<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Savaş &#199;eliker Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Her  Şeyi Satmak İstediğimiz İçin, Her Şeyi Satın Alıyoruz</title>
<description>Otursam yazsam diyordum saatlerdir, neyi yazmam gerektiğini bilmeden. Bazen olur bana böyle. Birşeyler yazılmak üzere kendini dayatmadan önce, tutulma yaşarım bazen. O zaman voltaya başlarım küçük odamda, tıpkı cezaevindeki gibi. Şairin dediği gibi, cezaevi kafamda mı benim,  ya da her yer cezaevi mi artık, bilmiyorum!   Birşeyler, ama  mutlaka iyi birşeyler gelmeliydi aklıma yazılmak üzere. Ama gelmiyordu işte. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu.  Ne bir ses ne bir soluk vardı, o iç dünyamda. „Bir ben vard(ı)  bende benden içeri“, ama o benler hep böyle istifli mi olacaktı? Bir ben hep içre mi kalacaktı bende? Bilmiyorum.  Belki de ben meseleye yanlış bakıyordum. Bakış açımı değiştirmeliydim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/her-seyi-satmak-istedigimiz-icin-her-seyi-satin-aliyoruz-siiri/</link>
<guid>1338402</guid>
<pubDate>2010-02-08T00:53:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>„Durdurun Dünyayı İnecek Var“</title>
<description>Bu ilginç söz, bir yerlerden aklımda kalmıştı. Sanırım yıllar önce okuduğum bir kitaptandı. Hatırladığım kadarıyla bu, on yıllar önce Amerika’da sahneye konmuş bir müzikal olmalıydı. Yine de emin olmak için, internette kısa bir araştırma yaptım. İnternet bu işlere yarıyor ne de olsa. Evet, yanılmıyordum: „Durdurun Dünyayı İnecek Var“ (Stop the world! I want to get off.)  1961’de New York City’de sahnelenmiş ve aynı adlı bir kitabı da olan bir müzikaldi. Amerika’dan sonra gösterildiği tüm diğer ülkelerde de büyük ilgi görmüştü.  Müzikali izlemedim. Zaten bu yazımı müzikal üzerine de yazmayacağım. Ama bu başlık bana daima, çok önemli anlamlar çağrıştırmıştır. En başta, özellikle büyük kentlerde oradan oraya koşuşturan insanların hayatlarını, nasıl onulmaz bir hız tutkusunun esir aldığını anlatıyordu bu söz bana. Bu hızdan başları dönen, mideleri bulanan bazı insanlar hençerelerinin olanca gücüyle bağırıyorlardı sanki hep bir ağızdan: Durdurun Dünyayı İnecek Var!   Hızlanan Yaşamlar </description>
<link>https://www.antoloji.com/durdurun-dunyayi-inecek-var-3-siiri/</link>
<guid>1297119</guid>
<pubDate>2009-12-03T13:31:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>2009 Seçim Sonuçları / Para Sahibi Orta Sınıfların İsyanı</title>
<description>Almanya’da genel seçimler dün (27.09.2009)  yapıldı. Seçimlerin gösterdiği ciddi sonuçlar var.  Öncelikle vurgu yapılması gereken bir sonuç; seçimlere katılım oranının Almanya’daki seçimler tarihinin en düşük seviyesine inmiş olmasıdır. Ve bu düşüşün kısa vadeli politikalar neticesinde gerçekleşen bir tepki olmadığı, tam aksine istikrarlı bir çizgi izlediği görülmektedir. Çünkü bir önceki 2005 yılı seçimlerinde de düşüş olmuş, katılım oranı o zaman da örneğin 1990’daki %77,8’lik oranın altına düşmüştü.  2009 seçimleri ise daha sert bir düşüşü açığa çıkartmıştır: %70,81. Bu yüzdeliği analiz etmeden önce, partilerin oy dağılımına bir bakalım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/2009-secim-sonuclari-para-sahibi-orta-siniflarin-isyani-siiri/</link>
<guid>1262063</guid>
<pubDate>2009-09-30T01:37:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Yamali Hayat</title>
