<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Serkan Kurt Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kitap Okumak Kötü Birşey</title>
<description>Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum, ama sanırım beş ya da altı olabilir. Anneme sürekli babamı soruyordum; annem gözlerime bakmadan “gelecek” diyordu. O yaşlarda insan babasını özlüyor yüzünü bile hatırlamadığı babasını. Sonra dedemle annem konuşurlarken duydum, babamın cezaevinde olduğunu yakında da çıkabileceğini. Cezaevi neydi? Neden ordaydı? Orda başka çocuğu mu var diye düşünüp dudaklarımı büküp ağlamıştım defalarca. Dedem radyolarda sürekli haber dinliyordu “sosyalizmim, faşizm, kominizim” gibi cümlelerle o gün tanıştım ve idamı o gün öğrendim. İdam edildi diyordu haberlerde. İdam ne demekti, o zaman anladığım kadarıyla kötü bir şey ki, dedem çok kızmıştı. Ne olursa olsun anneler, babalar kadar, bu darbeden en çok çocuklar zarar görmüştü, hatta o darbe çocuklara yapılmış en büyük haksızlıktı. Babamın eve geleceği haberi üzerine annem hazırlanmış bende uzun yıllardır görmediğim babamı görecektim; ilk defa daha önce iki yaşındayken gördüm sanırım, ama hatırlamıyorum. Bir köşede başımı dizlerime yaslayarak kocaman yeşil gözlerime uzun sarı saçlarım düşmüştü. Bir kedi gibi saklanmıştım bir köşeye, beni görüp kucağına alıp öpmesini hayal ediyordum. Eve geldiğinde buruk bir bayram havası vardı; evde babam zorlukla yürüyor ve kambur duruyordu ayaklarının üzerine basamıyor ve doğrulamıyordu yüzünde de bir acı ifadesi vardı. Babam beni görmedi bile odasına girdi; uzunca uyudu bende yanına gitmek istiyordum, ama utanıyordum ne de olsa yeni tanışmıştık, ne kadar babam olsa da beraber hiç top oynamamıştık. Bana hiç oyuncak almamıştı, horoz şekeri pamuk helva bana hiçbir şey almamıştı bu kimin suçuydu? </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitap-okumak-kotu-birsey-siiri/</link>
<guid>1830906</guid>
<pubDate>2013-02-16T21:19:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Şair Ve Ölüm</title>
<description>bir şair vurulmuş köşe başında  cebinde buruşmuş birkaç kağıt parçası yağan yağmur silmiş bütün aşkları ya yerdeki kan diyor sokaktan geçen biri  bir şair vurulmuş köşe başında </description>
<link>https://www.antoloji.com/sair-ve-olum-siiri/</link>
<guid>1830900</guid>
<pubDate>2013-02-16T21:08:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Korkak Martı</title>
<description>O sabah çok erken uyandım, kahvaltımı ayak üstü edip, sırt çantamı kaskımı alıp dışarı çıktım. İstanbul da arabayla bir yere gitmek güzel bir günün içine edebilirdi! Haftada bir kaç kere bine bildiğim motorumu çalıştırdım kalp atışlarım şimdiden hızlanmıştı, bir süre motorun sesini dinledim. Klasik bir şarkı gibiydi. Kaskımın içinde hafif bir melodi geliyordu ’Ezginin günlüğü Martı ’ çalıyordu. Motor kullanmak beden olarak yorsa da ruhen dinlendiriyordu beni. İki saatlik yolun son yarım saatinde heyecanlanmaya, korkmaya başlamıştım. Korkuyordum çünkü; yükseklik korkum vardı. O yamacın ucundan kendimi boşluğa bıraktığım o ilk sahne ne kadar güzel görünse de, beni korkutuyordu. Bu korkuya rağmen bunu zevkle yapacaktım. O yokuşu tırmanmaya başlamıştım, yanımdan eşli grup halinde otomobiller, motosikletler geçiyordu. Bu uzun yolun ardından nihayet o yamaca gelmiştim, kalabalıktı. İçimde çocuksu bir sevinç vardı. İlk ata bindiğim an geldi aklıma sevişirken her iki kişininde