<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Selma Liman Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yağmur</title>
<description>   hayat senle güzeldi yağmur yağıyorken  yağmurun sesini dinlerken aklıma sen gelirdin yağmurun altında ıslanırdık sırıl sıklam olurduk gözlerin gözlerimden hiç arılmazdı nefesin beni ısıtırdı sözlerin ruhumu beslerdi  Ruhum Sözlerinle can bulurken  Ben senin bakışlarınla beslenirken Her zaman yanımda olmanı isterken Şimdi sana hasret yaşamaya çalışıyorum Söylermisin Ben ve ruhum Seninle doluyorsa kulagıma hala sesin çınlıyorsa </description>
<link>https://www.antoloji.com/yagmur-1473-siiri/</link>
<guid>2893885</guid>
<pubDate>2018-09-29T16:02:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Merhaba Anne</title>
<description>Merhaba anne... Nasılsın? Ben iyiyim. doğmama çok az bir süre kaldı Ama sana söylemem gereken birşey var. Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/merhaba-anne-13-siiri/</link>
<guid>2673961</guid>
<pubDate>2018-07-08T16:08:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Merhaba Anne.</title>
<description>Merhaba anne... Nasılsın? Ben iyiyim. doğmama çok az bir süre kaldı Ama sana söylemem gereken birşey var. Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/merhaba-anne-12-siiri/</link>
<guid>2673960</guid>
<pubDate>2018-07-08T16:03:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Ah şu günler</title>
<description>ah şu günler  biliyormusun şu an ben bulutları seyrederken eski günlere gittim hani seninle bulutları seyrederdik ya ah şu eski günlerdeki gibi ne güzeldi be derdim içimden ama artık sen yoksun bbe şu an sensiz bulutları seyretmek bile hoş olmuyordu tek başına seyredilmiyormuş o an anlamıştım sensizliğin nasıl bir duygu oluşunu  saliha adıgüzel  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-su-gunler-siiri/</link>
<guid>2432221</guid>
<pubDate>2018-01-18T12:14:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Ah o deniz gözlerin</title>
<description> ah o deniz gözlerin                                           ah o deniz mavisi gözlerin içimi ısıtırcasına aşığım o gözlerine bana baktığı zaman urpeti gelir üsürdum ama gene o gözler bana baktığında ısınırdım yanardım güneş sıcağında ısınır gibi ha o gözleer beni derinliğe götürdü denize savurmuşlar gibiyim aşığım senin deniz gözlerin saliha adıgüzel </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-o-deniz-gozlerin-siiri/</link>
<guid>2432220</guid>
<pubDate>2018-01-18T12:13:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Ah kalbim</title>
<description>ah hayat be sen gene yapıcağını yaptın ya sana ne diyim gönlüm sızlarken gözlerim ağlarken ne eyleyim ki ne söylerebilirim kii kalbime ve yüreğime canımı yakan bir sensin birde bedenimdi yüreğimi yakanda kalbimdi nasıl anlatabilirim dışarıya versen öksüz kalırdı kalbim yaşıyamazdı  saliha adıgüzel  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-kalbim-32-siiri/</link>
<guid>2432217</guid>
<pubDate>2018-01-18T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Ah beynim</title>
<description>        ah beynim                               ah beyinim senin ne kadar önemli olduğunu yeni yeni farkına vararken bedenimin de hisseder olan ustun olduğu halde veya bedenim eksik olan varlığım olsada beyin berncik daha önemlimiş bedenini kolanmadığın halde beyn yetermiş onu yeni yeni idrak edebiliyordum kimisi bedeni sağlamken beynini kolanmazken çok acı çektiklerini görüyoruz dünyamızda pek çok yaşadığımız gördüğümüz her yerimizdedir ben bedenimi kolanmasamda beynimin kıymetini anlamaya başladım beyinle sevebilirim kalbimle beynimle biylik olursa her şey ortaya çıkardı bunu gördüm ah beyin sen nelere kadirmişsinde kadirini bilmenlerede öğret bunu acıyı kederi zorlukları hastalıkları güclüğü gucsuzluğu her şeyi beyinle yenebilirler ama bunun farkında değiller     saliha adıgüzel </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-beynim-siiri/</link>
<guid>2432216</guid>
<pubDate>2018-01-18T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Acı</title>
<description>          acı                                                                         ah hayat sen varya sen beni   çok yordun halada yoruyorsun                                                    biliyormusun sen çok acımasızsın ben seni yenemiyorum acıma  acı kattın  neşeme acı kattın   sevgime acı kattın yüreğime acı kattın sen varya sen çok  çilekeşsin çilelerle dolusun sen   gözyaşlarımın yeriine kan akıyor gözlerimden o kanda yüreğimden    görünüyordu yüreğim kanıyor artık yeniliyorum sana  beni yendin artık kalbim sustu  tüm organlarım durdu   çalışmaz oldu sevgimi aldın benden  herşeyimi elimden aldın benliğimi   aldın bedenimi ele geçir  sanki ruhum çekiliyordu artık </description>
<link>https://www.antoloji.com/aci-515-siiri/</link>
<guid>2428094</guid>
<pubDate>2018-01-07T16:51:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Meraba anne</title>
<description>Merhaba anne... Nasılsın? Ben iyiyim. doğmama çok az bir süre kaldı Ama sana söylemem gereken birşey var. Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/meraba-anne-siiri/</link>
