<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Şair Berzan Şiirleri
</description>
 <item>
<title>İnsanlar ve hayvanlar</title>
<description>1960'ların ortalarında makak maymunları üzerinde bir deney yapıldı. Maymunlara, yiyecek elde etmeleri için bir kolu çekmeleri gerektiği öğretildi. Maymunlar bunu öğrendikten sonra bitişik kafese ikinci bir maymun kondu. Birinci maymun yiyecek elde etmek için ne zaman kolu çekecek olsa, ikinci maymuna şiddetli bir elektrik şoku veriliyordu. Birinci maymunun, yemeğini elde etmesi için diğer maymunun acı çekmesi gerekiyordu.  Maymun ne yaptı dersiniz?  Çok 'insancı' bir davranışla kolu çekmeyi bıraktığı için kendisine yemek verilmedi ve birkaç gün aç kaldı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/insanlar-ve-hayvanlar-3-siiri/</link>
<guid>969363</guid>
<pubDate>2008-06-16T19:38:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>İstanbul'da Üç Zürafa!</title>
<description>Tarihin değişik dönemlerinde İstanbul'a zürafalar armağan edilmiştir. National Geography gibi belgesel kanallarının olmadığı yıllarda, İstanbulluları en çok şaşırtan hayvan zürafa olmuştur. Bizans ve Osmanlı döneminde, saraya armağan olarak gönderilen zürafaların öykülerini İstanbul'da Bir Zürafa adlı kitabımda uzun uzun anlattım. Benim için kitaplarımda ele aldığım her konu, satranç oyunundaki bir taş gibidir. Onları daha da ileri götürmek için çalışır, yaptığım hamlelerin devamlılığıyla mutlu olurum. 23 Nisan günü ikinci yaşını dolduran İstanbul Oyuncak Müzesi'ni ziyaret etmeye gelenler, müzenin sokağında gerçek boylarında üç zürafa heykelini görünce şaşırdılar! Zürafaların sokağımıza konulduğu günden beri en çok karşılaştığım soru şu olmaktadır: 'Neden zürafa? ' Ressam Şeker Ahmet Paşa'nın yaklaşık 100 yıl önce yaptığı 'Erenköy' tablosunda iki yapı göze çarpar: Bunlar, Erenköy tren istasyonu ve tren yolunun altında bulunan bir konaktır. Bu iki yapıdan başka insan yapımı hiçbir eser yoktur tabloda! Çimenler ve ağaçların arkasında adalar rahatlıkla görülmektedir. İşte, o tablodaki konak, Mehmet Münif Paşa'nın konağıdır.   Mehmet Münif Paşa, üç dönem eğitim bakanlığı da yapmış bir Osmanlı aydınıdır. Yaşadığı dönemin en ileri görüşlü insanlarından biri olan Münif Paşa, sağlıksız aile yapısına neden olduğu gerekçesiyle görücü usulü evliliğe karşı çıkmakta, kız çocuklarının da okutulmasını savunmaktadır. Öğretmen yetiştiren okullara pedagoji dersini koydurmasının, ilk ticaret okulunu açmasının yanında, bir dans okulu açmayı dahi düşünmüştür. 10 parmağından 10 pınar akan Paşa'nın dans okulu açma girişimine karşı olanlardan biri de Şeyhülislam Esad Efendi olmuştur. Bu konuda Esad Efendi şunları söylemiştir: 'Düz yürümek için muntazam bir yolu olmayan bir memlekette böyle şeyler ihdası, taklitine yeltendiğimiz memleketleri bile güldürür.'  MÜNİF PAŞA'NIN ZÜRAFASI  </description>
<link>https://www.antoloji.com/istanbul-da-uc-zurafa-siiri/</link>
<guid>969360</guid>
<pubDate>2008-06-16T19:36:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Doğanın çeşitliliği ve Evrim</title>
