<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Rıdvan Kaya 2 Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kimin İçin Yaratıldıysan O’nun İçin Yaşa Ve O’nu Sev</title>
<description>Onun varlık nedeni sen; senin varlık nedenin de o değil. Birbiriniz için yaratılmadınız. “O olmazsa yaşayamam” diyorsun. Allah, Kur’an’da şöyle buyuruyor : “Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) Eğer, yaratılış hikmetini inkâr edersen, Allah'ın rızasına tercih ettiğin şeyi; o yanıp tutuştuğun şeyi, yani beşerin sevgisini Allah sana vermez. Sadece sana değil, Allah bunu kimseye vermiyor. Şarkı sözlerine baktığında görebilirsin. Şarkılar, %99 beşer aşkını anlatır. Ve bu sözlerde hasret, ayrılık, kaybetme korkusu gibi acılardan başka bir şey yoktur. Bu, dünyanın her yerinde böyledir. Allah, sevgisinin olmadığı kalbi hüzünle sarar. (Allah’ı tenzih ederim)  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kimin-icin-yaratildiysan-o-nun-icin-yasa-ve-o-nu-sev-siiri/</link>
<guid>3489495</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:35:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Hâşâ Noksan Değil</title>
<description>Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla “Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık” ( Enam 38. Ayet) Bir müminin İslâm’ı yaşamak için gerekli olan her şeyi, Kur’an’da bulabileceğini çok açık ve net ifade eden bir ayet. Hiçbir şey eksik değil. Hükümler anlaşılır şekilde anlatılmış. İslâm’ı yaşamak isteyen için Kur’an’daki hükümler yeterli. Kur’an’da hacda şeytan taşlamayla ilgili ayet nerede? Kadınların âdet gördükleri zaman namaz kılamayacaklarıyla ilgili ayet nerede? Zina edenin taşlanarak öldürüleceğiyle ilgili ayet nerede? Başörtüsü kelimesi geçmemesine, örtü kelimesi geçmesine karşın, tesettür hükmüyle ilgili Kur’an ayeti nerede? Abdestin sünnetleriyle ilgili ayet nerede? Bayram namazlarıyla ilgili ayet nerede? Kandil geceleriyle ilgili ayet nerede? Malınızın 40’ta 1’ini zekât vereceğinizle ilgili ayet nerede? Erkeğin ipek giyemeyeceği ve dövme yaptırmanın haram olduğuna dair ayet nerede? Allah’ın “noksan bırakmadığım” dediğini, aklınca uydurma hadis ve mezhep hükümleriyle tamamlamaya kalkarsan ne olur biliyor musun? Zillet içinde yaşarsın. İslâm ülkeleri dediğin, fakat İslâm’la alakası olmayan ülkelerin hâline şöyle bir bak. Sefalet ve cehaletten başka bir şey göremezsin. Bu, Kur’an’ı terk etmelerinin Dünya'daki cezasıdır. “Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar." (Furkan Suresi 30. Ayet) </description>
<link>https://www.antoloji.com/hasa-noksan-degil-siiri/</link>
<guid>3489494</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:34:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Seher Vakti Bağışlanma Dilemek!</title>
<description>"Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi."(ZARİYAT Suresi 18. ayet) "Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir.” (ALİ İMRAN Suresi 17. Ayet) Kur’an’da, müminlerin vasfı olarak anlatılan her şeyi yapmak, müminler üzerine farzdır. Sabah namazı vaktinde , güneş doğmadan önce, Allah’tan bağışlanma dilemek farzdır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/seher-vakti-bagislanma-dilemek-siiri/</link>
<guid>3489493</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:33:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Ankebut</title>
<description>ALLAH'ın dışında edindikleri velilerin örneği, bir ev edinen dişi örümceğin örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en çürüğü (en az güvenilir olanı) dişi örümceğin evidir, keşke bilselerdi.(Ankebut Sûresi 41. ayet) Ayette “ankebut” kelimesi ile dişi örümcek kastedilmektedir. Ayetteki “ittehazet” (edinme) fiilinin dişiliğe göre yapılması da bunu gösterir(Arapçada erkek ve dişi çekimleri farklıdır). Ne yazık ki, çevirmenlerin bir kısmı ayetteki bu ayrıntıya özen göstermemişler, “dişi örümcek” yerine ayeti sadece “örümcek” diye çevirmişlerdir. Hayvanlar üzerine yapılan araştırmalarda örümcekler ile ilgili çok ilginç saptamalar yapıldı. Öncelikle, örümceklerde evi yapanlar (ağ örenler) genelde dişilerdir; erkekler genç yaşlarda ağ örseler de ilerleyen yaşlarda ağ örme işi tamamen dişilere kalır. Ayrıca örümcekler üzerine çalışmalar, Kur’ân’da, “evlerin en güvenilmezi” olarak neden özellikle dişi örümceğin evinin gösterildiğini de ortaya koymaktadır. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi erkeği için bile güvenilmezdir. Canlı türleri genelde evlerini; sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korunmak için inşa ederler. Oysa örümcek evini; yok etmek, zarar vermek, evine yanlışlıkla uğrayanları yemek için inşa eder. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir. Eğer, erkek örümcek cinsel ilişkiden sonra kaçmayı başarabilen ender şanslı erkeklerden değilse, dişisinin evi kendi mezarı olacaktır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ankebut-8-siiri/</link>
