<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Serdar G&#252;rb&#252;z Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Oruspunun Amortisi</title>
<description>Canın sıkılıyorsa bana bir makale yaz, orospuların amorti organlarını anlatan; sonra biraz eroin vururuz şehrin en ciddi arterlerinde; gelip geçen arabaların ön ve arka camlarına taş atarız; yan camlardan genellikle çocuklar bakar ıslak ıslak. Sen bakarsın ıslak ıslak. Yan cam olmaz. Sinyalizasyonun en muhteşem rengi gözkapaklarına vurur, dudaklarının çatal arasına vurur, kaşlarının kalkık isyanına vurur; ben sana vururum, sen bana vurursun, sonra birbirimizi öpe öpe bağışlatırız birbirimize. Ben bir’i seviyorum, sen iki’yi; bak, eşitiz. Ah, tabii, buradan uzakdoğu görünüyor; ben bunu ciddiye almamıştım. Buradan Irak, buradan Amerika’nın Çin’i istila düşleri görünüyor; ben bunu Nâzım’a yazmıştım, Paz’a yazmıştım, bir tek Kafka cevaplamıştı. Ama Kafka’ya tek satır yollamamıştım, o hissetmiş, hemen tepki vermiş. Serdar’ı benim için öp, demiş. Serdar öldü. Serdar ile Mert aslında ikizdiler; Serdar hep hırpalardı Mert’i ona nankör derdi. Sen balık, yiyorsun. Balık yenmez, balık yüzer derdi. Sosyalizm yenmez, sosyalizm yaşanır derdi. Canın sıkılıyorsa bana bir deneme yaz, eşcinsellerin kaç deliği olduğunu tez haline getiren. Twitter’daki faşistleri yaz, aldatan, buluşan, döven. Bana uzak bir şehirden gelen delikanlının gözlerindeki o endişe dolu aşkı anlat. Onun dudaklarındaki sırf mavi haritaları anlat. Manisa’yı anlat onun titrek parmak uçlarında biriken. Sevdiği kızı anlat. Ben seni dinliyorum. Mersiye ol bana. Mersiyeye sıkışan tahakküm sınırını anlat. Naziredeki esrar kompleksini, ele geçirilen uyuşturucunun piyasa değerindeki düşüşü, ırzımdaki asker kökenli, gelenekçi, ahlaksız şairleri anlat. Canın sıkılıyorsa, bana beni anlat. Ben dinliyorum. Ben sende tatildeyim. Ben sende bir şezlong problemiyim, hususi vasıtayım, kısa menzilli sevdayım, klorofilim, pikrik asidim, oyum işte; ne diyorsan oyum, oyuğum. Ben iki’yi seviyorum, sen bir’i; bak, eşitiz. Bir imla kılavuzu duruyor sereserpe vücudunda: Bütün kelimelerin doğru, bütün işlemlerin tamam. Sağlaması yapılmış bir çarpım gibiyiz sevişmelerden sonra: İkimizden biri sıfır olsa, diğeri ise istediği büyüklükte bir sayı; farketmeyecek sonuç = sıfır. Bunun endişesiyle sevişiyoruz hep. Ya yataktan sıfır çıkarsa diye. Canın sıkılıyorsa bana bir masal yaz; kim bilir belki sen de zengin olur, şatolarda yaşarsın cücelerinle. Oysa onlar cüce değil, senin boyun uzun. Senin boynun uzun, ellerin uzun, öpüşün uzun. Geceleri, büyük bir melankoliyle camdan dışarıya, yağan yağmurun altındaki far ışıklarına bakışın, o bakışın uzun. Üzülme beni bırakıyorsun diye; biraz vakit geçirdin kısaca, oyalandın işte; insanoğlu, oyalandıkça büyür. Geçip giden hiçbir şey gaflet sayılmamalı, zaman dahil. Zamanın aklî dengesini bozan trajik sevgililer olacağımıza aynı hastalığın iki farklı belirtisi gibi yaşarız başkalarının vücudunda. Daha çok çiçek açarsın, salacak daha çok kokun var zulanda. Şüphesiz, eklenmeye gelmedin ya dünyada birine, birilerine – start hakemin de yok parmağının kasıldığı tetikte. Korkmuyorsun da: Ya namludan sıfır çıkarsa diye. Ben seni dinliyorum. Sen bana olur olmaz, sevdiğin kişinin kamera arkasını anlat. Çekim hatalarını. Onu ilk ilhak edişini. İşgale koşan istila güçlerinin salyalarını, irileşen gözbebeklerini, bir yengecin atak yaptığı sırada, aslında yana ilerlemesinin hayvanda yarattığı depresyonu, kumsaldaki