<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Şevval Mirhan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kalp</title>
<description>Kaderim ellerinde, soğukluğunla yıpratma lütfen onu. O masum, o günahsız. Günahkar olan kalbim, seni Tanrı’dan bile çok sevdi. Yapmamalıydı biliyordu. Susmalıydı, sessizlik her zaman saklardı en günahkarları bile. Ama dinlemedi. O kadar çoktu ki sevgisi, saklamak istemedi herkesten. Saklamak istemedi senden. Tanrı’nın bildiğini insanlardan saklamak istemedi. Bu yüzden haykırdı her fırsatta sevgisini, bu yüzden atışında fısıldadı ismini. Ve yine bu yüzden kaybetti. Sevdiğini söylerse kaçardı, biliyordu. Ama dayanamadı, içinde tutamadı, tutamayacak kadar ufaktı henüz. O sevgiyi taşıyamıyordu. Ağır geliyordu ve zamanla yavaşlıyordu atışları. Her çırpınışında biraz daha ağır geliyor, her çırpınışında biraz daha zorlanıyordu. Durmak istemiyordu, bu yüzden durmaksızın devam etti sevgilisini sevgisinden haberdar etmeye. Paylaştıkça çoğalıyor, çoğaldıkça daha tatlı geliyordu bu yeni heyecan. Ve bir gün tam sevgisini haykıracakken bir şey oldu. Ansızın durdu. Her zamankinden ağır gelmişti bu kez bu heyecan. Ne kaldıracak gücü vardı, ne de bir kez daha haykırıp sevgisini anlatacak cesareti. Önce birkaç defa tekledi kalp. Sevdiğine kavuşamadan durmak istemiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Elinden gelen her şeyi çoktan yapmıştı. Ve şimdi Tanrı elinden gelen son şeyi de alıyordu ondan, sevgisi için mücadele etmek. Artık ne yaşayabilecek ne de sevgisi için mücadele edebilecekti. Sondu bu onun için. O ölüyordu, sevgilisi bilmiyordu. Kalp endişelendi, ölüyorum demek istedi sevgilisine. Ölüyorum, lütfen yanımda ol. Ama sevgilisi yoktu, ne oluyor bilmiyordu. Hoş bilse ne olacaktı. Gelip kucaklayacak mıydı kalbi daha önce hiç yapmadığı gibi? Yoksa arkasını dönüp gidecek miydi her zaman olduğu gibi? Son defa tekledi kalp. Son defa küçük bir haykırış duyuldu. Gülümsüyordu. Huzura kavuşmuştu. Hayal bile edemeyeceği kadar huzurluydu ilk defa. Sevgilisi gözlerinin önüne geldi, ve ardından kayboldu. Artık atmıyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kalp-60-siiri/</link>
<guid>1731304</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:56:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Gelirsem</title>
<description>Bir güz ayazında, çıkagelirim belki. Sonbaharın sarı yaprakları sert bir yağmurun ardından hafif toprak kokan havada dans ederken yavaş yavaş, daha önce gençliğin heyecanıyla yürüdüğümüz sokaklarda yürürüm çekingen adımlarımla. İstanbul’un hikayelerini taşırken her bir yaprak, içlerinden biri süzülerek gözlerimin önünde kendi hikayesini anlatır kıvrımlı figürleriyle. Gözlerim her hareketini dikkatle izler. Ders çıkaracağından değil ya.. Yürek bu, kaç hayat görmüş olursa olsun kendine benzeyen, yine bildiğini okuyacaktır. Karşısında dalından yeni kopmuş bir yaprağın rüzgarın eşlik ettiği güzel dansının ardından sevgilinin fırtınalı gözlerini andıran denize düşüşü ve dalgalara karşışarak yitişi son derece somut bir film gibi olsa da, insanın aklı bunu yüreğine iletmekten acizdir. Dermansız bir hastalığa tutulmuşçasına sarılır inandığı gerçeklerine ve bir çocuğun annesine bağlandığı gibi bağlanır. Son derece masum, umarsız, vurdumduymaz ve bir o kadar çaresiz.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gelirsem-5-siiri/</link>