<guid>3489492</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:32:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kâfir</title>
<description>Kâfir, örten demektir. Kâfir, hakikatin üstünü örter. Kâfir, gerçeklerin üstünü örter. Kâfir, vicdanının üstünü örter ve hakikati duymak istemez. Kulaklarının, gözlerinin üstünü bilerek ve isteyerek cehaletle örter, oyunda oynaştadır; örterek gerçekleri duymak istemez, gerçekleri görmek istemez. Her müşrik aynı zamanda kâfirdir. Her münafık aynı zamanda kâfirdir. Her kâfir, kâfirdir. “Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.”( Hûd Suresi 5. Ayet) </description>
<link>https://www.antoloji.com/kafir-30-siiri/</link>
<guid>3489490</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:31:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>İlmihal Dininin Çelişkileri</title>
<description>-Abdestsiz mushafa dokunmak yasaktır ama mushaftaki yazılı Kur'an'ı okumak serbesttir. O zaman yasak olan ne? Hürmete lâyık olan kâğıt mı? Değilse Kur'ân'ı abdestsiz ağzıyla okuması niye serbest? -Cünüp olanın ve hayızlı kadının Kur'an okuması yasaktır onlara göre. Ama dua niyetiyle ayetleri okuması serbesttir. Dua ayetleri Kur’an değil mi? - Bakara 222’de hayız döneminde tek yasak cinsel ilişki yasağı olmasına rağmen, hayızlı kadının namaz kılması da yasaktır onlara göre! Ama dua etmesi ve dua ayetlerini okuması serbesttir. O zaman namaz kılmaya engel olan nedir? Yasak olan namazın şekil şartı mı? -Hayızlı kadının Ramazan ayında oruç tutması da haramdır onlara göre. Ama bu orucu daha sonra tutması (kazası) farzdır. Hani haramdı? Oruçla hayızın ne alakası var? Olsa olsa hastalanıp oruç tutmaya güç yetiremeyebilir, bu durumda zaten Allah’ın bütün hastalara tanıdığı ruhsatı kullanır. Bu, hayız olduğu için değil hasta olduğu içindir. İkisi çok farklı şeylerdir. -Hayızlı kadının mescide girmesi de yasaktır(!) Ama mescid kılınan yeryüzünde dolaşması serbesttir. Bu durumda iken uzaya gitmesinden başka çare görünmüyor. En iyisi hayızlı kadınların halini, hâkim (en isabetli hükmü veren) olan Allah'a soralım ve böylece meseleyi kökten çözüme kavuşturalım: </description>
<link>https://www.antoloji.com/ilmihal-dininin-celiskileri-siiri/</link>
<guid>3489491</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:31:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Tebliğ Yaptığını Zanneden Ahmaklar</title>
<description>“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara 256) Allah’ın varlığı ve birliği, bilimsel delillerle anlatılmıyor. Modern insanın önce aklındaki soruların cevabını vereceksin. Çünkü, çağın manevi hastalıkları bilimsel gerçekleri çarpıtan materyalist felsefeden ileri geliyor. Sonra, Kur’ân’daki İslâm ile geleneksel din anlayışı arasındaki farkı anlatacaksın. İnsanlar; müşrikleri Müslüman zannediyor. Recm yok, başörtüsü yok, kadınlar ve erkekler eşit haklara sahip, türbelere ve şeyhlere gitmene gerek yok… Anlatacaksın… Gelenekçiler, Kur’ân’daki İslâm’a iman etmeden namaz kılınca Müslüman olunduğunu zannediyorlar. Adamın aklında bin tane soru var ve kalbi puthaneye dönmüş, gelenekçi hadisleri İslâm zannediyor, gırtlağına kadar şirke bulaşmış ama namaz kılıyor. O namaz, onu kurtaracak mı? İtikadın Kur’ân’daki İslâm olmadan, mezhepleri ve hadisleri reddetmeden, kadere iman etmeden şirkten arınamazsın. Doğrudur, Kur'ân'a göre namaz kılmayan cennete giremez. Ancak, hayata, olaylara ve insanlara Kur’ân perspektifinden bakmayı öğrenmek ve Kur’ân müslümanı olmak gerekiyor. Namaz kılanlar da cehenneme gidebilir. Ancak, Kur’ân’daki İslâm’a iman eden ve Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayanlar inşaAllah cennete gidecek. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline, Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar” (Mâ’ûn Suresi 4,5. Ayet) </description>
<link>https://www.antoloji.com/teblig-yaptigini-zanneden-ahmaklar-siiri/</link>
<guid>3489489</guid>
<pubDate>2023-07-18T06:30:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Neden Uyuşmak İster?</title>