orgazm olması gibi bir zevkti bu. Hazırlıklar ve sıramın gelmesi bir buçuk saati bulmuştu. Beklemekten nefret ediyordum. Ve cılız adımlarla koşmaya başladık dizlerim titriyordu, aslında tüm vücudum titriyordu. Kendimi kontrol edemiyordum, yükseklik korkuma rağmen atladık. Gökyüzünde süzülmeye başlamıştık. Kendimi çıplak hissediyordum, rüzgarın yüzüme vurması ve kulaklarımda ki o uğuldama. Güneşe dayanamayan yeşil gözlerim kısılmıştı ve yaşlar akıyordu. Gökyüzünde süzülürken aklıma bir sürü güzel şey geliyor ve nedense yere indiğimde hepsi üzerimden uçup gidiyordu. Gökyüzünden aşağıya bakmak insanı daha da çok korkutuyordu. Sekiz ya da dokuz yaşındayken bahçemizde bulunan tek katlı kullanılmayan piriketten örülme bir kulübe vardı. Ağaçtan pekte kullanılmadığı için sağlam olmayan birde merdiveni. Arkadaşlarımın oyunundan sıkıldığımda yada birine küstüğüm de ’en çokta anneme küserdim’ o sağlam olmayan merdivenden düz zemine çıkıp külebenin tam ortasına sırt üstü yatar, gökyüzünü seyrederdim. Biraz kenarda dursam düşeceğimden korkardım. Yaşımdan büyük düşler kurar kendime bir dünya oluştururdum. Bu benim en çok keyif aldığım oyundu. Hatta tel ve makaradan yapma arabamdan bile çok seviyordum düşlerimi. Annemin sesiyle daldığım düşlerden uyanırdım ve hiç gitmek istemezdim. Çok sonra büyüdüm, ama o korkuyu hala üzerimde taşıyordum. Korktuğum için motorla sürat yapıyordum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/korkak-marti-siiri/</link>
<guid>1830896</guid>
<pubDate>2013-02-16T21:05:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk Bazen Bir Cesettir</title>
<description>Ve aşk bazen bir cesettir… Ey sevgili seninle zamana doyamadığım sevgili. Gözlerin umudumun adı olmuşken. Hepimiz bazen bir katil oluyoruz. Katil de biz, azmettirende. Oysa sevmeler sevişmeler olmalıydı sabahlara kadar. İçinde hissetmeliydim aşkın sahipsiz kanatlarını. Özgür bir kuş olmalıydım. Korkmamalıydım hata yapmaktan.  Gözlerin en temiz yolum olurken. İntihar sohbetleri yaşanıyordu soluksuz gecelerde ve bazen aşk bir cesettir diye başlıyordu her sözümüz. Tüm katillere inat yudumluyorduk şarabımızı pür telaş gecelerde.  Adımızı yeniden yazıyorduk buruşmuş kâğıtlara. Çünkü aşk bazen bir cesetti. Gözlerini kan bürümüş benzi soluk insanlar vardı sokakta. Benim tanımadığım yüzlerdi, hepsi birbirine benziyordu. Korktum, sarıldım yine sana. Sarıldın bana aşk dedin saçlarımı okşadın. Sonra donuk donuk baktın sana ait olmayan bir yüzle. Ve dedin ki aşk bazen bir cesettir… </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-bazen-bir-cesettir-siiri/</link>
<guid>1827636</guid>
<pubDate>2013-02-09T18:10:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Katilin Yüzü</title>
<description>Katilin yüzü biraz sana benziyordu. Ağır adımlarla geldi. Korkmadım gelecek acılardan. İçimdeki gemileri anlattım heyecanla. İlgilenmedi, yavaşça soydu beni. Ben heyecanla anlatıyordum. Şehvetle bakıyordun, benim dünyamdan habersiz sevişmeler hesaplıyordun. Bir çıkarıyor üç ekliyordun. ‘Işık dedin.’ Işık gerekli dedim. Aslında haklıydın katili tanıma-malıydım. Ben içimdeki şehirden bahsediyordum. Sen, gözlerimden, tenimden, vücut hatlarımdan. Ben korkuyordum, soğuk sevişmelerden, titriyordum. Her dokunuşunda soğuk terler boşalıyordu vücudumdan.  