<description>Charles Darwin, 1859’da doğal seçilim yoluyla evrim kuramını yayınlamadan önce yirmi yıl kadar beklemişti. Ne tembel, ne kayıtsız, ne de ilgisizdi Darwin. Erken tarihli defterlerinde -1838 yılında- kuramının tümü yazılıydı. Aradaki sekiz yılda barnacle anatomisi (kayalara, gemi altlarına yapışan midye türü)   konusunda şaşırtıcı bir emek harcamıştı. İnsanlığın kendisine bakışını değiştirecek bir kuramı yazıp bitirmişken, bir de defterin üzerinde, ölürse yayınlanması dileğini belirten bir not varken, midyeler konusu! Kafirce düşüncesini açıklamasının bir nedeni, canlı biçimlerinin evrimini ilahi amacın yardımı olmadan açıklamayı başarırsa, karısı da dahil olmak üzere inançlı insanlarda yaratacağı üzüntüydü. Bir diğer neden ise, toplumsal konumu ve bilimsel saygınlığından intikam alınacağı korkusuydu.  Sonra 1858’de, Alfred Russel Wallace, Endonezya’dan, doğal seçilim ilkesini birkaç sayfada özetleyen kısa bir mektup yazdı. Sonunda budurum Darwin’i, kuramı için 500 sayfalık “ön çalışma” niteliği taşıyan bir kanıt yayınlamaya itti.  On the Origin Species in means of Natural selectio, or the Preservation of Favoured Races in the Struggle for Life (Türlerin Kökeni) , bir formun bir diğerinden evrildiği önerisini yapan ilk kitap değildi. Hem Charles Darwin’in büyük babası Erasmus Darwin, hem de Fransız natüralist Lumarck ve İskoç Robert Chambers bunu yapmışlardı. Havada evrim kokusu vardı: İma ettiği yenilikler ve tür tükenmeleriyle evrim! Tennyson’ın şiiri Türlerin Kökeni’nden dokuz yıl önce yazılmıştı. Darwin’in yaptığı; evrime bir mekanizma kazandırmaktı; yaşayan ve fosil haline gelmiş yaratıkların çeşitliliğini bilinçli bir amacın varlığı olmaksızın kavramaya yarayan bir araç Filozof Daniel Denett, bunun gökyüzünden aşağı inen bir çengel ile bir vinç arasındaki farka benzediğini söyler. İyi kalpli bir tanrı göklerden uzanıp kendi ilahi amaçları için yaşamı çengelle yukarı çekmiş olsa evrim bir tehdit olmayacaktı. Darwin, bunun yerine, yaşamın karmaşıklığını topraktan inşa etme aracı olarak bir vinç önermesinde bulunmuştu; korkutucu olan da işte buydu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/doganin-cesitliligi-ve-evrim-siiri/</link>
<guid>969358</guid>
<pubDate>2008-06-16T19:34:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Kü-çü-cük As-lan-cık Var-mış</title>
<description>Hayvanlar en eski edebiyatın içindeydiler, çok uzakta değildiler zaten: Aisopos hikâyecikleriyle insanlık durumlarına ilişkin metaforlar için zengin bir kaynak sundular. Ama Batı dünyası, sözgelimi Çin uygarlığından veya Hindulardan farklı olarak insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkiyi 'dostluk' ile 'ahlâki kayıtsızlık' arasında uzanan bir yelpaze üzerine dağıttı. En üst düzeyde 'hayvani' tema, Mezopotamya'dan beri gelişen, Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta ön plana çıkan bir 'çoban ile sürü' teması oldu. Tuhaf kriterlere dayanılarak (çift tırnaklı olmak, yarık dudaklı olmamak vesaire)   hangi hayvanın yenebileceği, hangilerinin mekruh oldukları tayin edildi. Ama her durumda, bitkilere ve hayvanlara revâ görülen muamele, uygarlıklar düzleminden bakıldığında, insanlar arasındaki ilişkilerin de kriteridir. Öyleyse edebiyatın da...  Modern edebiyatta eskiden bulunmayan bir yenilik, 'iyi' ile 'kötü' edebiyatlar arasında bir ayrımın, beğeni ve yargılar düzleminde yapılabilir hale gelmesidir. İşte 'kötü' edebiyatı ayırdeden ölçütlerden birisi, 'evcil hayvanlarla' insanca bir ilişkiyi dile getirmeye çabalayıp durmasıdır -özellikle çocuk edebiyatının önemli bir kesimi, hayvanları 'evcil' olarak tasarlar, vahşi dünyaya yumuşak bir geçişe olanak vermez. Bunun en iyi örneği, Melville'in Moby Dick'inin 'çocuklar için' uyarlanmasında, vahşi dünyanın, beyaz balinanın göz kamaştırıcı çılgınlığının ya da köpekbalıklarıyla gemi aşçısının o harika konuşmasının çıkarılmasıdır. Robinson Crusoe, 'evcil' ile 'vahşi' arasında keskin bir ayrım yapar; ancak sonuçta bütün vurgu her hayvanın evcilleştirilmesi, insan çevresinin (tek başına bir insan olsa bile)   parçası kılınması gerektiği düşüncesidir. Tarzan edebiyatı ise 'kötü' edebiyatın en katlanılabilir örneklerini sunar; tüm bir vahşi ve yalnız yaşayan hayvanlar silsilesi, kendilerine ait duygulanış tarzlarını terkederek, kahramanın sözünün etrafında hizaya gelirler...  