<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Saniye Bozlu Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Gümüş Yüzük</title>
<description>Ben bu gece de yine seni düşünüyorum, Bir dirhem uyku yok ki gözümde. Bir sağa, bir sola dönüp dolanıyorum, Her resmin, her görüntün çakılı kalmış beynimde.  Anılar peşi sıra akın ediyor, </description>
<link>https://www.antoloji.com/gumus-yuzuk-3-siiri/</link>
<guid>3203983</guid>
<pubDate>2020-12-27T10:59:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Kırık ayna</title>
<description>Kırılıp parçalara bölünmüş bir ayna tahayyül edin. Başta çok talihsiz bir olay gibi geliyor evet. Sonra bu parçaların bir araya getirilip farklı kombinasyonlarını düşünmenizi istiyorum. Arasından sızarak rengarenk ışık uzmesi yaratan güneş ışığını, değişen ve gülünç yeni ayna görüntülerini, hatta kristalleştiğini, hatta ana maddeyi oluşturup seramiğe dönüştüğünü. Eskisi gibi olmayacağı aşikardır, ama yeni halinin ne olacağı, onu kıran ellere bağlıdır. Hayat da böyledir. Hayal kırıklıkları, acılar, sevinçler, büyük değişikliklerle doludur. Ama yeni halinin ne olacağı alacağımız derslere ve yaşama sevinci ve umutla yeniden başlamaya, sil baştan kırıkları toplayıp, belki de bir bütün yapmaya; kısacası yeniden şekillendirme işidir. Ne demiş Şems " Hayatınızın altüst olmasından korkmayın, ne biliyorsunuz altının üstünden güzel olmadığını." Bence de çok haklı, tekdüze değil, değişenliğidir hayatı güzel kılan. Seneyi dört mevsimin güzelleştirdiği gibi. Yapbozun parçalarının bütünü oluşturduğu gibi, sentezin bilmin ve teknolojinin temelinde yatması gibi. Bireyin çocuk, genç, yaşlı olarak hayatını tamamlaması gibi, hep değişken ve farklı. Her bölümü farklı ve değerli benim için evet, ama geçmişi geride bırakmasaydım, hayatımı yeniden şekillendirmez, bu günkü güzel günlerimin kıymetini bilemezdim. Acılardan, hayal kırıklıklarından hatta trajedilerden korkmayın,; biranönce toparlanıp yeniden başlayın ve eskisinden güzel hale getirin. Aldığınız dersler geleceği daha güzel kılacaktır. Bırakın hayat size yeni süprizler hazırlasın ve hayatınızı renklendirsin. Siyah da bir renktir ve gereklidir. Tıpkı sevinç kadar üzüntü ve acının da yaşama dair olması gibi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kirik-ayna-73-siiri/</link>
<guid>3182788</guid>
<pubDate>2020-10-30T11:05:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tarihi Öğretmek</title>
<description>      Bu gün hiç okumadığım ve muhtemelen de okuyamayacağım bir kitabı çok ama çok merak ettim. Onu incelemeyi ne çok isterdim. Altı veya on yaşlarında bir Alman çocuğun önüne konan bir Tarih ders kitabını. Herhangi birini. O yaştaki bir çocuğa dedelerinin, atalarının neler yaptığı ve bu olanlardan onun ve gelecekteki çocuklarının sorumlu olmadıkları, suçluluk duymamaları nasıl öğretilir ki? Nazi tarihini nasıl anlatıyor gelecek kuşaklara Alman literatürü? Vaktiyle Musevi asıllı bir patronum vardı, dünya tatlısı ama konu paraya gelince ketum. Ve bir gün bir Alman müşterimiz oldu, adam oldukça yaşlıydı, yani yakın geçmişten etkilenmediğini söyleyemeyiz. Patronumun ona karşı tutumunun ne olacağını çok merak etmiştim. Çünkü yaşlı adam müesseseye gelene kadar patronumu tanımıyordu? Patronum hiçbir şekilde değişik bir tepki vermedi. Diğer müşterilerine nasılsa ona da aynıydı. Farklı tek bir jest veya mimik tek bir hareket, söz göremedim. Onun gözünde sıradan bir müşteri idi işte. Hem neden öyle olmasındı ki, onu tanımıyordu bile. Milliyeti, cinsi, ırkı onu niye ilgilendirsin. Haklıydı...