Heyecanla anlatıyordum, deniz kenarında yaşama isteğimi. Sus dedin, parmağın dudağıma değdi. Sonra, dudağın dudağıma. Midem bulandı niye bilmiyorum yüzün çok güzeldi. Ama içindeki şehir bana ait değildi. Aşk, karnımda o karıncalanma dizlerimin bağıda çözülmemişti, hiçbir şey yoktu sana ilişkin. Tenim alışmıştı sevmeden sevişmeye, ruhum intihara teşebbüs ediyordu her kirlenmede. Durmadı devam etti. Yenilgiyi kabul ettim ağlamak anlamsızdı aynalarda göremediğim yüzlere. Tenimde ucuz bir film senaryosu işlenirken, senin içinden bir şehir boşalıyordu. Katilin yüzü sana benziyordu. Dün gece sokakta vurulmuştu yerde yatıyordu, kanlar içinde. </description>
<link>https://www.antoloji.com/katilin-yuzu-siiri/</link>
<guid>1827634</guid>
<pubDate>2013-02-09T18:08:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Tüm Kent Kanıyordu…</title>
<description>Dünden biraz daha fazla kanıyordum, biraz daha anımsayarak gerçekleri kabullenmeye çalışıyordum. Bir balıkçı teknesinde rakımı yudumlarken farkına vardım, kendi kendime verdiğim sorumlulukları… O an kimseyle konuşmak istemediğim için dalgalarla hafif hafif sallanan tekneye suya hiç buluşmadan rakımı yudumlamak, bir türküyü dilime dolayıp çaresiz yatağıma uzanmaktı isteğim. Kendimden kaçmak isterken omuzlarımdaki yük beni bana yeniden anımsattı, daha tatsız yudumladım rakımı. Belki de kısa bir tatile çıkmalıyım, önemsemeden zamanı kısa bir tatil olduğunu kendime haber vermeden küçük bir çanta hazırlayıp ağaçların gölgesine saklanmalıydım. Güneş aya küsmeden oltamı denize sallayıp rakıma meze olacak balıklar tutup ellerimle yemeliyim. Sabah yataktan çıkmak için saate bakmadan uyanmak istiyor ve birileri tarafından uyandırılmak istemiyordum.  Küs müydüm kendime? Çocukken kardeşimle kavga ettiğim anlar geldi aklıma; işaret parmağıyla başparmağını birleştirir boz, derdi. Sanırım kendime küstüm, ne zaman barışacaktık.Çok uzun bir ayrılık oldu bu, uyandığımda yine mi gelmedi? ,diyeceğim. Bu tekneye gelirken kimsenin oturmadığı bir bankta üç kişi şaraplarını yudumluyordu, kimseyi önemsemiyorlardı. Yanlarından geçerken onlara imrenerek bakan gözlerimi,180 boyundaki cılız bedenimi fark etmemişlerdi bile. İşte o an tekrar kanadım, kapanmayan yaralarım biraz daha acıdı. Yapmam gereken işler tekrar aklıma geliyor, erken yatıp iyi görünmem, çok fazla içmemem gerekiyordu. Aslında bu gece bir banka oturup sabahın olmasını beklemek uzun uzun uzaklara bakmak, görmediğim yerleri görmek istiyordum. Bir kahkaha attım masamda rakım ve mezemden başka kimse yoktu. Niye güldü bu adam diyen olmadı. Derin bir sohbet ve kulağımda bir birine karışan sesler beynimi kemiriyordu. Burada daha fazla durmak istemiyordu ağrıyan başım. Ayaklarım beni taşıyabilecek miydi acaba? O kadar ağırdı ki bu cılız beden yalnız olmak istiyordum bu yüzden tek başıma gelmiştim giderken kendimi eski bir şarap mahzenine kilitlemeliydim, şarap kokusuyla uzun zamandır hatırlayamadığım kendimi kendime getirebilirdim. Mahzende yok.Kesinlikle bu bankta üşümeliydim titremeliyim yorgun ceketime sarılıp bu bankta kıvrılmalıydım. O an bir anlık refleksle garsondan hesabı istedim. Evine erken gitmek isteyen garson bir müşteri daha gidiyor diye seviniyordu. Sallanan tekneden suya bulaşmayan rakımı ardımda bırakarak üşüyen bir banka oturdum. Çevremde kimse yoktu dalga sesleri bana eskiyi hatırlatıyordu. Eksik kalmış çocukluğumdaki acı tekrar sızladı sırtımda. Babamdan izin almadan 14 yaşımda dört arkadaşımla birlikte denize gitmiştik. O günde böyleydim sahil kenarında ayaklarımı suya sokup vuran dalgaları izliyordum gözlerimin görmediği uzakları görmeye çalışmıyordum, güneşten yanan vücudumdaki yanıkları babamdan saklayıp uslu bir çocuk gibi bir köşeye oturdum. Babamın büyük ve güçlü elleri omzumda patlayınca tüm vücudum sızlamıştı ve acımı babama fark ettirmemek için dişlerimi sıkıp sessizce avazım çıktığınca bağırmıştım. Babam beni severken canımı yakmıştı. Şimdide sırtımda aynı acı titreyen vücudum çıkmayan avazım var.  