<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Sevgili &#214;zbek Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Çanakkale</title>
<description>Vatanımın tekmil abidesinden bir kandil Bir destanla, bir vuslata yanıyor O en güzel şiir, bir türkü, o tek hilâl  Mehmet’in duruşu ve bir hikmet Bir devirden, bir iman ve bir rahmet </description>
<link>https://www.antoloji.com/canakkale-274-siiri/</link>
<guid>1977472</guid>
<pubDate>2014-03-18T09:26:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Ayna</title>
<description>...................Hemşehrim Atilla Biltekin’e  Bu şiiri 2010 yılında yazmış olmam gerekiyordu, ancak şimdi yazabildim.  O sen miydin gündüzleri bahçeleri uzatan Geceleri mahnı küfelerini yıldızlara ilmikleyen </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayna-418-siiri/</link>
<guid>1944784</guid>
<pubDate>2013-12-14T09:00:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Basit</title>
<description>Ey yanılmışlığım Bak Çay demledim Sofra hazır, sigara da var Güneşin doğduğu yerden Ansızın çıkıp gelsen </description>
<link>https://www.antoloji.com/basit-25-siiri/</link>
<guid>1893336</guid>
<pubDate>2013-07-28T21:18:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Leyli Dost</title>
<description>Dün geceydi Henüz başlamıştı yalnızlığım Gönül aşkta, türküler kuruldu Leyli dost geldi sohbete duruldu Ordan burdan derken uzak buruldu  </description>
<link>https://www.antoloji.com/leyli-dost-2-siiri/</link>
<guid>1885508</guid>
<pubDate>2013-07-08T00:45:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Farkındalık</title>
<description>Bu gün günlerden Cumartesi Akşam çoktan bitti Gece yarısı, ve yer yüzü penguen Ben hâlâ uyumadım, uyuyamadım Gündüzle tün arası bir hâldeyim Ay karanlık, düşünüyorum </description>
<link>https://www.antoloji.com/farkindalik-44-siiri/</link>
<guid>1875825</guid>
<pubDate>2013-06-09T20:35:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Devoilement</title>
<description>Les rayons de soleil transpercent les nuages de coton et viennent se déposer délicatement sur les feuilles tremblantes des arbres. L'astre mère, généreuse de nature, les inondent de la chaleur de sa présence pour les nourrir. Je tends ma main vers la lueur de cristal. J'imagine que j'attrape les filaments d'or, comme lorsqu'enfant, je jouais avec les papillons, me glissant entre les doigts. Suspendu dans l'air du temps, ils dansent sur la paume de ma main. Je les regarde, immobile, émerveillée. Les papillons de lumière me dévoilent le chemin, celui de la connaissance du monde. Leurs ailes sont momentanément des miroirs qui reflètent la face invisible des mystères de la vie. Je vois des formes, qui défilent et se métamorphosent, et alors je comprends. Je comprends, puis je souris. La lumière me nourrit à mon tour, mais devenu trop forte, commence à m'aveugler. Je ferme subitement les yeux. Les papillons s'envolent. Les rayons de soleil disparaissent, pour éclairer d'autres âmes,  assoiffées. </description>
<link>https://www.antoloji.com/devoilement-siiri/</link>
<guid>1836237</guid>
<pubDate>2013-03-02T12:30:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Martial</title>
<description>C’était la première semaine de la formation Ses cheveux courts couleur d'or Ressemblait au soleil qui se couche Petit à petit il nous a refroidit Et a amené l'obscurité à la lumière  </description>
<link>https://www.antoloji.com/martial-siiri/</link>
<guid>1816394</guid>
<pubDate>2013-01-14T15:40:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Âşkın Şehidi</title>