<guid>1731303</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:55:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Sana, Sen İstanbul'a, İstanbul Kız Kulesi'ne Aşık</title>
<description>Damarlarımdaki her bir damla kan muhtaç gülüşündeki tatlı masumiyete. Ruhum seni özlüyor. Benliğim varlığından yoksun. Sesini anımsayamasam da kokun henüz dün gibi aklımda. Kalbim gidişini kabullenmekten aciz, aklım yokluğunla sınanıyor. Mecalim kalmasa da dönüşünü beklemeye, umudum hiçbir zaman tükenmiyor. Güneşin her doğuşunda ayrı bir umut dalgası alıyor yüreğimi, ve bedenim belki özler de dönersin diye, hergün ayrı dinçleşiyor. Her yağmur damlasında ayrı endişeleniyorum sana bir şey olacak diye. Bilirim ki çabuk hasta olursun. Sana bir şey olmasın diye Tanrı’nın kapısını çalıyorum defalarca, ne kadar duyduğunu bilmesem de tüm içtenliğimle sürdürüyorum dualarımı. Günlerim seni özlemek, seni sevmek, seni düşünmek ve seni beklemekle geçiyor. Aldığım her nefeste sen soluyor, verdiğim her nefeste biraz ben üflüyorum. Her geçen gün biraz daha sen oluyor, her geçen gün biraz daha ben kaybediyorum. Kayıplarım ağır, yakarışlarım sessiz. Gözlerim odamın rutubetten rengi değişen dört duvarı arasında geziniyor, her kapanışında gözlerinle buluşuyor. Seni bana unutturmaya çalışan zamanın şeytanlarına direniyorum vargücümle.  Uyuyamıyor değilim, uyuyorum çünkü seninle olabildiğim tek yere uykumda erişebiliyorum ancak. Seni sensiz yaşadığım her anın acısını çıkardığım hayallerimle süslüyorum rüyalarımı. Güneşin ilk ışıklarıyla uyanıyor, belki dönmeye karar verirsin diye önce bahçemi sonra evimi temizliyor, en son kendime çeki düzen veriyorum. Ay güneşin ışığını alıp pencereme yansıtmaya başladığında umutlarım tükenmeye başlıyor ağır ağır. Umutsuzluk buhranı sarıyor yüreğimi çepeçevre. Gece dışarı çıkmaya korktuğunu bildiğimden; güneş tüm hakimiyetini kaybetmeye başladığı vakit kapatıyorum kapılarımı ve derin sessizliğe gömülüyorum her gece olduğu gibi. Dönmeyeceğini bilse de aklım, yüreğim onu anlamayı reddediyor. Seni anlatmak için tekrar Tanrı’nın kapısını çaldıktan sonra tüm gün yolunu gözlemekten yorulmuş bedenim karanlık bir ebediyete gömülüyor usul usul. Gözlerimi kapatıyorum; sen ve ben. İkimiz.. Birlikte.. Yüreklerimiz bir, ellerimiz bir, sözlerimiz bir. Gözlerimizde en ufak endişe belirtisi yok. Yürüyoruz hayallerimizde var ettiğimiz, yalnız ikimizin olduğu bir sonsuzluğa.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-sana-sen-istanbul-a-istanbul-kiz-kulesi-ne-asik-siiri/</link>
<guid>1731302</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:53:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Yemek Ve Aşk</title>
<description>Bir yemeği ilk defa yediğinde lezzetini anlata anlata bitiremezsin, bir daha hatta bütün gün o yemekten yemek istersin ama başka bir zamanda başka bir yerde yediğinde aynı tadı alamazsın.  çünkü o bir defaya özgüdür, ilk yediğin zamana aittir unutamadığın tat. anlatmak istediğim ilk aşk da böyle bir şey, tekrar aşık olsan bile ilki çok farklı ve unutulmuyor. ne yaparsan yap ne aynı tadı tekrar bulabiliyorsun ne de ilk aldığın tadı unutabiliyorsun. aşkta da böyle değil mi? ne zaman başkası gelse onu tekrar hatırlatıyor onu tekrar kazanamadığın gibi kimse “o” olamıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yemek-ve-ask-siiri/</link>