Bu sabah koşmayacaktım. Spor olsun diye koştuğumu sanıyorlardı, onlara gerçeği söyleme gereği duymuyordum. Ben sabahları rahatlamak için koşuyordum gerçi buda artık beni rahatlatmıyor ya bir süre daha kendimi avutabilirim. Her an her saniye bir şeyleri anımsıyor bazen yüzümde bir tebessüm bazen de kırış kırış kararmış düşünceler beliriyordu. Yaşlı bir adam oturdu yanıma sigaradan sararmış uzun sakalları arasında yüzü görünmüyordu. Bana bakmıyordu oda benim gibi uzaklara bakıyordu, yüzüme bakmadan terk mi etti seni, dedi. Onun aradığını bende aramış gibi gözlerimi görmeye çalıştığım uzaklara diktim. Evet, terk etti onun gelmesini bekliyorum, yaptığı suçun farkına varan çocuklar gibi küçük bir köşeye sıkıştım. Bilirim ben o sıkışmayı dedi yorgun ve umutsuz sesiyle. Yıllar önce girdim o köşeye. Herkesin bir acısı yaralı bir geçmişi vardı, bu yaralar kiminde sık sık kanıyor, kiminde ise varlığını hissettirmiyordu. Yanımda oturan yaşlı adam konuşmak için beni seçmişti. Kim bilir bana anlatacağı acıyı daha önce kaç kişiye kaç defa anlatmıştı. Karım beni yirmi bir yıl önce işsiz kaldığım için karanlık bir adamla terk etti. Ondan sonra her şeyi boş verdim, gerçi bir ara onları bulup kafalarını mermilerle doldurmak istedim son mermiyi de kendime ama silah alacak param yoktu. Zamanla unuturum dedim acım dindi ama izleri çok ağır oldu. Onu anlamaya çalıştığımı anlayınca daha da derine inmeye başladı. Sıradan bir hikâyeydi günümüzde bunu yaşayan yüzlerce insan vardı ama yanımdaki adam kendini o gidişe adamıştı, acısının dindiğini söylerken bir an bile unutamadığı o anı defalarca yaşadığının farkında değildi. Öylesine alışmıştı ki yaşadığına. Meraklanmıştım sonra bir daha karşılaştın mı, diye sordum? Gözlerini göremediği uzaklardan ayırmadan boşlukta kalmış bir cevap verdi. Geldi yıllar sonra geldi, yüzü kırış kırış geldi. Yırtık ceketinin cebinden filtresiz bir sigara çıkarıp yaktı. Derin bir nefes aldıktan sonra…Beni terk ettiği adam onu başka biriyle terk etmiş.Çaresizdi geldiğinde. Onunla büyük bir aşkla evlenmiştik. Yüzüne baktığım zaman içim hoplardı, o an yüzünü gördüğümde Azrail görmüş gibi oldum, korktum çok korktum yine benden ne alacaktı kaç kere daha öldürebilirdi gözlerine kinle bakarken bunları düşündüm. Yalvaran gözleriyle bana bakıyordu yaptığı hatanın farkına varmıştı. Bu sefer ben onu terk ettim. Öyle emin adımlarla yürüyordum ki sırtımı döndüğümde arkamdan seslenemedi bile. Artık o eve gitmiyorum evlendiğimizde tutmuştuk orayı… Ona bıraktım o iki odayı ve acıları. Kendime dair ne varsa unutmuştum. Bu yaşlı adam çok mu korkaktı, aşk, bir kadın insanın hayatını bitirir miydi? Bence kendisiyle kavgalıydı; hayata küskünlüğünün altında bu terk ediliş yoktu. Uzun bir süre konuşmadı. Sigarasını söndürmeden yenisini yakıyordu ve soğuğa aldırmıyordu. Yine kendimle kalamamıştım. Seni niye terk etti, dedi. Beni ben terk etmiştim, her gün aynı şeyleri yapıyordum. Bir zamanlar çok sevdiğim bu iş şimdi bana tarifsiz