<guid>2403898</guid>
<pubDate>2017-10-26T15:50:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>İmam</title>
<description>çok uzaklarda bir kasaba vardı o kasabanın halkkı birbirlerinden çok uzaktı biri hastalansa veya vefat  etse kimsenin birbirinden haberleri olmazmış kimisi birbirinle konuşmazmış yüz yüze geldiklerinde ne selam verirlerdi nede hatırını sorarlardı bu kasaba köyede  çok yakındı köydekiler de bu kasabanın insanlarına bir anlam verememişlerdi bir gün biri vefat etmişti ve  tüm halk cenazeye gittiğinde kimse kimsenin yüzüne bakmazlardı  kasabada nede köyde bir imam bile yoktu cammi sahipsiz kalmıştı halk bile gitmezmiş namazlarını evde kılarlardı kimide namaz bile kılmıyordu dinlerini bile bilmiyorlardı kimiside yarım yamalak biliyordu kimse kimseye yardımlaşmazmış yardıma muhtaç insanlara yardımcı olmazlarmış yani halk kör körüne yaşarlarmış  hep kendileri için yaşamayı bilirler hiç kimseyi istemezlerdi ne imam ne öğretmen nede dorktor bir ay bir kaç sene geçtikten sonra  kasabaya ve köye  bir imam tahin edilmişti tüm kasabalılar ve köylüler bunu durunca deliye dönmüşlerdi onu istemiyoruz diye devlete bakamlığa gitmişlerdi ama bir sonuç almamışlardı geliyordu imam da çok gençti yaşı 25 ti o kadar temiz yüzlü o kadar yürekliydi ki kim bilir ki kaderi burası olucağına gürev gereği burda olduğunu çok iyi biliyordu buralarda sevilceğine emindi ama ne zaman kaç yılda seveler diye kestiremiyordu yola çıkmıştı iki üç gün yoldan sonra varmıştı kasabada onun için hazılanan yere yerleşmişti  bir sabah kasabayı ve köyü gezmeye başlamıştı bile halık imamı gördüklerinde hiç yüzüne bile bakmayı tenezur etmiyorlardı imam selam verince kimse selamını almamıştı küçük çocuktan başka aleyküm selam hocam demişti bu çocuk 18 yaşındaydı kocaman adamlar selamı almadığından çocuk şöyle seslenmişti sayın hocam büyüklerimin kusuruna bakma burda hiç yabancı görmediklerinden dolaysıyla  biraz kabalar imam çocuğa gülümserek cevap verdi hiç önemli değil yavrum normaldır dedi ve şöyle sözüne devam etti burda cammi nerde gösterirmisin bana çocuk tabiki hocam memuniyetle çocukla imam yolda giderken konuşmaya başlarlar imam çocuğa sorar adın ne senin çocuk  benim adım yusuf ya sizin adınız nedir hocam diye sordu  benimkide veysel  böylece konuşa  konaşa cammiye geldiler imam cammiye girer girmez birde ne görsün cammi cammilikten çıkmış halde etrafına şaşkın şaşkın bakınırken  yusuf hocam ben size yardım ederim burasını sağlam hale getiriyiz imam ailen izin verirmi bana yardım etmene  yusuf verir hocam benim bir hasta anam var başka kimsem yok anamda çok hasta ben bakıyorum diye cevap verdi çok geçmeden imam işe koyulmuştu şehirden mazeme istemişti ve boya işine koyulmuştu  yusufta imama yardım etmeye başladı hep  beraber boyamaya başlamışlardı gece gündüz ancak bitirmişlerdi yusuf tüm kasabaya köye inmiş tüm halkkı yardıma çağmıştı ama kimse yanaşmamıştı bu işe tüm çocuklar koştu yardıma bir kaç kadında yardıma koştu kimse bir şey diyememişti kısa sürrede camminin tahmiri tamamlanmıştı herkezi namaza çağırmaya başlamıştı imam çocuklarada kuran ve din dersleri vermek için aileleri gezmeye başlamıştı bazı çocukların aileleri yolamıştı bazıları da izin vermemişti imam çok üzülmüştü o ailelerin çocukları gizli gizli ailelerinden izin almadan cammiye giderlerdi imam çocukları görünce çok şaşırmıştı vede çok ta  sevinmişti  çocuklaryerlerini almışlardı tam ders işlicekler aileler gelip çocuklarını alıp giderlerdi aylar yılar geçiyordu kasaba gelişmeye başlıyordu bir öğretmende gelmişti çocuklar ve büyük insanlar okumaya başlamışlardı zamanla imamı sevenlerde olmuştu imamı yanlız bırakmıyorlar ona yemek ve içmek gönderiyorlardı imam onlar için bulunmaz nimetti sanki o kadar seviyorlardı ki hele yusuf onu daha sa çok severdi nerdese tüm zamanını onunla geçiriyordu anasıda ileşmişti imam saresinde yusufun anasıda imamı kendi oğlu gibi severdi yusufta büyünce imam olmak istiyordu her şeyi öğrenmişti oda öğretiyor  ve anlatıyordu her güne gün imamı seven çoğalıyordu nerdese tüm kasaba artık seviyordu köylülerde öyleydi bir yılda kasabaya ve köye hastalık  salkını başlamıştı herkes hastalanıyordu bilinmiyen bir hastalık saymıştı hertarafı doktur da yoktu kasabadaki dokturda çekip gitmişti herkes imam hastalanmasın diye çaba gösteriyorlardı otlarla bitkilerle bir şeyler yapıp yediyorlar ve içiriyorlardı bazıar vefat ediyordu bu hastalıktan cenaze namazını artık imam kıldıyordu herkes gelip artık eskisi gibi değillerdi bir birinin yüzüne bakıyor ve yardımlaşmaya başlamıştılar  bir brinden yardım istiyorlardı ve çok mutluydular eskisi gibidden daha da iyilerdi imamları önünde namaz kıldırıyordu  cenazelerini gönmüşlerdi evlere dağnmışlardı her günden güne hastalık çoğalıyordu herkes hastalanmaya başlıyordu karantiyede alan yok bakamlığa belediyeye gidende yok imam ne yapıcağını bilemez hale gelmişti bakamlığa gitti yardım istedi doktur yoladılar herkese ilaç seyon verdiler ilaçladılar her mahaleyi ve evleri her gün biri iye  gidiyordu aylar geçti yılar geçti hastalıktan eser kalmamıştı herkes gene mutluydu neşelirdi hep beraber imamın yanına gittiler teşekür ettiler