<description>ABD’de yapılan anket verilerine göre (NSDUH, 217), 12 yaş ve üzerinde yaklaşık 21,8 milyon kişinin uyuşturucu kullandığını göstermiş. 12 yaş üzeri Amerikalıların; % 52’si alkol kullanıcısı, %24’ü aşırı alkol kullanıcısı % 7’si çok aşırı alkol kullanıcısı olarak kategorize edilmiş. Bir ânlık da olsa gerçeklerden kaçmak ve hayal dünyasında yaşamak istiyorlar. Modern insan mutsuz. Kaliteli ve çok tüketiyor; fakat, yine de mutsuz. Çünkü hayatı, olan biteni ve yaşadıklarını açıklayamıyorlar, anlamlandıramıyorlar. İnsanoğlu, üç soruyu sormadığı ve cevabını bulamadığı için varlık krizi yaşıyor, kalbi hasta . Ben kimim? Dünyada ne işim var? Ve ben nereye gidiyorum? </description>
<link>https://www.antoloji.com/insan-neden-uyusmak-ister-siiri/</link>
<guid>3488799</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:48:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kur’ân’da Kadın Hakları, Hurafeler ve Rivayet Kültürü</title>
<description>Ateist iddia: insanlara, Aişe anamızın zina etmediğini neden Nebimiz Muhammed değil de Allah açıklıyor? Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır. Onu duyduğunuzda mü'min erkeklerle mü'min kadınların kendileri hakkında hayır düşünmeleri  ve: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah katında yalancıların ta kendileridir.” ( Nur Suresi 11,12, 13) Firavun, Mısır hükümdarlarına verilen isimdir. Özel isim değil, sıfattır. Kur’ân, firavun’un gerçek ismini zikretmeden sıfatı üzerinden zalim devlet adamının, despotun ve diktatörün siyasî karakterini tasvir eder. Zira, önemli olan değişmez olgular, kavramlar ve ilkelerdir; gelip geçici şahsıların isimleri değil. Kur’ân, insan haklarını hiçe sayan, adaletsiz, insanları sınıflara ayırarak maddî ve manevî cihetten sömüren diktatörden sakınılması gerektiğini firavun sembolüyle anlatır. Kur’ân’da, konunun önemine binaen Musa’nın firavunla olan mücadelesinden beş yüz küsur ayetle izah edilmiştir. Çünkü, tarihin karanlık sayfaları, egosunu ilahlaştırarak insanları köleleştiren despotlarla doludur. Allah, firavun sembolüyle insanlığı totaliter rejimler konusunda uyarmıştır. Bu yüzden, Musa’ya karşı çıkan dönemin firavununun şahsının bir ehemmiyeti yoktur. Mühim olan, bir diktatörün üzerinde taşıdığı sıfatlardır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kur-an-da-kadin-haklari-hurafeler-ve-rivayet-kulturu-siiri/</link>
<guid>3488798</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:47:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Düşünmeye Başladığın Zaman…</title>
<description>Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla “Andolsun, biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. “ (Zümer Suresi 27. Ayet) İnsan psikolojisi, siyaset, biyoloji, astronomi, sosyoloji, fıkıh… Kur’an, insanın düşünce hayatının her alanını kapsayacak temel bilgileri sinesinde barındırır ve insana her konuda yol gösterir. Düşünmek içinse anlamak gerekir. İnsan, kelimelerle düşünür; kelime haznesi kadar düşünür. İnsan, anlamını bilmediği kelimelerle düşünemez. Okuduğu ama anlamadığı kelimeler ve harfler düşünce dünyasını aydınlatmaz. Kur’an ayetleri, üzerinde düşünülmesi, öğüt alınması için Nebimiz Muhammed'e vahyedilmiştir. Yüzlerce yıldır; âllim, evliya, mürşid bilinen müşrikler, kendilerine tabi olan insanlara Kur’an ile öğüt verdiler mi ve sevenlerini Kur’an ayetleriyle ıslah ettiler mi ve talebelerine, Kur’an ayetleri üzerinde düşünmeyi öğrettiler ve öğütlediler mi? Sadece bu ayet bile, İslam tarihi üzerinde düşündüğümüz zaman bize öğretilenlerin doğru olmadığını gösterir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dusunmeye-basladigin-zaman-siiri/</link>
<guid>3488797</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:46:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kur’ansız İslâmlar İslâmsız Müslümanlar</title>
<description>Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Her ülkede, her şehirde ve her şehrin her semtinde, her cemaat ve tarikatta farklı bir İslâm anlayışı var. Ülkeye, şehre, semte ve cemaate göre şekillenen İslâm, İslâm mıdır? İslâm; Allah’ın kurallarını belirlediği dinin adı mıdır yoksa İslâm insanların kültürleriyle, sosyal sınıflarıyla ve ırklarıyla sentezledikleri inançlar manzumesine verdikleri isim midir? İslâm mı vardır, İslâmlar mı vardır? Müşrikler , “Ümetimin ihtilâfı rahmettir.” hadisini uydurarak İslâm’ın sadece Kur’ân’daki İslâm olması gerektiği hakikatini ve “Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” (Âl-i İmrân Suresi 103. Ayet) ilâhi düsturunu bilinçli bir şekilde unutturarak, ayetin hükmünü yok sayarak farklı İslâmlar olabileceği yönünde fetva veriyorlar. Hâlbuki Allah’ın ipleri yok; Allah’ın sadece tek bir ipi var, o da Kur’an. Şehrin gettolarında en katı geleneksel din anlayışını İslâm diye yaşayan tarikatlarla, nüfus cüzdanında Müslüman yazdığı için Müslüman olduğunu vehmedenler arasında her hangi bir fark yok. İki din anlayışının beslendiği kaynağın Kur’ân olmadığı aşikâr. İyi de, kaynağı Kurân olmayan şey nasıl İslâm olabilir ki? </description>
