayı köşeye çekmeli. Ortayı açmak için, taşıdığımız ton ağırlığını azaltmalı. Diğer dağınıklık için bir kez daha değerleri gözden geçirmeli.” </description>
<link>https://www.antoloji.com/yerdeki-daginiklik-siiri/</link>
<guid>1398568</guid>
<pubDate>2010-05-26T00:07:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Ey Ruh</title>
<description>Karanlığın aydınlığıdır, ıssız geçen duygularım. Bahanelerin ucuna dokunan, resimleşerek kaybolan, ılımlı cam parçaları…  Sevgi değil ise; nedir?  Neden bu korku?  Buram buram kokar tenim. Anılmaz gönüller dertli. Lütfederek gelen misafirler, karanfiller yollarına serpilen kim?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ey-ruh-5-siiri/</link>
<guid>1379872</guid>
<pubDate>2010-04-19T23:02:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>İçteki Temizlik</title>
<description>Rüyalar 13  Daha dün gibi… Okuldan geldiğim günler. Eve girer girmez çantam, okul kıyafetlerim, çoraplarım odamda dağınık. Düzensiz yıllar. Sorumsuzluğumu arkamdan,  toplayan ailem -	Eşyalarını topla… -	Of…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/icteki-temizlik-siiri/</link>
<guid>1285718</guid>
<pubDate>2009-11-10T23:30:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Baran</title>
<description>Sine-i gönül’e değen, yağmur olsam. Olup da gelsem, aşık bir can-a konsam. Zahmeti bir hoş, sofranda ağırlansam. Özveri çiçeğine konup, renklensem… …  </description>
<link>https://www.antoloji.com/baran-5-siiri/</link>
<guid>1270425</guid>
<pubDate>2009-10-16T14:15:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Yeşil Kelebek</title>
<description>Mutluluk ormanının derinliklerinde, huzur ve mutlu isimli iki yol ayırımının kesiştiği noktada, yedi kandili içinde taşıyan, cezve şeklinde yıldız kümesi varmış. Bu yıldız kümesi tüm canlı ve cansız varlıkları farkındalığa ulaştırırmış. En çok değer verdiği ise sonbahar da bağbozumu yaşadığında topladığı yıldız değerleri yaprak sepetinin içine yerleştirmekmiş. Yerleştirme sebebi ise katkı sağlamakmış. Yeşil kelebek yardımsever ve paylaşımcıymış.  Yeşil kelebek farkındalık için seyahatteymiş. Kozasından çıktıktan sonra, değişim ve gelişimini tamamlayabilmek için, fedakarlıkta bulunmuş, özverili davranmış. Birliktelik için uzak diyarlara da gidebiliyormuş. Fakat elinde kalan hep sıfır rakamıymış.  Mavi Kelebeğin misyonu değişimci düşünüş tarzı ile canlıları özgürleştirirmiş. Her özgürleşene küçük sözler ile ay dede hediye edermiş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yesil-kelebek-siiri/</link>
<guid>1263702</guid>
<pubDate>2009-10-03T17:09:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Sarı kelebek</title>
<description>Mavi kelebek ay dedeyi sol, ay dedenin gönül kalbini de sağ kanadına yerleştirdikten sonra, mutluluk ormanında özgür ve bağımsız karakteri ile uçmaya başladığında, ormanın o esrarlı ve gizemli renginden yararlanmak için, kanadını fırça gibi kullanıyordu. Tabiatın renklerinden yararlanıyordu. Denizin ve gökyüzünün o sonsuzluğu ruhsal yöntemler belirlemesi ve anlaşılması için olaylar yaşamalıydı. Algı yeteneklerinin farkına varmalıydı. Kendisini sorgulamayı bırakmalıydı.  Bir gün ormanda “değişim mola kapısı” yazan yönü gösteren ok işaretini görünce:  -	“işte mutluluğu bulacağım bir kapı” diye düşündü.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sari-kelebek-siiri/</link>
<guid>1263461</guid>
<pubDate>2009-10-03T01:17:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Mavi Kelebek</title>
<description>Bir varmış, bir yokmuş, bir zengin, bir yoksulmuş. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde mutluluk ormanında bir mavi kelebek yaşarmış. Kozasında yaşarken hep sonsuzluk içerisinde sarı papatyalara konmak ve yeşil yaprakları yemek için ormanda yaşarmış.   Bir gün değişimini tamamlamak için yeni yerler keşfetmek için yolculuk kararı vermiş. Artık dayanamaz olmuş, her gelen ona akıl hocalığı yaparmış ta, bir türlü ne destek ne de çare olurmuş. Zaten onun akıl hocalarına ihtiyacı da yokmuş. Kendisinin fazlası var, eksiği yokmuş, sadece sorunu sorumsuz yaşamamak için ve insanlardan beklentilerini azaltmak, yaşam beklentilerini çoğaltmak ve uzun yaşamak içinmiş. Tüm isteği buymuş:  Yolculuk kararı vermiş vermesine de, elinde maddi olarak hiçbir şeyi kalmamış. Her şeye rağmen o kendi yönünden başka yöne gitmek istememiş. Acı ile uyanmış bir gün. Kalbi sıkışmış. Sanıyorum ölüyorum diye düşünmüş:  </description>
<link>https://www.antoloji.com/mavi-kelebek-4-siiri/</link>
<guid>1263433</guid>
<pubDate>2009-10-02T23:53:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Yaprak Sepetim</title>