diğer deniz yaratıklarının bunu alay konusu yapmasını, bu salaklığın nesilden nesile aktarılmasını, o yengecin bana benzediğini, benim o yengece benzediğimi, benzeşen şeylerin sıfıra karşılık geldiğini, evet, hep bunları anlat. Ben seni dinliyorum. Konuşur gibi yazarlar ya, konuşur gibi dinliyorum seni. Konuşur gibi sustuğuma da bakma; kendisiyle oyalanılan bütün nesneler kadar gizli özneye has gizli bir özgüven bu. Çember ile daire’nin arasındaki fark kadar, yani bir alan sahipliği meselesi. Gurur meselesi. Ur meselesi. Tahtından indirilip boynu vurulmaya götürülen çocuk padişahlar, “Eve mi gidiyoruz, oyun bitti mi?!” diye sormuşlar mıdır?! Kaç çocuk sevgilinin boynunu vurdun sen?! </description>
<link>https://www.antoloji.com/oruspunun-amortisi-siiri/</link>
<guid>2983850</guid>
<pubDate>2019-04-24T01:56:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Cinsel Cinayet</title>
<description>Bir savaş patlar içimizde: Büyük cinsten bir kıyımın başlangıcı. İlk kez savaşın yanında olmak zorunda hissederim, neden mi, çünkü her yıkım bir müjdedir, çünkü düşman aslında bir aşıktır. Ve aşık mırıldanmayı değil, içten içe yanmayı yeğler. Ancak cinsel çürüme çoktan tüm uzuvları sarmıştır. Müdahale şarttır evet, savaş da kaçınılmazdır… Artık yeni bir lisan ve yeni bir hayat zorunlu hale gelmek üzeridir. Bu zorunluluğu göremeyen ahmaklar silsilesi şimdilerde birer tacizci edasıyla oradan oraya savrulup duruyorlar. Bu seramoniye kimileri arzu, kimileri seks, kimileri ise ruhun cinayeti, manzumesi adını verdi....!!! SG </description>
<link>https://www.antoloji.com/cinsel-cinayet-siiri/</link>
<guid>2969345</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:46:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Memelerini Yakma</title>
<description>Karanlık sanmayın ki kör edicidir. O ölüler diyarına açılan kapılarda bir rehberdir. Sadece kendisini bekleyenleri emzirir memeleri. Evet, ruh yeniden ateşlenir. Her bir atomunu harekete geçirerek. Ruh kendisine ait olana benzer. Doğum sancısı. Henüz doğmamış bir çocuğun adıdır. Zamanın değmediği bir toprak parçasına sirayet eden bu çocuk ve ruh  birliği şimdi kendine bir vatan buldu: Dünya toprağı....!! </description>
<link>https://www.antoloji.com/memelerini-yakma-siiri/</link>
<guid>2969344</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:45:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Kaplumbağanın Evi</title>
<description>Gün gelince insana, kendi olmak yetmez. Ve başlar  hatalar silsilesi, bir biri andınca çığ gibi. Kendi olduğu halde, kendini bulmak için çıktığı yolda bırakır aslın da tüm benliğini. İnsan özünü, evini kendi sırtında taşır kaplumbağa misali. Ve değerli sandığı değersizlikler uğrana, yok sayar hakir kılıp kendini.  İdamı kaçınılmaz olur ruhun. Ha kendin atmışsın sehpaya tekmeyi ha başkası. Ne fark eder ki..!!🎈SG </description>
<link>https://www.antoloji.com/kaplumbaganin-evi-siiri/</link>
<guid>2969343</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:44:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Ruhuma Küfür Etme</title>
<description>Ben, ruhunu kaotik varlıkların hizmetine veya hezimetine sunmuş bir bedeni olan ruh muyum; yoksa ruhunu kendimle bir bilip geldiği ve geldiğim ve gideceğim âlemin aydınlığını bir saniye bile an be an  gözümden ayırmayıp dünya ve içindekilerin karanlığında kalmayan bir bedeni olan ruh muyum? En önemli karşılaşmalar, bedenler daha birbirlerini görmeden ruhlar tarafından mı? hazırlanır. Ve bundan sonra bedenler ruhun diliyle konuşmayı mı ögrenir? Sonra ince ve keskin kulak çınlatan, kafa patlatan bir tiz ses.!! Beden ruhun vücut almış halidir..🎆🎈🎆 </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruhuma-kufur-etme-siiri/</link>