Sorun hayvanlarla sürdürülecek ilişkinin 'insanca' olması gerektiği düşüncesinden çıkmaktadır. Aynı ilişki, belki de 'hayvanca' olabilir yine de -Kaptan Ahab'ın, Kafka'nın hayvanlarını (Dönüşüm) , Jack London'ın, Faulkner'ın hayvanlarını iyi bir edebiyatın kriterleri olarak anımsamak yeterlidir. Bu hayvanlar sürü hayvanları gibi değildirler, ya yalnız başlarına yaşarlar ya da sürülerine -Moby Dick'de olduğu gibi- ihanet ederler. Beyaz balinayla karşılaşmak uğruna Kaptan Ahab da tayfalarına ve gemisine ihanet etmek zorundadır -ölüme dek... Edebiyat böylece 'hayvanlar dünyası'nı anlatmayı bırakarak, sıradan natüralizm içinde yepyeni bir natüralizm çizgisini harekete geçirir: Hayvanların edebiyatta varolmasının nedeni, D. H. Lawrence'daki gibi, insanlara evcil aynalar, ahlâki-estetik kriterler sunmak değildir artık, insan varoluşunun ve dilinin kaybolduğu, hayvan duygulanışlarıyla donatıldığımız bir vahşet türüdür. Bu vahşet, Kafka'da olduğu gibi, başka, akıl edilmemiş bir vahşetin -aile ilişkilerinin, her türden evcilliklerin, bürokrasinin ve Devlet'in vahşetinin karşısında bulacaktır kendini. Hayvanlaşmış insan, edebiyatta ne bir fantezi ne de 'realizm efektinin denenmesi'dir -zaten olduğumuz, olabileceğimiz, olmayı asla bırakamayacağımız bir durumdur; zaten kendimize benzettiğimiz bir kediye, bir köpeğe dönüşmeyiz, bir hamamböceğine, bir kaplumbağaya dönüşürüz... Hayvanlarla bir ilişkimiz olacaksa, bunun hayvanlardan insanlığı öğrenmek türünden bir metaforla işlenmesi zorunlu değildir -orada, hayvanlardan hayvanlığı öğreniriz.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-ku-cu-cuk-as-lan-cik-var-mis-siiri/</link>
<guid>969356</guid>
<pubDate>2008-06-16T19:30:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Hayvan Özgürlüğü Tutsakları</title>
<description>Jon Ablewhite TB4885, HMP Lowdham Grange, Lowdham, Nottingham, NG14 7DA, England. Hayvan deneyleri için kobay sağlayan bir çiftçiye santaja kalkışmaktan 12 aylık hapis cezası çekiyor.  Madeline Buckler PR7492, HMP Morton Hall, Swinderby, Lincoln, LN6 9PT, England. Hayvan deneyleri için kobay sağlayan bir aileye nefret dolu mektuplar gönderdiği için 2 yıllık hapis cezası çekiyor.  Jacob Conroy #93501-011, FCI Victorville Medium I Federal Correctional Institution, P.O. Box 5300, Adelanto, CA 92301, USA. SHAC-USA kampanyasını organize etmeye yardımdan 48 aylık hapis cezası çekiyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayvan-ozgurlugu-tutsaklari-siiri/</link>
<guid>969319</guid>
<pubDate>2008-06-16T18:07:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Tutsak Yoldaşlarımızla Dayanışma</title>
<description>Bu başlık altında, devlet tarafından suçsuz yere tutsak edilen ALF, ELF ve SHAC eylemcilerinin bilgileri ve yazışma adresleri yayınlanmaktadır.  Hayvan Özgürlüğü mücadelesinde, katillere karşı yaşam hakkı savaşı veren bu güzel dostlarımızla dayanışmak ve onların yanında olduğumuzu bildirmek için sadece bir kart atmanız bile kendilerini mutlu ve güvende hissetmeleri için yeterli olacaktır! ..  Mücadelemiz Paylaştıkça Güçlenecektir!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tutsak-yoldaslarimizla-dayanisma-siiri/</link>
