<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Rahim TAŞ Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Yayın Yasağı</title>
<description>Yayın Yasağı  Kem olay olunca güzel ülkemde Anında geliyor Yayın yasağı İhanet yer almaz benim ilkemde Neden getirilmez Hain yasağı </description>
<link>https://www.antoloji.com/yayin-yasagi-siiri/</link>
<guid>2288435</guid>
<pubDate>2016-10-20T01:11:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Onbeş Temmuz</title>
<description>Onbeş Temmuz  O gece hainler uydu iblise Namlu halka döndü bomba meclise Büyük iş düşmüştü Ömer Halis'e Bir tarih yazıldı Onbeş Temmuzda </description>
<link>https://www.antoloji.com/onbes-temmuz-6-siiri/</link>
<guid>2288434</guid>
<pubDate>2016-10-20T01:10:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Kanser Vakalarında Moral Nasıl Yüksek Tutulur</title>
<description>Sevgili Okurlar,  Kanser vakalarında gerek hastaya, gerekse de yakınlarına, uzmanlar dahil hemen hemen herkes "Moralini yüksek tut" diye tavsiyede bulunur, ama hiç kimse o moralin nasıl yüksek tutulacağını söyleyemez. Hasta genelde mutlu olma yöntemleri arayışı içerisine sokar. Yakınları ise "sen güçlüsün, yeneceksin, her şey güzel olacak" şeklinde klasikleşmiş, ancak kendilerinin bile zor inandığı söylemlerde bulunur. Oysa bakışlardaki endişeyi, acıma hissini gizlemek pek de kolay olmuyor. Her zaman son temennidir o "moralini yüksek tut" ifadesi. Lanet olası moral top değil ki basasın tekmeyi yükseklik kazansın, ya da makarayla yukarı çekip ipi sağlam bir kayaya bağlayasın, öylece kalıversin. Tavsiye edilmekle olmuyor, ancak yaşanılarak bulunuyor o morali yüksek tutma yöntemi.  Şimdi bir hasta yakını olarak yaşadıklarımdan öğrendiklerimi ve benimseyerek uygulayıp olumlu sonuçlar aldığım yöntemleri paylaşacağım sizlerle.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kanser-vakalarinda-moral-nasil-yuksek-tutulur-siiri/</link>
<guid>2281586</guid>
<pubDate>2016-09-25T03:45:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Tiyatro Oyunu Mutluluk Müdürlüğü</title>
<description>KİŞİLER  ABİDİN DİNGO – Mutluluk Müdürü MESUT –                 Mutluluk Müdür Yardımcısı MUTLU –                Mutluluk Müdür Yardımcısı BAHTİYAR –         Mutluluk Müdür Yardımcısı </description>
<link>https://www.antoloji.com/tiyatro-oyunu-mutluluk-mudurlugu-siiri/</link>
<guid>2241153</guid>
<pubDate>2016-04-15T12:19:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Kitap Hammaliye Maliyecinin İç Sesi</title>
<description>Hammaliye maliyecinin iç sesi  ÖNSÖZ  Değişimin kaçınılmaz olduğu dönemler yaşamaktayız. Maliye Bakanlığımızda da alışılmış birçok uygulama güncellendi, günümüz koşullarına uygun hale getirildi. Kimi zaman beğenmedik eleştirdik, kimi zaman bizi ilgilendirmiyor diyerek ilgisiz kaldık, kimi zaman söyleyeceklerimizi sadece iç sesimizle kendimize duyurduk, kimi zaman küçük kitleler arasında dillendirmeye çalıştık. Tüm bunlara rağmen değiştirilen, dönüşümü de başarıya ulaşmış uygulamaları da dile getirmekten kaçınmadık. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitap-hammaliye-maliyecinin-ic-sesi-siiri/</link>
<guid>2237707</guid>
