<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Su Eda G&#252;m&#252;ş Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yalnızlık Üstüne Bir Kaç Dize...</title>
<description>yalnızım yalnızlığın canımı acıtamadığı kadar acıyorum yalnızlığımla onu sevdiğim kadar nefret ediyorum bir başına bırakılmışlığımdan. tüm doğrularla çaprazların kesiştiği </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizlik-ustune-bir-kac-dize-siiri/</link>
<guid>1059274</guid>
<pubDate>2008-11-08T04:35:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Düşsel Bir Ülke de Yaşatma Beni</title>
<description>Bir serabın içine çağırıyorsun beni. Koca bir okyonusun ortasında bir girdap bu anlattıkların. Beni inandırdığın (inandığım) . İstedim inanmayı belki de. Kim bilir suçlu varsa, belki de o içimde.   Serapların içine açılmış bir girdaba çekiyorsun beni. Tatlı meltemlerle okşarken yavaş yavaş kendine çekiyorsun. Bir kez kapıldığımda o girdapların ortasında olacağım yine. Rüyalar açılacak gözlerimde. Yine yine yine kaybolacağım o uçsuz bucaksız ülkelerde.  Büyülü sesinden anlattıklarınla inanmaya başlayacağım masallara ve rüyalar sarmalayacak masalları, iç içe. Gerçek olanın dışında kurulu bir düzende gececek günler geceler. Sesinden başka bir şey olmayacak yine. Bana anlattıklarının gerçekliği üzerine ihtimal hesapları tutulacak akıl defterlerinde. Olasılıklar hesabını öğreneceğim yeni formüller ekleyeceğim sonra; ama hiç biri matematiksel değilmiş, anlayacağım. Kurduğum hiçbir denklem fizik kurallarına uymayacak. Hep düşsel inanışlar sınıfta kalacak.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/dussel-bir-ulke-de-yasatma-beni-siiri/</link>
<guid>898785</guid>
<pubDate>2008-02-12T02:19:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Eksilen Yanım</title>
<description>Sen çıkınca benden Yalnızlık kalıyor geriye Eksilen düşlerim oluyor Anlam kayıplarla sürgüne çıkıyor Düşlerimi de topluyorsun giderken Sıcaklığını çalıyorsun kalbimin </description>
<link>https://www.antoloji.com/eksilen-yanim-2-siiri/</link>
<guid>852628</guid>
<pubDate>2007-11-23T11:23:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Kır Kadehi Bitsin İşte...</title>
<description>Şiirden kadehleri kır bu gece Şarap kırmızı kırmızı düşsün tenime Şişede kalan son damla Acımdan damıttığın yalnızlığım olsun Yalnızlık dökük bir mısra, sonu senli hikayemde..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kir-kadehi-bitsin-iste-siiri/</link>
<guid>851101</guid>
<pubDate>2007-11-21T00:48:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>İsyanların Çağırdığı Uyku</title>
<description>İçimde kabarıp kabarıp taşamayan denizlerde boğmaya çalışıyorum günleri. Uzaklardan çok uzaklardan bir ses duyuyorum,  isyan çağırıyor beni.  Ona doğru akan akıntılara kürek sallıyorum, güçsüzüm zor dayanıyorum. Kaçış yok senden biliyorum. Kahretsin ki yok. Böyle yaşamayı artık istemiyorum.  Bir parça koparıp atsam düşüncelerimin ateşinden, denizler yanar mı. Yanmaz değil mi sevgili, denizler yanmaz, gün ufukta tutuşup ta geceye bağlanmaz. Sonsuz bir uyku gelip te üstüme uzanmaz. Meleklerin sesi ninni olmaz. Ölüm bana döşek olmaz.  Sen sevgili, gül bahçelerimin gülleri, sen sevgili, güllerimin dikeni, aklıma batan kalbimi ucu kırık iğne gibi didik didik parçalayan,  sen sevgili gülün kızıl renginde içimde yangınlar başlatan, sen sevgili adım adım beni uzaklara atan, rahat mısın şimdi yatağında.  Ahh şimdi yatağında uyuduğun uyku olsam ve uyandığında ben yok olmuş geçmiş bir zaman olsam. Meleklerin ninnilerindeki seste kalsam ve bu dünyaya hiç uyanmasam. </description>
<link>https://www.antoloji.com/isyanlarin-cagirdigi-uyku-siiri/</link>
<guid>840436</guid>
<pubDate>2007-11-02T03:35:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk İçimde Bir Savaş</title>