<guid>2969341</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:43:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Kim Bilir</title>
<description>Kim bilir, belki bir gün sende seversin,  Sende apansız tutarsın bu aşkın elinden… Ya da kim bilir; Aşkımın ateşi öyle büyür ki kalbimde, Şehrinin dolunay akşamın da  izlersin  gözlerine olan sevdamı…  Serdar GÜRBÜZ </description>
<link>https://www.antoloji.com/kim-bilir-408-siiri/</link>
<guid>2969340</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:42:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Beynim Doğuruyor</title>
<description>Umut Peceresi Beynimde Ağlayan Bebek Gibi  Bir ışık yeri ve göğü aydınlatan. Ardından bir ses, yürek hoplatan. Ve sonra yağmur bardaktan boşalırcasına yağan. İşte deniz karşımda; hırçın dalgalarıyla cihana serenad yapan. Dört ayaklı tabure kıçımı rahata kavuşturan. Dededen kalma antika şemsiye, sol elimde çadır gibi poyraza karşı koyan. Sağ elimde sigaram, kafam da hayaller. Tüm dünyaya ben de varım amk diye meydan okuyan. O ses bebek.!! Bebek ağlaması kafam da , çok gerçekci her ne kadar yalan olsa da. Doğuma meydan okuyan bebek haklı. Zira paslıdır bizim gibilerin umut penceresi. Yağlasan da açılmaz menteşesi. Yağmur yağmaz, kar değmez, güneş görmez, ay ışığına hasrettir. Bizim gibilerin umut penceresi. Kuş konmaz meselâ ne kadar koysan da eşigine buğday. Doğ artık bebek . Gözden, götten, burundan birinden çık artık. İlahi bir dokunuş bekliyor sanki. Göklerden ve yerlerden ve kuzeyden ve güneyden ve batıdan ve de doğudan ilahi bir dokunuş bekliyor sanki. Bizim gibilerin umut pencesi. Beynimde ağlayan bebek gibi...!!SG </description>
<link>https://www.antoloji.com/beynim-doguruyor-siiri/</link>
<guid>2969339</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:41:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Aşıklar Meclisi</title>
<description>Aşk, bir kadındır. Her acıyı dindiren, baştan aşağı şehvet kokan, saçları alev kırmızısı, teni gökyüzü renginde… Dokunduğu zaman cehennemi anımsatan bu peri, sonsuzluğun ve farkındalığın biricik mecrasıdır. Hayatın bütün acısını sağaltan bu kutsal dişi ne yazıktır ki her erkeğe yar olmaz. Aşk, sıradan erkeklerin arzuladığı sığ bir dünyada, kendi cennetini yaratarak, derin bir acıdan, dipsiz bir karanlıktan beslenir. Karanlık yolları seçer ve bizim gibileri büyük bir şefkatle kollarına alarak ödüllendirir. Aşk, bütün naifliğiyle ölümcül bir güzellikten yolunu bulur. Acizler ve mutsuzlar onu hiçbir zaman hissedemez. Esrarengiz ve sonsuz olan Aşk, bizim olmalı, hiç kimsenin dokunamadığı, ulaşamadığı, tadamadığı zevkleri tattıran bizim kadınımız! Aşk; Kutsal üzümlerden yapılmış tek müptelalığımız şarap Aşk...Her fikrimizi ezbere bilen, kendine âşık eden, hayata küstüren, aşık olmayı öğütleyen bir kadındır o. Estetik olan tek düşüncemiz, bütün ezberlerimizi bozan tek zarafet sensin! Ah aşk, bizi bir aşık yap, her öpüşünle! Aşk, dünyevi arzulardan arındığım günden bu yana hep elimden tuttu. “Tek bir gerçek var ve insanlar, nefes alan her varlık, görünmeyen Allah, bu mutlak gerçeğin bir yansımasıdır” dedi. İşte benim kadınım, işte benim kurtuluşum! Yüce bilginle donat beni! Yeniden yarat! Doğumun ne kadar sıradan olduğunu birlikte ispatlayalım insanlığa. Aşk, en kutsal bilginin esirliği… Düşman et beni kimsesiz aşıklara..! İşte bu kadın benim rüyalarımı yazarak, kaderimi ellerine alarak, bir sihirbaz edasıyla dokunur ruhuma. Aşk, ah aşk! Tarifsiz acı… Sen benim olmalısın, benim olmalısın ki, çıkabileyim aşıklar meclisine..!!SG </description>