<pubDate>2016-04-03T11:39:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Kitap LafoRaTuvar</title>
<description>Şiirlerim, Deneme Yazılarım, Öykülerim ve Tiyatro Oyunlarımdan oluşan LAFORATUVAR adlı 425 sayfalık kitabım çıkmıştır. www.kitapyurdu.com www.insancilkitap.com adreslerinden temin edilebilir  İÇİNDEKİLER </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitap-laforatuvar-siiri/</link>
<guid>2107029</guid>
<pubDate>2015-03-22T13:50:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Kitap Atam Anam Ay Terekeme</title>
<description>Terekemeleri terekemece anlatan mizah ağırlıklı 432 sayfalık kitabımız ATAM ANAM AY TEREKEME çıktı. Tüm hemşeri, boydaş ve dildaşlarıma duyurulur.   Atam Anam Ay Terekeme, terekeme kültürüne katkı sağlamak, terekeme lehçesini canlı tutabilmek, ilgi ve sempati duyanları bilgilendirebilmek, bilgilendirirken de eğlendirebilmek amacıyla hazırlanmış mizah ağırlıklı bir çalışmadır. Terekemelerin, Kars ve çevresindeki birkaç il dışında pek bilinmediği, tanınmadığı, tanıtma çabaları sürmüş ve sürmekte ise de bunun yetersiz kaldığı da bilinen bir gerçektir. Bu konuda yazılı kaynaklar son derece sınırlı ve genelde birbirinden alıntılar yapılarak hazırlanmıştır. Büyüklerimiz, dedelerimiz, ninelerimiz aramızdan ayrıldıkça sözlü kaynaklarımız da kısıtlı hale gelmektedir. Evlerimize, odalarımıza, masalarımıza, ceplerimize kadar giren ve iyice yerleşen televizyon, bilgisayar ve telefon gibi aygıtlarda kullanılan dil Türkçemizi bile yozlaştırmakta iken terekeme lehçesinin canlı kalmasını beklememiz de mümkün görülmemektedir. Buna bir de ben ve benim gibi senelerini o kültürden, merkezinden uzak, gurbette geçirenler ve o kültürden uzak koşullarda yetişen çocuklarımız da eklenince, kültürün unutulmaya yüz tutmasının kaçınılmaz olduğu aşikârdır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kitap-atam-anam-ay-terekeme-siiri/</link>
<guid>2103555</guid>
<pubDate>2015-03-10T23:03:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Sevitaryen</title>
<description>Sevitaryen  Unutulmuş uçmaların Düş birikintisidir sevitaryen Renkli, ben/ekli  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevitaryen-siiri/</link>
<guid>2079854</guid>
<pubDate>2015-01-01T22:14:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Adı Çoktur Kadının</title>
<description>Adı Çoktur Kadının  Fakir bir göçebeye bahşedilmiş en cömert zekât gibi görülür kadına gösterilen sevgi. Oysa kadının sevgiden önce saygıya, anlaşılmaya ihtiyacı vardır.  Kadın definedir. Ruhunu kazarsan, yüreğinin altını üstüne getirirsen görürsün saklanan sevgiyi. Kadın tuğladır. Duvar olur, sıva ile birleşerek. İçinden geçen kabloları çocukları gibi korur. Sıva dökülürse, döküldüğü yer tuğlanın ayaklarının dibidir. Çıplak da kalsa duvar yıkılmasın diye hep ayakta kalandır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/adi-coktur-kadinin-siiri/</link>
<guid>2023537</guid>
<pubDate>2014-07-18T11:35:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Hercümerç</title>
<description>Hercümerç   Kısmetin burada gitme uzağa Gözüm açık gider yoksa toprağa Büyükler düşürdü bizi tuzağa Ne sen beni sevdin ne de ben seni </description>