<guid>969317</guid>
<pubDate>2008-06-16T18:05:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Acil ELP! Bülteni (9 Mayıs 2007)</title>
<description>Pek çoğunuzun zaten bildiği üzere, geçen ayın sonunda İngiltere, Hollanda ve Belçika'da çok sayıda baskın gerçekleştirildi. Bu baskınların sonucunda 32 kişi tutuklandı. ELP'in aldığı duyumlara göre, tutuklananların üçte biri HLS karşıtı kampanyayla ilişkili olarak şantajla suçlanmıştır.  Ayrıca ELP, Uluslararası Huntingdon Hayvan Zulmünü Durdurun (SHAC)   kampanyasının üç kurucusunun da 'şantaja kalkışmak' ile suçlanarak göz altına alındığnı öğrenmiştir.  Lütfen acil destek mektuplarınızı gönderiniz:  </description>
<link>https://www.antoloji.com/acil-elp-bulteni-9-mayis-2007-siiri/</link>
<guid>969314</guid>
<pubDate>2008-06-16T18:02:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Live Earth 7 Temmuz’da İstanbul’da!</title>
<description>Küresel ısınma ile mücadele etmek amacıyla New York, Londra, Johannesburg, Rio de Janerio, Şangay, Tokyo, Sidney ve Hamburg’da düzenlenecek olan Live Earth’ün bir ayağı da İstanbul’da olacak.  --  Organizatörler, dünyaca ünlü şarkıcı ve grupların sahne alacağı “Live Earth” konserler dizisi çerçevesinde çevreye asgari düzeyde zarar verilmesinin sağlanması için (konser alanında satılan yiyeceklerin ambalajlarının geri dönüşümlü olması, su ve enerji kullanımı, ulaşım v.b.)    Yeşil Organizasyon Standartları adını verdikleri önlem maddelerinin uygulanmasına çok dikkat ediyor. Ayrıntılı bilgi için; </description>
<link>https://www.antoloji.com/live-earth-7-temmuz-da-istanbul-da-siiri/</link>
<guid>969313</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:59:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>ELP Bilgi Bülteni (8 Haziran 2007)</title>
<description>1)   Zhenya Shimanskiy serbest bırakıldı!  2)   Vahtang Devitlidze tutuklandı 3)   Üç İsveçli tavşan çiftliği baskınından tutuklandı  1)   Özgürlüğün Ruhu Haziran 2007'de, hem McDonalds'ın penceresini kırmaktan hem de yazı yazmaktan dolayı yakalanan hayvan hakları aktivisti Zhenya Shimanskiy'in Belarus'a cezaevine yollandığını bildirmiştik. ELP kısa bir süre önce resmi olarak Zhenya'nın 2 yıllık polis gözetimi ve para cezası aldığını ve artık serbest kaldığını öğrendi! Destek kampanyası herkese tüm desteği için teşekkür etmemizi rica etti. Yine de Zhenya 1200 dolar para cezası ödemek zorunda ve destekçileri yalnızca 500 dolar biriktirebilmişler, buyüzden her türlü maddi yardıma açıklar. Eğer yardımcı olmak istiyorsanız lütfen -email- adresine e-posta yollayınız.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/elp-bilgi-bulteni-8-haziran-2007-siiri/</link>
<guid>969311</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:58:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Demir Eksikliği - Robert Cohen</title>
<description>Milyonlarca Amerikalı anemi adlı gizli bir hastalıktan mustarip olmaktadır. Aneminin en yaygın nedeni demir eksikliğidir. Kırmızı kan hücrelerinin yaklaşık dört aylık ömürleri vardır ve demir eksikliği yeni hücrelerin oluşması yetersizliğine neden olur. Yüzlerce hastalık gereğinden az demirden kaynaklanır ve süt tüketimi eninde sonunda birinin hemoglobin sayısının azalmasıyla sonuçlanacak olan bağırsak kanamasına neden olduğu gösterilmiştir. Sonuç: zayıflık, depresyon, sinirlilik. Çare: SÜT DEĞİLDİR.  ----  'İnek sütü vücudun demir depolarını azaltan bağırsak yolundan kan kaybına neden olabilir. Kan kaybı inek sütü proteinlerine karşı bir tepkime olabilir.'  </description>