<link>https://www.antoloji.com/asiklar-meclisi-4-siiri/</link>
<guid>2969338</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:40:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Tanrı Beni Duymuş Olmalı</title>
<description>Seni düşünmek, seni sevmek, sana aşık olmak.... Aşka aşık olmak. Kurtulmak çalkantıdan, içhuzurunu yakalayabilmek, vazgeçmek kendimi kınayıp durmaktan, farketmek gerçeği. Bana düşen ne? Varlık gayem ne benim? Görmeliyim artık bunu ilahi bir nefeste, tanrısal bir seste ayan beyan. Zaaflarımla, çıkmazlarımla, kendimle cedelleşmekle geçip giderse koca bir ömür, heder olmuş olmaz mı? Neredesin ey tatmin olmuş huzura ermiş nefis, nefsi mutmainne! Nerdesin aşkı bulmuş, aşkta yokolmuş ben!🎈🎈🎈😞 </description>
<link>https://www.antoloji.com/tanri-beni-duymus-olmali-siiri/</link>
<guid>2969337</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:38:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Gerçekten Aşk</title>
<description>Ben hiç âşık olmadım ki! Aslında aşkın ne olduğunu da bilmiyorum. Eğer aşk, sevgiliye duyulan özlem ya da ayrılıktan dolayı çekilen hasretse, ben, hep olmayan sevgiliye özlem duyuyorum. O sevgilinin yokluğundan dolayı hasret ateşleri içinde yanıp tutuşuyorum. Ama bunlar aşk değil ki. Bu, basbaya özlem ve hasret! Sahi aşk ne? Bir güzeli görünce yüreğinde duyduğun coşkunluk mu? Fakat bu da duyulan o coşku ve taşkınlık işte! Belki de bu, aşkın bir tezahürü, ama aşkın kendisi değil muhakkak. Aşk, kadınına, çocuklarına duyduğun sevgi mi? Onlara olan bağlılığın mı? Gerçekten nedir aşk? Bir de aşkın gerçeği ve sahtesi oluyormuş! Çok zaman gerçek aşktan bahsediliyor. İşte bu gerçek aşk! Sevgilinin uğruna canından bile mi vazgeçmek bu? Yollara düşüp avare dolanmak mı yoksa? Yahut aşk, duyamadığın, açıkça hissedemediğin, bilemediğin bir sonsuzluğun huzurundaki perişanlık mı? Aslında bir parça hissedilmiyor değil: Sanı veya gerçek; ama bir duygulanım, dolayısıyla bir his az veya çok hep var. Hissediyorsun bir şeyler; bu his, sürekli olunca sezgiye dönüşüyor. Sezgi, nesnel bir bilgi değil. Bilgi, açık kanıt istiyor. Aktarılabilecek açıklık istiyor. İşte buna ermek, çok zor görünüyor. Bilemiyorsun, bulamıyorsun. Adem ile Havva buldu mu ki; acaba. Buldu ise niye yaymadı,aşkın cahili, katili, tecavüzcüsü olan insanlığa...! SG.🎈🎈🌙🌈🎈 </description>
<link>https://www.antoloji.com/gercekten-ask-siiri/</link>
<guid>2969336</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:37:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Zevk Almaya Bak</title>
<description>Kendi ruhuna tecavüz ediyor , insanoğlu.  Ve hiç bu kadar böbürlenmemiş , kibirlenmemişti insanoğlu. Paranın beş dakikalık sex şehvet arzusuna , erken boşalma sorunu yoksa tabi . Bu kadar köleleşmemişti insanoğlu. Sinmiş ve sümsük bir insanın son isteğinde bile bu kadar can bulmamıştı hep bencil varlık. O ne zaman bir inanç yaşam tarzı haline geldi? Nicedir suskundu. Halini soran yoktu. Güneşi selamlayan her canlı ona küfrederdi. Şimdi ne oldu da şımarık bir oruspu halini aldı. Varlığın ölümcül şakalarından bıkmadın mı? Görmüyor musun seninle alay ediyor! Varlığın saltanatı, iştahı tatmin olmamış bir fahişe edasıyla ortalarda