<description>Dengesiz denklemlerin çözümlerinde boğum boğum bir hayat ipiydi senden sonra bana kalan. Ben hep aynı mıydım senden sonra mı aynalar böyle bakmaya başladı bilmiyorum. Boş bir dengede giderken hayat, bir düğüm atıldı ve ondan sonra ne geçmiş ne de gelecek birbirine bağlanamadı.  Kayıp kentleri duyduğum o yabancı mısralarla tanışık yaşıyorum artık. Kayıp kentlerde kayıp bir kadın olup yaşıyorum. Yollar açılmıyor asfaltları sökmüşler, toprak patikalara mayın döşeyip yarınları köreltmişler. Aşk şimdi kayıp kentlerin yeni adı ki o kentlerde artık savaşın son kalıntıları.  Evet, bir savaştı yaşadığım. Kalbimle aklımı topa tutup, altında kaldığım. Aşk uğruna savaşıp gemiler yakıp, batırdığım. Uz gidip dere tepe düz gitmeye çalışıp ta gidemediğim, masalların üstüne kan sıçrattığım bir savaş artık aşk. Yüreğimde durmadan patlayan bombaların bir hayatı küle çevirdiği, nice nice bebelerin doğmadan toprağa serildiği bir savaş aşk benim için. Aşk, senin için açtığım ama hep yenilgilerle sarmaş dolaş yaşadığım, sonunda seninle de savaştığım bir muharebe.  Şimdilerde içimdeki kayıp kentlerde adı aşk bu savaşın. Yaşamak yada ölmek. Yaşatmak yada öldürmek. Masada kurulan planların sahada işe yaramadığı cıva kıvamında günlerden sonra alıp şapkasını gitmeli yenilen komutan, askerlerini toplayıp gitmeli buradan. Ahhh o var ya o. Direnişlerin en büyük pay sahibi. Emirlerin en büyük eri, bu savaşa bir son vermeli, ya öldürmeli ya da ölmeli. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-icimde-bir-savas-siiri/</link>
<guid>840435</guid>
<pubDate>2007-11-02T03:24:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Gün İçinde Olsa</title>
<description>Her gün bir birine benzerken bu gün farklı uyandım farklıydı çünkü sen aklımın yollarında bana çok yakındın. Aylardan beri ilk kez gülüyordu yüreğim, içimdeki çocuk yüzünü güneşe göstermişti.  Bir tablonun bir parçası gibi sen çok uzaklarda olsanda işte o resmin içinde benimle vapurun güneş alan sandalyesinde karşı kıyıyı izliyordun ve gülümsüyordun. İçimi dolduran bir çağlayan gibi çoşan  o adını tarifi hiç beceremediğim sevinç yağmurları geçiyordu içimden. Seninleydim sen bendeydin. Bunca sevincim bunca neşem sendendi senin bana dönüşündendi. Ne güzeldi…  Sigaram dumanlarını savururken rüzgarda seni düşündüm. Sen de benim gibi içindeki çocuğa güneşi gösterebildin mi. Oda güneşe karşı kısık ama pırıl pırıl bakışlarla gülümseyip o nehrin üzerinde kaydırak misali kayabildi mi.  Bu mutluluğun huzur taşan yanından kanarcasına içebildi mi.  Mutsuz olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Seninleydim ve seninle kalmak istiyorum. Belki yine içimdekine anlattığım en sıcak hikayelerden biridir buda. Ama olsun bu gün ben seninle doya doya güneşlenmek ve rüzgarda saçlarımı savurmak istiyorum ellerin yüreğimdeyken ellerimi ellerinden hiç ayırmadan ipek tenini ruhumda taşımak istiyorum. Yarın yine gidebilirsin hiç tanımadığım biri, hiç sevmedim diyebilirsin benim için, ama bugün benimlesin benim sevgilim canım benim yüreğimsin. Bugün güneş nefesin, rüzgar ellerin, deniz gözlerin, bu gün sen benimlesin, bir gün içinde olsa benimsin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-gun-icinde-olsa-siiri/</link>
<guid>811227</guid>
<pubDate>2007-09-13T04:39:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Aşkın Kor Bahçeleri</title>
<description>Ateş bazen sarar böyle çepeçevre, ne yana atlasam yolum yok çember dışında kalacağım. Seninle yaşadıklarım ayrı yakar, sensizlik ayrı. Bir arenada koşuşturmak durmaksızın, ne yana gitsem ayaklarım ellerim sürünür, kalbimi toplayamaz yerden.  Kaç kere gitmeye kalktım, ayaklarım ellerim kelepçeli sevdiğim, kelepçeleri parçaladığımdaysa kalbimdeki mühür çözülmüyor ki bir başkasına. Hep yanar mıyım böyle, her gidişim bir dönüşün biletini keser mi böyle. Her dönüşümde yine yanarım bilirim hiç sönmeyecek bu ateşlerin içinde. Her dönüşüm bir hazana rastlar, kışa döner sonra mevsim, yüreğim Ağrı ca kar dolar, bu sefer ayazın yakar be sevgilim. İki cephede savaş benimki, hiçbir galibiyete bayrak sallanmamış. Bu ateş çemberinin içine dikilmiş tek bayrak sadece benim, yüreğim. Kaç kere tövbe ettim, kaç kere af çıkardım kalbime, her defasında yine yırttım çıkardığım fermanlarımı. Yenilerini yazmaktan bıkmadan ateşlere bandım kalemimi, bu kızıl sayfalar hiç bitmiyor ki sevgili. Yaşamakla