sıkıntılar veriyor. Hayallerimi gerçekleştirmek için önceden savaş verirdim ve hep kazanırdım. Şimdi hayal kurmak bile zor geliyor, oysa yazın gelmesini bekliyorum, çokta umutsuz değilim aslında bunlar değil sıkıntılarım adını bilmediğim acılarım kanayan yaralarım var. Uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra yaşlı adam sırtımı okşayarak yanımdan usulca ayrıldı, ağır adımlarla gözden kayboldu. Biz acılarımızı öyle benimsemiştik ki onları şefkatle seviyor, zaman zamanda kanamasına yardımcı oluyorduk. Sabahın erken saatlerinde insanlar sokağa dökülmeden yatağıma girmek istiyordum, bir yandan da bütün gün burada oturup insanları seyretmek onları, yüzündekileri, söyleyemedikleri acıları anlamak istiyordum. Yatağıma girdim seçimi yaptıktan sonra, uzun bir gece olmuştu benim için. Yaşlı adamı düşündüm onu terk eden kadını geri dönmesi için beklemişti, onu seviyordu yaptığı hatanın affını dilemesini beklemişti, gururuna yenildi. Onu sevseydi affedebilirdi her şeye rağmen. Yaşlı adamın yaşadığını yaşamak istemezdim, o yaşlı adam yıllarca geri dönmesini beklemişti çünkü içinde büyük bir kin vardı, oda onu terk etmeliydi ki; istediği de olmuştu. Ama acılarını dindirememişti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tum-kent-kaniyordu-siiri/</link>
<guid>1827630</guid>
<pubDate>2013-02-09T17:54:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Karanlık Bir Adamım</title>
<description>Ben karanlık bir adamım kendini aydınlatamayan. Kanayan yerlerimi sar diyorsun uçuklu dudaklarınla. Karanlık bir adamım saçlarını taramayan.  Yaşlı bir sonbaharım yaprakları dökülmüş. Çocukluğumda bıraktım uçurtmalarımı, horoz şekerimi. Tenha sokaklarda geziyorum, yanıp sönen sokak lambası gibi ürkütücüyüm. Yaklaşma bana, sana da bulaşır damarlarımda dolaşan. Ben aşk yoksuluyum, kirlettiğim tenlerle karşılaşıyorum sokakta, tükürüyorum yüzüme. Ellerimde kan, yüzümde eskiden kalma bir çizgi. Sevmeden seviştiğim kadınlar, nede çoklar. Nede çok utançlarım. Ben aşk yoksuluyum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-karanlik-bir-adamim-siiri/</link>
<guid>1827624</guid>
<pubDate>2013-02-09T17:44:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Keresinde Çok Güzel Ölmüştüm</title>
<description>Korkuyorduk doğruları söylemekten en çok doğrular korkutuyordu bizi. Hepimiz sahte bir yüz takmıştık, gerçeği kendimizden bile saklayarak. Gülermiş, severmiş, anlarmış gibi yapardık; gülmeden, sevmeden anlamadan. Öyle çoktu ki öyle alışmıştık ki benimsemiştik ki bize ait olmayan kokuşmuş maskelere. Kendimizi anlamadan başkasını anlayabilir miydik? İyi ya da kötünün ortası olmaz ya; iyi olurdu ya da kötü. Bir İran masalında sevdiği kadını arayan bir adam anlatılır, aynı ruhla başka bedenlerde. Adam kadını hiç beklemediği bir yerde bulur. Elinde kazma ile tarlada elleri nasırlı kadını bulduğunda adam çok üzülmüş, sevdiği yüzyıllarca aradığı kadını bulmuştu. Bir sebep kalmamıştı, yollara düşmemesi anlamsız olurdu ama adam mutsuzdu aramayı seviyordu özlemeyi kim bilir belki de acı çekmeyi.  