dolanıyor. Cehenneme çok az kaldı. Yorgunluğun ve serzenişin bu sebepten insanoğlu. Peki neden? Tabii sizin yüzünden diyeceksin. Acının sonlandığı yeri hatırlıyor musun? Hani her yanından zevk suları akıyordu, şehvet ruhunu zehirliyordu. Ritimsiz duygularla aklına hangi varoluşlar düşmüştü o zaman? Hangi ülkeydi burası? Hangi zamana aitti? Hatırlarsan bel altındaki beynin, omuz üstündeki beynini kabz etmeden önce: "Neden ışıktan uzak tüm çocuklar.” demiştin. Anlamış olmalısın ki her soru karanlığa açılan bir kapı. Tam da varlığın anlam kazanmaya başlamışken ağlamaya koyulduğun bir kapı. Tıpkı melekler gibi gözyaşlarından çiçekler tomurcuklanıyordu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, cevaplarını alamadığın o deli edici kafa sikici sessizliğin içinde debelendin duruyordun. İşte bu yüzden sen sen değilsin. Sen yarraktan akan küçük bir atomun son sözlerisin. Bu maksatla yaratıldın, sadece cevapsız sorular için… Yaşattıklarından sonra… Nasıl hissediyorsun? İyi mi? Emin misin? İyi hissetmek diye bir şey yoktur. Görünen o ki tek iyi hisseden Allah.. Bizden sadece ibadet mi bekler? Hayır! Allah senden kendisinin bilinmesini istiyor hatta bunu sana emrediyor. Planlar, amaçlar, adanmışlık, fedakârlık, körlük ve teslimiyet. Hepsi senin hizmetinde artık…  Biliyorum, Korkmuştun ve yalnızdın. Evrenin tüm sorularıyla baş başa kalan sen tam bir müptelaydın. Aşk, sex, para, alkol ve Çaresizlik. Yoksunluk yoksulluk. Yurtsuzluk. Kimsesizlik. Yeryüzüne fırlatıldığından beri bu haldesin. Sadece farkında değilsin. Artık farkına var sikilme insanoğlu... Serdar Gürbüz </description>
<link>https://www.antoloji.com/zevk-almaya-bak-siiri/</link>
<guid>2969335</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:36:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Eski Aşk Tufanı</title>
<description>Ben geçmişten sıyrıldığımı düşünüyor, mutlu mesut günüme bakıyordum. İnatçı değildim, kindar da olamadım hiçbir zaman. Ama beni sevmeyen ve aldatan insanlara karşı hiç de tahammülüm yoktu. Ama o . Bir gün, bir gece ansızın bir mesajla geri geldi. Onca zaman sonra. Hem de bir başkasını sevdiğini söyleyerek. Ne için gelmişti? Ne istiyordu? Cevapsız bırakmak istemedim ama, yapamadım. Bu sefer birçok şeyi göze almış, o kendisi gelmişti. Peki ya şimdi ne olacaktı? İçimde koca bir gezegen vardı. Fakat içinde ne yaşamam gerektiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Ne hissediyordum, ne hissetmem gerekiyordu? Düşündüğüm tek şey, bildiğim hiçbir şeyin olmadığıydı. Koca bir boşluktan ibarettim. Peki neden cevap veremiyordum hala? Ona karşı bu kadar zaafım varken neden karşı koyabiliyordum? Onda ki alışkanlık mıydı gerçekten? Onca sene sonra aynı alışkanlığın devam etmesi ne kadar mümkün olabilirdi? Milyon tane sorum vardı özüme, vardı da.  Bunlara verecek bir cevabım yoktu. Cevaplaması için bu soruları ona mı sormalıydım? Kanıma işledi, derime işledi, içime işledi cevap veremiyordum. Kalakalmıştım. Ve ben hissizliği iliklerime kadar hissederek, ironi dolu bir yaşantıya göç ediyordum. Bu bir intihar girişimiydi benliğimde. Geçmişi es geçmek yerine, dönülmeyecek yollara sokmak gerekiyordu. Yapmadım cevap vermedim.  Rafa kaldırmak değil de yakıp yıkıp atmaktı gereken. Günlerce bu mesaja baktım. Geçmişte ona dair, onunla yaptığım şeylere dair ne varsa son kez hayatımdan geçirdim. Ona şiirler yazdım, onu düşündüm, bol bol esrar içtim. Alkole dayandım, geceleri ağlamak istedim. Immmm ağlayamadım. Bitiyordu, hissediyordum. Onun yapamadığını ben yapacaktım ve raftan alıp yakacaktım geçmiş defterini.  Serdar G. </description>