İnsanları tanımadan asla yargılamamak gerekir kim olurlarsa olsunlar? Sonra bizi düşündüm, bizim tarihimizi. Ne kadar da şanslıydık. Torunlarımıza, hatta onların torunlarına anlatacak ne güzel kahramanlık hikayelerimiz vardı. Dolu dolu bir tarih. Gururla ve merakla okuyabileceğimiz. Ve kardeşlikten, dostluktan, hoşgörüden, eşitlikten ve birçok şeyden geçmişimizde utanmadan ders verebilirdik.  Evlatlarımıza diyebilirdik "Oku ve atalarından gurur duy ve daha güzel şeyler yap. Onlara layık ol." Bunun karşılığı yok, pahabiçilemez bir hazine bu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tarihi-ogretmek-siiri/</link>
<guid>3158724</guid>
<pubDate>2020-08-12T15:22:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Dava</title>
<description>" İnsanlar, gemiyi sağsalim limana getirip getirmediğinizle ilgilenir,  mücadele ettiğiniz fırtınalarla değil." Peki ya inandığınız, savunduğunuz değerler için, onları koruyamayacağınızı bile bile  gerekirse ölümü göze almak gerekir mi? Eğer,  Ulubatlı Hasan misali, bayrağı sizden sonra da surlarda tutabilecek, onu devralacak insanlar olduğunu bilirseniz değer.  Yoksa "dava uğruna ölmek" masallarına inanmayınız. Deniz Gezmiş' in uğruna öldüğü "dava" ne durumda sizce.? Öğrenci hareketi diye birşey kalmış mıdır? Ya da Menderes' in idamı onun düşüncelerini ve davranışlarını "dava" mı kılar, haklı mı kılar? Hangi dava, bu günkü dünya düzenine (limana) gemi bırakmıştır? Hala hatırlanıyorlar. Sizce bu yeterli midir? Dağdaki terörist de bir dava uğruna öldüğüne inanmaktadır. Bu onu haklı mı kılar? Maşa olmaktan öteye taşır mı? Asıl mücadele, ne olursa olsun o gemiyi batırmamayı sağlamaktır. Bunun için de inandığımız değerleri hayatta tutmak için yaşadığımız ve çaba verdiğimiz her günün daha kıymetli olduğunu anlamak zorundayız. Biz pes eder ya da ölürsek, bir nefer daha eksilecektir o kadar. Hiçbir "dava" ya maşa olmayın. Ama sizi siz yapan değerlerden de asla taviz vermeyin ve onun için mücadele edin. Ve bu mücadelenin sadece savaş meydanlarında verildiğini de sanmayın. Yaşama biçiminiz, dostlarınız, aileniz ve çevreniz içindeki yeriniz, yaptığınız işi ne kadar iyi yapıp yapmadığınız, bunların hepsi mücadelenizin birer parçasıdır. Ama lütfen ne için mücadele vereceğine sen karar ver. Başkalarının doğruları değil kendi inandığınız gerçekler ve değerler için mücadele verin.  Başarı kendiliğinden gelecektir, çünkü tesadüf değildir. " İsteyene nefes, isteyene buğday". Hayat çok cömerttir. Ve tek düşmanınız zamandır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dava-98-siiri/</link>
<guid>3158602</guid>
<pubDate>2020-08-12T00:25:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Tarih</title>
<description>Geleceği Allah'tan başka kimse bilemez. Falcılık şarlatanlık ve göz boyamadan ibarettir. O halde geleceği öngörmek ve yönlendirmek nasıl mümkün olmaktadır? Bunun tek izahı vardır. "Akıl ve tecrübe" "Tarihi iyi bilip doğru değerlendirme". Bir çocuğu bir yetişkinden ayıran nedir? Zekası mı? Hayır, hayat tecrübesidir. Çocukların dimağları taze, içgüdüleri kuvvetlidir. Kalpleri sevgi doludur ancak öğrenme anca yaşadıkça edinilecektir. Tıpkı yanan bir sobaya el sürerse olacakları deneyimleyen çocuk gibi, hayatımız boyunca bu öğrenme bitmez.  