ölüm arası bir yer var bu uçsuz buçaksız gökyüzünde. Ben seni tanıdığımdan beri ne yerdeyim ne de gökte sevgili. Bilirim çok uzaklardasın, ben geçemem bu ateşten kaleleri. Hangi kaderin bana kestiği ceza bu sevgili, ne seninle ne de sensiz, ben hep burada biraz seninle biraz sensiz. Sen okursan bir gün bu satırları, anlarsın özleminin beni nasıl yaktığını. Umutsuzluğumun kalbimi ateşe verip, düşlerimin küllerini rüyalarıma saçtığını. Anlarsın bir gün seni sevdiğim için tüm varlığımın kalbimin içinde yandığını. Anlarsın ne sana varsam ne de senden uzak kalsam bu azabın hiç azalmadan beni esir aldığını. Bir gün anlarsın anlarda ettiğin sitemleri hatırlar belki sende pişmanlıkla yanarsın. Ben hiç gitmezdim senden de, sen sana olan inancımı kendin ateşe verdin be sevgili. Gözlerimi yumsam da bir açsam da gözümün nuru akmış her yer karanlık. Bu ateş söner mi bilmem, sabah doğar mı bilmem, artık doğsa da ne yazar ne değişir, benim gözlerim senin rüyalarına uzakken sevgili... </description>
<link>https://www.antoloji.com/askin-kor-bahceleri-siiri/</link>
<guid>811205</guid>
<pubDate>2007-09-13T02:42:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Aşkın Bağbozumu Hali</title>
<description>Siyah üzüm buğusu gibi parlıyor gece penceremde. Bağbozumu zamanı şimdi hüzün sarkıyor asma boylarının üzerinde. Kabuk kabuk soyarken hayat suretini geceden karanlıkta parlayan bir ışıltıda gözlerinin buğulu bakışı. Suretini soyunda yalnızlığında aslını bul dercesine. Sen bir yol muydun kendime giden yada beni sana getiren içimdeki bağların hasat mevsimi miydi. Dikenli tellere sarılan dallar zümrüt yeşil açarken gözlerin miydi en doyulmaz tadı damağımda bırakan. Üzüm buğusu gibi gözlerin gece rengi. Gözlerin üzerinde güneş açan sabah. Gözlerin gecelerin siyah incisi. Gözlerin en güzel gülüşlerin mutluluk saçan güneşi. Günün ilk saatlerinde inen çiğ damlalarının hüznü gibi.   Bağbozumu zamanı şimdi. Asma bahçelerinde bir yalnızlık türküsü sayıklanır, ermiş meyvelerin çekiciliğiyle karışır, mahsunlaşır ama zaman şimdi gidişlerin ve dönülmez sıcaklıkların terki şehri ıssızlaştırdığı saattir.  Dem bulur yalnızlığın tadı, üzümlerin sıcak yakıcı tadı karışmıştır biraz, buğusu tüter düşer damağına, emdiğin kendi yalnızlığındır, sevgili dökülen yaprakların savrulduğu yoldadır ve onsuzluk yakıcı bir tatdır şimdi dudakta. Geceye düşer tane tane gözlerindeki menevişler, her biri bir camdır semayı yıldızlar gibi süsler.  Asma bahçelerinde gece gözlerin düşer, üzümlerin üzerinde ki buğuda yüzün, çiğ taneleri gözyaşım olur, sensizliği süsler. Uzaktan bir klarnet sesi ince ince gecenin hüznünü işler, bir deniz sesi uzaklardan seslenir ve yalnızlığımı kendi eteklerine davet edip, onsuzluğu bana anlatır. Sensizlikte güzelleşir bazen böyle senin içinde olduğun her şey gibi. Bağbozumunda bile güzelsin, hüzünler gibi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/askin-bagbozumu-hali-siiri/</link>
<guid>811204</guid>
<pubDate>2007-09-13T02:36:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Zamana Kadeh Kaldırıyorum...</title>
<description>Ne çok ağlamıştım o gece, neye ağladığımı bilmeden hem de. Sensizliğe akan bir nehire bıraktığın kağıt saldım. Sen arkasına bile bakmadan giden zamandın. Katlanıp çekmece de saklanacak birkaç satır değildin, değildim. Sen katlayıp sulara bıraktın. Bilinmezliğe dökülmedi hiç kanım, bilinenlerin kapısına bıraktığın geceyse, artık bir dilenci gibi elleri açık kayıptım. Ve hala kayıplar arasında geçiyor adım.  Nehrin canı işliyor hamuruma, mavi yazılara su düşüyor, ebru oluyor; ne yazık ki sensizliğin üzerinde açıyor. Zamanın ellerinde pul pul ten olup toprağına düşüyor. Ne çok ağlamıştım o gece. Geçmişe, geleceğe kalkmıştı kadehler ve kan kırmızısı şarap rengindeydi nehirler. Ben nehre doğru akıyordum, nehir benden doğuyordu. Yıllar olup geçtin üstünden ve ben hala geceyle gündüz arasındaki bir yerde ceplerinden düşenleri toplar, kalbime katık yapar yaşarım. O geceden sonra değişen bir şey olmadı. Hala nehirler aynı renk, su hala aynı, kağıt ve sandallarda, kendinden bi haber yani. O geceden sonra değişen çok şey oldu. Olanlardan da ben bi haberim tabi bunları da sen anlatamazsın bana. Az önce iki yıl öncesine bir mektup yazdım, kırmızı bir gülle bağlayıp sandaldan sulara attım. Kadeh kaldırdım ardından, dudaklarımda duyduğun binlerce söz biriktirdim, her kelimenin ardında kayıp adımı aradım. Ne sana ne de bana dokunamadım. Bıraktığın yerden ötelerde ama hep aynı şehirde birkaç satır bıraktım. Ömrüme biçilen tüm payı sana bağışladım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zamana-kadeh-kaldiriyorum-siiri/</link>