<link>https://www.antoloji.com/eski-ask-tufani-siiri/</link>
<guid>2969334</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:35:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Duymadım Biliyorum Acıyı</title>
<description>Bir zayıf ruhum ben yeryüzüne dayanmaya çalışan. Şiirlerim küfür dolu. Sessizliğim beni çağırıyor bir sonsuzluğa. Ağrılarımı hisseden dizlerim yağmuru getirmeyecek bana İnanmıyorum. İnanmıyorum bilimin modern yalanlarına.  Yazan aklım bir acemi kuş sadece. Gitmek isteyen ruhları ve çocukları seveceğim ben, Olmak istemeyenleri. Zayıf ve oldukça güçsüz bir ruhum ben. Reddedilmişliklerim Allah'a değil. Şiirlerim sizlere değil, </description>
<link>https://www.antoloji.com/duymadim-biliyorum-aciyi-siiri/</link>
<guid>2969333</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:34:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Fahişenin Gülüşünde Saklı</title>
<description>Ruhunun fahişeliği, sezgilerini yakıyorsa. Aşka sarıl tüm uzuvlarınla ... Kalbinin en güzel yerinden akan şehvetten iç. Kendin ol..! Özenme satılık ruhun oruspu yoldaş arayışlarına Çok yorgunsun biliyorum, yüzyılların vahşeti omuzlarında. Kadim savaşların kanıyla sulandı iç organların </description>
<link>https://www.antoloji.com/fahisenin-gulusunde-sakli-siiri/</link>
<guid>2969332</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:31:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Zehir Ruhum</title>
<description>Delilerin vicdanından kopardığım kırıntılarla.. Besledim aç köpeklerimi.. Sadakatin masalında, hep kaybederek boşalttım. Ruhumun zehrini... Evet ben kaybedenim.. Suçsuzluğun azabında kavrulan küçük çocuk.. Annesinden korkan dev.. O benim.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zehir-ruhum-siiri/</link>
<guid>2969329</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:30:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Şarap Gibi Kadındı</title>
<description>Yanık bir akşam üstünden kopup, ölü bir gecenin içine düşüyordum. Kalbim duman içinde, avuçlarımda sabahın leşi.. Bir sarhoşun şarabından kaçıp, kahpe bir yalnızlığa sendeliyordum. Dudaklarımın küfrü sansür içinde.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sarap-gibi-kadindi-siiri/</link>
<guid>2969328</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:28:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Aşıklar Meselesi</title>
<description>Aşk, herkesi yakan lanet olasıca şey… Hangi aklı başında insan olmak ister ki ? Hangi aklı başında insan hayatla bağlantısını kesmek ister ki ? Hangi aklı başında insan, ağlamak, ağladıkça kimsenin bilmesini istemediği duygularını ulu orta göstermek ister ki? Hangi aklı başında insan hayatta “Ben” kavramını unutmak ister ki ? Hangi aklı başında mutsuz olmak ister ki ? </description>
<link>https://www.antoloji.com/asiklar-meselesi-siiri/</link>
<guid>2969327</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:26:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 <item>
<title>Soğuk Bir Aşk Hikayesi</title>
<description>Ayaklarım ısınmıyor... Tenimde bir soğukluk... Ruhum da ısınmıyor... Kalbim de cehennem ateşi var... Ama; ısınmıyor... Ellerim titriyor bak lan ısınmıyor... </description>
<link>https://www.antoloji.com/soguk-bir-ask-hikayesi-2-siiri/</link>
<guid>2969326</guid>
<pubDate>2019-03-16T05:24:00+03:00</pubDate>
<author>Serdar Gürbüz</author>
</item>
 </channel>
</rss>