Matematik ve diğer bilim dalları gibi Tarih de aslında kesin sonuçlar içerir. Nedenleri ve gelişimi aynı olan olayların sonucu farklı olamaz. " Tarih tekerrürdür çünkü aynı özellikleri ve şartları taşıyan ortamlarda yapılan deney aynı sonucu verecektir. İki kere iki dört tür çünkü. Ve hangi muhasebeci isterse istesin değişmeyecektir. Ancak gerekli ve gözden kaçırılmaması gereken bir şey var. " Olayları doğru değerlendirmek" İşte burada yine çocuklarımızın sahip olduğu müthiş sağduyu ve üstüne eklememiz gereken bizim tecrübelerimiz. Çünkü bazen tarihin tekerrürü bir ömrü geçecek uzunluğa tekabül edebilir,  Bazen de bu süreç gözümüzün önünde yaşanır biter de farketmeyiz. Tarih boyunca güçlü devletlerin asimile politikalarının nedeni işte tam olarak da budur. Kendinizden aşağı bulduğunuz bir ırkı ya da bir zümreyi (ki kimse kimseden üstün değildir, sınıf farkına inanmam.)  neden sizinle aynı donanıma getirmeye uğraşasınız. Madem değmeyecek olarak görürsünüz, neyi "iyileştirme çabası" dır bu. Ki  gelişen dünyada iyilik ve kötülük de bu kadar göreceliyken. Amaç zaten daha iyiye yöneltmek değildir, kafaları bulandırıp, gerçeği farkedemeyecek kadar muhakeme yeteneğini kendi lehine çevirmektir. Ve bu da anca bağnazlıktır, başka bir şey değil. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tarih-72-siiri/</link>
<guid>3151585</guid>
<pubDate>2020-07-20T11:15:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Farklılıklar İyi Ki Var</title>
<description>Dünyadaki şiddetin, geri kalmışlıkların, tüm olumsuzlukların nedeni fikir ayrılıkları değildir. Empati kuramama, karşısınındakinin fikrine saygı ve tahammül göstermemedir. Bilim gibi kesin ve tartışılmaz değerlerin bile kökeninde, birbirinden farklı teoremlerin ortaya çıkışı yatar. Teoremler ne kadar çoksa, yanlışı eleyip (deney ve bilgi ile) tümevarım o kadar kolay olur. Herkez aynı fikirde olsaydı sizce bilim ve teknoloji bu kadar gelişebilir miydi? İşte tam da bu yüzdendir ki farklı olanı dışlamak yanlıştır. Çünkü en büyük bilim insanları farklı kişilik ve beyin yapıları sayesinde dahidirler. Ve tabiki aldıkları eğitim sayesinde. Azınlıkta olmaları veya hiç keşfedilememelerinin sebebi ise "değişim" den korkan ve onlarla empati yapmaktan uzak insanlardır. İyi de hepimizin bir kapasitesi ve bakış açısı olduğu düşünülürse, bu işin içinden nasıl çıkacağız? Tabiki eğitim ve "sevgi"yle. Sabırla.. İşte burada çocuklarımızın eğitimi devreye girer, zira yarının gelişmiş teknolojisinde ve dünyasında yaşayacak beyinleri bizler yetiştiriyoruz, bizler o tuğlaları nasıl örersek, onların "kişilik duvarları" öyle yükselecektir. Buna  Allah vergisi (gökkuşağı çeçişliliğindeki) yeteneklerini ekleyecekler ve geleceği oluşturacaklardır. Yalvarırım çocuklarınıza "sevmeyi" ve "öğrenmeyi" öğretin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/farkliliklar-iyi-ki-var-siiri/</link>
<guid>3150460</guid>
<pubDate>2020-07-16T22:11:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>"yâr" Olmak</title>
<description>Ecrin der ki iki cihan bir olsa, Zemheri ortası çiçekler açsa, Kurt kuşa, aslan ceylana yem olsa, Yine de "GİT" benden sana yâr olmaz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yar-olmak-4-siiri/</link>
<guid>3149803</guid>
<pubDate>2020-07-14T12:02:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Eskilerden aşk hikayeleri</title>