<link>https://www.antoloji.com/kur-ansiz-islamlar-islamsiz-muslumanlar-siiri/</link>
<guid>3488796</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:45:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>17 Maddede Lgbt'lerin Bozuk Karakterleri</title>
<description>1-Homoseksüellik, gençlerin sadece cinsel hayatını değil, tüm yaşantısını ve tüm davranışlarını etkiler. Güçlü, sağlıklı, dayanıklı, kişilikli, yetenekli, vicdanlı gençler yerine, kişiliği bozulmuş, dayanıksız, aciz, korkak, akılsız gençler oluşur. 2-Homoseksüel erkeklerde gördüğümüz o basit tavırlar, sözde bir ‘kadın’ taklidine dayanan aciz, abartı tavırlar, onların kişiliklerini de büsbütün bozmaktadır. Kadınlar oldukça delikanlıyken, kadın taklidi yapan homoseksüeller cıvık hareketleriyle kendilerini değersiz kılmakta ve küçük düşürmektedir. 3-Bu tavırları gittikçe hayatının tümünü kaplar. Ve sonucunda, zorluklar karşısında dayanıksız, kızlardan daha da güçsüz, her durumdan şikayetçi, hoşnutsuz, bağıran, ağlayan, yardıma muhtaç, korkak, değersiz bireyler oluşur. Bir erkek ve bir kız hiçbir şekilde bu durumu kendine yakıştırmamalıdır. 4-Her kız ve erkek, zorluklar karşısında güçlü, dayanıklı, delikanlı, sapasağlam, akıllı, ne yapması gerektiğini bilen, çözüm üretebilen, olayları hızlıca kavrayabilen, sağlıklı bireyler olmalıdırlar. Her durumda bağırarak, ağlayarak, üzülerek zor durumlardan sıyrılarak kaçan, kaypak karakteri ve çocuksu acizliğiyle rezil bir hayat yaşayan homoseksüellere hiçbir şekilde özenmemelidirler.  Küçük çocuklara da sıçrayan bu bela derhal önlenmelidir. 5-Homoseksüeller, hayatı eğlenceden ve soytarılıktan ibaret sanırlar; hayatın gerçeklerini düşünmez, şımarıklığıyla çileye sabredemez, yardıma ihtiyacı olan insanları anlamaz. Zor durumlarda ne yapabileceğini bilemez, fazla yoğun duygu durumları yaşarlar. 6-Güçlü olmayı bilemediğinden, hayat boyu sürünerek yaşarlar. Bu durum insanların ondan iğrenmesine, onu değersiz görmesine ve ona gülmesine sebep olur. Kendi tavırlarının doğruluğundan emin olduğu için kendisini dışarıdan göremeyecek kadar akılsızdırlar. Bu yüzden bu tavırlarını değiştirmeye gerek görmezler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/17-maddede-lgbt-lerin-bozuk-karakterleri-siiri/</link>
<guid>3488795</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:44:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Homoseksüellik</title>
<description>Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Araf Suresi, 81. ayet: “Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.” Neml Suresi, 55. ayet: “Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.” </description>
<link>https://www.antoloji.com/homoseksuellik-siiri/</link>
<guid>3488794</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:42:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Hakkımı Helal Etmiyorum Deme Hakkın Var Mı?</title>
<description>Hak; İnkârı mümkün olmayacak kesinlikte gerçek (sâbit) olan şeydir. Hak kelimesi, “varlığı kesin olan, mutlak gerçek, hikmete uygun olarak icat eden” anlamlarından dolayı aynı zamanda Allah’ın bir ismi veya sıfatıdır. Hak, vahiy kaynaklı bilgi ve değerler; batıl ise, beşer zihninin mahsulü, vahiyle çelişen bilgi ve değerlerdir. Hak, kaynağını vahiyden alır. Zira çağa, toplumlara, kültürlere, bireye göre değişmez doğruları, sabit evrensel değerleri, inançları sadece Allah belirleyebilir, bilebilir ve Allah hükmedebilir. Beşer, Allah bildirmediği sürece neyin hak neyin batıl olduğunu bilemez.   Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla “Dediler ki: 'Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.'” (Bakara Suresi 32. Ayet) Gelenekçi inanç ekolleri Kur’an’ın yeterliliğini kabul etmeyip uydurma hadislerle dinî meseleleri açıklamaya çalıştıklarından hükümleri her zaman ve her konuda batıl olmuştur. Hak konusu da bunlardan biridir. Vahyin yeterliliğini kabul etmeyenler hak içtihatta bulanamazlar. Beşer, Allah’a karşı sorumludur; yaşadığı hayatın hesabını da sadece Allah’a verecektir. İnsanı Allah yaratmış ve nasıl yaşaması gerektiğini, farzları, haramları ve helalleri vahiyle bildirmiştir.  Eğer, Allah’ın koyduğu sınırları aşarsanız, Allah’a karşı olan sorumluluğunuzu yerine getirmemiş ve günah işlemiş olursunuz. Günahları da sadece ve sadece Allah bağışlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hakkimi-helal-etmiyorum-deme-hakkin-var-mi-siiri/</link>