<description>YAMALI HAYAT’A DAİR KISACA  Beş yıldır önümde, daktiloyla yazılmış 39 sayfalık bir uzun öykü, ya da kısa bir roman duruyordu. Bu romanı ben, 1995 yılında Amasya Hapishanesindeyken yazmıştım. 21 yaşındaydım o zaman.  İçerde yazarak dışarıya çıkartabildiğim diğer kısa öykülerimin ve şiirlerimin çoğunu bilgisayara geçmiştim. Ama bu 39 sayfalık roman gözümü korkutuyordu. Zaten bilgisayarda hızlı yazabilen biri de değilim. Yıllar sonra sevgili dost, Hasan Hüseyin Arslan’a daktilo sayfaları halinde okuması için verdim. O bana bu romanın tozlanıp gitmemesi gerektiğini, diğer insanlarla paylaşmam gerektiğini söyleyince, Yamalı Hayat’ı bir akşam yeniden okudum.  On beş yıl önce, çok gençken yazdığım bu roman, bunca yıl sonra yeniden okunabilecek ve yayınlanabilecek halde miydi? Eksiklikleri, yanlışları, çelişkileri var mıydı?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yamali-hayat-4-siiri/</link>
<guid>1235442</guid>
<pubDate>2009-08-10T20:17:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>İnsanligin Kurtulusu Şafaginda Perspektifler</title>
<description>Somut olarak 2006 yılından beri, bir şeye sürekli vurgu yapıyoruz: İnsanlık yeni bir çağın eşiğindedir. Bu öyle bir çağ dönüşümüdür ki, insanlar geriye dönüp baktıklarında ne kadar ilkel, ne kadar anlamsız çatışmaların içinde boğulmuş bir dünyada yaşadıklarına şaşırarak bakacaklardır.  Böyle bir dönüşümü başarabilmek herşeyden önce, bilinçlerde ve yüreklerde bu istemin ne kadar güçlü biçimde yaratılabildiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Ama bu istemin giderek daha geniş kitleler nezdinde karşılık bulacağı aşikar biçimde gözüküyor. Sorun bu bilinç ve farkındalığa en azından belli düzeyde erişmiş bulunan bizlerin, yakında doğacağı gün gibi açık olan tüm dünyadaki sistem değişikliği istemine, ne kadar doğru perspektiflerle dahil olacağımızla ilgilidir.  Bu nedenle daha önce yer yer yazmış olmama rağmen, tekrara düşmeye aldırmadan, bazı konularda yeniden yazmamın gerekli olduğunu anladım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/insanligin-kurtulusu-safaginda-perspektifler-siiri/</link>
<guid>1182703</guid>
<pubDate>2009-05-25T15:59:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Tim’in Kurşunları</title>
<description>Almanya Winnenden’de 11.03.2009 tarihinde, Tim K. isimli bir Alman genci, öğlene doğru aralarında öğrenciler ve öğretmenlerin de bulunduğu 16 kişiyi öldürdü.  Evet 17 yaşında bir genç 16 kişiyi öldürdü ve en sonunda polisle çatışmaya girerek kaçış şansı kalmadığını görünce, en son kurşunu kendisine sıkarak intihar etti. Bu olay, ekonomik bakımdan geri kalmış bir ülkede, zorluklar altında yaşamaya çalışan bir ailenin çocuğu tarafından gerçekleştirilmedi. Sınai, teknolojik ve ekonomik bakımdan  oldukça gelişkin bir ülkede, hali vakti oldukça yerinde bir ailenin çocuğu  tarafından gayet soğukkanlı bir şekilde gerçekleştirildi. Olayın hemen ardından resmi görevlilerden, psikologlara, ailelere kadar herkes Tim’in nasıl ve neden böyle bir eylemi gerçekleştirdiğini sormaya başladı.* Tim içine kapanıktı… Tim yalnızdı, arkadaş çevresi ya yok ya da çok azdı… </description>
<link>https://www.antoloji.com/tim-in-kursunlari-siiri/</link>
<guid>1143719</guid>
<pubDate>2009-03-15T12:12:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Aci Ikilemi</title>
<description>Gec olmasin gelisin Gidisin erken...  Hersey vakt-i zamaninda yasanmali Gec kalmis vuslati Bu gönül neyler... </description>
<link>https://www.antoloji.com/aci-ikilemi-siiri/</link>
<guid>983350</guid>
<pubDate>2008-07-11T14:42:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Ya şimşekler çakmazsa demiştim sana</title>
<description>Ya şimşekler çakmazsa demiştim sana Hangi sevdanın tavında Harmanlayacaktık özlemlerimizi Toprağın kokusunu yeşil yaprakların ince damarları iletemezse bize Nereye sürükleyecekti umut sandalı bizi Sonsuz döngülerin canhıraş haykırışları içinde kaybolacaktık </description>
<link>https://www.antoloji.com/ya-simsekler-cakmazsa-demistim-sana-siiri/</link>
<guid>962382</guid>
<pubDate>2008-06-04T21:43:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Elektrik</title>