<guid>1731300</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:49:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>İlk Kez</title>
<description>ilk kez ona aşkım diyorsun  ilk kez bi erkeği onda hissediyorsun erkek neymiş öğreniyorsun erkeğin omzunun ne kadar yumuşak gögsünün ne kadar geniş kalbinin ne kadar kaslı olduğunu.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilk-kez-15-siiri/</link>
<guid>1731299</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:48:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Kal Diyemedim</title>
<description>Sıradanlaşmak yakmıştı canımı. Bız herkesten ayrıydık, aynı olamazdık. Bizim yaşadıklarımız gerçeklerimizdi; yureğimizle dilimiz farklı anlatmıyordu hislerimizi. Geçmişi ya da geleceği düşünmüyor, simdi’yi yasıyorduk. Bızım ıcın hatalar affedilebilirdi, kin ya da nefret yoktu. Zamanı guzelliğiyle hatırlar karanlığı işletmezdik hafızalarımıza. Bu yuzden guzel ve bitmez bir ruyadan farksızdı yaşadıklarımız.Uçsuz bucaksız bir yola girdık sanıyor, bir çıkmaza surukleniryorduk. Sözlerimiz yoktu, yeminler etmezdik. Tutamazsak kırılacağımızı bılırdık. Belkilerle dolu ihtimaller denizinde bir oraya bir buraya sallanır, dumenimizi yalnız sonsuzluğa çevirirdik. Biz sonsuzduk; cunku ne geçmişimiz ne geleceğimizdik. Yalnız şimdi’mizdik biz. Şimdi’nin sonu yoktur, her an simdi’yi yaşar insan.Sen ve benle başlayıp bizle bitecek bir sonsuzluktu bizimkisi. Sonsuzlukta kaybolduk.Bırbırımızde kaybolduk. Sen beni geçmişine katıp hataların affedilebilir olduğunu unutana dek sonu olmadığına inanmıştık. Seni a’dan z’ye tanıdığımı sanarken, sadece az tanıdığımı öğrenmiştim. Geçmişi ve geleceği onemseyip, şimdiyi yaşamayı unuttuğumuz an sıradanlığa bulandık.Sözler sahteleşti, mesafeler derinleşti, hıçkırıklar ve gözyaşları geceye karıştı. Sonunda nefreti tattın, kını tattırdın. İhtimaller denizinden ayrılık ırmağına çevirdik dumenleri, bitis zilimiz çaliyordu. Gökyüzünde amacsız ve bağımsız gezerken yer çekiminin azizliğini unutan saf aşığın, yeryuzunu selamlayışı bir hayli acı oldu.Kaybetme riskini göze alamayıp kendime bile itiraf etmekten korktuğum aşkımı kursağımda bırakacak birini tanımadığımı sanıyordum, oysa gozumden sakındığım sevdığımı tanımadığımı gec fark ettim. Ve her şey biterken, gece olup gokten bir yıldız kaydığında tek dileğim oldu yalnızca, benden nefret etsen de başkasına sarılma. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kal-diyemedim-8-siiri/</link>
<guid>1731296</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:46:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Henüz Erken</title>
<description>çok erkendi bunları yaşamak için küçüktük ya, çok küçük tekrar aşık olamayacak duruma gelmek için fazla ufaktık fazla masum ve fazla vurdumduymaz belki bu yüzden kaybettik </description>
<link>https://www.antoloji.com/henuz-erken-7-siiri/</link>
<guid>1731297</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:46:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Saat 12.00</title>