<guid>3488793</guid>
<pubDate>2023-07-16T05:41:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Dinimize Sokulan Hurafeler</title>
<description>Ne yazıkki bizler geleneklerimize o kadar tabi olmuşuzki dinimize giren hurafeleri bile dinden zanneder bir hale gelmişiz. Vede bunları hiç birimiz sorgulamadan şirke bulaşmışız.  Aşağıda verdiklerimin tamamı hurafe olup İslam’da bunların yeri yoktur. – Ateşe su dökülürse cin çarpar, yiyeceklerin ağzı kapatılmadığında gece onlardan cinlerin yediği anlayışı, – Burçların insan karakterine etkili olduğu inancı, – Türbe, yatır gibi yerlerden medet ummak. Bir yatırın mezar taşına mum yakıp, dilek tutmak, – Sünnet olan çocuğun acısının azalacağına inanılarak sünnet olma anında annesi ve diğer hanımlar tarafından oklava çevirmek, </description>
<link>https://www.antoloji.com/dinimize-sokulan-hurafeler-siiri/</link>
<guid>3488064</guid>
<pubDate>2023-07-13T17:17:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>İslam’da Bir Erkeğin Dört Kadın İle Evlenmesine Müsaade Edilmesi Konusu</title>
<description>İslam, meşru bir şekilde eşlerin birbirini sevmesini tavsiye eder. Ama bu sevginin kısa dünya hayatında kalmayıp ebedileşmesini ister. Bunun için de bazı kriterler belirler. Bunlardan biri de sevdiğini Allah için sevmektir. Çünkü bütün insanların, bütün mülkün sahibi Allah'tır. O'nun için sevdiklerini seven insan sevgisini ebedileştirip garanti altına alır. Ölüm ve ayrılıklar bu sevginin yok olmasına sebep olamaz. Birden fazla evlenmeyi düşünen erkek, eşler arasında davranış, geceleme, adalet, ihtiyaçları giderme ve diğer konularda aralarında hiçbir fark gözetmeyeceği konusunda kesin kararlı ise ve eşininde izni olursa ikinci bir evlilik yapması uygun olur. Eğer bunlar yoksa ikinci evlilik uygun olmaz. Eğer bu şartlara riayet etmezse haram işlemiş olur. Allah Kur’an-ı Kerim’de birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Ancak adaletli olunamayacak durumlarda tek evliliğin yapılmasını istemiştir. Bu nedenle zorunlu olmadıkça birden fazla evliliğin doğru olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü birden fazla evlilik durumunda eşit davranmanın neredeyse imkansız olduğunu, en azından çok zor olduğunu ve her erkeğin işi olmadığını görmekteyiz. Ayette şöyle buyurulur: Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için temiz kılınan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla yahut sağ ellerinizin sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.(Nisa Suresi 3. ayet) Ayette açıkça görülmektedir ki, birden fazla kadınla evlenme; mutlaka yapılması gerekli farz bir emir değil, bir müsaadedir. Ancak bu izin, kadınlar arasında tam bir adalet yapmaya bağlanmış, bir tek eş ile yetinmenin, adalete en yakın ve en doğru yol olduğu belirtilmiş; adaleti yerine getiremeyeceğinden korkanın, tek kadınla yetinmesi emredilmiştir. Zevceler arasında adalet, yedirme, içirme, giydirme, barındırma, kocalık muamelesi, sevgide gösterilecektir. Yalnız şu varki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi, imkansız denecek kadar zordur. Kadının çeşitli fiziksel ve ruhsal özellikleri sevginin derecesindeki farklılıkları meydana getirecektir. Erkek ne kadar eşitlik konusunda çaba harcasa da bunu başarması imkansız derecesindedir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/islam-da-bir-erkegin-dort-kadin-ile-evlenmesine-musaade-edilmesi-konusu-siiri/</link>
<guid>3488062</guid>
<pubDate>2023-07-13T17:16:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Kur’an’daki İslâm Açısından Kurban Bayramı ve Kurban</title>
<description>Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla ‘Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.’ (Bakara Suresi 128. Ayet) 1-) Kur’an’daki İslâm’a göre; bir ibadetin ibadet olarak kabul edilebilmesi için Kur’an’da muhkem (sağlamlaştırılmış, sağlam, sabit ) ayetle tanımının yapılması; 2-) Tanımı yapılan ibadetin nasıl uygulanacağının yine Kur’an’da; açık, anlaşılır yani muhkem ayetle tarif edilmesi gerekir. Gelenekçilerin, hadisleri temel alarak ibadet olarak kabul ettikleri dinî uygulamaların Kur’an açısından hükmü yoktur; çünkü, Nebimiz Muhammed'in, Kur’an’da bildirildiği gibi din adına hüküm koyma yetkisi yoktu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kur-an-daki-islam-acisindan-kurban-bayrami-ve-kurban-siiri/</link>
