<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Sargon Y&#233;hunda Şiirleri
</description>
 <item>
<title> Herkes Gidince Geride Kalan Adamın Şarkısı</title>
<description>Bir narın imgesiydi çürümeye başlayan Ve dumanın imlasıydı yoğunlaşan..  Bu bir kontrol kaybıdır Gücün tükenişi ya da Arenada düşen sözcüklerin </description>
<link>https://www.antoloji.com/herkes-gidince-geride-kalan-adamin-sarkisi-siiri/</link>
<guid>1362616</guid>
<pubDate>2010-03-21T01:59:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Çoğalan Ölü Ve Beyaz Kardeşler Korosu</title>
<description>I  Bir ülkenin doğusunda Yaza henüz girilmiş şehrin kuzey esmerliğinde Hikayeler dinliyordu Büyük Kardeş Chavi Ergenlik çağındaydı </description>
<link>https://www.antoloji.com/cogalan-olu-ve-beyaz-kardesler-korosu-2-siiri/</link>
<guid>1352034</guid>
<pubDate>2010-03-03T01:14:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Sekerat</title>
<description>Sevgili efendim!  Kutsal hükümdarım! Çamurlu sulardan içtim Kurtlandım Yiyeceğimiz yok Bir yağmur gönder.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sekerat-2-siiri/</link>
<guid>790068</guid>
<pubDate>2007-08-08T13:52:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Birinin Oyunu Diğerinin Gerçeği</title>
<description>Kadın, erkekle bir kavşakta karşılaştı. bakıştılar, koklaştılar, sırnaştılar sonra... Kadına sorsalar, kavşağın adını, karşılaştığı zamanı ve o günü hiç unutmadığını söyleyecek. Erkeğe sorsalar, hatırlamadığını söyleyecek.  Bir kavşakta karşılaştılar. Kadın, erkeği iki memesinin arasında saklamak istedi. Üşümeyecek, görünmeyecek ve kalbinin atışlarını hissedecekti. Erkek, kadını dev ekran tv'sinin üstüne koyup, yeni rolüne uyacak yüzünü giyindi ve oyuna başladı. Birinde oyun olan, diğerinde gerçeğin romantik sancısıymış! Kadın, ona, sözcüklerinin kanıyla doldurduğu kaseleri, aşka olan inancının kalbine damlattığı vahiylerden derlediği ayetleri ve memleketinin dağlarını ve dünlerini ve yaylalarını ve masallarını sundu.. Erkek, ona, yüzünün aynada ve oyunda yansıyan katılığını/yumuşaklığını, kaosunun renklerini, yollarının uçurumlarını, kendisi olan ama hep başkalarıymış gibi göstermeye çalıştığı kahramanlarını sundu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/birinin-oyunu-digerinin-gercegi-siiri/</link>
<guid>737659</guid>
<pubDate>2007-05-13T18:55:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Safari ve Seyir Defteri</title>
<description>Önce ayakların vardı. Sabrın yalın fahişeleri ayakların. Seni ilk hissettiğim yer orası. Bir ırmaktan yeni çıkmış gibi ürkektiler. Bir avcı mı gördüler acaba? Yoksa, ak mintanlı bir can alan mı? Nedendi, bilemedim! . Mesela ben, hiç silah taşımadım. Kağıttan gemiler yapardım ırmak boyunca. Hepsinde teninin kokusu, gece ateşleri, danslar ve şangırdayan halhalın…  Hadi tırmanalım. Pençesinde yangınlar taşıyan alaz kartalı izleyelim. Lanetin akustik prensesi bir hancı edasıyla baldırlarıma dokundu. Etim yarıldı. Kanım titredi. Sen tüyün duyumsamadaki repertuarını ezberlerken; benim, doruklara olan inancım, mağaraya olan imgeleme gücüm arttı. Katsayının temasa paralel olduğunu, iki anahtardan birinin kapalı olsa da akım hızının değişmediğini söyleyen Edison’un, oradan geçmekte olan gemilerimizden birine bunu yazılı olarak verdiğini ve Afrikalı maceraperest delikanlıların kabile şeflerinden bu sırrı öğrenmek için büyüye başvurduklarını anlatıp duran ince mi teli prenses, henüz dizlerine