<guid>799371</guid>
<pubDate>2007-08-25T04:50:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Masallarının Adsız Kahramanı</title>
<description>Denizin üzerinde oynaşan ışığın sesi kadar yumuşak ve sakin bir bekleyiş bu. Yalnızlığın hırçın kollarından düştüğüm düşlerden sonra mavi bir serinliğin dudağındaki izi gibi, tuzunu denize bırakmış bir sensizlik var şu günlerde üzerimde. Benimle misin var mısın yok musun sorularını parçalayıp attığım uçurumlardan savrulanların peşinden gitmiyorum artık. Varlığını hissediyorsam yağmurlar bulutlar güneş ve yıldızlar hala gökyüzündeyse ve ben nefes alıp hala bu kalbi yaşatıyorsam işte en az onlar kadar gerçeksin ve düşler kadar yalan…  Bu yüzden şimdilik yani bir sonraki fırtınaya kadar yelkenlerimi doldurmayan bir serinlikte yürüyorum bu deniz üzerinde. Uzun zamandan sonra ilk defa sensiz düşünebiliyorum kendimi. Senden gerçekliğinden çok varlığın önemli son günlerde. Güneşten aydan yıldızdan bir parça olmadığımı anladığım ve onlardan uzak yaşadığımı hissettiğimden beri sahiplenmeden ama onları her an yanımda üzerimde kalbimde bilerek yaşadığım gibi yaşıyorum seninle. Seni sevgilim olduğun günlerdeki gibi özlemeyi rafa kaldırdım arada yastığıma sarıldığımda yada birkaç satır dilime dolandığında bıçak gibi düşseler de sırtıma söküp yerinden çıkartıyorum acısı baki kalsa da anlayacağın seni özlemeyi de erteliyorum son günlerde. Anılarımdaki adam demek yok hayır yakıştıramıyorum bunu içimdeki adı yokluk ve varlık olan duyguya, en iyisi diyorum kitaplarda anlatılan aşkların adamı ol ve ben bir kahramanı sevmiş gibi sevmiş olayım seni. yada radyoda arkası yarınların cazibeli sesinde hayat bulan bir öykünün anlatıcısı ol. Her anlattığın hikayedeki asıl adam. Ve arkası bitmeyen her hikayede kendini bulan bir kadın olayım bende. Bu daha sahici sanki. Var olan ama aslında olmayan. Bu bizi daha iyi anlatmıyor mu.  Salkım salkım dökülüyordum uçurumlardan ve her an düşüyor gibiydim dalların uclarından. Bir yaprak dökümü değildim ama hiçbir zaman bahar gibi de giyinmedim. Ne kendimi ne seni. şimdilerde bir elim dalların birinden tutunmuş gibi kendimin ellerinden mi tuttum nedir.. ayaklarım yıllardan sonra ilk defa toprağa basacak gibi. Kendimi aynalara baktığımda görebilecek miyim artık. Kim bilir belki de bu sabah benim için doğacak gün ve ben kendim için yaşamaya başlayacağım belki de. Sen gördüğüm her şeyin arkasında gizlenmiş olsan da bunu söylemeyeceğim kalbime. Bir fırtına daha hırçın kollarıyla sarıncaya dek beni, sen yoksun ben varım. Ben… o aşkların adamı olan adamın diğer yarısıyım… </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-masallarinin-adsiz-kahramani-siiri/</link>
<guid>790442</guid>
<pubDate>2007-08-09T03:29:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Kendimde Seni Biriktiriyorum</title>
<description>Birkaç satır düşüyor gözlerime tonlarca ağırlığıyla.  Ağırlığının altından kayıp çıkmak ve kelimelerin içini açmak bana düşüyor. Her kelime bir ruhun tanımı bir ruhun duyguları ve görünenin dışında yüklenen her anlam binlerce muamma. Bir kelime kaç harften oluşmuşsa her harfi koyup aklımın cebine gezdiriyorum. Ne elifi yaşıyorum ne de b nin manasına erebiliyorum. Olsun diyorum cebimde dursun ağırlığı ve sıcaklığı kalbimi ısıtsın. Kalbimin bir yanında ayrılmış koltuğuna oturtuyorum gün gelecek kalkıp yerinden olması gereken yerde bir manayı tamamlayıp bana bir şey anlatacak.  Şimdilik bekliyorum ve bir koleksiyoncu gibi tüm kelimelerini biriktiriyorum. Özenle her biri için bir yer seçiyorum, yerini ve  zamanını aklıma yazıyorum.  