<description>Evimizde bir gömme dolabımız var. Temizliğini yaparken içinden siyah bir çizim dosyası çıktı. Bizden önce bu evi kiralamış bir öğrenci arkadaşa ait olduğunu düşündük ve araştırdık. Ama bir sonuç çıkmadı. Dosya nın içinde eskizler, ders notları birkaç ders kitabı ve bir defter çıktı. Defteri okumaya koyuldum. Sırf meraktan. Anlaşılan arkadaş bir köylü çocuğuydu ve köyündeki yaşlılarla sohpet etmiş anılarını dinlemiş, sorular sormuştu. O yüzden bunu söylemeden geçemeyeceğim aşağıdakiler o arkadaşın kaleminden çıkmadır ve alıntıdır. Bütün hakları ona aittir. Haddim olmayarak paylaşıyorum.  ""Nasıl gelin gittin nene?"" Bizim o zaman üç gün üç gece düğün yapılırdı.Nişan taktılar, nişanlı kaldım, ondan sonra düğününü yaptılar. Genç arkadaş bunun gibi pek çok soru sormuş? Üzerine ne giydin? Gelinlik nasıldı ? Vesayre vesayre...Sonra: Dedeyi nasıl gördün nasıl tanıdın? "" Hiç eşimi tanımadım. Bir gün evimize iki kişi geldiler ""Geldik bir kız varmış ona bakalım. Bana yani. İki gün içinde beni aldılar. Başlık paramı ödediler. Hiç sormadılar bana vallah. İki gün içinde birbirimizi gördük evlendik.  Kocam öyle yetim büyümüştü .Belalı yetindi. Belalıymış gerçekten. Bir gün herzamanki gibi kocam çok geç geldi. Dedim neredesin? Neden geç geldin? Beni çok kötü dövdü. Odaya kilitledi ve gitti. O gece masanın altında yattım geri döner diye.Sabah kalktım kapıyı açmış tarlaya gidem diye. Tarlaya çapa yapmaya gittim. Sonra anladığım kadarıyla bir dedeyle konuşuyor bizimki. Hiç sevdin mi? Aşık oldun mu dede? ""Hee ""diyor dede Teyzemin sayesinde bir kız gördüm. Kız çok güzel . Ben buna bir türkü okuyorum aracılarla haber gönderiyorum, o da boş değil. Bir gün dedim buluşalım. En güzel beyaz gömleğimi giymişim içimden söyleyeceğim türküleri tekrarlarım. Evlerinin önüne gittim beklemeye başladım Yok kız görünürlerde. Bir cesaretle evlerinin önündeki kapıdan geçtim bahçeye girdim. Derken gürültüler duyuldu anasıyla babası göründü, hemen yandaki kapıya zor attım kendimi. Meğer kömürlükmüş kullanılıyormuş toz toprak içinde. Dayanamadım çıktım yakalandım tabii ağabeyi beni bir itti ben çamurun içine yüzükoyun. Kaçmaya başladım. Karşıda baraj vardı girdim, yıkandım temizlensin eve geldim. Anam dedi "" Oğlum sana ne oldu. ""Sorma ana"" dedim. İçeri girip uzandım. Ertesi günü anası geldi kızın. Anama ""Oğlun dün gece bizim eve girdi. Başlık parası şu kadardır. Alacaksa alsın yoksa bir daha evimize gelmesin,  abisi bu sefer öldürür."" "Ana bu çok para ben alamam. O zaman söz ver oğul bir daha o eve gitmeyecektin, o kızı görmeyeceksin,yoksa sana analık hakkımı helal etmem." </description>
<link>https://www.antoloji.com/eskilerden-ask-hikayeleri-siiri/</link>
<guid>3145918</guid>
<pubDate>2020-07-01T12:44:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Beni Sensiz Bırakamazsın</title>
<description>Gecedesin, sessiz ve karanlık bir o kadar esrarengiz, Gündüzdesin, gökkuşağı kadar renkli ulaşılmaz. Mavidesin, yeşildesin, pembedesin. Bir çiçekte, bir böcekte, bir çocukta Açlıktan çıkmışçasına yenen yemektesin Tadı damağımda kalan. </description>
<link>https://www.antoloji.com/beni-sensiz-birakamazsin-siiri/</link>
<guid>3141093</guid>
<pubDate>2020-06-17T23:02:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Akincı</title>
<description>Çocukluğumda yerli malını, senede bir gün okula götürülen yiyecek ve içecek günü sanırdım. Büyüdükçe anladım ki hangi meslek dalında olursan ol, kendi çabanla ürettiğin makbuldür. Yerli malı üretebildiğin ölçüde özgürsün. Kendin üretebildiğin ölçüde gerçekten zenginsin. Çiftçiye minnettarım bu ülkeye kazandırdıkları için, işletmeciye, sanayiciye ama ya mühendisler? Teknolojinin bu kadar hızla geliştiği dünyamızda onlara daha çok muhtaç değil mıydık? Onlar yerli üretmeden kalkınmak mümkün müdür? ""İstikbal göklerdedir" dedi