<description>Saat tam 12.00. Yokluğun beni çıldırtmak üzere. Boş durdukça aklıma geldiğin için kitap okumaya karar verdim. Ama her satır, her söz seni anımsattı bana. Delirmeye başladığımı düşünüyorum. Nereye baksam oradasın. Sana mesaj atmak için deli oluyor kalbim. Mantığımsa hiçbir seyin değişmeyeceğini savunuyor. Gelen her mesajı senden gelmiş olma ihtimalini duşunerek heyecanla açıyorum. Seni aradığım farklı bedenler bana sadece acı veriyor. Nefes almak zor geliyor artık, göğüs kafesimde bir yerlerde sıkışıyorlar. Sadece varlığını hissetmek istiyorum. Hayır, bedenini değil, sadece varlığını. Buralarda, yakınımda olmana gerek yok. Oralarda bir yerlerde olsan da benimle olduğunu bilmek istiyorum. Ağlarken beni avutmanı, guldurmek için uğraşmanı, guzel sozler soyleyıp ıyi hissetmemi sağlamanı özledim. Seni özledim. Sesini özledim. Bana kızmanı özledim. ‘Yapamıyorum, olmuyor’ demiştim ya ayrılırken. Sensız hiç olmuyor. En acısı da senin hiç haberdar olamayacağını bile bile onlarca yazı yazmak. Yazı yazmak kötü değil, bir de aşıksan. Kalemin dilin olur, sözcükler kendiliğinden dökülür kağıda. Yazarken yorulmazsın, bir şeyler yazdığını fark etmezsin bile. Bazen saatlerce yazarsın. Herkes anlayamaz ne yazmak istedığini. Yalnız aşıklar duyabilir kelimelerini yakarışlarını. Yalnız aşıklar anlar dilinden çünkü acını paylaşırlar. Her yazında kendilerini bulurlar, onları anlattığını dusunurler. Aşıklar aynıdır. Acı çekerler. Daha hayattayken ölüp dünyada cehennemi yaşarlar. Dillerinden ancak kendileri gibi olanlar anlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/saat-12-00-2-siiri/</link>
<guid>1731295</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:45:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Geçmiyor</title>
<description>Geceleri daha çok hissediyorum yokluğunu. Sensizliği yaşamak en çok da o zaman zor geliyor. Her nefes alışımda bir boşluk hissediyorum göğsümde. Gun içinde pek belli olmuyor gidişin. Arkadaşlarımın kahkaları unutturuyor seni bir sureliğine de olsa. Dersler, odevler, okul, kitaplar derken geçiyor saatler, fark edemiyorum bile gun ne zaman bıtmış. Ama gece tum karanlığıyla gelip ben başımı yastığıma koyduğumda, sesin gecenin tum sessizliğini bozuyor.Bakışların geliyor aklıma. Gozlerinin mavisi akıyor içime. Bir muzik duyuyorum uzaklardan, ayrılık şarkıları çalıyor. Yaşlar gözlerime dolduğunda sıkıca yumuyorum gozlerimi. Her şeyi unutmak, başımdan savmak için karanlığa dalıyorum. Ama yine sen. Bir gece olsun bırakmayacak mısın peşimi? Yaşlarım sıkıca kapanmış goz kapaklarımın arasından sızıp yastığımı ıslatıyor. Her damla senden bır parça alıp goturuyor benden. Uzun bir bekleyişin ardından uykuya dalıyorum.Sabah gözlerimi açıyorum, gunes tepede yukselmış. Yorucu ve hızlı bir gun daha geçiriyorum, aklımda hiç yoksun. Sonra ay tum parlaklığıyla gunesin yerini alıyor, gece olmuş. Özlemiyorum diyorum kendime, bu defa yalanlarım doluyor damla damla gozlerime. Ufak damlalar karışıyor yastığıma. Ve yine uyuyorum. Her gece aynı acı, her gece aynı bekleyiş. Değişen tek şey gidişinin ardından geçen gunler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecmiyor-13-siiri/</link>
<guid>1731293</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:44:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Hata</title>