<description>Kerbelâ vakası üzerine bildiklerim tarih kitaplarından ve çocukken ailemden aldığım bilgilerle sınırlı kalmıştı. Ve bize o vakit anlatılanlar, yalnızca Hazreti Hüseyin’e ağlamak içindi. Göz yaşlarımızı akıtırken o çocuksu yüreklerimizle, zulmün ciddiyetini anlıyorduk. Fakat Aşkın Şehidi (Kerbelâ)   kitabını okurken, bir bir canlandı o zulmün kapalı sahneleri gözümde! Her şey daha bir aşikârdı ben de! Aklım şaştı okudukça ve o anları orada yaşar gibi, yüreğim derinden yandı. İmam Hüseyin ve onun yoluna kendilerini adayan yoldaşlarına yapılan zulümler yüreğimi bir başka sızlattı… Dedesinin torunu, babasının oğluydu… Kerbelâ’ydı. Orada yaşam, kan ve gözyaşıydı ve susuzluktu…   « And’olsun güneşe ve yükselen aydınlığına! Ve onu izleyen aya. Onu ortaya çıkarttığında gündüze ve onu sarıp örttüğünde geceye! And’olsun nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene! »  «  Işığını hakîkat’ten alıp ona yönelen ve ondan sonra insanı aydınlatan ay, insandaki kalbin nışanıydı. »  </description>
<link>https://www.antoloji.com/askin-sehidi-siiri/</link>
<guid>1725360</guid>
<pubDate>2012-06-02T12:07:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Gün Olur Asra Bedel</title>
<description>Aytmatov’un çok tanınan eserlerinden biri olan “Gün Olur Asra Bedel” esas itibarıyla Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal ve kültürel sorunların bir öz eleştirisidir. Aytmatov, romanında, geçmişin efsaneleriyle geleceğin bilim kurgusunu harmanladığı çok özel bir teknik uygulamıştır.  Çağdaş romancılığın başyapıtlarından biri olan Gün Olur Asra Bedel, aslında yalın bir kurguya dayalıdır. Uçsuz bucaksız bozkırların kuş uçmaz kervan geçmez köşelerinin birinde yaşamını sürdürmeye devam eder…  Aytmatov romanında, sıradan bir yaşamdan, ulusal ve toplumsal sorunlara gönderme yapar. Kırgızistan’ın uçsuz bucaksız bozkırlarının birinde Sarı Özek’teki basit ve tekdüze bir yaşamın; demiryolcu işçisi Yedigey’in, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşadığı çelişkilerin öyküsüdür. Çevre ve kişiler, bize pek yabancı olmayan, Orta Anadolu bozkırlarının ve halkının adeta bir kopyasıdır. Aytmatov’un yapıtlarında başlangıç, aynı zamanda bitiştir. Başlayan her şey biter, biten her şey de yeni bir başlangıçtır. Zamanın erdiği bozkırlarda, gün, yüzyıl kadar uzun; geçen yüzyıllar ise bugün kadar yakındır aslında. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gun-olur-asra-bedel-siiri/</link>
<guid>1714009</guid>
<pubDate>2012-05-05T13:30:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Pour toi</title>
<description>Laventure de la vie ma porté à toi Je suis comblée. Quand je te regarde Je mélève la montagne est face à moi  Je bois à leau de source pure, </description>
<link>https://www.antoloji.com/pour-toi-siiri/</link>
<guid>1702017</guid>
<pubDate>2012-04-07T19:49:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Arıyorum</title>
<description>Zaman sensizliği çok solluyor Tam üç koca eylül geçti, koskoca üç asır Önce Kars, Iğdır, Büyükkımılı Önce bizim yediğimiz yemlik, evelik kuşebbeği Önce yemeğimize giren erişte pilavı, ayran-aşı mercimekli Sonra Lilipar bulağı, yayla yeşili unnuca </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-ariyorum-163-siiri/</link>
<guid>1679996</guid>
<pubDate>2012-02-15T18:38:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Salkım Söğütlerin Gölgesinde</title>
<description>Fırat Sunel’den çarpıcı bir göç romanı...   Romanı okurken yazarın emeğine, bilgi toplama gayretine, türkçeyi en ince üslubuyla ifadesine hayran oldum. *Benim vatanım Türkiye değil, benim vatanım türkçemdir* dedirtiyor insana. Romanda ele alınan gerçekler, şimdiye dek bilmediğimiz ve bildiklerimizin ortasında olan boşlukların ötesini hem dolduruyor, hem de bilinmeyen arka perdeleri gün ışığına çıkarıyor.  İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, Gürcistan’da Ermeni, Yahudi, Gürcü, Azerbaycan ve Türk, farklı etnik aidiyeti olan insanların yaşadığı Ahıska’da, küçük Ömer ve Nika’nın dostlukları merkezinde yepyeni olayların gelişi anlatılıyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/salkim-sogutlerin-golgesinde-siiri/</link>