<link>https://www.antoloji.com/demir-eksikligi-robert-cohen-siiri/</link>
<guid>969310</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:54:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Et Yememenin Anlamı</title>
<description>Kara Mecmu-A’nın son (9.)   sayısındaki İsmail İrem kardeşimizin 46. ve 47. sayfada yayınlanan yazısında adım geçtiğinden ve bu konuda bir taraf olduğumdan dolayı cevap hakkımın olduğunu ve cevabımın bir sonraki sayınızda yayınlanması gerektiğini düşünüyorum.  Anarşist camiada vejetaryenizm-veganizm konusunda tartışma ve polemik başlatmak isteniyorsa sevindirici bir olay. Fakat bu İsmail İrem’in yazısındaki tarzıyla başlamamalıydı. Bu yazıda kötü giden bir şeyler var.  Önce kara Mecmu-a dergisi editörlerine ve çalışanlarına rahatsızlıklarımı ve eleştirilerimi dile getirmek istiyorum. Şayet Kara Mecmu-A dergisi anarşist veya anti-otoriterlerin çıkardığı bir dergiyse (ki öyle olduğunu düşünüyorum) , ve yayınlanacak yazılar konusunda bir karar alma mekanizması varsa tartışma yazılarında da dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Bu son sayıdaki diğer yazıları okumadım fakat İsmail İrem’in yazdığı yazı Kara Mecmu-A dergisinin genel söylemine hiç uymadığını söylemek isterim. Çünkü yazı Türk-İslamist bir fikir etrafında yazılmıştır. Bununla ilgili birkaç soru sormak isterim: Kara Mecmu-A dergisi ne zamandan beri dini bayramları kutlayan sloganik sözlerle biten yazılar yayınlıyor? Yazı dergi basılmadan önce hiç tartışılmadı mı? Neden dergide Kurban bayramı gibi İslamik bayramları kutlayan, gerici Türk-Osmanlı-İslam kültürünü göklere çıkaran yazılar çıkıyor? Acaba ben mi yanlış okuyorum..Ama yazı önümde…her şey ortada…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/et-yememenin-anlami-siiri/</link>
<guid>969309</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:52:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Veganizm & Vejetaryenlik</title>
<description>Bir çok anarşist veganizmi veya vejetaryenliği uygarlık olarak tanımladığımız deliliğe karşı başka bir direniş veya eyleme biçimi olarak benimsemiştir. Hayvanlar kesilmek için sistematik olarak toplama kamplarında tutulurlar. Onlar hormonlar, antibiyotikler, kimyasallar ve diğer bir çok sağlıksız ürünle beslenirler. Hayvanlar, düşük ücret, tehlikeli iş koşulları ve sömürüyle yüz yüze kalan vasıfsız ve göçmen işçilerin karmaşık bir sistemi tarafından hep beraber kesilirler. Et, aynı zamanda kendi işçilerini sömüren, rakip firmaları bu işin dışına süren ve kendi işini dünya çapına yaymaya çalışan çeşitli şirketlere satılmak için öldürülen bu hayvanların vücutlarından elde edilir. Bu aynı şirketler, et “üretimini” mali olarak desteklerler ve bu nedenle otlak alanı açmak için ormanları temizlemek, kendi başına bir işçi sömürüsü olduğu kadar bir kitle katliamıdır. Bunun gibi bir trajediye bir cevap anlamında bir vejetaryen olmak doğal olacaktır.  Bununla birlikte, bir çok vegan/vejetaryen kendi direnişlerinin ahlaki olarak üstün olarak düşünülen ve içinde bulundukları yıkıma ve sömürüye karşı gözlerini kör eden durgun bir ahlaki durum olmasına izin vermiştirler. Vegan olma seçimi, ancak ihtiyaçlarını karşılaması için binlerce ve binlerce hektarlık alanda soya fasulyesi ve diğer sebzenin yetiştirildiği uygarlık içinde gerçekleştirilebilir. Açıkça bu ürünleri yetiştiren çiftlikler sayısız hayvanın ölümünü beraberinde getirerek ormanların ve diğer doğal eko-sistemlerin yerini almaktadırlar. Bir örnek olarak, soya fasulyesi (tofu, bitkisel yağ, ve diğer ürünler olması için)   dünyanın en çok tüketilen ürünleri arasındadır ve o nedenle talebi karşılaması için çok fazla üretimi çok fazla yıkıma ve dünya çapında bitki ve hayvan yaşamının yok olmasına neden oluyor. Bu gerçekler, kendi yaşam biçimlerine eleştirel bakmayan kendine adaletli vegan ve vejetaryenler tarafından çoğu kez yukarıdan bakılır.  