<description>Ayrıldığımızda biten yazın ardından gelen güzü, yalancı bir bahar sandığımda mutluydum. Henuz sıcacıktı yureğim, ellerim sıcacıktı. Usulca dökülen güz yapraklarını andıran gözyaşlarımdan biri defterime damladığında fark ettim, güz gelmişti. Sensiz yaşıyordum bu sonbaharı. Omzuna yaslanmam için turlu hareketler yapacak, yağmur altında benimle ıslanacak olan sen, çok uzaktın artık bana. Henuz guzun serinliğine alışamamışken kış geldi. Bilirsin, en zor mevsim kıştır. Ve ben hala kışı yaşıyorum. Fırtınalar kopuyor yureğimde, seninleyken olan sıcaklıktan eser yok. Senin avucunda ısıttığın ellerimse hep ceplerimde. Belki senin kadar olamıyorlar ama bazen insan azıyla yetınmek zorunda kalıyor. Duyduğum kadarıyla sen başkasının dudaklarında bulmuşsun ateşini. Belki ben onun kadar ısıtamamıştım seni kollarımla. Ama denemiştim ya en azından, kendimi dusunmeden seni ısıtmaya çalışmıştım ya, bu bile bana yeterdi.Oysa anlaşılan sana yetmemişti, sen benim gibi azıyla yetinememiştin. Bir de.. Belki onunla, benimle beraber gezdiğin sokaklarda geziyorsun el ele. Belki bizim parkımızda buluşuyorsunuz haftasonu. Ya da benim en sevdigim yere goturuyorsun onu. Hani deniz kenarında olan, bana ilk defa seni seviyorum dediğin yer. Ben pek geçmiyorum o sokaklardan, gitmiyorum o parka. Yabancılaştım bu şehre sen gittin gideli. Ama o deniz kenarı hala en çok gittiğim yer. Ben pek geçmiyorum o sokaklardan, gitmiyorum o parka. Yabancılaştım bu şehre sen gittin gideli. Ama o deniz kenarı hala en çok gittiğim yer. Eskiden seni seviyorum’ların yankılandığı kayalıklarda artık senden nefret ediyorum’lar yankılanıyor. Taş sektirdiğimiz denizimizde bana yazdıkların yuzuyor artık. Ama bir tanesi vardı ya hani, beni asla bırakmayacağını soylediğin, onu hala atamadım. Yatağımın altındaki defterin içinde saklıyorum. Evet hala inanmak istiyorum bu yalana. Sen onun tenine dokunup kokusunu içine çekerken ben o mektubu okuyup defalarca kokluyorum. Ama bılıyorum, ben bu yalana inanmayı bıraktığımda ilk bahar gelecek, ve ardından yaz. Yeni bir güneş gulumseyecek bana gokyuzunden. O zaman geçmiş zaman kipiyle anılacak artık adın. Yaşadıklarımız, eski bir arkadaşıma senden bahsederken dolacak gözlerime. Belki dayanamacak birkac tanesi, düşecekler yanaklarıma tane tane. Ama bundan fazlası olmayacak. Ve birgün unutacağım her şeyini, diğer anılardan bir farkın olmayacak. Belki tekrar yaşamak istediğim bir hata olacaksın, fakat bu hata asla tekrarlanmayacak. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hata-115-siiri/</link>
<guid>1731294</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:44:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnız</title>
<description>Bana sözler verme. Sana inanırım. Oysa ben sana inanmak istemiyorum. Sana inanırsam sana bağlanırım. Bağlanmak isteyen kim? Aşkı basit yaşayalım. Sevelim ama kıskanmayalım. Tartışmayalım, birbirimizi merak bile etmeyelim. Sadece beraber olalım. Bazen sen konuş ben dinleyeyim, bazen ben konuşayım sen dinle. Sabah “günaydın” mesajınla uyanıp, gece “iyi geceler” mesajınla kapatayım gözlerimi geceye. “İyiki varsın” de arada bana. Ama asla “sana aşığım deme.” Çünkü aşk bitiyor deniz gözlüm, aşk biterse gidersin. Ve ben senin gitmeni istemiyorum. Aşk biterse sen gidersin, sen gidersen, ben biterim. Yanımda olacak birine ihtiyaç duyarım, beni anlayacak birine. Öyle biri olduğunu da sanmıyorum. Beni kimse anlayamaz. Anlamaları için seni benim sevdiğim kadar sevmeleri gerekir. Ve inan bana seni benim kadar sevecek kimse yok. İşte ben bu yüzden yalnızım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalniz-174-siiri/</link>