iyiki geldin dediler zamanla sana yapmadığımızı bırakmadık yardım etmedik  af et bizi olurmu  imam olurmu öyle şey af etmek ne kelime af ettim tabiki de halk çok mutlu oldular  zamanla kasaba dahada güzeleşiyordu ağaçlar ekiliyor pazarlar kuruluyor kasaplar açılıyor manavlar açılıyor bakallar açılıyor her zaman biraz daha gelişiyordu hastane yapılıyor okul bile yapılıyordu cammi bile yapılıyordu yeni  cammiler kuruluyordu köyde gelişiyordu  yusuf  ta okumaya başlamıştı imam olmak çok istiyordu  bir gün yusuf imamın yanına gitmişti imamı hasta yatakta yattığını görünce çok korktu hemen koşarak tüm kasabalılara ve köylülere ilan etmişti nerdese herkes koşarak imamın yanına gittiler imamda o hastalığa kapılmıştı herkes şaşırmıştı nerden kaptı diye kendi kendilerine sormuşlardı meğer önce kapmış halkın verdiği bitkiler attırmasına engelemiş bir süredir içmediği için hastalık ortaya çıkmış  herkes doktura koştu imama baksın diye  doktur ilaçlar ineler seyon verdi her gün verdiği halde imamın durumu gitikce kütüleşiyordu herkes ağlıyordu her yolu deniyordu dokturun denemediği kalmamıştı gerisini allaha bırakmıştı oda çok üzülüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu ki  aylar yılar geçiyordu imam gittikçe eriyordu halk imamın yanından arılmıyor hele yusuf hiç arılmıyor baş ucunda bekliyordu devamlı kasaba sanki imama ağlıyordu sanki sahipsiz kalmıştı  kaç yıldır hastaydı imam  bir sabah kalktılar birde ne görsünler imamı kaybetmişler herkesin gözleri yaşlıydı ağlamaya başladılar yusuf öyle ağlıyordu ki koşarak dışarıya çıktı koştu dağlara tepelere tırmandı bağmaya çağmaya başladı ve bağırayak söyle dedi bende senin gibi imam olucam senin yapamadıklarını ben yapıcam sana söz veriyorum  hocam herkes yusufu göremeyince korktular imam  yusufu çok seviyordu ona bir şey olmasın kendine bir şey yapmasından korktular hemen onu aramaya başladılar çok  korkuyorlardı yusuf yusuf diye  bağıyorlardı her yerde arıyorlardı bulamamıştılar anası dedi ben biliyorum yerini dağlara tepelere çıkar günlerce gelmez hemen oraya gittiler  en sonunda buldular yusuf nerelerdesin sen yusuf gözleri kıpkımızı olmuştu ağlamaktan anası bağdı ağlamak yok dedi hocanı seviyorsan onun gibi olucan onun gittiği yerde gidicen  gitmelisin dedi oku okucan dedi kızdı bağdı yusuf tamam anam sana söz veriyorum hocam gibi olucam onun gibi  imam olucam sarıldılar ağladılar sonra gittiler ertesi gün imamı def etmek için hazılıklara başladılar cenaze namazını yusuf kıldırmaya başlamıştı ailesinede haber vermişlerdi aileside burda yaşamaya karar vermişlerdi onun için herkez kim varsa yardımlaşmaya devam etmiştiler cenazesini kaldırdılar dualarını ettiler kuranı kerimlerini okudular aylar yılar geçti yusuf genç delikanlı olmuştu okumuş kocaman adam olmuştu büyük şehirlerde okumuştu  en sonunda kasabasına dönmüştü imamlık yapıyordu artık imam veyselin yerine geçmişti hocasının yapamadıklarını yapıcaktı onun mezarını yaptırmıştı onun yaşadığı yerde yaşamaya başlamıştı anasıda onun yanındaydı artık yusuf imamdı heryerde imamlık yapıyor her yere koşuyordu büyük bir imamdı artık hocasının vadsiyetini yerine getirmişti bu yüzden çok rahattı artık... </description>
<link>https://www.antoloji.com/imam-5-siiri/</link>
<guid>2056236</guid>
<pubDate>2014-10-27T19:06:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>1.bölüm Kitap Filistin Ağlıyor</title>
<description>israil bombaları devam ediyordu heryer kana bulanmıştı heryeri barut kokusu kan kokusu sarmıştı toz dumana karışmıştı herkes çığlık çığlığaydı ellerine aldıkları herşeyi fırlatıp atıyorlar çaresizce savaşın ortasında can çekişiyorlardı o halde iken bile ağızlarından düşmeyen sadece iki kelime vardı allah peygamber diyorlardı susmaksızım bir an durakladı herkes gözlerine ilişen bir genç filistin askeri vardı bu genç şiir okuyordu ama öyle mısraları vardı ki herkezin kulaklarının pası siliniyordu adeta can çekişiyordu kanıyordu yarası durmaksızım ama onu hissetmiyordu bile ama az bir zamanı kalmıştı bunu o dahi herkes biliyordu sonra duraksadı gözüne bir çocuk ilişti ürkek adımlarla ona yaklaştı başını okşadı ağlama dedi bu da bitecek birgün güleceksin yalvarıcasına ağlama ne olur ağlama diyordu çocuk ona sordu peki sen neden ağlıyorsun gidiyorum çok az bir zamanım kaldı rabbime gidiyorum belki sizlerde geleceksiniz işte o zaman güleceksiniz şimdi sil gözyaşlarını üzme beni ne olur o küçük kızla sohbet ederken herkes savaşın o acımasız haline geri dönmüşlerdi işte genç filistine en derin hişlerile yazdığı şiiri okuyor filistin ağlıyor                                                                          filistin ağlama sen sil gözyaşlarını birgün                                                                        savaş bitecek kanlar dinecek bomba sesleri susacak                                                                       umudunu kaybetme güneş senin içinde doğacak senin de                                                                  umutların yeşerecek ağlama sen gözyaşlarını akıtma kan                                                                  kokusu artık koklamayacaksın acılar sona erecek