Toplayıcı-Avcılar vejetaryen değildiler. Beslenmelerinin büyük bir oranı bitkisel ve sebze temelliyken (yaklaşık %70’i) , onlar halen vahşi et tüketiyorlardı. Bazı besinler vardır ki, sadece hayvanlarda bulunur. Bunların arasında omega-3’ler ve B-12 vitamini (yeterli miktarda olmasa da, vejetaryen ve sentetik kaynakları elde edilebilir)   bulunmaktadır. Bir hayvan türü olarak, hepçil olmamız doğaldır. Özellikle kendimiz ve yiyeceğimiz arasındaki ilikşki temsili ve yabancılaşmış hale geldiğinden dolayı, evcilleştirilmiş bitki ve hayvanların tüketimi yüksek oranda sağlıksız olurken, vahşi bitki ve hayvanların tüketimi sağlıklıdır ve vücutlarımız halen Paleolitik çağdaymışız gibi tasarlanmış olduğundan anlatmaya çalıştığımız biçimde yemeye daha yakından uyum sağlanır. Bunun gibi bir beslenme biçimi, bizi yemeğimizle ve böylece dünyamızdaki bitki ve hayvanlarla doğrudan bir temasa sokar.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/veganizm-vejetaryenlik-siiri/</link>
<guid>969308</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:50:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Vegan Nedir?</title>
<description>Vegan (VEE-gun olarak telaffuz edilir)   hayvan ürünlerini, hayvan yan ürünlerini veya hayvanlar üzerinde test edilmis ürünleri kullanmayan kisidir. Vegan terimi, 1944’te Londra’da Ingiltere’de hala islek halde olan, Vegan Society’yi olusturan yedi vejetaryen tarafindan türetildi. Vegan kelimesini olusturmak için “vegetarian” kelimesinin son ikinci ve ilk üçüncü harflerini kullanmislardir.   Neden Vegan?  Vegan olmak için bir çok degisik neden olmakla birlikte üç tane yaygin olan nedeni daha vardir. Birincisi hayvanlar ilgili olani: Çogu insan vejeteryan olur çünkü hayvan öldürmek istemez. Bununla birlikte, bugünün toplumunda, hayvanlarin yiyecek olmak için yetistirilmesi insanlik disi oldugu için, çogu insan vegan olmustur ve hayvan ürünlerinden tamamen uzaklasmistir. Ikinci neden saglikla ilgili olani: Simdi biliyoruz ki et yemenin ve süt ürünlerinin tüketiminin insanlarin sagligi üzerinde felaket getiren etkileri vardir. Son olarak, çevresel kaygilarimiz var: Endiseli Bilimciler Birligi tarafindan yapilan son bir çalisma, kirliligin otomotiv sanayinden sonra ikinci büyük nedeninin et endüstrisi oldugu sonucuna vardi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/vegan-nedir-siiri/</link>
<guid>969307</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:48:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Vejetaryen Olman için 20 İyi Neden</title>
<description>1-Vejetaryenler daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdürler.  2-Vejetaryenler daha duyarlı ve yaratıcıdır. Duygusal zekaları daha gelişmiştir. 3-Vejetaryenlerin zihinleri daha iyi çalışır. 4-Vejetaryenler daha şuurlu ve ruhsal gelişmeye açıktır. 5-Vejetaryenler daha az kilolu, çekici ve cinsel açıdan faaldir. 6-Biyolojik açıdan insan bedeni etoburluğa uygun değildir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/vejetaryen-olman-icin-20-iyi-neden-siiri/</link>