Ne kadar tanıyorduk birbirimizi, en yakınımızdaki insana bile anlatamıyorduk. İçimizde sızlayan yaralarımızı… Biz hep ön bahçede oynuyorduk oyunları, ön bahçede otlar özenle kesilmiş, böceklerden arındırılmış tertemizdi. Aynı bizler gibi, aynada kanayan yüzlerimiz gibi. Ya arka bahçedeki otlar, uzun ağaçlarda böcekler bakımsız ama gerçek. Çünkü arka bahçeyi sahibinden başka kimse görmüyor. Arka bahçe bana sevdiğim bir sözü anımsatıyor. ‘İnsan söyledikleriyle değil sakladıklarıyla insandır’. Bizlerde ön ve arka bahçe gibiyiz. Ön bahçe bize ait olmayan bize aitmiş gibi gösterdiğimiz yüz arka bahçe iyi ya da kötü gerçeğin ta kendisi, insanın sakladığı korktuğu ne varsa sıkıştırılmış unutulmuş, zaman zaman utanılmış. Arka bahçe görülen değil saklanan yüzümüzdü. Bedenimiz kadar gerçekti.  Tiksiniyordum, kusuyordum çoğu zaman yalan bir günün gecesinde. Ne kadar gerçeklerdi. Neden sevmiyordum ben onları, neden bu kadar çok soru soruyordum kendime bu düzmece dünyada kurulan bu düzene ben neden alışamıyordum neden benimseyemiyordum. Terler içinde uyandım kızgınlıkla. Ve yine bir sözü anımsadım: “Kimseye muhtaç kalma kimseyi muhtaç etme.” Yüzlerce iz bulabilirdik geçmişimizde, fotoğraflarımızda. Anımsadığımızda canımız çok yanardı. İnan bu insancıklar beni korkutmuyor, tiksiniyorum kusuyorum hepsi bu… Şimdi bu kadar bokun içinde iyi olan bir şey yok mu? Varda sayısı mı az, dillerini mi yuttular, kalemlerini mi kırdılar, ürküp kabuklarına mı çekildiler? Oyunlar oynamıyor artık sokaklarda. Hava karardığında annesinin sesiyle eve çağrılan üstünü kirlettiği için azarlanan çocuklar yok. Bu düzen bu dünya kirlendi omuzlarına kadar pisliğe girdi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-keresinde-cok-guzel-olmustum-siiri/</link>
<guid>1827622</guid>
<pubDate>2013-02-09T17:42:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Affedin Beni</title>
<description>Kırmızı bir şarap, ayaklarımı ıslatan dalgalar ılık esen rüzgâr. Sessizlik, bir tek yoksun. Şikâyetçi değilim ayrılığın o vahşi tadını seviyorum. Çünkü ayrılık olmasa kaçacağım bir deniz kıyısı olmayacak ve ben ruhumu dinlendiremeyeceğim. Bekli de kimsenin hayatına dahil olmak istemiyorum, yeterince çaba göstermiyorum. Hayallerime sığdıramıyorum kimseyi atımın arkasına bindireceğim siyahlara bürünmüş, siyah ojeli bir prenses yok sanırım.  Ve ardımda bıraktığım kadınlar, küfredebilirsiniz bana, sokakta beni gördüğünüzde elinizde başka bir elle hiçbir şey yaşanmamış gibi davranabilirsiniz, kırılmam. Ya da yıllar sonra “Serkan tanıdın mı beni? ” diye sorduğunuzda pardon sizinle yatmış mıydık dediğimde o… çocuğu diyebilirsiniz hakkınız. Ya da hiç bunları düşünmeden benim aşktan bir bok anlamayan adam olduğumu düşünüp affedebilirsiniz beni… </description>
<link>https://www.antoloji.com/affedin-beni-6-siiri/</link>
<guid>1827621</guid>
<pubDate>2013-02-09T17:40:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Özgürlüğüm</title>
<description>Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim  Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda  Nazım Hikmet Ran  Yağmur sonrası ıslak bir banka oturduğumda ardımda kalabalık bir şehir vardı. Siren sesleri, seyyar satıcılarının bağırışları ve fahişelerin çığlıkları. Önüm de alabildiğine bir deniz. Eskisi kadar güzel değildi, kirlenmişti ama ben hala o maviyi görebiliyordum. Ve yağmurun ıslattığı o bankta oturmak sinir bozucuydu, popom ıslanmıştı ve üşüyordum bu hassas mideme, sancı ve ağrı olarak geri dönecekti. Yağmuru sevmiyordum, yağmurda şemsiye açmayacak kadar romantik değilim. Bu kadar hüzün bana fazla </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozgurlugum-28-siiri/</link>
<guid>1826064</guid>
<pubDate>2013-02-06T00:21:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Senle Ne de Sensiz</title>