birgün                                                                  seninde yüzün gülecek artık kanlar akmayacak yürek acıları                                                               dinecek gözyaşları sona erecek artık feryatlar da sona erecek ey                                                               filistin sen yeterki umutlarını yitirme... SALİHA ADIGÜZEL                                                                               şahadet getirerek can verdi oracıkta küçük kız ağlamıyor çünkü söz verdiği için alnından öpüyor abisinin ben de gelicem yanına bekle beni diyerek o da savaş alanına karıştı savaş şiddetle devam ediyor filistin kanlara bürünmüştü o kanlar bizim şehitlerimizin  kanıydı onlar filistin için kanıyla canıyla savaşıyorlardı bir yandan filistin bayrağı sanki gururlanıyormuş edası ile dalgalanıyordu filistinliler şehitlerimize ağıt yakıyorlardı onlar hiç güneşi görmediler ezan sesleri duyulmuyordu bu şehirde bu şehrin insanların kulaklarını pas tutmuştu oranın çocukları oyun oynamıyor gerçek oyunlarını sergiliyorlardı o çocukların kulaklarına eğlenceli şarkı sesleri değil onlar silahlarla oynuyordular hayatın gerçeklerini görüyorlardı hayat onlara çok acımasız geliyordu gözleri kan bürümüştü düşünceleri kinle dolmuştu karanlık çökmüştü düşlerine sevgileri nefretle dolmuştu bu çocukların filistin işkencelere devam ediyordu israil askeleri onları esir almış işkence ediyorlardı esirlerin içinde bir genç vardı ki onlara yenilmiyor baş eğmiyordu ama birşey vardı ki o acıyı hissetmiyordu bedeni buz gibiydi çok üşüyor ve dudakları titriyordu ruhunun bedeninden çabuçak çıkmasını diliyordu esirlerin gözleri ona çevrilmişti ibret olsun diye ama o bedenini hissetmiyordu ki kalbi buz kesilmişti yinede direniyordu dudakları ölüme susamıştı canı bedeninden çıkmak bilmiyordu ölmek bu acılardan kurtulmak istiyor biliyordu ki ölüm tek kurtuluştu onun için hissediyordu son nefesini vermenin zamanı gelmişti israil askerlerinin yaptıkları karşılığında tek kelime etmiyor ağlamıyor yalvarmıyordu bile herkes bu gençe hayranlıkla bakıyordu ve işte azrail gelmişti genç israil askerlerinin yüzüne ve orada bulunanlara son kez baktı ve kelimeyi şehadet getirerek vefat etti filistin durmadan can veriyordu durmadan kan akıyor geceleri gündüzleri gündüzleri ise geceleri olmuştu rüyalarında bile savaşı görür olmuşlardı taki uyurlarsa uyumuyorlardı ki onlar hep savaştılar yılmadan bıkmadan yorulmadan savaştılar çocuk çoluk yaşlı genç kadın hepsi savaşıyorlardı ellerin de hiç  bir şey olmadan filistinliler diri diri yanmaktaydı kucakları sevgiye hasret kaldı onlar savaşın içinde büyüdüler sevgiyi hiç tanımadılar bile gözlerinde sevgi yerine acı ve keder vardı heryer cesetlerle dolmuştu cesetler bütün değildi bedenler bir tarafta başlar ve kollar bir taraftaydı bu nasıl kindi nasıl nefretti bu filistinliler adeta israil askerlerine saldırıyorlardı ne çareki hiç bir şey yapamıyorlardı onlara karşı ama onların imanları vardı onlar yanlız değildi israil askerlerin cephaneleri vardı kılon komutan yanındakilere emir veriken filistinin bir kısmını kendi tarafına çekmişti kılon komutan çok zalimdi filistinlilere işkence ediyor kimisinin kollarını kopartırıyor başlarını vurduruyordu filistin yine yenilmiyor teslim olmuyor israil askerlerine teslim olmaktansa ölümü tercih ediyorlardı bir gün acıları bitecekti buna bütün kalpleri ile inanıyorlardı yürekleri sızlıyordu onların yaşadıklarına yılar geçiyor filistin yok olmaktaydı ölümler artıyor kılon komutan işkençelerine devam ediyor filistini kan gölüne çeviyor esir aldıklarını da öldürüyordu  zalimce hiç gözlerini kıpmadan  arkalarından da kahkaha atıyor cesetlere tekme atıyor gülmeye devam ediyor filistinliler ona kinle bakıyordu melisa kılon komutanın yüzüne öyle masumca bakışı vardı ki kılon komutan küçük kıza kinle bakıyordu melisa yanında şehit olan askeri düşündü filistin için şiir okumuştu kendisine söylenenleri aklına getirdi ve onu çok özlüyordu çok sevmişti filistin çok yanlız kalmıştı istanbul da bir genç vardı askerliğini filistinde yapacaktı yusuf çok seviniyor o insanların yanına gidiyordu 3 gün sonra uçağı kalkıyordu hazırlıklar da yapılmış gün çabucak gelmişti.yusuf gideceği gün çok heyecanlanıyordu ama tek başına yolculuk yapmak ona zor gelicekti öyle değildi ama onun yanında yaşlı bir adam yer ayırtmış.Yusuf ailesiyle vedalaştı gözyaşları aktı artık zaman gelmişti yusuf yerini almıştı.bir yandan ailesiyle ayrılııyor diye çok üzülüyor bir yandanda filistin için savaşıcak diye huzurluydu.yusufun uçağı kalkmıştı yusuf için yolculuk başlamıştı artık... yanındaki yaşlı dedeyle tanıştı dedeye gazi diyorlarmış yusuf ise ona gazi dede demeye  başlamıştı gazi dede askerliğini çanakkalede yapmıştı yaşı ise doksan altı idi.