<guid>969306</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:47:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Asfaltların Sökülmesi ve Bahçelerin Ekilmesi</title>
<description>Petrol çıkarmanın azaltılmasını bir problem olarak görmüyorum. Bunun mükemmel ve zorunlu bir şey olarak çok çok önce gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum.  Bu kültür gezegeni öldürüyor. Durdurulması gerekli. Bizlerin açık bir şekilde kendimizi durdurmaya cesaretimiz yok. Doğal dünya bizi bizim için durduracak. Varoşların hiçbir geleceği olamayacağına inanıyorum. Ne de şehirlerin. Onlar doğal olarak sürdürülebilir değildir.  Onlar olduklarından biraz daha sürdürülebilir olabilirler ama tüm şehirler kaynakların ithalatını gerektirir ve eğer ithalata gerek duyuyorsanız, yaşam biçiminiz asla sürdürülebilir olamaz, çünkü kaynakların ithalatına gereksinim duymak o belirli kaynağın görünümünü çıplaklaştırıyorsunuz anlamına gelir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/asfaltlarin-sokulmesi-ve-bahcelerin-ekilmesi-siiri/</link>
<guid>969300</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:38:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>İdeal Yakıt: Hidrojen</title>
<description>Enerji yakıtı, ideal olabilmesi için aşağıdaki koşulları sağlamalıdır:  · Kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilmeli · Taşınırken enerji kaybı hiç veya çok az olmalı · Her yerde, örneğin, sanayide, evlerde, taşıtlarda kullanılabilmeli · Depolana bilmeli </description>
<link>https://www.antoloji.com/ideal-yakit-hidrojen-siiri/</link>
<guid>969298</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:36:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Güneş Enerjisi ile Su'dan Hidrojen Üretimi</title>
<description>Güneş enerjisinden elektrik enerjisi üretilmesi işlemi, çeşitli alanlarda uygulanmıştır. Fakat güneş enerjisinin depolanması işlemi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Güneş enerjisinin, temiz ve tehlikesiz bir biçimde elektrik enerjisine dönüştürülmesi, silisyum yarı iletkeninden yapılmış güneş panelleriyle gerçekleştirilmiştir. Bu elektirik enerjisinin H2 ile depolanması işlemi elektroliz ile gerçekleştirilir. Üretilen H2 ' den depoladığı enerjinin tamamı alınabilmektedir.  Yani Güneş enerjisi, elektrik enerjisine çevrilerek, elde edilen elektrik enerjisi, elektrodlar ile, hidrojen enerjisi, su'dan ayrıştırılarak depolanabilmektedir.  Güneş panelleri  </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunes-enerjisi-ile-su-dan-hidrojen-uretimi-siiri/</link>
<guid>969295</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:33:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Küresel Isınma İçin Yegane Çözüm</title>
<description>Dünyamızı tehdit eden küresel ısınmanın temel nedeni olan ve fosil yakıtlar olarak tarif edilen kömür, petrol ve doğalgazın dünyamıza verdiği korkunç boyuttaki zararlardan biraz bahsedeceğim. Bilindiği gibi insanlık özellikle son 150 yıldır yoğun olarak bu fosil yakıtları tüketmekte ve bunun sonucu olarak dünyamız yaşanabilir bir yer olmaktan hızla çıkmaktadır. Fosil yakıtların sağladığı avantajlar yanında verdiği zararlar saymakla bitecek gibi değildir. Örneğin kömürün kalorifer kazanında veya sobalarımızda yandığı zaman atmosfere saldığı zehirli gazlardan bahsetmeden önce, kömür madenlerinden, buralarda grizu patlamaları sonucu hayatını kaybeden yüzlerce madenciden, kömürün çıkartılması, saklanması, taşınması ve nihayet yakılması sonucu çevreye verilen zararları incelememiz gerekir.  