<guid>3488061</guid>
<pubDate>2023-07-13T17:15:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>İsa Mesih Çarmıha Gerilmiştir</title>
<description>Meryem oğlu İsa Mesih Çarmıha Gerilmiştir. Kendisinin vefat ettiğini kabul etmeyenler ya cemaatler gibi cemaat liderlerini Mehdi görmeleri sebebiyle İsa’yı bekleyenler ya da rivayetlere uyanlardır. Diyanetse zaten halktan olan korkusu sebebiyle koltuğu elinden gider korkusuyla hakkı gizlemektedir. Bu sebeple yıllardır Müslümanlar İsa Mesih’in çarmıha gerildiğini bilmemektedir. Kur’an Müslümanlarıysa İsa’nın vefat ettiğini bilmekteler ancak Nisa süresi olaya farklı açıdan baktığından gerçeğin farkına varamamaktalar ancak eğer söylendiği gibi Meryem oğlu İsa Mesih çarmıha gerilmemiş olsaydı da Yahuda çarmıha gerilmiş olsaydı o zaman Yahuda Nebi olacaktı. Çünkü Tevrat’a görede çarmıha gerilecektir. Hadi İncil’i Hristiyanlar değiştirdiler diyelim peki Tevrat’ıda mı değiştirdiler biz Kur’an’ın değiştirilmesine izin veriyormuyuzki Yahudiler izin versinler? Ayrıca İsa’nın çarmıha gerildiğini söyleyen tek kişi ben değilim bunlardan ikisi Seyyid Kutup ile Edip Yüksel’dir. Edip Yüksel her ne kadar Tevbe süresi'nin 2 ayetini inkâr ediyor olsada bu her şeyde hatalı olduğu anlamına gelmez. Şimdide Kur’an’a bakalım. Ali İmran süresi 55. ayetinde Allah İsa’ya kendisini vefat ettireceğini söylüyor. Kendisine uyanlarıysa kıyamete kadar kâfirlerden üstün tutacağını söylemektedir. Kastedilen kişiler şirk koşanlar değil teslimiyetli olan Hristiyanlar ile Havarilerdir. Yine burada kastedilen kişilerin havariler olduğunun delili Saff süresi 14. ayetidir. Ayette söyle geçmektedir.  Kovulmuş Şeytandan Rabbime Sığınırım Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: 'Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?' demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: 'Allah'ın yardımcıları bizleriz.' Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler.(Saff Süresi 14. ayet) Muteveffike yani seni vefat ettireceğim gelecek zaman kipidir. Buna sonra dönelim. Ben onlara sadece bana emrettiğini söyledim. Benimde Rabbim , sizinde Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni öldürünce artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen herşeyi hakkıyla görensin. ( Maide süresi 117. Ayet) ” inni muteveffike” ; seni vefat ettireceğim ve “felemma teveffeyteni” ; beni öldürünce , müteveffike gelecek zamandır. Teveffeyteni geçmiş zaman kipi bu ikisi arasında bir uyum bulunmaktadır. Teveffa sözcüğü bir şeyi tamamen olmak ve ölüm anlamına gelmektedir. Yani teveffa sözcüğü ” canın alınması” anlamına gelmekte olup bu sözcük bir çok ayette geçmektedir. Bu sözcüğün geçtiği bazı ayetler söyledir: Kendilerine zulmedenlerin canlarını melekler….(4/97) Melekler canlarını alırken nasılda (pişmanlık içinde ) yüzlerine ve sırtlarına vururlar. ? (47/27) Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere teveffa kelimesinin anlamı canın alınmasıdır. Şimdi de Nisa süresine bakalım. İnkâr etmeleri Meryem’e büyük iftirada bulunmaları ve biz Allah’ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük demeleri yüzünden cezalarını buldular halbuki onu öldürmediler ve asmadılarda onlara öyle göründü. Zaten ayrılığa düştükleri şeyde gerçekten şüphededirler. Bu husustaki bilgileri ancak zana uymaktan ibarettir. Gerçektende onu apaçık öldüremediler. Belki Allah onu kendisine yüceltti.  Allah güçlüdür , hakimdir. (Nisa süresi 157, 158. Ayetler) Nisa suresinde olaya farklı açıdan bakılmaktadır. Ayette Nebimiz İsa için " Allah onu kendine yüceltti" buyrulduğu gibi Elçi İdris içinde Meryem Sûresi 57. ayetinde "Onu yüce bir mekana yükselttik" diye buyrulmuştur. Burada "mekan" makam ve derecenin yüksekliği anlamındadır. Zaten "ref" sözlükte, "değerin ve durumun yüceliği" anlamında hakikat olduğu bilinmektedir. Mücadele Sûresi 11. ayetinde .... Allah iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin." ve İnşirah Sûresi 4. ayetinde "Senin şanını yüceltmedik mi?"(İnşirah Sûresi 4. ayet) gibi ayetlerde "durum ve değerin yüceliği" anlamını kuvvetlendirmektedir. Ruh konusunu bilmeyenler Nisa Suresi'nide yanlış çeviriyorlar ve bu yanlış çeviride bazıları ayetlerin hiçbir yerinde İsa'nın benzerinin çarmıha gerildiği söylenmediği hâlde ayete benzeri gerildi diye yazıyorlar ve böylelikle bilmeden Nebimiz İsa'nın nebiliğini inkâr ediyorlar çünkü Tevrat'ta dahi çarmıha gerileceği yaziyor. Evet Nebimiz İsa çarmıha gerildi ve kendisini öldürdüler fakat bu onlara gösterilen bir görüntüydü. Gerçekte ruh sahibi bir insan hiç bir zaman ölmez. Ve ruh sahibi bir müminin ölümüde bu şekilde olmaz. Ruh sahibi  bir müminin canı yumuşacık bir şekilde alınır. Fakat biz bunu görmeyiz bize gösterilen görüntüde nasıl bir görüntü gösteriliyorsa ona bakıp bu şekilde öldüğünü düşünürüz. Hakikatteyse bu zahirdir. Ayette şöyle geçmektedir: "Yumuşacık çekip alanlara" (Nâzi’ât Suresi 2. Ayet) </description>