çok hasttaydı belkide bu yolculuk ona iyi gelmiyecekti.yusuf gazi dedenin haline çok üzülüyor ve ağlıyordu gazi dedenin hayatı yusufa dokunmuştu yusuf daha yirmi yaşındaydı gazi dede iyi değildi tek başına yolculuk yapıyordu bu hayattanda çok yorulmuştu.yusuf onu yanlız bırakmıyordu hep sohbet ediyor hayatını dinliyor gazi dedenin çocukları ona hiç bakmıyorlarmış gazi dedenin yolculuğu çok zor geçiyordu.yolun sonuna geldim diyordu yusufa, yusufun gözleri dolmuştu gözlerinden iki damla yaş süzülmüştü yusufun çok yufka bir yüreği vardı gazi dede sanki son nefesini vermeye hazırdı yusuf farkına varmıştı ama elinden bir şey gelmiyordu gazi dede yusufa baktığı zaman kendi oğlunu görüyormuş gibiydi ama yusuf onun için daha yufka yürekliydi artık iyice yolculuğu zorlaşıyordu gazi dedenin, böylece zaman geçiyordu yusuf uçağın camından dışarıya dalmıştı cam buharlaşmıştı yusuf eli ile camı silmeye başladı hava karlıydı çok kötü bir hava vardı. yusuf dışarıyı seyrediyordu gazi dede ise dinlenmekteydi.hep uyuyordu.yusuf merak etmişti onun düşünüdüğü başkaydı endişeye kapılmıştı yusufun yolculuğuna az bir zaman kalmıştı.filistini hiç aklından çıkartamıyordu hep onları düşünüyordu.saat  ilerlemişti. yusuf gazi dedeye bakmak için ilkilerek yerinden kalktı.gazi dedeye bir dokundu bedeni buz gibiydi.yusuf hemen elini çekti inanamıyordu donup kalmıştı dili tutulmuştu.öylece yerinde kıpırdamadan neler olduğunu anlamaya çalışıyordu ve anlamak çok zordu.çünkü uyuyor gibiydi ama vefat etmişti.yusuf çok şaşkındı gazi dedeyi burda böyle bırakamazdı bir şeyler yapmalıydı çünkü o yanlızdı hiç kimsesi yoktu ama nasıl.? ? onun bir görevi vardı.yolculuğunu tamamlamalıydı.kendi için ve filistin için filistine çok üzülüyordu yusufun yolculuğu az bir zaman kalmıştı gazi dedeyi  birisine teslim etmesi gerekiyordu ve cenazesinin kaldırılması lazımdı yusuf gazi dedenin başından ayrılmıyordu.yusuf hala kendine gelememişti çünkü ilkez bir cenazenin başında bekliyordu yusuf etrafına bakıyor ama o bakış insanlaradı kinle bakıyordu onlara hiç gelip demezlerdi bu insanın neyi var hastamı hiç dönüp bakmıyorlardı bile yusuf gazi dedenin yüzüne bakıyordu gazi dedenin yüzünde nur vardı yusuf hayran hayran seyrediyordu onu ve gözyaşlarını döküyordu o an bir yolcu sorar evladım niçin ağlarsın yusuf bir cevap vermez bu sesin sahibine ahmet bey tekrar sorar evladım sen neden hıçkıra hıçkıra ağlıyorsun yusuf başını çeviryerek sesin geldiği yere bakar karşısında orta yaşlı eli veya kırk yaşlarında adam belirmişti ahmet bey yusufa biraz daha yaklaşır ve dizlerinin üstüne çüker bir daha sorar bu yaşlı amca senin neyin olur yusuf hiç diyebilmiş o an orası sesizliğe bürünmüştü hiç kimseden ses çıkmıyordu herkes nefes nefeseydi herkes yusufun bir kelime etmesini bekliyorken yusuf ona gazi derlermiş çanakkalelimiş askerliğinide orada yapmış bana anlatırken öyle güler yüzle anlatırdı ki ben ise onu can kulağı ile dinlerdim.ahmet bey yusufun söylediklerinin can kulağıla dinler yusuf gazi dedenin hayatını ahmet beye gözyaşları için de anlatırdı öyle içli anlatırdı ki sanki gazi dedeyi uzun süredir tanıyor gibiydi yusuf ahmet beye herşeyi anlatır yusuf bir türlü kendine gelemez hıçkırıklara boğulmuştu ahmet bey gözyaşlarna yenilmışti saatler geçiyor ahmet beyin yolculuğu bitmişti yusufa söz vermişti gazi dedeyi o alıcaktı cenaze namazını kıldırıcaktı duasını edicekti yusufun içi çok rahatlamıştı öyle bir içini çekti ki ciğerlerinden nefes alıyordu sanki yusufun yolu ahmet beyin yolu aynı tarafa düşüyordü zaman gelip çatmıştı yusuf kendi yoluna ahmet beyde kendi yoluna devam etmekteydiler ahmet bey yoluna gitmişti yusufta ucaktan inmişti yürümeye başladı yollar yıkık tüküktü insanlar bir kuşuşturma halindediler kimisi de feryat ediyor kimişi ailesini kotamara çalışıyor yusuf ise durmuş insanlara baka kalmıştı </description>
<link>https://www.antoloji.com/1-bolum-kitap-filistin-agliyor-siiri/</link>
<guid>2028359</guid>
<pubDate>2014-08-03T14:42:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Düşünçelerim Bambaşkaydı</title>
<description>bugün benim düşünçelerim bambaşkaydı öyle derindi ki kendimi kocaman bir kuyudaymışım gibi hissetiyordum. o kadar derindi ki, düşünçelerim ve hayellerim ben çok büyük düşünçelerin altına giriyordum. taki düşünçelerim ve hayellerim gerçekleşene kadar, biliyordum gerçekleşmiçek fakındaydım benim güneşim sanki yoktu. ve varsa bile sarı değildi, rengine karanlık düşmüştü içime vede düşlerimde karanlık vardı. ben ise onu aydınlığa çevirmeye çalışıyordum, ben düşlerimde aradım güneşimi ve rengini. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dusuncelerim-bambaskaydi-siiri/</link>
<guid>2021527</guid>
<pubDate>2014-07-12T11:58:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Yıldızlar</title>
<description>onlar benim yıldızlarımdı penceremden yıldızları seyre dalmıştım yanıma annem geldi ben anneme sordum anne dedim annem efendim yavrum diyebildi kimbilir onun içinde neler vardı ben yine dedim anne benim de yıldızım varmı ve benim gibi engelimi annem benim yüzüme masum masum bakarken saçlarımı okşadı kısık bir sesle cevap verdi herkesin bir palıyan yıldızı vardır ben anneme hıçkırık bir sesle cevap verdim benim yıldızım parlamıyor anne yine bana gözyaşlarıla cevap veriyordu bak yavrum senin yıldızın parlamazsa sen parlıyorsun engelli kız bu sözler karşısında annesine söyle bir cevap verir ya anne benim yıldızım düşe bende ölürmüyüm anne bu cevap karşısında ne söyliceğini bilememiş kız devam etmiş yıldızımın benim gibi bir yanı eksikmi anne ne olur bari o engelli olmasın bir yanı eksik olmasın anne kızına yaşlı gözlerile söyle bir baktı cevap verememişti kızıla beraber pencerede yıldızlara bakıyorlardı bir an bir yıldız düşer o an engelli kızın sadaliyesinde başı yana düşer annesi kızının başı yana düştüğünü görünce bakmış kızzı vefat etmiş anne kızının söylediklerini hatırlammış gözyaşları ile ah be yavrum senin içinemi doğdu diyebildi hıçkırıklı sesiyle </description>