<link>https://www.antoloji.com/hercumerc-7-siiri/</link>
<guid>2012117</guid>
<pubDate>2014-06-15T20:04:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Babalık Böyle Bir Şey</title>
<description>Delikanlı 16 yaşında iken babası ile tartışmış ve evi terk etmişti. Buna çok öfkelenen baba, evde onun adı bile anılmayacak diye yasak koymuştu. Anne her gece evi terk eden oğlunun yatağına oturup yastığını koklayarak uyuyordu. “Oğlumu özledim, ne olur gidip arayalım, bulup getirelim” dese de, baba geri adım atmıyordu. Aradan iki yıl geçmişti. Oğlunun doğum günü o yıl Babalar günü ile aynı güne denk gelmişti. Annenin ağlamaklı halini görünce dayanamadı baba “Şu adrese git, oğlunu gör” dedi. Ve ekledi, “Adresi benim verdiğimi söyleme ama” Birkaç şey daha söyledi ama anne duymuyordu bile, aklında bir tek adres kalmıştı. Anne sevinçten uçuyordu. Hemen hazırlandı yola koyuldu.  Büyük bir şehrin karşı yakasındaydı babanın verdiği adres. Gittiği adres bir tamirhaneydi. Oğlunu tulum içinde gördü. Bir süre ıslak gözlerle dükkanın karşısından izledi ve oğluna doğru yaklaşmaya başladı. İki yıl boyunca kendisini arayıp sormayan ailesini unutan delikanlı aniden annesini karşısında görünce önce şaşırdı, sonra koşup sarıldı annesine. Babası hariç herkesi soruyordu, “o nasıl, bu nasıl,” diyerek. Ve sonunda “O adam nasıl, hala aksi ve anlayışsız mı? ” diye sordu annesine. Anne cevapsız bıraktı bu soruyu. “Hadi oğlum gel eve gidelim” dedi. “Hayır anne, ben böyle iyiyim. O adamla tekrar aynı evde yaşayamam” dedi ve dükkana doğru yürümeye başladı. Arkasından bir süre bakakalan anne hazırladığı pastayı oğluna vermek için seslendi. Delikanlı pastayı alırken annesine “Anne ne olur ısrar etme, gelmeyeceğim.Bir gün bile merak edip arayıp sormayan bir adamla aynı evde yaşayamam ben” dedi. Anne boynu bükük halde oğlunun yanından ayrılmaya hazırlanırken “Peki oğlum sen bilirsin. Anlaşılan çok kararlısın, gelmeyeceksin. Ama baban dedi ki; son bir aydır arkadaşlık ettiği çocuktan uzak dursun, o çocuk sana zarar verecektir. Önceki arkadaşıyla barışsın”. Bu kez çocuk donakalmıştı.  Annesi eve dönmüştü. Babaya sitem etti, “Madem biliyordun nerde olduğunu neden benden sakladın? O yüzden rahattın demek? ” Hep ters, aksi görünen baba yutkundu ve gözlerinden iki damla yaş akıverdi. “O benim canımdır ya, canım” dedi. “Ne zamandan beridir biliyordun? ” diye sordu anne. “Gittiği günden beridir biliyorum. Bazen öğlen molalarında ne yiyip ne içiyor diye gider uzaktan izlerdim, Bazen akşamları geç gelirdim ya hani, sen beni kahveden sanırdın, işte o zamanlarda da ne yapıyor kimlerle takılıyor diye takip ederdim.”  </description>
<link>https://www.antoloji.com/babalik-boyle-bir-sey-siiri/</link>
<guid>1999221</guid>
<pubDate>2014-05-16T14:05:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Madenci</title>
<description>Madenci   Soma dedikleri uzun vardiya Emniyet tedbiri hep yalan riya Niye bizde kader, sorduk tanrıya Dehlizde kol kola yattı madenci </description>
<link>https://www.antoloji.com/madenci-32-siiri/</link>
<guid>1999219</guid>