<link>https://www.antoloji.com/isa-mesih-carmiha-gerilmistir-siiri/</link>
<guid>3488060</guid>
<pubDate>2023-07-13T17:14:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>İslam'da Namazın Kazası Var Mıdır?</title>
<description>Farz namazlar Allah’ın bize belli vakit dilimi içinde her gün kılmayı emrettiği namazlardır. Kuran, Nisa Suresi 103. ayette bize namazın vakitli farz olduğunu, Mearic Suresi 23. ayette bu farzın hayat boyu sürekli gözetilmesi gerektiğini söylemektedir. Namaz öyle bir ibadettir ki savaş ortamında bile kazaya bırakılmaz, kılınır. (Nisa Suresi, 101-102). Kuran’da vaktinde kılınmayan namazların kaza edilmesi ile ilgili olarak açık bir ifade bulunmamaktadır. Kuran’da kaza namazı diye bir kavram yoktur.  Geçmişte kılınmayan namazların hesap edilip kılınması gerektiğini, eğer bu namazlar kılınmazsa ahirete borçlu ve günahkar olarak gidileceğini söylemek doğru değildir. Bir insan mazeretsiz olarak namaz kılmıyorsa elbette ki günah işlemektedir. Çünkü namaz kılmak kişinin kendi isteğine bırakılmamıştır ve yerine getirmekle yükümlü olduğumuz farz bir ibadettir. Geçmişte mazeretsiz olarak kılınmayan namazlar için günah işlenmiştir ancak bu namazların tekrar kılınması gerektiğini söyleyebilmek için bu konuyla ilgili Allah'ın ayet indirmiş olması gerekir. Eğer kişi namazı bilerek, unutarak veya uyuyarak kılmadıysa yani namaz kılmama nedeni ne olursa olsun vakit geçtiği için o vakitteki namazı sonradan kılmanın bir anlamı yoktur. Namaz sadece vaktinde kılınırsa farz olur. Namazın, müminin hayatıyla o kadar iç içe, o kadar vazgeçilemez, ihmal edilemez olması istenmiştir ki insanoğlunun her türlü faaliyetine ara verdiği korkulu ve tehlikeli hallerinde bile namazın kılınması emredilmiştir. Allah Kuran'da savaş gibi zorlu bir ortamda bile namazı kazaya bırakmayıp insanların namaz kılmasını emretmiştir. Uyumak ve unutmak savaştan daha geçerli bir mazeret olamaz. Kuran'da emredilmeyen namazın kazası, farz olan bir hüküm yapılamaz. Namazın vakitli farz bir ibadet olmasından şunu anlıyoruz: Namaz sadece vaktinde kılınırsa farzdır. Eğer vaktinin dışında yani sonradan kılınıyorsa farz olmaz. Çünkü vakit geçmiştir. Vakit geçtiği için farz olmaktan çıkmıştır. Abdest almak nasıl namazın şartı ise, namazı vaktinde kılmakta namazın şartıdır. Vakti geçen namazın kazası olmaz. Peki kılınmayan namazlar için kişinin birşey yapması gerekir mi? Namazı kılmayan ve kaçıran Allah’a bunun için samimi tevbe eder, daha sonra titiz bir şekilde namazlarını kılmaya devam eder. Ancak "şimdilik namaz kılmayayım, nasıl olsa sonra tevbe eder namaza başlarım" düşünerek namazı kılmamak çok yanlış olur. Burada kişi kendi aklınca Allah'ı kandırabileceğini düşünmekte ve yaşayacağına garanti vererek sorumlu olduğu ibadeti ertelemektedir. Allah hastalık ve yolculuk durumunda tutulamayan oruçların sonradan tutulmasını emretmiştir. Orucun kazası Kuran'da açık bir şekilde emredilmiştir. Ancak namazın kazasına dair Kuran'da hüküm yoktur. Hiç mümkün müdür ki Allah kitabında orucun kazasını açıklasın da namazın kazasını eksik bıraksın? Allah'ın Kuran'da orucun kazasını açıklayıp namazın kazasını eksik bırakmış olması düşünülemez. Allah orucun kazasını Kuran'da nasıl bildirdiyse namazın kazası olsaydı bunu da açık bir şekilde bildirirdi. Allah bu konuyu bildirmediğine göre insanlar bundan sorumlu tutulmamalıdır. Kuran'da namazla ilgili birçok ayet olmasına rağmen, binlerce ayetin içinden bir ayette bile kaza namazından bahsedilmediğine göre böyle bir hükmün İslam'da olduğunu söylemek doğru olmaz. Kuran'da geçmeyen bir hükümden Allah insanı sorumlu tutmaz. Çünkü insanlar sadece Kuran'dan sorumludur. Sorumlu olmadığımız birşeyi sorumluyuz gibi konuşmak dine ilave yapmaktır. Kuran'da bu konunun bildirilmemesi bu konuyu Kuran'ın eksik bırakması değil, böyle birşey olmadığı içindir. Eğer Kuran bu konuyu eksik bıraktı denilirse o zaman ayetlere karşı gelmiş olunur. Çünkü Allah Kuran'ın eksiksiz ve yeterli olduğunu bildirmiştir. Bu yüzden kimse namaza başlayacak kişileri "geçmişteki şu kadar… namazı kaza etmen gerekir veya kılmadığın namazları her namazın ardından kılarak namaz borçlarını öde" diyerek yanlış yönlendirmemelidir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/islam-da-namazin-kazasi-var-midir-siiri/</link>