<link>https://www.antoloji.com/yildizlar-184-siiri/</link>
<guid>2021525</guid>
<pubDate>2014-07-12T11:47:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Bulut Olsam</title>
<description>bulut olsam yağmur yağdırsam rüzgar olsam deli deli essem yağmur damlası olsam topraktaki tohuma can versem topraktaki tohum olsam çiçek açsam çiçek olsam etrafı güzeleştirsem güneş olsam hertarafı ışıl ışıl etsem sevgi olupta insanların kalblerine girsem onlara sevgiyi öğretsem öğrenebilirlermi... </description>
<link>https://www.antoloji.com/bulut-olsam-6-siiri/</link>
<guid>2021523</guid>
<pubDate>2014-07-12T11:33:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Ağlıyan Gözlerim</title>
<description>ağlıyan gözlerim  neden ağlardı bilinmezdi gözlerim bana ağlardı gözyaşlarım  sel olmuştu hıçkırıklarımı dağlar taşlar duyardı ve şahit olurlardı gözlerimin ağlamasına  gözlerim yüreğime ağlardı yüremin yanmasına sızlamasına ağlıyan gözlerim bana ağlardı benim dedenimin çektiği acılara  ağlardı  sana bana ağlardı bacaklarıma  kalbime benliğime ağlardı gözlerim bana ağlıyordu sesizliğime ağlıyordu düşündüm de çok şeye ağlıyorlardı hayatım hep ağlamakla geçiyordu sahte gülücükler yer almıştı bende sana ağlıyordu </description>
<link>https://www.antoloji.com/agliyan-gozlerim-siiri/</link>
<guid>2021522</guid>
<pubDate>2014-07-12T11:28:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Susgunum Ben</title>
<description>susgunum ben  bu hayat beni çok yoruyordu   olduğunu çok iyi biliyordum ben kendimi unutmustum kimim neyim ben diye kendi kendime sorardım  hiç düşünmez olmüştum  yüreğime sorasam oda benle birlikte acı çekiyordu kalbime soraydım oda daha da acı çekerdi dilime sorardım oda dile gelmemeyi terçih ederdi susgunum ben tüm organlarımla gendimi içime kiritlemiştim benliğimi kaybetmiştim susmak istemiştim çünkü bu hayat çok acımasızdı ben susgunluğumu seviyordum susgunluğumu her canlı veya cansız varlıklar dursun ki anlasınlar cansız ne varsa dile gelsinler beni anlatsınlar benimde herşeye hakım olduğunu bir kalp taşıdığımı söylesinler benimde bir canlı olduğumu anlatsınlar susgunum ben </description>
<link>https://www.antoloji.com/susgunum-ben-siiri/</link>
<guid>2021514</guid>
<pubDate>2014-07-12T11:04:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Yağmur Damlasının Hikayesi</title>
<description>bugün hava çok rüzgarlıydı yağmur havası vardı rüzgar deli deli esercesine esiyordu gökyüzü kararmışcasına hüzünlü bir hava verilmişti sanki bulutlar bir kenara toplanmıtılar bulutların arasında yağmur damlaları saklıydı dile gelip konuşmuşlardı en ufak damla ben şimdi inicem gükyüzüne ne olur öteki damlalar olmaz zamanımız var diye cevap verilmişti biraz zaman geçince ufak damlacık yeryüzüne inmeye hazırlanırdı bulutların dışına geçti birden bire indi toprağa onun sayesinde yağmur erken yağmıştı </description>
<link>https://www.antoloji.com/yagmur-damlasinin-hikayesi-2-siiri/</link>
<guid>2021512</guid>
<pubDate>2014-07-12T10:58:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Duvar</title>
<description>yılar önce hiç deprem olmayan  bir şehirde  aniden bir deprem yaşanmıştı her yer toz dumana karışmıştı herkes sokaklara ve de caddelere koşmuşlardı kimisi de yıkılan evlerin altında kalmışlardı  herkes kendi ailesini kurtarmaya çalışırken bazıları da  enkazın altında çığlık çığlığa bağırken kimse onların sesini durmazdı düzenlerin sesleri ambulansların sesleri vardı ve de insanların çığlığı varken enkaz altındaki insanlar vardı onların sesleri kitmiyordu kimseye itfayelerin bir evin önüne gelmişti orada bir çocuk sesi geliyordu hemen harekete geçtiler çok geçmeden çocuğu enkazın altından kurtarmışlardı ama tüm ailesini kaybetmişti bir tek o yaşama tutulmuştu  engelli olduğu halde ama artık yanlızdı bir başınaydı ne yapıcaktı kimsesizdi nereye gidicekti ki kime el açıcaktı kimsesi yoktu bu dünyada ailesinden başka kimi vardı 2 3 ay geçmişti çocuk illeşmişti  çocuk artık tek başına yaşamayı öğrencekti  bir ev bulmuştu bulduğu  ev ise yıkık döküktü   orada bir oda sağlam kalmıştı öteki tarafları hep yarı yıkık döküktü   hep o oda  da  kalıyordu ne ışık var nede penceresi vardı penceresini kapatmışlardı  kapıyı da kapatıyor hep orada kalıyordu dört duvar arasında hiç konuşmadan yemeden içmeden kalıyordu herkes  biliyordu o evde kaldığını   herkes  gelip görüyor yiyecek ve su gediyordu insanlar  olmasa  oydan  kalkıyordu  yiyecek  olursa  yiyor  olmazsa yemiyordu   hep karanlıkta otuyor  hep düşünüyordu bu çocuk bir genç kızdı kadınlar gelip onu gidiyor yıkıyor temizliyor öyle gidiyorlardı   kızın bir ismi bile yoktu  belgim de  vardır ama kimse bilmiyordu  kendiside  bir şey  anlatmıyor  bayanlar bu genç kızı