ulaşmıştı ki kıvrılan iki yılan bacaklarımızın, beslenmek için bir güvercini nasıl sindire sindire yuttuklarına tanık oldu. Doğa, onun boynuna bir zincir taktı! ..Anladı! .. Hadi tırmanalım. Her üç adımında dönüp bir şeyler söyleyen ak sakallı, asalı, ak masallar taşıyan çıplak rahibi izleyelim. Büyüyen kara parçalarında, bir muştu gibi volkanların patlayacağını, dans ile, ezgi ile söyleyen dudağının sarkan çingenesi, yükselen balık burcundan astı kendini. Sağ elimde onun intiharı kaldı. Parmak uçlarımda yürüdüm sonra. Çok hassas, çok duyarlı olmuşlardı. Hemen sonra arzular, kıvılcımlar toplandı. Yedi canlı kedi adına, üç defa; ’’ cesaret! Cesaret! Cesaret! ’’ diye bağırdılar. Ama korktum.yorgana sarındım. Sen sustun, duaya sarındın.Ben kardeşinin derin ve uzun soluğunu alnımda hissettim. Sen, yağmur yağsın istedin, ıslanmak istedin. Ben, bunu gördüm; bunu bildim. Ve sana bulutlarla geldim. Hadi tırmanalım. Soluğu keskin, görkemi dingin, zehrini çoğaltmış akrebi izleyelim.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/safari-ve-seyir-defteri-siiri/</link>
<guid>732623</guid>
<pubDate>2007-05-06T11:17:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Resko II</title>
<description>Bana şerh alan, bana binaen bir bina, bir binek ve bir inek çizen benim en banal, bana en sanal, fırçası küçük bir dal, paleti hakikatten doğal, sakallı, püsküllü, milli ressam parçası hemşerim Resko Bey boşalan beline tiner sürerken, ben kumarda seni  kaybediyordum. Masa, bir savaşın tek dengesiydi. Dört ve tek. Üç ve bir. İki ve birer yada diğer olasılıkların oluşturduğu ittifaklar ve kara meleklerin ve ak meleklerin terden sırılsıklam oluşu, denge döngüsünün masaya kattığı derinlikti. Bir savaşın ortasında seni bana yeğleyen benin bana kazandırdığı ikinci el, bozuk ve camı kırık bir hayatın bataryasını sende bıraktığını ve bunun sana geçen bir ganimet olduğunu kulağıma fısıldayan Resko’dan öğrenince, kendi üzerime bir oyun daha istedim. İlk elde, ilk on yılımı kaybettim. Meleklerimden biri öldü. Kalktım. Resko’nun çantasından biraz leblebi aldım. Dolaptan bir bardak pich aldım. Tekrar masaya oturdum. Çocukluğunun hafızasını yitiren birinin olgun davranışlarının kaçta kaçının çocukluk sayılacağı evrime yeni bir teori ve boyut kazandırırken, dünyanın güneyini mesken edinen bilim adamları ve kadınları durmadan bir yerleri kazıyorlardı. İnatla ve sabırla kazıyorlardı. Bu yıllarca sürdü. Ve bir gün kayıp bir kente ulaştılar. hep aşağı doğru indiler. Kentin kalbine vardılar. Birden sırtım yarıldı. Bütün inenler oradan çıktılar. Bir meleğim daha öldü. İkinci elin sonuydu. Kanıma oynamıştık, kaybettim. Sana kuduz olduğumu söylememiştim, değil mi? Yedi yaşımdaydım. Aşk ısırmıştı beni. Mesafeler için henüz bir aşı bulunamamıştı. Uzaklığın vücuduma yayılan virüsü enfeksiyonel bir hal alırken, bende ten korkusu baş göstermişti. O zamanki süt kokulu düşlerimi başımı dayadığım annemin dizlerine bırakırdım. Şimdi ise hüzünlerimi. Annemin dizi kangren, benim dizim ise daha ikinci bölümde en az izlenen program olduğu anlaşılıp, sabaha karşı, herkesin uykuda olduğu anlarda yayınlanır olmuştu. O an resim yaptığından uyanık kalan Resko, diziyi izlerdi. Gün içinde de bana anlatırdı. Hatırlamazdım. Dünümü hatırlamazdım. Hatırlayamıyordum. Resko, kumarda dünümü kaybettiğimi söyledi. Bu, üçüncü elin sonunda olmuş. Bir meleğim daha öldü. Bir ara Resko’yu tanıyamadım. ‘’ pastel boya  kullandığımdandır,’’ dedi. Yanıma oturdu. Bana beni anlattı. Bende kalmayıp sana geçen beni anlattı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/resko-ii-siiri/</link>