<description>Yıl 1986... Mevsim Yaz... Aylardan Haziran... Elektrik icat edileli çok olmuştu; ama bizim fukara köyümüze elektrik denilen şey daha yeni geliyordu. O da kendisi değil önce direkleri geliyordu. Köylünün elektrikten de, elektrikli ev aletlerinden de haberi yoktu. Sadece on beş yıl önce pilli bir radyo gelmişti köyümüze. O radyo geldiğinde çok şaşırmıştık. Muhtar getirmişti onu evine. Sesini de sonuna kadar açmış yayın yapıyordu. Kendisi de evinin önündeki hamağa uzanmış sallanıyor ve kaliteli tütün sarmasını tüttürüyordu. Öyle bir kubarmış, şişinmişti ki; havadaki bütün gazları çektiğini sanırdınız. O kara kutunun sesi köyden duyulunca,bütün çocuklar muhtarın evine üşüşmüş, radyoyu garip garip seyre koyulmuşlardı.Radyodan sesler geldikçe çocuklar gülüşüyor; adamlar bu kara kutunun neresine saklandılar diye radyonun altına, üstüne, sağına, soluna bakınıp, tekrar tekrar gülüşüyorlardı. Muhtar da çocukların şaşkınlığından memnun, şöyle demişti: </description>
<link>https://www.antoloji.com/elektrik-7-siiri/</link>
<guid>959008</guid>
<pubDate>2008-05-29T21:17:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Hülyasıydı İnsan Olmak</title>
<description>Vakit saatlerden kaç Sen de gittin bir yandan Ah be Gülsem mi ağlasam mı Nasıl bir duygu bu Anlamı yok artık </description>
<link>https://www.antoloji.com/hulyasiydi-insan-olmak-siiri/</link>
<guid>845939</guid>
<pubDate>2007-11-11T21:25:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Kanayan Neydi</title>
<description>Genç bir kalp Ben de kaldı... Öyle mi Sence  Ya </description>
<link>https://www.antoloji.com/kanayan-neydi-siiri/</link>
<guid>789253</guid>
<pubDate>2007-08-07T03:31:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Hükümsüzdür</title>
<description>Önce rüyalar  Terketti gecelerimizi Üzüldük... Sonra Acılar Umutlar ve </description>
<link>https://www.antoloji.com/hukumsuzdur-19-siiri/</link>
<guid>787698</guid>
<pubDate>2007-08-04T18:09:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Ne De Yamandır</title>
<description>Akıntıya kürek çekiyorum kaç zamandır Ruhumda bir gıcırtı Seni çalar kemanımın telleri Çalarken içli bir şarkı Ah Sensizliği içmek ne de yamandır </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-de-yamandir-siiri/</link>
<guid>787573</guid>
<pubDate>2007-08-04T14:15:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>İkarya Düşleri</title>
<description>Birazdan  Ölüme çıkacaktı Onların İkarya düşleri...  Bir sabah erken </description>
<link>https://www.antoloji.com/ikarya-dusleri-siiri/</link>
<guid>779057</guid>
<pubDate>2007-07-20T05:56:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Ahh... Akşamlar</title>
<description>Ümitsiz elvedalarda seni düşünüyorum İstemesem de geliyor aklıma Hep içimdesin sevdiceğim Ellerim ellerini okşuyor rıhtımda Martılar pike yapıyor uçuşan simitlere Ahh... </description>
<link>https://www.antoloji.com/ahh-aksamlar-siiri/</link>
<guid>777240</guid>
<pubDate>2007-07-16T19:17:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Esaret Biter</title>
<description>Bunca acı Bunca ayrılık Bunca yol Bunca eziyet... Altında geçen yıllar Etimizi ezip kemiklerimizi öğüten </description>
<link>https://www.antoloji.com/esaret-biter-siiri/</link>
<guid>777145</guid>
<pubDate>2007-07-16T15:51:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Düşüncelerin Özgür Olsun</title>
<description>Kalın zincirler arkasında Berrak bir havanın aydınlığıyla Ciğerlerine doldurarak havayı Yine de göğsünde buruk bir sancı Ve sımsıkı sıkılı yumrukların cebinde Gözlerin </description>
<link>https://www.antoloji.com/dusuncelerin-ozgur-olsun-siiri/</link>
<guid>776278</guid>
<pubDate>2007-07-15T00:53:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Uçurtma Mevsiminde Ömrümüz</title>
<description>Günün birinde Sen ve ben İkimiz İlerlerken yamaçlarda kayarak Yanımızda yöremizde Kuşburnular,karamuklar,zerdaliler olacak </description>