çok seviyorlardı çok  güzeldi  çok  iyi biriydi konuşmuyor  ama herkese iyi  davranıyordu  bir sure geçmişti mahallede  karışlık olmuştu  bir süre kızın yanına gelemiyorlardı   genç   kız   bir süre  yanlış   kalmıştı   ve aç  susuz   kalmıştı   onun için de hiç  fark  etmezdi  zaten   deprem de  tüm  ailesini  kaybetmişti  oda ailesi  yanına gitmek  istiyordu  ama  bir türlü   gidemiyordu  mahalleye  birileri gelmişti sesleri   geliyordu   genç  kıza   imam  gelmişti   bu  imam mahalleye  atanmıştı   birde   cami yapmışlardı   bu mahalle  çok   değişmişti   ama  genç  kız  hep   aynıydı  deprem   olduğu   günden  beri   öyleydi   hiç   değişmemişti   suskun bir edayla bekliyordu sanki   ölümü bekler   gibi   hali vardı   mahalle çok  karışmıştı   genç   kızı  unutmuşlardı  aç  susuz  dört  duvar   arasında   yaşıyordu   imam ev ararken birden bire  o  eve geldi içine girdi etrafı gezerken   genç kızın olduğu odaya yaklaştı  ve  kapıyı  açtı  bir de  ne  gösun   karşısında  bir genç  kız  çok   güzel   bir  kız  duruyordu  imam  seslendi  kimsiniz burada  ne arıyorsunuz   genç kız  hiç   bir  tepki  vermemişti   komşular imamın o eve  girdiğini  gördüler  ve  onlarda  girdi  birden aklarına  genç kız  gelmişti   çok korkmuşlardı  bir şey  oldu diye   hemen  kızın   yanına  geldiler  imam sordu  bu kız  kim  kimin  neysi  hiç  konuşmuyor  komşular  dediler o yılardır  böyle  hiç  konuşmaz  dediler  depremden  beri  böyle  suskundu   ailesini depremde   kaybettiğinden  enkazın  altında kaldığından  beri   konuşmaz buydan  hiç ayılmaz  bireye  gitmez  biz bakardık  bu aralar  unuttuk  onu  dediler  imam  adı  ne  peki   adı  da  yok  bilmiyoruz  dediler  evi nerdeydi peki  deprem  olmadan  dedi  komşular  buydan  biraz   uzak  dediler  imam  ben araştırım  dedi   genç kıza  yaklaştı   benim   adım   Yahya  dedi  gene  gelicem   tamam mı  imam  komşulara  dedi ki burayı  yelleştirin   yatak koltuk  halı  filan  getiricem Kıyafette  alırız  bu  kıza  yazık  dedi  çok  geçmeden  Yahya  geldi  genç  kızı  Çıkarttılar  çok  zor olmuştu onlar için  ama  Çıkartmışlar Yelleştirdikten sonra  bazı yerlerini yeniden yapmışlardı  ev  eve  benzemişti  genç   kız  etrafa  öyle  bir  baktı  ki  birden  bire fenalaşmıştı   etrafa saldırıyor   adeta delirmiş gibiydi anne   diye  çığlık   atmaktaydı  imam  onu  görünce  çok  üzülmüştü  hemen  yanına  koştu  ve alıp  bir  hastaneye  koştu  doktorlara  her şeyi  anlattıktan   sonra  tedavi  görmeye  başladı  aylarca   yılarca  geçti  artık  İlleşiyordu  yavaş  yavaş   hem de  konuşmaya  da  başlamıştı   ama   ismini  kimse  bilmiyordu  öğrenememişlerdi   herkes  ona  duvar  diye  çağıyorlardı  zaten  duvar  gibi   olmuştu   çok  mutsuzdu  ve  hiç  kimseyle  fazla  konuşmazdı   imam  bu  genç  kıza  alışmıştı   sevmişti  genç  kız  da imama  alışmıştı   yılar geçiyordu  imam ve  genç  kız  evlendiler   uzun  zaman   geçti  bu  şehirden  gittiler  başka yerde çok  daha  da  mutlu  olmuşlardı  ama onları  öyle bir tehlike bekliyordu ki  hiç haberleri  yoktu  bile  birden bire başlarına  gelebilirdi  felaketlerin en büyüğüydü  ama kim bilirdi ki  onları  bulacağını  yılar geçmişti  ve duvar ın  bir çocuğu  olmuştu  duvar sa  çok hastalanmıştı Yahya onu kaybedeceğini anlamıştı  ve  bir  kaç gün geçti  duvarı  kaybetti  çok  acı  çekiyordu  ve  çocuğunu kucağına  alıp  sımsıkı sarılmıştı öyle  sarılmıştı ki  duvarın kokusunu alıyordu  sanki imam  Yahya  çocuğunu alıp  kaybolmuştu  etrafta kimse  görmemişti  onu  yılar  geçiyor  hala  haber  alamamışlardı imam kızıyla  birlikte yaşamaya devam  etmeye  başlamıştı  kızı büyümüş  aynı annesine benzemişti adını da  duvar  koymuştu </description>
<link>https://www.antoloji.com/duvar-198-siiri/</link>
<guid>2021511</guid>
<pubDate>2014-07-12T10:54:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>İyilik Ve Kütülük</title>
<description>iyilik ve kütülük mücadele eder mesela iki insanın aralarında geçen iyilik ve kütülük mücadelesi gibi biri engelli  olmasına rağmen  o  kadar iyi severdi ki ötekide sağlıklı olduğu rağmen o kadar kütü  o kadar kibirlidi ki  kimse onu anlamaz herkese kütülük eder engelli olan  sa  herkese gülücüklerle neşeyle kaşılar ve yüzü bir güneş gibi aydınlıktı  ama kütülük yapan insan sa herkese iftira atar onların hakında kütü kütü konuşur  herkes bunlara bir isim koymuşlardı engelli insanın adına iyilik ötekisine ise kütülük koymuşlardı iyilik geldiği zaman herkes neşeyle onun etrafına koşarlardı ama kütülük geldimi ise herkes kendi mekanlarına çekilirlerdi kütülük bu yüzden iyiliğe düşman besler ne zaman iyiliği göünce  söyle cevap verir elbet ben kazanıcam yani kütülük kazanıcak iyilik sakin bir tebesümle glümsedi tek bir kelime bile etmedi gerek görmedi bile kütülük çok şaşırmıştı nasıl kendisine cevap bile vermedi diye kara kara düşünüyordu şimdi kendisi onun yerinde olsaydı neler saymazdı ki karşındakine ama o bir kelime etmedi bile neyse  fazla östelemeden çeker gider iyilikte yoluna devam eder sapır eder her engelle bedendeki engel onun için hafif kalır hayatın çilelerin yanında aylar geçer yılar geçer bu  düşmanlık hala sürmektedir kütülük