<guid>1731292</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:43:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Kızımız</title>
<description>Minik bir kızımız olabılırdı. Gözleri seninkiler gibi deniz mavisi, kirpikleri de seninkiler kadar uzun ve kıvrık. Can yakardı bakışları. Benimkıler gibi kıvıcık, seninkiler gibi sarı olan saçları omuzlarına dokulurdu bukle bukle. Ufacık bir burnu, ufacık bir ağzı ve kıpkırmızı dudaklarıyla dunyanın en tatlı bebeği kucağındayken gulumserdin bana. Beyaz tenli olurdu heralde, ikimiz de beyaz tenliyiz. Büyüdükçe uzun boylu olurdu yasıtlarına göre. Saçlarını beline kadar uzatır, dışarı çıkarken pembe bir şapka takardık başına. Fırfırlı beyazlı bir de elbise giydirip elinden tutarak yanına getirirdim. Sana doğru koşarak ‘nasıl olmuşum babacım? annem bana cici elbiseler giydirdi’ diyebilirdi. Babacım derdi sana, babası olacak kadar uzun sure kalsaydın benimle. Yine boyle bir kizım olacak belkı. Gozleri, saçları hatta kokusu bıle sana benzeyen kucuk bir kız. Ama baba değil kahraman diyecek sana. Ona uyumadan once anlattığım masallardaki senden bahsederken, hayal etmeye çalışacak bu güçlü kahramanı.Korkuyordun ya eğer kızımız beni sevmezse diye, bizim kızımız olmayacak ama kızım sevecek seni emin ol. Birgün kahramanıyla tanışma hayaliyle dalacak uykularına. Sana söz verdiğim gibi sevdiricem seni. Tanımamış olsa da yalnızca hayal ettiği bu adamı sevecek. Tıpkı ben gibı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kizimiz-4-siiri/</link>
<guid>1731288</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:41:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul</title>
<description>İstanbul’a gidiyorum, bizim şehrimize, hayallerimizin şehrine. Ama sen yoksun, yağmur var istanbul’da, yalnızlık var. Yuzume vuran her damlada seni hatırlıyorum. Bakışlarını, guluşunu, gözlerini, özledim.. Geç mesaj atsan kızardım. Şimdi haftalar oldu konuşmayalı. Aylar olacak, ve sonra yıllar.. Unuttum diyeceğim herkese, ‘o kimdi? ’. Ama unutamayacağım inan bana.İstanbul’da aldığım her nefeste bıraz daha sen dolacak içime. Seni görmeyi arzulamaktan çok, sizi görmekten korkacağım belki de. Seni mutlu görmek istiyorum elbette, ama başka bir kızla degil, benimle. Üşüme ıstıyorum. Ama seni o ısıtacaksa üşü. Beni özle. Artık ‘tekrar’ demek için çok geç olabilir. Ama ‘asla’ demek ıçin çok erken. Şimdi her adımda seninle karşılasma ihtimalini dusunerek daha hızlı atacak kalbim, herkesi sana benzeteceğim. Ama hiçbiri sen olmayacak. </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-1432-siiri/</link>
<guid>1731286</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:40:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Nedir?</title>
<description>Her seviyorumda seni görmek, seni bağlamak cümlelere. Sen aşkı ne olarak görüyorsun bilmiyorum ama aşk senin sandığın şeyden çok daha fazlası. Aşk sadece mutlu olmak değil, acıları da tatmaktır. Bir şeylerin ustesinden gelmek için çabalamaktır. Ter dökmektir aşk. Bazen kazanmak, bazen kaybetmektir. Ama asla pes etmek değildir.bir mesajla yoksaymaktır olanları, bağlanmaktır delicesine. İnanmaktır aşk, savaşmaktır. Acı veya tatlı bir seyler paylasmaktır. Direnmektir kaybetmemek için, guvenmektir gözleri kapalı. Biliyor musun, guzel şey aşk. Belki biraz da yaramaz. Ama sen nereden bileceksin, hiç aşık olmadın ki. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-nedir-180-siiri/</link>