<guid>1665952</guid>
<pubDate>2012-01-17T22:34:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Dışarıda Kar Var</title>
<description>Bayram bitti çoktan, unutuldu bile. Yeni bayramlara ve yeni yaşamlara güneş çoktan doğdu birçok insanın dilinde. Bir çok insan için ise hâlâ karanlık. Hâlâ acılar var bir çok dimakta.  Dünyanın bir çok yerinde ve Türkiye’de, o uzaktaki insanın  batan güneşi, bizim yaşadığımızın lütfuna doğan güneşti.  İnsanlık zayiatları ile, umudun can arkasında saklanan düşler, Yüreğinde çocukların meneviş bakışları, ürkek biraz, acıtan </description>
<link>https://www.antoloji.com/disarida-kar-var-3-siiri/</link>
<guid>1639391</guid>
<pubDate>2011-11-23T19:55:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Baş Öğretmen Atatürk</title>
<description>Baş Öğretmen Atatürk  24 Kasım öğretmenler günü vesilesiyle, İnternet, Vikipedi ve Sinan Meydan’ın « Sarı Paşam » kitabından faydalanarak, Ata’mızı birlikte okuyalım.  Atatürkün dünya görüşünün temelinde muasır medeniyet dediği İlim ve Bilim (Batıya özgü)   Medeniyeti ana fikri yatmaktadır. Atatürk, Doğulu ve İslami bir toplum olan Türk Toplumu için Tanzimattan beri yenilenme ve bilime yönelme hareketine inanmıştır. Onun bu inancı tavizci değil, mutlak ve radikaldir. Onun Batıcılığı tavizci değil, bütüncü ve samimidir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bas-ogretmen-ataturk-2-siiri/</link>
<guid>1639389</guid>
<pubDate>2011-11-23T19:54:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Ayrılık</title>
<description>Firkat-ı intizâr cavan çağları Mehhebet-i leb’e yazabilmirem Mihr-ü mah şeb-î yavan dağları Vuslat-ı dide’ye dözebilmirem... (S.Özbek)  Ayrılıklar öğütür beni. Kavuşmalara her seferinde yüreğimle nöbetçi kalıyorum! </description>
<link>https://www.antoloji.com/ayrilik-1269-siiri/</link>
<guid>1592030</guid>
<pubDate>2011-07-31T18:06:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Yaz</title>
<description>Zamanı yıllarla tartmak  İşe yaramaz kimi vakit Hatta çoğu zaman kendiyle bile... Yaşanır, geçer gider, Geçmez sandıkların bile..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yaz-124-siiri/</link>
<guid>1583595</guid>
<pubDate>2011-07-10T19:50:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Göydağ’da Yağmur Yağdı Gözlerime</title>
<description>Haziran 2011 Büyük Kımılı köyünden Göydağ ya	ylasına gitmek için sabah erkenden yola koyulduk. Üç saat, yol boyunca uçurum kenarlarından, taşlı yollardan, koltuklarımızda sıçrayarak, ayaklarımız yerden kesile kesile, ve sanki atlı karıncalardaymışız gibi, kahkahalarla devam ettik. Ben arabanın taşlı yollarda limitin üzerinde hızlı gitmesine alışık olmadığım için, minibüs her an devrilecek diye arada bir korkuyordum. Yol boyunca doğanın el değmemiş muhteşemliğini izlemek ise bir başka keyifti! Yemyeşil ovalar, tepeler ve dört bir yanın çevrili olduğu dağlar tüm görkemliği ile bizimleydi; gittikçe yükseklere çıkıyorduk. Temiz ve pâk hava tebessümle esiyordu genizlerimizde ve nihayetinde yaylaya varmıştık…  Yayla, tüm muhteşemliği ile gözlerimizin önündeydi. Allah’ım bu ne güzellikti! Gözlerim, bedenim, ruhum inanmıyordu bu harikuledeliğe! Dört bir yanı dağlarla çevrili ve yatay şeklinde yukarıdan aşağılara doğru edalı gelin gibi süzülerek kurulmuştu yayla. Her yanı yemyeşil, hiç görmedimiz çiçekler ve beyaz papatlarla kaplıydı. Kuş ekmeği dediğimiz yenilir bitki ise hiç görmediğim şekilde yorgan gibi örtmüştü toprağı ve toprak sanki ev sahipliğini yalnızca kendisi üstlenmiş gibi, kapılarını sonuna kadar açmıştı. Kayalar yer yer birlik olmuş,  tepeler ise grup grup sal taşları bağırlarına basmış, adeta anıtlaşmışlardı! Taşların arasından bile rengarenk çiçekler fışkırmıştı. Silim soğanı her yerde mis gibi kokuyordu!  