<guid>602924</guid>
<pubDate>2006-12-10T15:17:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Yalın Hal Uzak Masal</title>
<description>piştin  dişledim bağırdın utandım üst katlardan çekilmiş tırnak yaşamlar atılıyordu sokağa </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalin-hal-uzak-masal-siiri/</link>
<guid>581307</guid>
<pubDate>2006-11-13T19:53:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Siyah Kazak</title>
<description>Hıncımı bir rüyadan aldım.  Sağolsun bütün kafiyeler. Yalnız bırakmadılar beni. Paletini bana emanet etti Dali. Plastik estetiğinde sanatın Bir sevgili hayal ettim sonra </description>
<link>https://www.antoloji.com/siyah-kazak-siiri/</link>
<guid>555394</guid>
<pubDate>2006-10-08T22:37:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Zordu</title>
<description>Öyle bir adam ki Önce derisini yüzdüm Kafatasından topuklarına kadar Sonra onu gördüm Onu bildim Onu anladım... </description>
<link>https://www.antoloji.com/zordu-5-siiri/</link>
<guid>536385</guid>
<pubDate>2006-09-10T19:00:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Susam Açıldı</title>
<description>Görkemli kapısından girdik arenaya. Yanyanaydık. Sihirli ayna bize sihrini bağışladı. Yanyanaydık.Lord'un tahtında tanıdık bir ceset vardı. Yüzü, tülle örtülmüştü. Yaşayan bir heyecanı vardı! Bizi görmedi. Kapı kapanırken yanyanaydık. Bunu bilmedi. Kalanbalığın coşkusu, birazdan yüzü tülle örtülü cesedin bir parmak hareketiyle başlayacak kanlı savaşın ilk habercisiydi.! . Bağrışmalar, alkışlar, gülüşmeler, birbirine karışan sesler ve sözcükler, sabırsızlığın kısa metrajlı filmin ilk kareleriydi. Bir kadın, kolunu kesip önüne bıraktı. Bir diğeri, gözlerini kolye yapıp boynuna astı. Biri, saçlarına elmalar taktı. Biri, evde unuttuğu ruhu için ağladı. Biri, kafatasının yerine boynunda, ayakları kesik bir şekilde yapışmış bir çocuk taşıyordu. Biri, bir kuşa özenmişti, ellerini havalandırıyordu.. Ve bir erkek, düşlerini zorlayıp dışarı sarkan diline, hakim olamıyordu. Bir diğeri, kendini ceketine asıp, ceketin iliklerinden etrafına bakıyordu. Biri, sırtında bir buz dağını taşıyordu. Birazdan ona çarpacak bir geminin batması halinde, suya atlayacak ve ilk boğulan kadını alıp yukarı çıkacaktı. Biri, sağ gözünde mikroskop, sol gözünde teleskop taşıyordu. Sıtmanın seçilmiş taşıyıcısıydı. Uyku saatinin gelmesini bekliyordu sadece.. Lord'un tahtındaki ceset, ayağa kalktı bir an. Bütün kalabalık,alıcısını bekleyen  donmuş yiyecekler gibi bandröllü poşetinde, raflarda, üst üste yığılmış bir halde, derin bir sesizliğe gömüldü. Herkes susmuştu. Ölüm, bir cesedin avuçlarında, bütün bir kalabalığı yarıp, tahtın kudretine geçmişti.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/susam-acildi-siiri/</link>
<guid>535093</guid>
<pubDate>2006-09-08T13:46:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Kuşatan Nesnelerin Adıyla</title>
<description>kuşatan nesnelerin adıyla I  onlar ki bölerek çoğalttılar beni / yerleşip, giyindim evreni / şimdi, dışımda arıyorlar kendilerini / çıkamadılar bir türlü / yuttum hepsini...  kuşatan nesnelerin adıyla II  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kusatan-nesnelerin-adiyla-siiri/</link>
<guid>534470</guid>
<pubDate>2006-09-07T14:17:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Sevgili Düşün Ki</title>