<guid>1731287</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:40:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Sendeyim</title>
<description>Yine aynı yerde, yine sende buluyorum kendimi. Bende bıraktığın taddan mıdır unutamayışım ya da senı kendımden cok sevısımden mıdır bu cefa? Bilemiyorum. Defalarca söz verdiğim halde kendime, aklıma gelmeyeceğine, gözbebeklerimde seni taşımayacağıma yemin ettiğim halde yine sendeyim. Gulusunde sakladığın aşkın mayhoş şarabını unutmak mumkun mu ki Tanrı’ya seni bana geri gondermesi için ettiğim duaları keseyim? ya da kayan her yıldızda seni dilemekten vazgeçeyim bir anda.vefasızlık olmaz mı bu? Hiçbir şey olmamış gibi, yaşanmışlıkları yok sayarak. Sevmemis, hissetmemis, hic ozlememıs gibi. Senin yaptığın gibi. O zaman farkımiz kalmaz -kı acıya katlanmamın tek nedeni senin gibi olmayısım ve gecmıse saygımdandir. Biliyorum artık sevmeyecektim deli gibi. Tebrizi’nin mevlana icin yandığı gibi yanmayacaktım, ya da özlemeyecektim rakı masasındanki bir balığın denizi özlediği kadar. Sana yazdığım yazıları atarken sen de gidecektin usul usul, adım adım hayatımdan.çünkü seni sensiz yaşadığım her an yıprandığımı bilecektin. Hergun biraz daha eridiğimi hissedecektin bir önceki gune nazaran. Sana her dönüşümde biraz daha parçalandığımı görecektin. Yüreğimde acın, aklımda sözlerin. Bana kalan tek şeyse gereksiz fakat bir kesik kadar acı ve gerçekçi yokluğun.imtihanımızın ayrı kaldığımız zamana dayanmak olduğunu söylerdin; oysa şuan ben senin yokluğunla sınanıyorum. Ve geçebileceğimi sanmıyorum bu defa.Diğer sınavlara benzemiyor ki bu sallayıp çıkasın. Bataklığa saplanmış gibi her çırpınışımda biraz daha batıyorum. Özlem mi bu? Yoksa aşktan mıdır? Peki ya aşk nedir? Özlüyorum, acı çekiyorum, parçalanıyorum; ama aşktır diyemiyorum. Nasıl derim ki bu aşktır diye zira ben kendime yaşıyor bile diyemezken.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sendeyim-44-siiri/</link>
<guid>1731285</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:37:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Tekrar</title>
<description>Bazen aylar sonra bir şarkı dınlersin, bedenin sanki yıllardır bu şarkıya muhtaç. duyguların mantığını yener, beynin saf dışı kalır. Dili olmayan kalp, bedenini ele geçirir. Dediklerini yapmazsan duracağını anlatır tehditkar atışlarıyla. Önce gözyaşların terk eder seni damla damla. Sonra kalbinde sıcak bir acı hissedersin. Henuz gitmiş, gideli birkaç gun olmuş gibi. Tazelenir acılar, kapanan yaralar tekrar kanar.Onu hatırlatacak bir seyler ararsın; yazılar, mesajlar, çizimler, konuşmalar.. ama bulamazsın. kim bilir ne zaman çıkarttın hayatından. biraz daha acır kalbin, hayatından çıkardığın halde aklından ve yureğınden cıkaramadığın ne varsa kalbinin her atışında dağılır vucudunun dort bir yanına. elinden geleni yaptığın halde aklına gelmesine engel olamadığın için ağlarsın bu defa. o sana dilediği gibi sitem ettiği halde senin ona bir kez olsun ‘neden? ’ bile diyemeyişine ağlarsın.o seni yok sayarken senin onsuz bir gun geçiremeyişine ağlarsın. o dilediği gibi yaşayıp tum yuku sana yuklerken onu onsuz yaşayışına ağlarsın. çünkü sen ‘giden’sin. ve gidenler her zaman yukun tamamını tasımaya mahkumdur. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tekrar-35-siiri/</link>