<guid>3488059</guid>
<pubDate>2023-07-13T17:12:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 <item>
<title>Cum’a( Toplantı) Namazı Her Gün Kılınabilir</title>
<description>Vusta kelimesi hayırlı, üstün, faziletli, adaletli gibi anlamlara gelmekte olup Bakara Suresi 238. ayetinde geçen salâtı vusta'dan kastedilen "cuma salâtı" yani Cuma Namazı olup diğer namazlara göre daha önemli olması sebebiyle daha hayırlı ve daha üstün olarak nitelendirilmiştir. Vusta kelimesine her ne kadar "orta" anlamı veriliyor olsada bu mesafe veya zaman olarak iki şeyin ortasını ifade etmekten ziyade bir şeyin en önemli, en güzel, en yararlı veya en üstün olan yerini , bölgesini ifade etmektedir. Cuma kelimesiyse "toplanma" anlamındaki CMA kökünden gelmektedir. Ben bir Kürt'üm biz Kürtler Kur'an okuduğumuz zaman cuma şeklinde değil Cumua şeklinde okumaktayız. Bizim okumamız Âsım ve Hicazlı dil bilimcilere göredir. Cuma şeklinde okumaksa Kayloğulları lehçesine göredir. Yevmu'l Cuma tamlamasında yevm gün ve cem toplanma kelimelerinden oluştuğundan Türkçe'deki karşılığı toplantı günü demektir. Araplarda haftanın günleri şöyleydi: Evvel(Pazar), Ehven( Pazartesi), Cubâr( Salı), Dubâr (Çarşamba), Mûnis (Perşembe), Aruba (Cuma), Siyâr (Cumartesi) Arapların Aruba dedikleri gün sonradan yevmu'l cumu'a yani toplantı günü olarak değiştirilmiştir. Fakat bunu yapan kişinin kimliği hakkında elimizde kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Fakat bununla beraber bazıları bunu, Daru'n Nedve'de toplantı için Kureyş'in bazılarıda Nebimiz Muhammed'in atalarından Kab bin Lüey'in değiştirdiğini iddia etmektedir. Bakara Suresi'ndeki salâtu'l vusta muarref yani belirtili bir sıfat tamlaması olup bir başka ifadeyle sıfat ve mevsim, lam-ı tarifli olup nekre yani belgisiz değildir. Yani özel isim konumunda olup herkesin bildiği bir salâttır. Yine ayetteki salâtları ve salâtı vustayı koruyun ifadesinde iki tane meful yani belirtili nesne bulunduğundan salâtu'l vusta'nın bildiğimiz salâtlardan ayrı başka bir salât olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden salâtu'l vusta'nın günlük salâtlardan birisi olduğunu kabul etmek hatadır. Tarihi kayıtlarda geçtiği üzere Nebimiz Muhammed, ilk toplantı namazını Ranuna denilen Salim İbn Avf mescidinde kılmıştır. Müslümanlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar toplanır; cuma yani toplantı namazını kılarlar. Cuma gününü Allah tespit etmemiş olup ilk Cuma namazını Medineli Müslümanlar içerisinde bulundukları şartları dikkate alarak Araplarda hafta pazardan başladığından Araplara göre 6. gün bize göreyse 5. gün toplantı namazını kılmışlardır. Ve o günden bugüne bu uygulama devam edip gelmiştir. Bizlerde haftanın başka bir gününde ve başka bir saatinde bulunduğumuz koşulları değerlendirerek Cuma Salâtını kılabiliriz. Şimdide gelenekçi kardeşlerimizinde içleri rahat etsin diye birkaç hadis paylaşayım. İbn Sîrîn şöyle dedi: — Medîneliler Nebi Muhammed Medîne’ye gelmeden ve cum‘a (farzı) inmeden önce cum‘a için toplandılar. Bu güne cum‘a adını verenler de onlardır. Şöyle ki: Onlar dediler ki: “Yahudilerin yedi günde bir araya gelip toplandıkları bir günleri vardır: Cum‘artesi; Hristiyanların da böyle bir günleri vardır: Pazar. Gelin biz de kendimiz için bir araya gelip toplanacağımız, Allah’ı anıp namaz kılacağımız ve birtakım hatırlatmalarda bulunacağımız bir gün kararlaştıralım”dediler, ya da buna benzer sözler söylediler. Yine dediler ki: “Cum‘artesi yahudilerin, Pazar Hristiyanların günüdür; siz de bu günü Arube günü olarak tesbit ediniz. Bunun üzerine (Ebû Umâme künyeli) Es‘ad b. Zurâre’nin etrafında toplandılar. O da o gün onlara iki rekât namaz kıldırdı, onlara öğüt verdi. Bir araya gelip toplandıkları vakit, bugüne “cum‘a” adını verdiler. Es‘ad onlara bir koyun kesti, sayıca az oldukları için öğlen ve akşam onu yediler. İşte İslâm târihindeki ilk cum‘a budur. Derim ki: İleride de geleceği üzere rivâyet edildiğine göre o vakit 12 kişi idiler. Yine bu rivâyette belirtildiğine göre onları bir araya toplayıp onlara namaz kıldıran kişi Es‘ad b. Zurâre’dir. Abdu’r-Rahmân b. Ka‘b b. Mâlik’in babası Ka‘b’dan rivâyet ettiği hadiste de –geleceği üzere– böyledir. </description>
<link>https://www.antoloji.com/cum-a-toplanti-namazi-her-gun-kilinabilir-siiri/</link>
<guid>3488058</guid>
<pubDate>2023-07-13T17:11:00+03:00</pubDate>
<author>Rıdvan Kaya 2</author>
</item>
 </channel>
</rss>