Senden uzak yakınlığımda senden gelen en değerli merhabalarımla anılarımın büyülü duvarlarını örüyorum. Bir kelime kımıldasa yerinden bir hafif rüzgar gibi esse kalbimin üzerinden o duvarları kol kanat gibi sarmış sarmaşıklardaki goncaların baş döndürücü kokusuyla irkiliyorum. Anılar geçmişten kopup an gibi geliyor gözlerime. Geçmiş ve gelecek bir rüya o an ve gözlerimde. İçimdeki duvarların binlercesini görüyorum aklıma dikilmişler ve yüreğime bir kör kuyu gibi hendekler dizmişler. Her şeye rağmen bir umut çiçeği küçük bir saksıda güneşsiz ve aysız bir karanlıkta. Yaşama dair bir umut. Çocukluğumdan gençliğimden ve geleceğimden kalma bir umut. Sen bir umudun toprağına katılmış karıştırılmış bir can suyu. Karşılaşmamız bir ilahi yazgıda duaların birkaç satırıyla yazılmış bir yön tabelası. Evimi gösteren resimlerin çizdiği anayol başındaki büyük ayrımın kırmızı renkli rüzgarı.  Ağır işleyen bir zaman akıyor şimdi buralarda. Ağırlığına duyduğun telaştan tüm kaygılarım. Geç akıyormuş hissinin yüreğimin ayaklarına takılmasından tüm telaşım korkularım.  O büyük duvarların ardına zıplamak için tüm kelimelerle baş etmek için bunca savaşım ve yorgunluğum. Geç kalmak istemiyorum ve umut adı verilen yaşam gücünün yorgunluyla dirilmek için diriltmek için savaşıyorum. Bir savaş alanın kanlı renginde tüm duygularım ama kan kayıplarımdan yeni bir hayat çıkarmak için ne senden kaçabiliyorum ne de yanında kalabiliyorum. Cevaplarını aradığım bir ömrün yolunda karşılaşmış olmamızı hep hayra yorup altında saklı olanları bulmaya çalışıyorum. Karışık bir bilmece gibi görünse de aslında basitliğinde saklı olanı görmek için gecelere gözlerimi açıyorum. Ne yazık işte tüm basitliğine rağmen ben karışık bir düğüm gibi kalıyorum. Tek tek çözmeye uğraştıkça kendi kalabalığımda boğuluyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendimde-seni-biriktiriyorum-siiri/</link>
<guid>790435</guid>
<pubDate>2007-08-09T02:51:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Yağmurum</title>
<description>Bu gece yağmur yağdı sabaha kadar. Işık ışık nur yağar gibiydi gökten. Işıklar arasından çıkıp geldin. O ışıl ışıl yanan gözlerin miydi. Dışarı çıktım sağnaktı gece. Elimi uzattım uzandın ellerime. Bir süre öylece kaldık zamanın içinde. Usul usul süzüldün parmaklarımdan ve ben gidişini izledim yağmurlar arasından.  Benim yağmurum sensin. Afetim, bereketim, hüznüm sevincim. Kimi zaman yeşerten kimi zaman çürüten. Benim yağmurumsun sen. Gittiğin yerde Yüzüne ayışığı yağmur taneleriyle süzülürken ellerim uzanıyor sana. Dokunamadığım gül yüzünü alıyorum avuçlarıma. Gözlerinde yeşeren bir dal oluyorum kirpiklerinden akan cansuyundan kendime doğru akıyorum. Yıkanıyorum tüm öfke ve kıskançlıklarımdan. Tüm dünya kelimesi beni anlatmaya yetmiyor her şeyden büyük bir genişlikle seni kucaklıyorum kalbimde.  Kayboluyorum o an gözlerin var sadece aklımda sen varsın bir de yağmur. Kalbimin içinde sen varsın ben seni giyiniyor seni soyunuyorum. Ben bu yağmurlarda hep böyle kendimi bekliyor seni özlüyorum. Yağmurlar ışık ışık hep yağsın geceme. Yağmurlar hiç eksilmesin bahçemden Yüzüme damla damla vururken hayat çemberimdeki halkalarda bir an daha seninle çoğalıyor. Ömrüm dediğim rüyamda sonsuzluğa açılan bir kapı var. İşte o kapı bana aralana kadar kalbime ve gözlerime gecelere ve gündüzlere ışığınla hep yağ yar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yagmurum-10-siiri/</link>
<guid>785715</guid>
<pubDate>2007-08-01T11:30:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Dua</title>