<description>Tanıklık ediyordu herkes gidişine. Yan yanayken ayrı kalan ilk biz değildik. Buna alışmak istemiyorum. Kalbimde uzun sürecek sancılar bir bıçak gibi batıyor hassas yerlerime. Henüz bardaklar kırılmamıştı ki sevmem kırıntıları kesikleri ve o cam parçalarının kestiği parmaklardaki kanı. Sıcak bir çay gibi demliyorduk öfkemizi, nefretle içiyorduk. Gözlerimiz parlamıyordu güneş sıcaklığı yok artık   Yatağımda seviştiğim sen değildin, aklından geçtiği gibi değil sevgilim. Bir başkasını düşünmüyorum bunu hiç beceremedim. Gömleklerime sinen kokunu düşünmek isterdim mesela bu çok hoşuma gidiyordu bir zamanlar. Sen yanımda değilken yanımdaymışsın gibi. Şimdi yanımdasın ve tahammülüm yok ne sana nede o yosun kokuna.  Gece yine uyuyamadım uzun bir süre sağa sola döndüm olmadı, uyuyamadım. Hava aydınlandığında kan çanağı gözlerim kapanmış hatırlamıyorum. Rüyamda kendimi gördüm çocuktum eskisi gibi. Sarı uzun saçlarım kocaman yeşil gözlerimi sakladığı zamanlar. Yine gözlerim doluydu dizlerim kanıyordu tek hatırladığım bu. Ne anlama geliyor bu sevgilim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-senle-nede-sensiz-3-siiri/</link>
<guid>1825336</guid>
<pubDate>2013-02-04T11:55:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Utandım</title>
<description>Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür. Nietzsche  ilmlerde izlediğim o duygusal anlar hep burnunum direğini sızlatır. Sonra sorarım kendime gerçekliği var mı bunların? Böyle aşklar yaşanıyor mu? O meşhur çarpışma sahnesi, kitaplar elden düşer, göz göze gelinir vurgun yaşanır. Kendimi düşünüyorum o sahnede aşık olmazdım sanırım. Bu duygusuz olduğumdan değil, aşka da inanıyorum çok olmasa da. Sahilde bir araya gelip sarılan sevgililer altta yürek deşen bir fon müziği. Ne yapmalı izleyen? Filmden sonra oradaki kahraman olur bir süre, çok sürmez gerçek olmadığını filmlerdeki gibi yaşamadığını anlar. Sorun kimde aşkta mı sendemi?  Aşk bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir </description>
<link>https://www.antoloji.com/utandim-64-siiri/</link>
<guid>1825335</guid>
<pubDate>2013-02-04T11:53:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Uçağım Olsa Üstü Açık Ve Kırmızı</title>
<description>Bir uçağım olsa üstü açık Rüzgâr yalasa yüzümü Tepeden baksam size  Uzaklarda, hiç ayaklarımı sokmadığım denizde </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-ucagim-olsa-ustu-acik-ve-kirmizi-siiri/</link>
<guid>1825334</guid>
<pubDate>2013-02-04T11:51:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Ardından</title>
<description>bir şeyler söylenebilinirdi elbet ardından  senin ardından  hangimiz taşıdık sırtımızda çıplak tenimizi  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ardindan-127-siiri/</link>
<guid>1759833</guid>
<pubDate>2012-08-28T22:56:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Siler Belkide Herşeyi...</title>