<guid>1731283</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:36:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Hatırlamak</title>
<description>Piyano sesleri.. Ve ardından hafif dokunuşlarla müziğe farklı bir büyü katan keman.. Bizim şarkımız çalıyor. Tam unuttum derken seni hatırlıyorum yeniden. Çatal elimde, yediğim yemeğe bakıyorum, iştahım kesiliyor. Gözlerin geçiyor gözlerimin önünden. Ve birkaç damla yaş yavaşça süzülüyor yanaklarıma doğru. Ama ağlayamıyorum. Ruhumla, bedenimle, benliğimle aşık olduğum bu adama öylesine muhtacım ki, mecalim yok gelmeyeceğini kabullenmeye. Gelecek de diyemiyorum, bir çaresizlik burhanına kapılıyor bedenım. Tanrının hatalarımızı affedemediği gün geliyor aklıma. Başkasına gittiğimi sandığın fakat benim uçsuz bucaksız acı bir yola sürüklendiğim, sonunu bile bile ağlayarak seni terkettiğim gün.. Bu kez pişmanlıkla kavruluyor beklemekten yaşlanmış bedenimi. Sonra seni düşünüyorum, zaman kavramların geliyor aklıma. ‘ayrılmak mı? Ayrılırsak.. belki ölmem ama uzun bir süre yaşamış da sayılmam. bana ne olur onu da bilmiyorum. tek bildiğim seni asla unutmayacağım. sen farklısın, herkesten farklı.’ gözlerimden akan sıcak damlalar çehremden damlarken hafifçe gulumsuyorum. şuan kimle olduğunu bilmiyorum. ne yaptığına ya da ne hissettiğine dair de en ufak bir fikrim yok. sadece ayrıldıktan 1 ay sonra başka birinin peşinden koştuğunu anımsıyorum. bir de öğrendigimde kalbimin ne kadar acıdığını unutamam. verdiğin sözler, yeminlerin, yazıların kufur gibi yankılanmıştı zihnimde. kurduğumuz hayallerin yalan olabileceğine inanmamsa bir hayli zaman aldı. Aradan seneler geçti, ben de değişmedim değil. Hatta hepsine alıstım da, en kötüsü ‘oğlumuza’ beraber seçebileceğimiz yuzlerce isim varken ‘oğluma’ senden habersiz senin adını vermek.. işte bu gerçekten çok acıtıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hatirlamak-20-siiri/</link>
<guid>1731281</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:34:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 <item>
<title>Uzak</title>
<description>Şimdi her zamankinden daha uzaksın bana. Kilometrelerin de ötesinde, bir ölü gibi dokunulmaz. O kadar uzaksın ki hiçbir paralel evrende dahi ellerimiz birleşmiyor, gözlerimiz buluşmuyor. Acısıysa daha derin, merkezin tam ortası. Hükmü yetersiz düzinelerce kelimenin dile geldiği apansız bir boşluk. Ruh. Kalp değil, beyin değil, kol değil, bacak değil. Ruh. Deriden daha büyük, candan daha can. Acısıysa daha hain, en keskin bıçaklardan daha keskin. Yazıldığı gibi hissedilmeyen onlarca kelimeden insafa gelen birkaçının verdiği kısa ömürlü heyecan ve neşenin ardından kalan cani kelimeler topluluğunun yarattığı depremin şiddetinden sarsılıp savrulan ruhun hasta ettiği beden. Bazen ben. Bazen sen. Bazense hiç olamayan biz. Harf kapasitesine aldanıp anlamı azımsanmaması gereken kelimeler. Bunlar gibi yuzlerce, binlerce, milyonlarca kelime topluluğu. Biraraya geldikleri cümleler. Ellerimizi bırlestıren paragraflar, gozlerımızı buluşturan sayfalar. Ölümün ötesine geçen yapraklar. Ve bunca şeye rağmen geri dönmeyen kalbin, sahip olamadığım sevgin. Önüne geçemediğim tek gerçek. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzak-136-siiri/</link>
<guid>1731275</guid>
<pubDate>2012-06-17T20:28:00+03:00</pubDate>
<author>Şevval Mirhan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