<description>İçimin küskünlüğüne sessizliğin kökü tutunmuş. Bu yüzden suskun duruşum. Ümitsizliğim damla damla akarken hıçkırıklarımın dinmesini bekliyorsun. Bir tokat atmadan kendime gelmemi istiyorsun. Şefkatinin sabrı küskünlüğüme. Ağlayarak dolandığım bu boş sokaklarda yolumu değiştirip kapını çalmalıyım. Hiçbir kelamımda içimin sesi yok, içimin sesi kayıp. İlan ettiğim kırgınlık içimin gizli isyanı korkup dile getiremediğim sözlerin giydirilmiş hali. Boş sokaklar boş evler mekanımsa  darmadağın düşleri toparlamak kaybolana dair bir iz bulmak için. İçimin en derinindeki bir parça kayıp, bu dünya bilmem hangi haklı sebeple onu geri aldı ve ben şimdi onun yerine koyacak hiçbir şey bulamıyorum. Bana kızgınlığın bu yüzden, biliyorum. İçimden gelip geçiveren hislere olta atamadığım elimi uzatıp tutamadığım için. Benim kırgınlığım sana değil ki, bilinmezlik beni böyle perişan eden, elimdeki hayallerin yüreğimi doyurmamasından. Seçim yapma noktasında mecbur bırakıldıklarıma kalbimin dayanamamasından. bu yüzden koca bir boşluğu doldurma yalanına kendimi inandıramayışım. Varlığın, safi yetecek bana, ben şu kırgınlığı kırıp elime bıraktığın anılara tutunup ayağa bir kalkabilsem. Sana kırgın değilim kızgınlığım kırıklığım kendime. Girdiğim yolların yanlışlığını gösterdiğin halde kabul edemeyeşimden kararsızlığım. Kendime atabileceğim en büyük kazığı atıyorum ve hala içimin sesini küskünlüğümün esaretine bırakıp kölesi yapıyorum. Ben bu başıma sardığımı çözemiyorum. Korkular uzatmış parmaklarını. Vazgeçecek kadar güçlü değilim, kalacak kadar da kör değil. Sen de eğer elimi tutmazsan, beni sofrana çağırmazsan bu açlığımı kim doyuracak. Adanmışlığın en güzeli dualarım. Elimi bırakma Yaradanım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-dua-7-siiri/</link>
<guid>757955</guid>
<pubDate>2007-06-13T11:07:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Kayıp kelimeler Arasında Kaybolan Ben</title>
<description>İçimde dolaşıp duran harfler var. Kelimeler ve cümleler var yakalayamadığım. Bir türlü bir araya gelemeyen, ama var olduğunu hep bildiğim...  susmak... ruhun kendi içindeki fırtınasının elbisesi. bazen ıssız, bazen yakıp yıkan. boğuştuğum o büyük dalgaları yenme çabamın adı. suskun yine kelimeler. yaşadığım yarattığın fırtınalarda yolunu kaybeden düşüncelerim. şimdi fırtınanın dinmesini bekleme zamanı. beklemeyi öğrenmiş yüreğimin daha yorgun çıktığı sabahlarda daha büyük aklını alıp götüren dalgalar. korkuyorum korkularım dağ gibi. fırtınalar bile dağıtmaya yetmiyor dağ başındaki güvensizliğimi. sadece bekliyorum bir gece vakti belki uyanırda bulurum fırtınanın her nereye bırakacaksa atıp fırlattığı beni. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kayip-kelimeler-arasinda-kaybolan-ben-siiri/</link>
<guid>757941</guid>
<pubDate>2007-06-13T10:55:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Kederi mi Alırmısın Gece</title>
<description>Kırmızı bir şal atıp gecenin üzerine  Karanlıklardan çalıp gözlerimin rengini Yürüyorum sana doğru Yıldızdan yıldıza adım oluyor Ayın saçlarına tutunup köprüler kuruyorum Gecenin içine yürüyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/kederi-mi-alirmisin-gece-siiri/</link>
<guid>747190</guid>
<pubDate>2007-05-28T02:17:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Güzellik Dedeğin Nedir ki Gülüm</title>
<description>güzelliğin beş para etmez bende sevdan olmasa  demiş aşık veysel oysa güzelliğimi gidişinle toprağa verdim. ve sen güzelliğini başka gözlere esir ettin. benimleyken güzelliğim silahım değildi güzelliğim senin gözlerinde güzeldi. sen güzelliğimde kaldın ondan ileri bir adım atamadın. bu yüzden hiç korkmadım haberçisiydi zaten gidişinin. bir çember içinde dönüp durdun oysa ben çokk uzağında bekliyordum senin aradığın yerden ötelerdeydi düşlerim sen habersizdin. bu yüzden güzelliğim toprak olalı çok oldu senin ölümünden haberin bile olmadı sevdiğim. bir gün başını kaldırır da öğrendiklerinden sıyrılıp bakarsan göğe düşlerimdeki güzelliğimi belki görürsün maviliklerde. bu bedenin güzelliğinde kalan sendin bense o bedenden gideli çok olmuştu sevdiğim. şimdi sitem edipte dağlarca büyük bir intizarı diziyorsan satırlarına yorulma sevdiğim kır kalemini benim durduğum yere ulaşamaz kelimelerin. sen bebeğim büyüyeceksin daha benim geçtiğim yollardan geçtikçe öğreneceksin her insan aynı değildir ve her insan görmek istersen senin görmek istediğinden ve gördüğünden farklı hallerdedir. sen bebeğim büyüyeceksin. ve bir gün benim sana anlatmak istediklerimi yaşayınca başını vurmuşçasına hissedip kalbini sözlerini