<description>Sevgili Yaprak Sepetim İşte Böyle: Bana verdiğin her tırtıl, bilinçli farkındalığın farkındalığının farkındalığı ile (mavi, sarı kırmızı, yeşil) bağbozumuna dönüşerek gökyüzünde bulut oluyor. – Bak gördün mü! Sağ ve solda… İşteeeee……….. Bak… </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaprak-sepetim-siiri/</link>
<guid>1259039</guid>
<pubDate>2009-09-23T18:32:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Suskunum</title>
<description>Yaşam…  Kendi başına bir yolculuktur. Ama acı, ama tatlı mademki yaşamak var…  Değmez tek kişilik aşklara… Hele tek taraflı olduğunu bildiğin ve inat ettiğin sürece… Senden giden her damla yaş, taş olur yığılır boğazına… Yumruk, yumruk dizilir, göğüs kafesine, sonra kalp krizleri ile karşılaştığında anlarsın ki aslında aşk, sevgi, yaşam, içine sığdıramadığın tomurcuklardır. Yeşile ekmek isterken, hep hata görür, beğenmezsin çamurunu. Affetmeyi ve şükretmeyi unutursun yaşadığın için yararlı olmak adına… Biraz vurdumduymaz, biraz çılgın, biraz sıra dışı olacaksın düşüncelerinde… Duyguların kulağından girecek uğrayacak kalbine, sonra, değerin çıkacak kalbe uğradığında, belki bir başkasının hayatına dokunup anlam katmak isterken, onu yıkacaksın… Hiçbir şeyin farkında olmadan konuşacak konu bile bulamadan sırtını dönerek yatacaksın… Kendi bencilliğinle…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/suskunum-27-siiri/</link>
<guid>1216402</guid>
<pubDate>2009-07-09T23:51:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Dostça Hayaller</title>
<description>Bir varmış, bir yokmuş uzak bir diyarda, bir kalenin tepesinde “ Hayal” adı altında bir cafe varmış. Tepeden bakıldığında, sonsuz maviliğin gizemi ve huzur veren yeşilin saf dokunuşları ile yeşil ve mavi notalar üzerinde yaşama dair sevgi bestelermiş.   Kuş sesleri, karıncalar, sivrisineklerin vızıltısı, ağustos böcekleri, yaprak sepetinin hışırtısı, balık kılçıklarına gelen arılar, ay adamın on dördüncü gecesi bu kalede bir başka saz eseri sunarmış, insanların hüzünlü bakışlarına, sevinç naraları atarmış.  Ruhlarına… Bedenlerine… Zihinlerine…  Hayal Cafe aslında üç çocuğun geleceği için kurulmuş… İkisi gerçek, biri hayal.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dostca-hayaller-siiri/</link>
<guid>1216326</guid>
<pubDate>2009-07-09T21:28:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Boş Yaşama, Karar Al</title>
<description>Karar, kazanç için çıktığı yolda, kendi kararı ile pastaya katkı katacağı un kaliteli olsun diye seyahat halindeydi. Meslek olarak reklamcılığı seçmiş, kendisi ile bu yolda çıkmak isteyen dost yüreklere birliktelik ve paylaşım yumurtası verme kararı almıştı.  İçindeki çocuğun sesi ile yürüdüğünün farkındaydı. Meraklı düşünceleri ile kapı, kapı dolaşıp, üç insan da bir değer kendisine yüzü dönük gülümseyerek verdiği reklamlar ile kendini ifade etmenin başarı pastasına kattığı tepsi için kendini onurlandırıyordu.  Pastanın üçte biri kendi başarısından kaynaklandığı için, merakını azaltmamaya ve aynı zamanda içindeki karışıklığı çözmeye çalışan, devamlı kendi hayatından kesitler gören, detaycı, düzenli bir yaşamı seçmek isteyen şahıslara, sanki cesaretsizliğin içerisindeki cesareti var gibi davranarak, yeni kapılar bulmak için, çıktığı yolda aslında kendini bil ve kendini tanı isimleri olan değerleri ile kendi kararlarını sergiliyordu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bos-yasama-karar-al-siiri/</link>
<guid>1173006</guid>
<pubDate>2009-05-04T23:14:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>Saf Çocuk Doğumu</title>
<description>Kadın ADAM Çocuk Temizlik, kendi temizliğim diyerek, içindeki ve dışındaki kirliliğini arındırmak için kapıyı açıp, banyoya girdi. Banyodaki yıkanmamış, çarşaf, battaniyenin üzerine çıplak ayakları ile basıp kapıyı kapatmak için yöneldi.  Çamaşırlarını o kadar biriktirmişti ki artık ne içine alabileceği güzel kokular, ne de dışa vereceği kadar renkli çiçekleri kalmıştı. Kendisini bir ot yığınına benzetti. Yıkanmamış çamaşırlar ise onun için kendini nadasa bırakmamış toprak gibiydi. Eşyaların düzen ve tertipleme işi hep ebeveynlere kalıyordu. Yardım ediyordu her an ailenin büyüğü. </description>
<link>https://www.antoloji.com/saf-cocuk-dogumu-siiri/</link>
<guid>1173005</guid>
<pubDate>2009-05-04T23:12:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 <item>
<title>İlaç Olduğun Gün</title>
<description>İyi insan olma ile başla yaşama:  Eğer, hasta olmak istemiyorsan,  bir kez daha dön bak kendine. Ayna benim özüm ise: Duygu, bana anlat önce. Unutma, bastırdığın her duygu, sana bir hastalık getirecektir. Mide sancılarını, bel ağrılarını incele…  İyi insan olma ile başla yaşama:  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilac-oldugun-gun-siiri/</link>
<guid>1173002</guid>
<pubDate>2009-05-04T23:10:00+03:00</pubDate>
<author>Süreyya Aktaş</author>
</item>
 </channel>
</rss>