<link>https://www.antoloji.com/ucurtma-mevsiminde-omrumuz-siiri/</link>
<guid>775990</guid>
<pubDate>2007-07-14T14:16:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Bekleyiş</title>
<description>Neden acı çekeriz sevdalandığımız zaman, mutlu olacağımız  yerde? Ya da daha doğru bir soru olarak ne zaman acı çekeriz, ne zaman yüreğimizde onulmaz bir burukluk hissederiz? Genelde karşılıksız sevdaların insanın yüreğini daha çok acıttığına inanılır.Oysa ben bunun doğru bir tespit olmadığını düşünüyorum. Çünkü hayatta kesin olan ve bütün gerçekliğiyle bilinen, içinde farklı bir beklentiyi barındırmayan herşey çok daha kolay kabul görür. Bir sevda karşılıksızsa bu açık bir gerçekliktir ve karşılıksız seven bunu rahatlıkla kabul edebilir,dolayısıyla sızısı da uzun ve derin olmayacaktır.Ama ya içinde geri gelineceği, karşılık verilebileceği umudunu taşıyan sevdalar nasıl sevdalardır bilen var mı? Giden hiçbir zaman gerçekten gitmemiştir yanımızdan, yaşattıklarıyla daima burada yanıbaşımızdadır.Ve işte asıl acıyı biz bu umut dolayısıyla yaşarız. Kalbimiz daima bu sıcak umut yüzünden kanar.Çünkü o mutlaka geri dönecektir, en azından bu ihtimal henüz tükenmemiştir.Akılla yüreğin sürekli çatıştığı karışık bir durumdur bu.Belki de bir daha asla dönmeyeceğini bile bile bekleriz.Ne de güzel anlatıyor bu durumu şarkı: “Ben seni değil,seni sevmeyi sevdim.Ben seni değil, seni beklemeyi sevdim.Gündüz bekledim,gece bekledim.Gelmeni değil sevdamı bekledim..” Evet bazen insan çok derinden sever ve yeterli karşılığı alamaz.Ama bu kesinlikle karşılıksız sevdadan daha yakıcıdır.Öyle ki içinde bir umudu hala barındıran böylesi sevdalar içindeki bekleyiş, bir süre sonra sevginin kendisine bile dönüşebilir.Ve artık bundan sonra büyük bir özlemle geleceği beklenilenin,gelip gelmemesinin de bir önemi kalmaz aslında. Bekleyiş kendisini sevdaya dönüştürmüş ve çaresiz bir hastalığı başlatmıştır.Artık yüreğimiz sürekli kanayan ağır bir hastadır.Bir türlü başkasını sevemez. Gözlerimiz olur olmaz zamanlarda,yüreğimizden gelen sızı yüzünden sulanır, kimi zaman hıçkırarak ağlar.Başka yüzlere bakamaz, başka gözleri göremez… Sevdadır artık bekleyişin bir başka adı. Bu ikisi ayrılmaz bir bütün olmuştur.Sevdikçe bekler, bekledikçe severiz.Ve bütün zamanlarda aslında içinde gelme umudunu barındıran bekleyişi severiz.Hem de bu bekleyiş korkunç bir yalnızlık halinde yüreğimizi kaplasa bile.Neden sonra başkasını göremeyen, başkasını sevemeyen yalnızlaşmış yüreğimiz hala gelme ihtimali olana şöyle seslenmek ister: “Hep bildim ki benim sevdam var…Üstüne alınma sana gel diyen mi var? ” </description>
<link>https://www.antoloji.com/bekleyis-307-siiri/</link>
<guid>775865</guid>
<pubDate>2007-07-14T09:04:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 <item>
<title>Yurda Dönüşen Gurbet (Edebi Inceleme)</title>
<description>geldiklerinde alkışlarla karşılandılar…   Kalkınan  Almanya  Savaş sonrasında Almanya hızlı bir ekonomik-Sınai kalkınma sürecine girdi. Savaşın kara bulutları ülkenin üzerinden henüz çekilmemişti.Şehirler alt yapısı,sosyal ve sınai tesisleriyle yerle bir olmuştu.Ülkeyi yeniden inşa etmek,hele hele toplumu yeniden ruh sağlığına kavuşturmak o kadar da kolay değildi. Nasyonal sosyalizm şiarıyla şahlanmış,Prag’dan başlayarak Norveç’ten Kuzey Afrika’ya kadar işgal etmiş bu toplum,bu büyük histerik rüyadan 1945  Nisan’ında büyük bir yenilgiyle uyandığı zaman; etrafta yanmış,yıkılmış binalardan,dağılmış ailelerden ve milyonlarca ölüden başka birşey görmedi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yurda-donusen-gurbet-edebi-inceleme-siiri/</link>
<guid>775239</guid>
<pubDate>2007-07-13T11:02:00+03:00</pubDate>
<author>Savaş Çeliker</author>
</item>
 </channel>
</rss>