dikkatli sececeksin. şimdi ne mektuplarında okuduğum satırlar aklımda ne de bana okuduğun şiirlerde bana söylediklerin. biliyorum çocukça çünkü her satırın. kendini büyümüş ilan eden kimi zamanda hatalarının ardına saklanan her çocuk gibi gururunun ardında mısraların. sen sevdiğim bebeğim bir bebek büyütürken sen de büyüyeceksin ve bir sabah kalbinin sancısıyla uyanacaksın o an yanında uzanan güzelliğin ötesinde bir güzelliğin peşine düşeceksin. ve kimbilir belki beni hatırlayıp ilk o sabah anlayacaksın. güzelliğim kalbimin eseridir varsa bir nebze; sen hatalarınla çiğneyip geçsen de... </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzellik-dedegin-nedir-ki-gulum-siiri/</link>
<guid>738688</guid>
<pubDate>2007-05-15T02:11:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Kırmızı Kurdele</title>
<description>Sen dokunuyorsun ya sıcaklığınla bu hırçın saçlı kadına eriyorum, küçük bir kız uyanıyor kollarında. Sen bakıyorsun ya muhteşem gülüşünle hırçınlıklarımı kabul kabuk soyuyorsun ve utangaç bir çocuk gibi kalıyorum karşında. Tek söz dökülüyor ya dudaklarından güneş doğuyor günlerime gecelerime ve koşuyorum yemyeşil çayırlar boyunca çılgınca. Sevecen ellerin uzandığında bana, pınarlarca serinlik içiyorum çocukluğumdaki fıstıklı şerbet tadında. Gözlerin gözlerime dokununca hani o bakışınla, binlerce balon uçuruyorsun bu küçük kızın yüreğinden bulutlara ve o balonların ipleri saçlarımda.  Sığınıp kuytulara ağlayıp tepinirken ansızın geçiyorsun bizim sokaktan; gözyaşlarımı gülücüklerle değişiyorum ve biliyorum sen bu teğiş tokuş için uğruyorsun sokağıma, yoksa buralara çok uzak oturuyorsun. Bazen akşamüzeri güneş kırmızıları giymişken, hırçın saçlı bu kadın hüzünlere yenilmişken uzatıyorsun ellerini geceye güneş o vakit hiç batmamış gibi hiç eksilmiyor penceremde. Sen dokunduğunda sıcaklığınla, sakinleştiriyorsun içimde tepinen deli tayları. O vakit bir göle iniyorum yudumluyorum seni. Sonra gözlerine yürüyorum saatlerce, bazen günlerce bana sunduğun bir avuç suyun verdiği güçle. İçimde ne zaman yaşam yaprak dökse bir avuç yağmur oluyorsun yağıyorsun, toprak oluyor tutuyorsun, rüzgarlarla sürüklenirken sahip çıkıyorsun, yurdum oluyorsun. Kimi zaman gövdeme vurulan bir dal aşı oluyorsun, tazeleniyorum, seninle küçük bir fidan gibi yeniden başlıyorum ömrümün kalan günlerine. Ne vakit bir fırtına gibi essen hayatımda, ben saçlarımı dağıtıp takılıp kalsam büyük bir ormanın ortasındaki dikenli çalılıklarda, bir anda karşıma çıkıyorsun o sıcacık bakışınla ve yine beni kurtarıyor o ince parmakların bir dokunuşuyla. İşte o an yine ne var ne yoksa atıyorum üzerimden küçük bir kız gibi tutyorum ellerinden. Ömrümü sürdüğüm yollar kimi zaman labirent gibi dolansa ve haritam yine yoksa yanımda kayıp bir adres gibi kaldığımda yine sensin beni bekleyen gecelerin pelerin atıp ruhumu sardığı alacakaranlığın gözlerime vurduğu zamanlarda. Önüm sıra yürür bulurum seni unutup takılırım ayak seslerinin yankısına, peşin sıra giderim götürdüğün yer neredir diye düşünmeden, küçük bir kızın mahçup masum hayranlık dolu duygularıyla. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kirmizi-kurdele-2-siiri/</link>
<guid>735174</guid>
<pubDate>2007-05-10T09:51:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Kaybetmek</title>
<description>Kaybetmek demişsin kaybetmek… Neyi, beklide gerçek anlamda hiçbir şeye sahip değilken neyi kaybetmek.? Bir çukurun içinde debelenmekten ve o çukurda bir ömrü debelenerek geçirip yine kuyuda kalmaktan başka bir şey değilken hayat, neyi kaybetmiş sayılırım. Debeleniyoruz kabul etsekte etmesekte, bundan ibaret hayatımız. Ne için ve nereye kadar olduğunu biliyor muyuz. Sadece zamanı tüketiyoruz. Belki tüm uğraşı o çukuru büyütmekten ibaret olabilir bundan ötesi için yürek lazım sadakat lazım bağlılık adanmışlık lazım. Farzedelim kaybettim,  seni mi, umudu mu, düşleri mi, …..? Kaybımın adı ne? Eğer ağlıyorsam gözyaşlarım ıslatıyorsa kirpiklerimi ve ben her defasında sıkıyorsam dişimi bu yenilginin acısından değil. Aynı yolda yürüken yalnızlıkla kalmaktan değil, bu senin artık benimle olmadığını bilmekten doğan bir yenilginin yükünü taşımanın ağırlığından değil. Tek bir seceneği var bunun tek bir cevabı. Hayat boyunca biriktirilen o debelenmeleri sonuca ulaştıracak bir elin kaybına duyulan özlem o kayba duyulan üzüntü ve o kaybın yerini dolduracak başka bir elin olmayacağını hissetmenin hüznü ve hepsinden önemlisi aslında beklenen elin kendini avutmaktan başka bir şey olmadığını anlamanın acısı.  