<description>Mor halkalı gözleriyle tüm çektiği acılara rağmen gülümsemeye çalışıyordu, gülümsemek yüzünde eski bir dosttu nede olsa. Hastane kokusu ilk zamanlar midesi bulandırıyordu, o hep denizi koklamıştı, saçlarını rüzgara emanet etmişti. Şimdi saçları da yok, o ipeksi saçlar sökülmüştü sonbaharda yapraklarını döken ağaçlar gibi. Küçük ama çok istediği hayalleri vardı, sürekli aynı şeyleri anlatırdı. Hatta bunu düşünerek o acıları unuturmuş. Masal gibiydi, balıkçı kasabasında bahçeli bir evde yaşamaktı tek istediği, denizin dudağında. ’Denizin dudağımı olurmuş deme sakın diye eklemeyi de hiç ihmal etmezdi’ Belkide hiç gerçekleşmeyecekti. Bu aralar unutkanlıkta başlamıştı, bazen babasının adını unutuyordu.Unutmak, en çokta bu yıkıyor insanı. Sevgilini anneni babanı dostlarını hatırlamayacaksın. Gece ışıklar söndüğünde yorganın altına hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın, yastığın ıslanacak. Yorgun bedenin karnına bıçak sokmuşlar gibi acıyacak, bunu hiç kimse anlamayacak. Kurduğun düşler gönlünden kaçarcasına gidecek, düşlerin seninle saklambaç oynayacak. Saklanmayan sobe... Bu genç yaşta bu kadar acı ve bu kadar erken ölüm yakışır mı yüzüne. Çocuklarını sevemeyecek, burnunun direkleri sızlayacak bunları düşününce ve bağıra bağıra ağlayacaksın. Belki de unutkanlık için üzülmemeli, anneni, babanı, sevgilini, dostlarını unutmak, siler belki de her şeyi siler belki de tüm gözyaşlarını, tüm acını. </description>
<link>https://www.antoloji.com/siler-belkide-herseyi-siiri/</link>
<guid>1704920</guid>
<pubDate>2012-04-14T20:46:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Kan Ve Aşk</title>
<description>yalınayak bir fahişeye yürüyordu  kirli sokakta küfrediyordu itlere aşkı kıçında yaşayan itlere itlere itlere </description>
<link>https://www.antoloji.com/kan-ve-ask-2-siiri/</link>
<guid>1704183</guid>
<pubDate>2012-04-12T20:15:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Şeyleri Arar Gibi Şarkılar</title>
<description>Bir şeyleri arar gibi şarkılar  eskiden kalma bir aşk mektup plak yanan bir soba karla kaplanmış yola bakan mutlu bir çift göz </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-seyleri-arar-gibi-sarkilar-siiri/</link>
<guid>1704181</guid>
<pubDate>2012-04-12T20:10:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Yosma</title>
<description>rutubet kokuyordu göğsün  seviliyordun sevmelerden yoksun eski aynada tarayıp saçlarını oje sürüyordun parmaklarına renkli renkli huzur veren eller hiç dokunmadı saçlarına </description>
<link>https://www.antoloji.com/yosma-35-siiri/</link>
<guid>1702984</guid>
<pubDate>2012-04-09T22:35:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Düşüyorum</title>
<description>uzundur bu kentin geceleri  hele aklın düğüm düğümse ağzımda dilsiz küfürler sokakları paralıyorum devriyeler kol geziyor Tanrım şimdi yağmur yağsa </description>
<link>https://www.antoloji.com/dusuyorum-24-siiri/</link>
<guid>1702736</guid>
<pubDate>2012-04-09T13:46:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 <item>
<title>Gecikmiş Zamanlar Oteli</title>
<description>gecikmiş zamanlar kenti burası 
yaralarını kaşıyan 
kaşıdıkça kanatan insanların kenti 
usulca geçiyorum geçmişe 
ve sen öpüyorsun uçuklu dudaklarımı 
kaşıdıkça kanıyor yaralarım 
paslı bir kılıç çıkıyor kınından 
boynumda hissediyorum 
derin bir yara gibi 
kanıyorum 
her gece bu kabusla uyanıyorum 
tanrıya ısmarlıyorum seni 
keşkelerim içimde bir kurt gibi kemiriyor 
kayıp ruhlar otelinde 
ucuz aşk romanları okuyorum 
daha sıradan yaşıyorum 
daha az seviyorum 
yalnız yatıyorum 
uzun zaman oldu gözlerinde yanmayalı 
sen başka bir evde 
başka bir kalpte 
bense cüzamlı bir hasta gibi hala geçmişte </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecikmis-zamanlar-oteli-siiri/</link>
<guid>1702715</guid>
<pubDate>2012-04-09T12:52:00+03:00</pubDate>
<author>Serkan Kurt</author>
</item>
 </channel>
</rss>