<pubDate>2014-05-16T14:04:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü Cümle Alem</title>
<description>Cümle Âlem  Cümle ve âlem medeni halleri evli, ancak evli halleri hiç medeni olmayan bir çifttir. Altın portakala aday gösterilseler, Cümle pişkinlikte, Âlem ise akıl okuma konusunda birinciliği hiç kimseye kaptırmayacak derecede alanlarında uzmanlaşmış kişiliklerdir. Bazen şiddetli geçimsizlik, bazen şiddetli seçimsizlik yüzünden önce evi, sonra apartmanı, sonra siteyi, sonra tüm mahalleyi ayağa kaldırırlar. Şikâyetlere aldırış etmiyorlar, yine bildiklerini okuyorlardı. Yine o günlerden biriydi. Cümle eve yine gecikmişti. Âlemden de tırsıyordu. Kapının ziline bastı. - Kim o? - Postacı. Cümle aklınca kızgın olduğunu düşündüğü Âlem’i eğlendirip, kendini geç kalmanın hesabını vermekten kurtaracaktı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-cumle-alem-siiri/</link>
<guid>1947148</guid>
<pubDate>2013-12-21T15:47:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme Oyların Partilere Göre Dağılımı</title>
<description>Oyların Partilere Göre Dağılımı  On sekiz yaşını dolduran Ozan’ın doğum günü kutlanıyordu. Sadece Ozan için değil, ailesi içinde yeni bir dönem başlıyordu. Ozan artık reşit olmuş, kendi kararlarını ailesine danışmadan alabilecekti. Ailesi ise Ozan’ın uygulayacağı kararların ne denli uygun olacağı kaygısı taşıyacaktı.  Seçimler yaklaşıyordu. Ozan artık oy bile kullanabilecekti. Babası ilk testini yapmaya karar verdi, Ozan’a sordu; -Oğlum, artık oy da kullanabileceksin, söyle bakalım oyunu vereceğin partiyi belirledin mi? Ozan hiç oralı olmamış, babasının soruyu tekrarlamasıyla irkildi. -Aman baba, ne oyu ya, oy falan kullanmayacağım ben. </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-oylarin-partilere-gore-dagilimi-siiri/</link>
<guid>1947144</guid>
<pubDate>2013-12-21T15:41:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü Sazanova</title>
<description>Sazanova  İstanbul’u hep merak ediyordum. O zamanlar şehri terk eden herkes İstanbul’a gitmiş sayılıyordu. Başka şehirlerin adı bile pek telaffuz edilmezdi. Memleketimizin dışındaki her yer İstanbul idi. Üniversite sınavları için İstanbul’u tercih etmiştim. Bir ay önce İstanbul’da bulunan bir akrabamıza mektupla haber vermiştim. O da bana nerede inip, nereye bineceğimi mektupta güzelce izah etmişti.  Hareket günü gelip çatmıştı. Anam en sevdiği tavuğu kesip yolluk yapmıştı bana. Muska şeklinde bir torba dikmiş, iki ucuna da lastik bağladıkları torbayı boynuma geçirmişlerdi. İçinde para vardı, Üç bin lira. Babam kendi parmağına taktığı yüzüğü de parmağıma takmıştı. Çıkmasın diye de bant dolamıştı yüzüğe. Nedir bunlar diye tepki gösterdiğimde, '”Oğlum İstanbul buralara benzemez, adamın donunu alırlar üstünden de haberi olmaz.“ demiş ve babasının İstanbul’da başına gelenleri anlatmıştı. Dedem ameliyat olmak için sarı öküzün parasını cebine koyup İstanbul’a gitmiş, hastaneye yatmadan önce bir namaz kılayım deyip camiye girmiş, abdest aldığında cebindeki yükü sarı öküzün parası olan ceketi alıp gitmişler. Dedem ameliyat olamadan dönmüş. O yüzden öldü diyorlardı. İşte bu yüzden paramı muska gibi koltuk altında saklayacakmışım. Eğer çalınır veya kaybolursa yol parası yapmam için de yüzüğü satacakmışım.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-sazanova-siiri/</link>