artık daha da ilerlemişti kütülüklerinle daha çekinmez olmüştü  iyilik se herkesin kalbini kazanmıştı  birgün iyilik ve kütülük gene karşılaşmıştılar kütülük iyiliği terkelekli sandaliyesinden düşürtmüştü buralardan git diye hakırdı kütülük  yapmadığını bırakmıyordu iyiliğe ama iyilik gene sabırlıdı gene kütülüğün yüzüne derin derin baktı öyle baktı ki kütülüğün yüzü değşmişti birden bire  ne yazık ki kalbi katılaşmıştı ve gülerek oradan uzaklaşmıştı iyilik yerden birtürlü kalkamamıştı bir insan yoldan geçerken iyliği görmüştü hemen iyliğe doğru koşarak iyliği yerden  kaldırmıştı ve gittiği yere kadar götürmüştü kütülük bu insanlara çok kıcık oluyordu iyiliği ortadan kadırmalıydı artık zamanı gelmişti ama nasıl kadırmalıydı ki çok düşündü bir gün  iyiliğe gitti ve dedi ben çok pişmanım sana ve mahale hakımıza çok kütülük yaptım ve iftira attım  gel gezelim biraz bir yer var oraya gütürücem   iyilik tamam demiş ve gitmişler ve kütülük iyiliği uçuruma kadar sürüklemiş iyilik bunu zamanında anlamış ama birşey dememişti  ve kütülük biraz daha yaklaştırmış uçuruma doğru  her ikiside düşmüştü milet her ikisinide kurtarmıştı ve hastaneye  kaldırdılar ikisinide aynı odaya koymuşlardı kütülüğün yaptığı tüm kütülükleri onu bulmuştu yani onun baçakları tütmuyordu artık iyilik ise artık engelli değildi baçakları tutuyordu artık yani iyilik iyiliğe kütülülk ise kütülğü buluyordu bu seferde kütülük engelli kalmıştı iyilik hep kütülğün yanındaydı artık kütülükte anlamıştı pişman olmuştu hep pişmanlığıla yaşıyordu bundan sonra iyilik yapmaya çok ama çok çalışmalıydı...  sevgili insanlarımız bu kısa hikayede anlatılan iyilik ve kütülüğün mücadelesini anlatılıyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/iyilik-ve-kutuluk-siiri/</link>
<guid>2021510</guid>
<pubDate>2014-07-12T10:50:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 <item>
<title>Hayatımdan Kesitler</title>
<description>ben 7 yaşlarındayken engelli olduğumu bilmiyordum vede ayağa kalkmaya çalışıyordum ama ayağa kalkamıyordum ağlamaya başladım bir an elim tutunduğum yerden kayıp düştüm hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ve bacaklarıma vurmaya başladım içimden şöyle sesleniyordum beni yanlız bıakma bırakma diye hakırmaya devam ediyodum sesimi kimse duymadan bir an korkmaya başlamıştım acaba engellimiydim diye düşündüm evet engelliydim engelli kelimesini öğrenmiştim ama ne anlma geldiğini hiç bilmiyordum o gün anlamıştım engelli kelimesini düştüğüm yerde öylece kalmıştım artık ayağa kalkamıyordum yerde suyunmeye başladım ağlarken hemde yerde suyunuyordum ayaklarım ellerim kan içinde kalmıştı sanki o kanlar kalbimden geliyordu o hissi veriyordu içime daha fazla gidemedim yine aynı yerime geldim elim çok ağıyordu tutunduğum yere bir daha tutundum bir daha ayağa kalkmaya denedim vede başardım ama başarım yarıda kaldı annem yanıma geldi şöyle seslendi ne yapıyorsun sen nereye uçacaksın otur otutuğun yerde ben o lafı duyunca dunyam yıkılmıştı gözyaşlarım kanyan yerlerime damlarken çok yanıyordu ama annemin o sözleri o yanıyan yaramdan daha da yakmıştı canımı yılar geçmişti o lafı unutmamıştım arada yine tutunmaya başlardım ama annemden gizli yapardım bir günde balkonumuzun demirinde tutunarak kalkmıştım tam ayağa kalkayken yine duştum bu sefer annem yine geldi bu seferde söyle dedi cennehememi gidicen ayağa kalkıp otursana ben kalbimden bir daha darbe almıştım bedenimde ki darbeller afif gelirdi ama kalbimdeki darbeler vede bacağımın engelli çok ağır gelmişti o yaşta ki çocuğun ben bir daha denememeye kayar vermiştim bu sefer başka şeyler aramaya başladım benim bir hayelim vardı resim ama neyle yapıcaktım ki bir mazemem bir boyam bile yoktu ilginç benim okula giden 2 ablam vardı onların yazdığı  ve biten defterleri vardı atarlardı o defterleri ben ise o atılan defteleri ben silmeye başlardım ama nasıl silmekti öyle silerdim ki parmaklarım simsiyah olurdu silgi parçaları tınaklarıma girerdi vede acırdı yılar geçiyor ben böyle devam ediyordum ben birgün annemden kalem istemiştim ilginç bir tepki göstermeden tamam demişti vede almıştı ben bir kalem sevincini yaşamadan yine hayal kırıklığına uğramıştım yine acı bir kelime işitmiştim ben adırmaya ve işitmemeye kayet ediyordum ama gözyaşlarımı tutamıyordum gözyaşlarım sildiğim deftere damlamaya başlamıştı o defteri silene kadar canım çıkmıştı parmeklarım yara olmuştu ama gözyaşlarım o defteri maf etmişti bu sefer ellerimle kurutmaya başladım vede kuruttum bu sefer boya eksilti onlarıda ablamların eşki küçülmüş boyaları vardı atıyorlardı ben onları alıp kolanıyordum uçları bile yoktu ben onları ışlatarak uçunu boyası açılsın kolanim diye çok ışlatıyordum benim mücadelem böyle başladı vede devam ediyor benim engellim devam etmekte ve ben hiç alışamadım engellime ben resim yaparken unutuyorum ve resimide hayatımdan yok etmek istiyorlar aynı hayata tutunduğuma nasıl engel oldukları gibi ayağa kalkmayı mücadele etmedim evet </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayatimdan-kesitler-4-siiri/</link>
<guid>2021509</guid>
<pubDate>2014-07-12T10:46:00+03:00</pubDate>
<author>Selma Liman</author>
</item>
 </channel>
</rss>