<description>Bir sevgili düşün ki; kabuğuna sinmeye çalışsın ve bunda inat etsin. Korkularından bir yumak yapıp içinde elini, ayağını ve cesaretini unutsun. Bir sevgili düşün ki; varken olmasın, yokken var olmaya çalışsın! Varlığı acı, yokluğu boşluk olsun. Ben ya çok eski bir şeye aşığım ya da başka birine ama, bilmediğim, tanımadığım ve sadece beklediğim birine... Çok zor değil bırakıp gitmek ama beni bırakıp gitmeyen o hayaleti çok seviyorum.. O, bir yerde duruyor. Bana doğru geliyor, sonra geri adım atıyor. Paralel zamanlarda aynı şeyleri hissediyoruz ama kara deliklerimizin bizden istediği hızı hiç bulamıyoruz. Bu hız nedir bunu da bilmiyorum! Bir başka ben varsa bile benden, eminim o da bu sancının kollarında, yanlış kapıların öünde bekliyor. Hangi kapıyı çalsam, anahtarı midemde kalıyor! O hayaletin yüzü her yerde ve herkeste. Tanrının oyunu çok karmaşık! Kul olmadan kalem tutan ellere, arzuhalimi yazdım. Yar, resime karıştı, şiire karıştı, yazıya ve sihire karıştı. Ben, mırıldanıp bunları da bağıra bağıra 'seviyorum seni' diyemedim! Bir sevgili düşün ki; baba evinde azize; benim yanımda şeytan olsun. Bazen korksun azize ruhundan; bazen de meryemin ruhuna lanet okusun. Muhammed'in nuru uğruna kendi nurunu yok etsin. Çöle varsam, ayağımın değdiği yere ayağımı vursam ve orda toprak çatlasa, su çıksa, mucizem olsa, kendi nurunu benim uğruma da yok eder miydi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-sevgili-dusun-ki-siiri/</link>
<guid>523951</guid>
<pubDate>2006-08-22T15:05:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Gün Ortası</title>
<description>Saat 11.46 Gün ortası Sıcak Kazazede Zeki sedyede duruyor. Alnı yarılmış Göz kenarları mor ve şiş </description>
<link>https://www.antoloji.com/gun-ortasi-3-siiri/</link>
<guid>522115</guid>
<pubDate>2006-08-19T15:39:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>De Ki</title>
<description>De ki;  götümle türküler yaktım. Üç gelin aldım telli duvaklı Sağıldım Bir şebek doğurdum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/de-ki-9-siiri/</link>
<guid>513461</guid>
<pubDate>2006-08-07T12:33:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Jojo</title>
<description>Jojo! Seni şaşı gözlü, çirkin şey. Burnu ceviz, kıçı kurdeleli, sırtı çimene bak çimene duası. Suyundan biraz içebilir miyim?  Jojo! Bak dağ yarıldı ve bir mesih doğdu. Her yan bir kıble şimdi, secdeye vardı insanlar. İyilik adına, kutsal yolculuklar adına, çöl adına, serap ve şarap adına bırak da çimenlerinin arasında saklanayım. Jojo! Babam hain, annem ceset, abim Dehaq! . Derler ki bu sefillik müstahaktır müstahak.Ama bu, bir mide bulantısından başka bir şey değildir. Yani, ufak ve pamuksu ve üşüyen ellerimi yaşamın gırtlağına soktum da böyle oldu. Jojo! Gayrı, kaldırımlarda bir böceğim. Alnımda ayak izleri. Zevk doğurmuştu beni, şimdi de zevk öldürüyor. Kaldırımlarda bir böceğim. Günahını ödüyorum zillerin, davulların, ıslaklığın, mabedin, ayinlerin ve o bir kaç damla kanın..Artık bu şehir geri dönüşüm kutusundan başka bir şey değil. Sulanırsın, filiz verirsin, kırpılırsın; sonra çirkinleşir, çürürsün. Kokuna dayanamaz olurlar. Toprağa gömerler Jojo toprağa. Jojo! Kente iyilik melekleri doluşmaya başlar. Gün boyu gökten yere inerek. Kanat çırparak. Gökten yere... O kadar kırık ki bu sahne, her parçasını ölü bir ruh taşır. Daha ışık yeni verilmişken, kenti bir sağanak alıp gider. Melek yağar gökten Jojo melek. Ağızlarından sarkan dillerine çıplak ayaklarımın kirini sürdüğüm hastalıklı, kötürüm melekler. Saman, çorap ve kırmızı ip aşkına sen kır kanatlarını da melek olma. Jojo! Mavi rengini bir önlükte sevdim ben; içen bir şairin işaret ettiği gökten değil. Kapılar açıldığında, bir zil sesi ve koşuşturan kuru kıçlı kuzucuklar. İşte budur terazi ki hiç bir kefesine beni koymazlar. Ağır gelirim Jojo. Alışkanlıklarını yıkar ağırlığımın yarattığı bu gerçek. Mısır aldım jojo! Bu iyi bir alışkanlık olur diye düşünüyorum. Aziz'im sağ ol. </description>