Atam. Haklıydı herzamanki gibi geleceği gören zekası onu ilk uçak fabrikasını açmaya yöneltti. Ama günümüze geldiğimizde malesef dışa bağımlı olmuştuk bu sektörde. Pek çok sektörde olduğu gibi.Seni alnından öpmek istiyorum çocuk.Seni ve birlikte çalıştığın tüm meslektaşlarını. AKINCI insansız hava aracını göklerde ilk kez ağlayarak seyreden ben ve benim gibi milyonlar için sen bir kahramansın. Bu gerçekten büyük bir adım. Vatana hizmet illa cephede olmaz. Sen vatana en iyi şekilde hizmet ettin. Bayraktar ve ekibi en büyük payelerle ödüllendirilmelidir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/akinci-13-siiri/</link>
<guid>3133865</guid>
<pubDate>2020-05-29T13:33:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Kim Seçti Bu Üçkağıtçıları</title>
<description>  Cahillik resmen diz boyu..''Call Center' adı altında insanlara Mekke'den geldiğini yutturdukları güya okunmuş üflenmiş akik taşı satanlar mı istersin; ''kıyafet serbestisi'' adı altında sakalı göğsüne yaklaşan ilkokul öğretmenleri mi, sokaklarda gözleri hariç  çula bürünmüş kadınlar mı? Para karşılığı verilmiş diplamalar ellerinde işşsiz gençler ordusu cabası. Nasıl bir ülke olduk biz böyle? ''Nerem doğru ki '' diyen deveyi geçtik artık. Nereyeee gidiyoruzz? Din satan hükümetle yönetilirsen bunlar normal değil mi? Güya çevremizde spor tesisleri, kültür merkezleri var..Birinden yararlanmaya kalkın hele sıra var derler, kayıt yaptırır aylarca bekler bir sonuç alamazsınız. O tesisler kime veya kimlere peşkeş çekiliyorsa artık. Senelerdir Sefaköy de yaşarım. Sefaköy Yüzme Havuzu'ndan faydalanan tek bir vatandaş göremedim. Kimler içinse o tesisler artık? İnanın sabahın dokuzunda gittim, tesis bomboş, giremezsiniz sıra var dediler. Parasıyla bile yararlanamıyorsunuz. Bu vatandaş sadece vergisini  topladığınız, güttüğünüz sığırlar mıdır? Afedersiniz ama o kadar bile kıymet vermezler zira onların en azından yemi suyu verilir. Çevrenizde ekmek aslanın ağzından midesine çoktan geçmiştir bile. Diğer yandan bakarım, güya benim seçtiğimi söyledikleri ki ismen bile tanımam milletin vekilleri zevki sefa içinde kendi maaşlarına zam üstüne zam yaparlar. Bir görev süresi yeter onların emekli çıkmasına, artı başka bir yerden de emeklilerse bir tek onlar çifte emekli maaşı alırlar. Ama üçaylığı ile zor geçinen emeklinin (ki 25 sene bilfiil hizmet vermiştir) maaşı devlete en büyük yüktür sorsanız. Ben seçmedim hiçbirini hayır.. Teşkilat ( ki o ne demek orası da karışık )aday gösterir A partisinden; sende kuzu kuzu gider göstermelik oyunu o partiye verirsin. Kimdir? Necidir? Ne yararlı işler yapmış da mebus adayı gösterilmiştir meçhul. İyi para yedirdiği kesindir ama. Ya da birinin kayrılan oğlu olması da olası elbet. Hala ''Hakimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?'' Sevsinler..  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kim-secti-bu-uckagitcilari-siiri/</link>
<guid>3098611</guid>
<pubDate>2020-03-11T21:31:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Doğu Ortak Bir Dile Muhtaç</title>