<guid>1947142</guid>
<pubDate>2013-12-21T15:36:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme Sonra Dedim ki Kendi Kendime</title>
<description>Sonra Dedim ki Kendi Kendime  Çok yorucu bir günün ardından iş çıkışı kendimi sokaklara atıverdim. Aklımda o vardı. Yürürken gözüm birden tabelalara takıldı. Birkaç avukat, birkaç diş hekimi tabelası gözüme çarptı. Onu adı yazılıydı.  Sonra bir amaca yöneldi bakınmalarım. Tabelalarda onun adını aramaya başladım. Sonra dedim ki kendi kendime; “vakit geç oldu, doğru eve”  </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-sonra-dedim-ki-kendi-kendime-siiri/</link>
<guid>1947138</guid>
<pubDate>2013-12-21T15:23:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü Günahşk</title>
<description>Günahşk  Bir masala hazırlamıştı kendini kadın, perisi olacağı bir masal. Islaktı saçları. Kokular sürmüştü. İnce geceliği ile kocasını bekliyordu. Vakit epeyce geçmişti. Uyuyakalmıştı televizyon karşısında. Kapı zili ile uyandı. Koluna girip yatağa gitmesine yardımcı oldu kocasının. “Lanet olası, yine başkasından geliyor” dedi. Başlamadan biten masalın sabahında sordu kadın “Nerdeydin? ” Kaçlarını alnının ortasında fiyonk yaparak “Hesap mı vereceğim sana? Diye çıkıştı kocası. “Hesap sormuyorum, merak ediyorum, ya başına bir şey geldiyse” diye cevap verdi titrek ses tonuyla. Oralı bile olmadı adam. “Beni ihmal ediyorsun, özlüyorum seni, hep geç geliyorsun, aylardır tek kelime konuşamadık” diye sitem etti kadın. “Aç mısın, açıkta mısın, senin derdin nedir kadın, tepemi attırma sabah sabah” diyerek kapıyı çarpıp çıktı adam. Kocasının söylediklerini düşündü kadın. Evet, açıkta değilim, ama açım, ruhum aç” diye mırıldandı kendi kendine.  Can sıkıntısı giderek artıyordu kadının. Bilgisayarla tanıştı. İlk zamanlar fasulyeyi bilgisayar başında ayıklıyordu, sonra bilgisayar mutfak tezgâhında yer bulmuştu kendine. Artık kocasını beklemiyordu geceleri. Çünkü kendisi de umursanmıyordu. Kocası onun için karşısında hareket ettiğinde yanan fotoselli lamba gibiydi. Ama kadın durgunlaşmıştı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-gunahsk-siiri/</link>
<guid>1947131</guid>
<pubDate>2013-12-21T15:11:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü Halı</title>
<description>Halı  Kızların yanaklarından buselerle öpüldüğünde hamile kalacaklarını sanıp, öptürmemek için direnç gösterdiği yıllarda ergenliğe adım atmış bir delikanlıydı Ali. Arkadaşlarının ballandıra ballandıra anlattığı öpme eylemlerinin abartıldığını biliyordu, ama anlatacak bir hikâyesi olmadığı için de içten içe kendini yiyip bitiriyordu. Bırakın öpmeyi, bir kızla konuşmaya bile cesareti yoktu Ali’nin. Kendini Cüneyt Arkın’ın mahalle şubesi sanan tipsiz İsmail’in bile kız öpmüşlüğü Ali’nin çileden çıkmasına yetiyordu. Yakışıklı sayılmazdı Ali, ama öyle yüzüne bakılmayacak kadar da çirkin değildi. Hani şöyle saçlarına biraz jöle sürüp dana yalamış gibi parlatsa, abisinin geniş pantolonlarını, ellerini kapatacak kadar uzun kollu ceketlerini giymese, ayakkabılarının çamuruyla sokağa çıkmasa, azcık kendine özen gösterse, işi daha kolay olacaktı ya, ama Ali kendine bakmayı bile bilmiyordu. Beni seven böyle sevsin diye beceriksizliğini örtmeye çalışırdı. Ali’nin aksine İsmail yüzsüzün tekiydi. Gördüğü her kıza laf atar, onun yüzünden Ali de küfür yerdi.  