<link>https://www.antoloji.com/jojo-siiri/</link>
<guid>497134</guid>
<pubDate>2006-07-13T10:55:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Fısıltılar</title>
<description>Bir mezarın başında, titreyen vücutları ve teri hep sıcak kalan elleriyle birbirine sımsıkı sarılmış ölüanne, ölübaba, ölüçocuk ve ölüev! .. Mezarın ötesinde, mekanik devinimlere uyarlanmış damarlı, mor, kendi dünyalarına ait olmayan element ve kodlardan yapılma elbiseler ile örtülü derileri, kanlı ve kırık tırnaklarıyla çömelip toprağı kazan ölüarkadaşlar, ölüyolcular, ölüsavaşçılar ve ölüfahişeler! . Bardağı eskiten ölüsu! Zamanı kemiren ölüsandalye! Düş ve hayalin dişleri arasında sıkışıp kalmış ölübattaniye! . Sahibinin beynine her gece bir din gibi iniveren ölüsır! </description>
<link>https://www.antoloji.com/fisiltilar-5-siiri/</link>
<guid>497097</guid>
<pubDate>2006-07-13T10:10:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Benzin'in Anımsattıları</title>
<description>dostum şeyho'ya                                         Eski bir zamandı. Ben,hayatıma sinmiş börtü böceklerle bir masala sızar iken; keyif çatar, seyran eylerdim. Yanağımda usulca açılıverdi Ahmet, Muhammet, Keramet...Gece uzundu. Henüz dile gelmemişti. Kaya, bir sürgün heykeliydi. Sallallahüaleyhüvesselam, onu tanımadığını söyledi. Ağladım.keyif üzre ağladım.sevinç üzre ağladım. Zevacın rahmine döl akıttım. Masal,beni tanımadığını söyledi. Kırıldım. Bir sızı oldum. Hayatımdan inen börtü böceklerin hayatlarına sindim. Kaçtım? Hangi eklem bacaklıydım? Bilmiyordum. Kafka,beni gördü. Sırtına alıp şatoya götürdü. Uzaktım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/benzin-in-animsattilari-siiri/</link>
<guid>495387</guid>
<pubDate>2006-07-10T20:15:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Hükm-ü İlahi</title>
<description>İnlerin tanrısına diyorum;  Yüzüne oturdu hükmün Yaşlı ve karanlık. Karanlık ve derin.  Surları yıkan barutu seveyim </description>
<link>https://www.antoloji.com/hukm-u-ilahi-siiri/</link>
<guid>474635</guid>
<pubDate>2006-06-10T21:40:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Resko</title>
<description>Suç ve Ceza'nın kahramanına ...  Dilber! Beni şakağımdaki damarlarımdan ger. Bu kurt mantığı </description>
<link>https://www.antoloji.com/resko-siiri/</link>
<guid>452914</guid>
<pubDate>2006-05-13T20:47:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 <item>
<title>Kravatlı Adam İle Külkedisi</title>
<description>Kravatlı adamın kül kedisine anlattığıdır;  Sende artan bende azalıp da sana geçendir Sen sırrını büyütürken Ben cam kırıklarına yapışan tenimin bıraktığı mecralarda yüzüyordum Şimdi masalın köşküne girip görkemli tahtına oturda kapında kul eyle beni  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kravatli-adam-ile-kulkedisi-siiri/</link>
<guid>442082</guid>
<pubDate>2006-04-30T22:28:00+03:00</pubDate>
<author>Sargon Yéhunda</author>
</item>
 </channel>
</rss>