Bir beklentinin en büyük hata olduğunu anladığında yüzleştiğin kendinin ne kadar güçsüz olduğunu görmek  acı verir ve o acı yüreğini deldikçe gözpınarlarından acının suyu sızar.  karanlıktan korktuğun için sığınacağın bir avuntu da yoktur üstelik.  çukurda boşuna debelendiğinin kanıtıdır elinde kalan üstelik. Şimdi söyler misin kaybettim ama neyi kaybettim ama kimi? Kaybımın adı ne? </description>
<link>https://www.antoloji.com/kaybetmek-15-siiri/</link>
<guid>706496</guid>
<pubDate>2007-04-03T14:15:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 <item>
<title>Ayrılık</title>
<description>Uzaklığın zor geliyor bana. Ne mesafeler ne km.ler. nede ayrı şehirler. Ruhun bir kaçkın, gözlerin bir camın arkasında gizli, kalbin önünde buzdan bir duvar misali dikili, kelimelerin bir karanlık inmiş ve aydınlığını yitirmiş bir nehir gibi. Uzaklığın zor geliyor bana. Artık benim değilsin sanki. Kapıların ardından gizlice fısıldar gibi cümlelerin başkaları duymasın ve sezmesin bizi. Oysa hiç çekinmezdin gök kubbedeydi tüm sesimiz. Toprakta taşta havada suda tüm tınılarda biz vardık ve eskidendi sözünü eklemek bana çok zor geliyor şimdi. Bölüştürmen bize ait olanları ve benim dediğim bizim dediğimiz her şeyin yavaş yavaş kayıp gitmesi. Sevilmelerin kavuşma ve ayrılıkların tüm sevinç ve kırgınlıkların sıcaklığını yitiren bir mangal gibi yavaş yavaş küle döndüğünü izlemek şimdi bana düşen. Bir demlik çayın buğusuna karışan sohbetleri bölüştürmekte varmış, ve yerimi yavaş yavaş soğumaya bırakıp kalkıp gitmekte yazılıymış. Uzaklığın zor geliyor bana. Sıcaklığını yitiren ve bir örtüyle üstü örtülen evler vardır. Artık yaşanmayan ve anıların saklı kaldığı terkedilmişliğin küflü kokusunun sindiği duvardaki resimlerin çivilerinden düştüğü yalnızlığın rutubet gibi damladığı evler gibi mi olacak beraber döşediğimiz ve her noktasında bizden bir parça bıraktığımız yuvamız. Sesinin duyulmadığı senin ve benim cümlelerimizin geçmediği bir sessizlik mi kalacak şimdi bana. Oysa ben sesini duymadan nasıl yaşarım, sesine inen perdeyi görüp de nasıl sabahları bekler geceleri özler nasıl nefes alırım. Benim dediğim ve sen olduğum biz kelimesine düşen karanlığın sesine inen bu gölgenin yalnızlığına nasıl dayanırım. İki kişilik bir yaşamı yazan satırları okurken aklımdan geçen korkuların yüzüne çarparken ellerimden yitene nasıl kahrolmam. Bir buz parçası gibi eriyoruz işte. Damla damla kan kaybediyor artık bizim olanlar. Ahhh sevgili sen bilmezsin bu uzaklığının, bu kapılar ardından gelen fısıltılarının, bir camın ardında kalan solgun ruhunun ve duvarların ardındaki güneş açan yeni sabahlarının nasıl içimi darmadağın ettiğini fırtınalar estirip beni parça parça savurduğunu. Bu evde ördüğüm duvarları benden km.lerce uzak sende görüp anlamamak mümkün mü. İşte asıl acı bu gerçeğin şimşekler gibi durmadan düşlerime çakması. Kalbimin durmadan dumanlı gri bulutlara yoldaş olması yersiz değil içimdeki ince sızının son ses çınlaması boş yere değil. Ayrılık ayrı düşmek değil, ayrılık  adı konmuş bir hikaye değil, ayrılık yalnız uyanmak değil; ayrılık kapıların ardında kalman  ayrılık gönlünü başkasına açman, ayrılık bizim olanı sıyırıp yenilere yer açman, ayrılık yeni heyecanlarla güne uyanman. Ayrılık bu işte, önüme bu duvarı koyman. Buluşup söylediğimiz türküleri düşünüyorum da şimdi kırık bir sazdan dökülür gibi notalarımız. Ahhh sevgili biz artık bir çocuğun eskimiş ve duvara asılmış ilk sazı gibiyiz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayrilik-569-siiri/</link>
<guid>692350</guid>
<pubDate>2007-03-20T10:25:00+03:00</pubDate>
<author>Su Eda Gümüş</author>
</item>
 </channel>
</rss>