<description>  Batıda pek çok dil konuşulmaktadır. Ama İngilizce ortak bir dil olarak bir bütünleştirici vazife görür. Hatta tüm dünyaya yayılmaktadır.  Doğu ülkelerinin de böyle bir ortak dile gereksinimi olduğu kanaatindeyim. Belki doğuda yaşanan istikrarsızlığın, kardeş kavgasının sonu bu yolla başarılabilir.Ama bunun Arapça olamayacağı aşikardır. Zira Araplar da lider vasfı yoktur ve olmayacaktır. Katar ziyaretimde gördüm ki Arap ülkelerinde bile İngilizce konuşuluyor. Ama Pers leri ve Farsça yı araştırdıkça farkettim ki, doğuda kullanılan pek çok dilin sözcükleri Farsça dan. Hatta pek çok dilin kökeni Farsça. Türkiye de bile yaygınca kullanılan  kürtçe, Farsça sözcüklerle dolu. Kendi arasında pek çok lehçeye ayrılan ve kendini küçük bir coğrafyada bile anlaşılmaz hale getirmiş bu dile de Farsça bilirseniz, en azından anlama açısından vakıf oluyorsunuz. ve Farsça öğrenmeye başladığımda Osmanlıca dan etkilendiğini ondan pek çok kelimeyi almış ve ona katmış olduğunu görerek, Farsça nın bu ORTAK DOĞU DİLİ olabileceği kanısına vardım. Zamanında batı sınırını zorlayan Persler, doğu coğrafyasına silinemez izler bırakmışlar. Türkler in Turan coğrafyasındaki izleri gibi. ve Farsça bunu hala günümüze taşıyabilecek kadar içerikli bir dil. Neden olmasın? Neden doğu kendi ortak dili ile bir birleşme, ortak karar alma sürecine girmesin?  Neden bu Farsça olmasın? Ama bunun tek yolu vardır. Farsça' nın tüm doğu coğrafyasında zorunlu dil olarak eğitimi gerekir. Sadece İran la sınırlı kalması bugün bile söz konusu değildir. Ama İran daki iç savaş, bu dilin yayılmasını engellemekte. Bir de bu dilin kendi orjinal yazımının latin harflerinden farklı oluşu, bu dilin daha geniş bir coğrafyaya yayılımını engellemiştir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dogu-ortak-bir-dile-muhtac-siiri/</link>
<guid>3079430</guid>
<pubDate>2020-01-15T13:49:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Te xew kir ey yâr?</title>
<description>Te xew kir ey yâr?  Eger ez bê deng derewin li kêlleka te Eger ez bê seatan li seyr kirin te Âyâ, be nezer ?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/te-xew-kir-ey-yar-siiri/</link>
<guid>3077153</guid>
<pubDate>2020-01-09T23:25:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Mutluyken Yazamıyor İnsan</title>
<description>Mutluyken yazamıyor insan, Ne yazayım solumda ürkek atan serçeyi mi? Koru alevlenen bedenimi mi? Fırtına koparken dışarda,huzurla dolu yüreği mi? Yağmur ıslatıyor kuşları, Benimse içim sıcacık.. </description>
<link>https://www.antoloji.com/mutluyken-yazamiyor-insan-siiri/</link>
<guid>3076212</guid>
<pubDate>2020-01-07T13:41:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Bekleyenin  Rüyası</title>
<description>Artık hiç bir şey üzemez beni. Beyaz güvercin yardan getirdi haberi. İyiymiş hoşimiş, kurmuş düzeni Gurbet, koca dağlar, yollar, ayazlar Hiç bir şey ayıramaz gerçekten sevenleri.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bekleyenin-hic-gerceklesmeyen-ruyasi-siiri/</link>
<guid>3069740</guid>
<pubDate>2019-12-20T10:36:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Sol yanımdaki benim değil</title>
<description>Sam yeli esti uzaktan, Bir koku getirdi yardan. Sanki biraz leylak biraz yasemen, Biraz özlem biraz çemen...  Bir yusufçuk havalandı sonra, </description>
<link>https://www.antoloji.com/sol-yanimdaki-benim-degil-siiri/</link>
<guid>3064006</guid>
<pubDate>2019-12-04T00:01:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Öğretmenim</title>
<description>Bana bir kalem ver öğretmenim Sadece doğruyu, ilmi yazan. Bana bir meslek ver öğretmenim, Alın teri, emek, ekmek kokan. Bana bir ahlâk ver öğretmenim, İçinde erdem ve dürüstlük olan. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ogretmenim-710-siiri/</link>
<guid>3059648</guid>
<pubDate>2019-11-22T11:01:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Eğitim Neferlerine</title>