Kömüre benzer şekilde petrol kuyulanndaki yangınlar, özellikle petrolün büyük tankerlerle deniz yoluyla taşınması sırasında meydana gelen kazalar sonucu denizlere saçılan ve doğal hayata geri dönülemez zararlar veren tanker facialanrının maddi boyutu maalesef tahminlerin çok üzerindedir. Birçokları tarafından adeta çevre dostu yakıt olarak takdim edilen doğalgaz ise hiç de sanıldığı gibi sütten çıkma ak kaşık değildir. Doğalgazın çevreye verdiği zararlar kömür ve petrole göre nispeten daha az da olsa, küresel ısınmaya neden olan gazların başında gelen karbondioksit ve asit yağmurlarına neden olan azot oksider, doğalgaz yakıldığında da yine bol miktarda atmosfere atılmaktadır.  Fosil yakıtların çevreye verdiği tüm bu zararlar, sosyal maliyet olarak kabul edilmekte olup, bunların insanlar, bitki örtüsü, hayvanlar, hatta binalar üzerindeki olumsuz etkileri tek tek hesaplanmaktadır. Sosyal maliyet konusu üzerinde yapılan ciddi çalışmalar fosil yakıtların çevreye verdiği zararın yılda yaklaşık 5 trilyon dolar (5 bin milyar dolar)   olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani Türkiye bütçesinin neredeyse 125 katı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kuresel-isinma-icin-yegane-cozum-siiri/</link>
<guid>969294</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:31:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>Niçin Hidrojen Enerjisi?</title>
<description>Hidrojen bilinen en hafif gazdır ve yanıcı özelliğe sahiptir. En önemli özelliği yanarken, diğer yakıtların çıkarttığı karbondioksit gibi zararlı gazları çıkarmaz ve geriye sadece saf su bırakır. Yanarken alevi görülmeyecek kadar şeffaftır.  Hidrojenin tüm insanlık için önem arz eden, en büyük özelliği taşıdığı enerjiyi kolayca elektriğe çevrilebilmesine imkan sağlamasıdır.Hidrojen Enerjisinin önemi ve uygulamaları hakkında Elimsan Şirketler Grubu yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer AVCI ile görüştük ve gazetemize şu açıklamalarda bulundu.  21.asrın tüm iletişim ve bilgi akış imkanlarına rağmen ortaçağ karanlıklarında yüzmekteyiz.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/nicin-hidrojen-enerjisi-siiri/</link>
<guid>969292</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:29:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 <item>
<title>İklim Değişikliği 2030'da Tüm Şiddetiyle Kendisini Hissettirecek</title>
<description>Bilimsel tahminlere göre, Samsun'dan Adana'ya bir hat çizildiğinde, 2071-2100 yılları arasında bu hattın batısında kalan bölüm 3-4 derece, doğusunda kalan bölüm 4-5 derece ısınacak. 2030'da Türkiye'nin büyük kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girmiş olacak. Deniz seviyesi yükselerek tatlı su kaynaklarını ve deltalarındaki tarım alanlarını yok edecek  Başlarken...  Dünya, 'Küresel ısınma' kavramıyla 19. yüzyılda tanıştı. Ama popülerlik kazanması 20. yüzyılın sonlarında oldu. Son yıllarda ise günlük konuşmamıza yerleşti. Günümüzde ortalama eğitim almış herkes, az veya çok 'küresel ısınma' ve 'iklim değişikliği' kavramlarından haberdar. Sıcaklıkların artması, aşırı yağmurlar, seller, beklenmedik hava değişimleri bilgili bilgisiz herkesi ürkütüyor; hemen, 'Neler oluyor? ', 'Dünya nereye gidiyor? ', 'Bütün bunlar kıyamet alametleri mi? ' gibi çeşitli soruları akla getiriyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iklim-degisikligi-2030-da-tum-siddetiyle-kendisini-hissettirecek-siiri/</link>
<guid>969290</guid>
<pubDate>2008-06-16T17:27:00+03:00</pubDate>
<author>Berzan</author>
</item>
 </channel>
</rss>