Orta yerlerde dağlardan kar suları ve kaynak suları birleşerek çaylar oluşturmuştu. Çayların kıyıları ise yarpız, su sandalı ve daha adını bilmediğim bir çok bitkilerle kaplıydı. Çayın hemen yanında esger (asker)    bulağı, soba borusu takılarak kaynak suyun akmasını sağllıyordu. Buz gibi nefisti su! Tanrı’nın bizlere sunduğu bu armağan, keşfedilmek için duruyordu. Gökyüzü tam başımızın üzerinde, elimizi atsak dokunacak gibiyiz. Yer yer bulutlu, yer yer güneşliydi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/goydag-da-yagmur-yagdi-gozlerime-siiri/</link>
<guid>1583593</guid>
<pubDate>2011-07-10T19:48:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Pencere</title>
<description>“Kadın annedir, bacıdır, teyze ve haladır, o cana candır, canandır. O sevgili’dir…   Gürültülü bir dünyanın penceresinden şehrimi seyrediyorum. Hâlâ beyaz neçehli annemle, Kars’ımızın gülbengili teyzelerini görüyorum.  Hâlâ serhat şehrimin küçük köprüsünden, her an hasret duyduğum o gurbet trenleri geçiyor”…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/pencere-158-siiri/</link>
<guid>1530069</guid>
<pubDate>2011-03-20T09:37:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Feodal Kırıntılar (öykü)</title>
<description>'Aşağıda okuyacağımız, Avrupa topluluğuna girmek isteyen Türkiye’mizde, feodal kültürün kırıntılarından alınan gerçek bir yaşam öyküsüdür. Olay doğunun başkenti Kars’ta yaşanmıştır.' ******* -Ooo cinciloş, hos geldin,  nasılsın, ne zaman geldin?  Sarılmak istedi cincoloş ağabeyisine Garibe, fakat ağabeyinin gergin duruşuyla soğukca  tokalaştılar. Sanki iki kardeş değilde yeni tanışan iki yabancıydılar. Garibe onun duvar gibi katı duruşundan, duvara çarpılacakmış gibi hissetti kendini. Ağabeyinin bu soğukluğu karşısında biraz şaşırmıştı, ama kendi kendine: “zaten abim soğuk biriydi”  diyerek geçiştirmişti.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/feodal-kirintilar-oyku-2-siiri/</link>
<guid>1517629</guid>
<pubDate>2011-02-20T14:32:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgi Nedir</title>
<description>Sevginin tanımına geçmeden evvel, Dale Carnegie’den severek okuduğum bir hikayeyi birlikte okuyalım.  Rüzgâr bir gün Güneş'e, kendisinin ondan daha güçlü olduğunu ileri sürdü ve bu savını kolaylıkla kanıtlayabileceğini söyledi. 'Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun? ' dedi. 'Kuvvetlice estiğimde onun sırtındaki paltoyu, senden daha çabuk söküp, alabilirim. 'Güneş, rüzgârın bu sözlerini duyunca onunla yarışa girmeyi kabul etti ve bir bulutun arkasına çekilerek, rüzgârın yapacaklarını seyretmeye hazırlandı. Meydanın kendisine kaldığını gören rüzgâr, bir fırtına gücüyle esmeye başladı. Fakat şiddetini arttırdıkça, yaşlı adam da paltosuna o kadar daha sıkı sarıldı. Rüzgâr, bu işi başaramayacağını anlayınca yarışı bırakmak zorunda kaldı. Onun tüm yaptıklarını bulutun arkasından izleyen Güneş, rüzgârın yarıştan vazgeçmesi üzerine, bulutun arkasından sıyrıldı ve büyük bir sevecenlikle yaşlı adama bakarak, ona tüm içtenliğiyle sımsıcak bir biçimde gülümsemeye başladı.  Güneş'in sıcaklığını giderek arttırması karşısında yaşlı adamın yüzünde bir rahatlama ifadesi belirdi. Sırtından paltosunu çıkardı ve arkasındaki tümseğe yaslanarak, Güneş'in karşısında keyifle uzandı. Güneş, daha güçlü olduğunun bu kanıtı karşısında rüzgâra bir de şu öğütte bulundu: sevgi ve dostluk her yerde ve her zaman kabalık ve zorbalıktan daha güçlüdür.'  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgi-nedir-42-siiri/</link>
<guid>1514246</guid>
<pubDate>2011-02-12T13:55:00+03:00</pubDate>
<author>Sevgili Özbek</author>
</item>
 </channel>
</rss>