<description> Yer Harmancık Gülözü Köyü, atanalı henüz bir iki ay ya var ya yok..Soğuklar, kar bastıracak soba bacası tütüyor, musluk bozuk. Yardıma geldi muhtarımız sobayı kurmakla uğraşıyor, birkaç parça eşyayı toparlıyorum. Muhtarın küçük kızı ilkokulu henüz bitirmiş seneye evlendirecekler, yanıma sokulup şöyle dedi "Abla sen bunca sene burya gelmek için mi okumuşun?Burda mı yaşıyacan.? " Hayatının geri kalanda ırgatlık yapıp, çocuk doğuracak kız halime acımıştı belli ki.. Ona anlatamazdınız, ama bir Zeynebim vardı, gözleri şimşek şimşek. Sınıfın en çalışkanı , ona bakınca anlardım ben neden orda olduğumu.  Sadece resimlerde gördüğü deniz çok heycanlandırırdı onu, gözlerinde bir hasret belirirdi, bir hayranlık.. Çok istedim bir kez olsun yanımda Bursa ya götüreyim. Mudanya da denizi görsün, Heykel de Ulu Cami' yi. Babasına söyledim.. "Olmaz dedi babası gönderemem. Gözü açılır, sonra bizi beğenmez.' Oysa biz derslerimizde defalarca yüzmüştük o denizde, gözlerimiz kapalı ayaklarımıza yere hızlıca vurup koşarak dalgalara atmıştık kendimizi..O yüzden benim çocuklarım yosun kokusuna aşinadır. Her türlü güzelliği kokusundan tanırlar. Unutmayınız ey Eğitim Neferleri, Aziz Sancar" ın karşısına da bir muallim, muallime çıktı, Sabahattin Ali ' nin de öğretmenleri oldu etkilendiği, kardelenlerimi gördüğünüzde her birine birer dahi muamelesi yapınız. Gözlerindeki öğrenme ateşini körükleyiniz. Ve bunu üç kuruş maaşa, zorluklara, strese, akıl oyunlarına rağmen başarınız. İçinizdeki meslek aşkı beslesin sizi. Haklarınızı helal ediniz, ödenmez olsa da...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/egitim-neferlerine-siiri/</link>
<guid>3057786</guid>
<pubDate>2019-11-17T07:12:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Evlat...</title>
<description>   Evet biliyorum evlat çok ama çok zekisin..Teknolojinin yardımıyla bilgiye ulaşman çok ama çok kolay, gelecek senin ellerinde yeniden şekillenecek biliyorum.. Çok akıllı, zeki ve yetenekli sin..Galileo gibi Arşimet gibi, Madam Curie gibi..Sonuç? Einstein atomun parçalanabilir olduğunu keşfettiğinde ne oldu bilirmisin evlat "Atom Bombası" nın temelleri atıldı. Sence Einstein in büyük ideali bu muydu? "Erdem"  evlat..Seni insan yapan şeydir. Seni hayvandan ayıran aklının yanında erdemi de ögrenmezsen, kendini dürüst ve insanlığın yararına olan şeyler yapmanın dışında bulursun. Aklını paranın emrine adamak yerine erdemeli şeyler için çalıştır evlat..Yarına ışık ol, karanlıklar yaratıp sonra bunu süslerle gündüze döndürmeye çabalama.. Evet insanlığı "teknoloji" kurtaracak yine.  Ben buna inanmaktan vazgeçmeyeceğim. Ama o teknoloji ellerinde ,bu yaşlı dünyanın yararına kullanmazsan korkarım sonunu hazırlayacak sın. Biliyorum "doğru" ile "yanlış" her zaman net değildir. Kararsızlığa düşersin çünkü insansın. İşte böyle zamanlar için yüreğini besle evlat, sevgiyi besle..Ve kararsız kaldığında ona sor. Ve "Yüreğinin götürdüğü yere git". O sana yalan söylemez. </description>
<link>https://www.antoloji.com/evlat-159-siiri/</link>
<guid>3052923</guid>
<pubDate>2019-11-03T10:37:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 <item>
<title>Umut</title>
<description>Gökyüzü boyanamaz kırmızıya  UMUD ET Yağmurlar iner yine yeryüzüne SABRET Bereket yine tomurcuk açar topraktan SEYRET Aşk varsa yürekte Allah seninledir can </description>
<link>https://www.antoloji.com/umut-1545-siiri/</link>
<guid>3052470</guid>
<pubDate>2019-11-01T19:58:00+03:00</pubDate>
<author>Saniye Bozlu</author>
</item>
 </channel>
</rss>