Ali bir gün yine arkadaşlarının abartılı hikâyelerinden sıkılmış, morali bozuk bir halde eve dönüyordu. Kapı komşuları Leyla “Hayırdır Ali? Selam vermeden geçmezdin” diye seslendi. Ali “Pardon abla, dalmışım” diye tebessüm etti. “Hayrola, Selda’yı mı düşünüyorsun” dedi Leyla. Ali’nin gözleri parlamıştı. Selda, Leyla’nın kardeşi idi. Ali Selda’ya hiç yan gözle bakmamıştı. “Nerden çıkardın abla” dedi. “Seni gidi yürek yakan seni” dedi ve kıkırdayarak eve girdi. Ali öylece kalakalmıştı. Şimdi Leyla ablası durup dururken niye Selda dedi ki? Acaba farkında olmadan bir yanlışım mı oldu? Leyla abla da oku atıp yayı saklıyor” diye düşünerek Leyla ablasının kapısını çaldı. “Leyla abla, kafama takıldı, neden öyle dedin” diye sordu başını kapı aralığından uzatan Leyla’ya. O sırada arkada bir ses “Abla kimmiş gelen” Leyla tebessüm ederek, “Gel Selda gel, Ali gelmiş.”, “ Ali miiiii? ” Selda öyle bir Ali demişti ki, Ali kendini Leyla’nın Mecnun’u, Aslı’nın Kerem’i sanmıştı o an. Biraz utangaç bir tavırla Leyla’dan boşalan kapı aralığından başını çıkardı Selda. “Hoş geldin Ali” dedi. Ali’nin tüm yağları erimişti. O kadar yakındı ki Selda, dudaklarını büzüştürse yanağına değecekti. “Hoş buldum” dedi titrek sesiyle. “Hiç beni gördüğün yok Ali” dedi Selda. Sitem yüklemişti cümlesine. Ali “evden çıktığın yok ki göreyim” dedi. “Evden çıkmamı sağlayacak biri olsa çıkarım elbet, en azından pencereye” cevabı geldi Selda’dan. Ali heyecandan kekelemeye başladı. “Şeyyyyy” diyebildi sadece. Selda bir şey hissettirmiş, Ali ise çok şey hissetmişti. Birden aklına arkadaşlarının abartılı hikâyeleri geldi. “Gel kulağına bir şey diyeceğim” dedi Selda kulağını yaklaştırınca Ali yanağına buseyi kondurup kaçtı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-hali-siiri/</link>
<guid>1947129</guid>
<pubDate>2013-12-21T15:05:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü Prensest</title>
<description>Prensest  Ağustos ayının sıcak, bunaltıcı gecelerinden biriydi. Uyuyordu Zühre. Üzerindeki pikenin yarısı yere sarkmıştı. Geceliği dizinden yukarı kıvrılmıştı. Bir el geziniyordu bacaklarında. İrkilerek açtı gözlerini. “Dayı, ne yapıyorsun sen” dedi şaşkınlıkla kızgınlık arası ses tonuyla. “Susssss” dedi eliyle ağzını kapattı dayısı Zühre’nin.  Onbeşindeydi Zühre. Erken serpilmişti. Zühre yıldızının ışıltısı vardı, kıydığı ceylanlardan aldığı gözlerinde. Güzel demek yeterli bir ifade değildi Zühre için. Çok güzeldi.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-prensest-siiri/</link>
<guid>1947126</guid>
<pubDate>2013-12-21T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 <item>
<title>Deneme Bakkal Gazinin İntikamı</title>
<description>Bakkal Gazinin İntikamı  Bir zamanlar evlerin üst üste değil, yan yana yapıldığı, kapıyı açtığında komşusunu görüp selam veren, hal hatır soran, bir birini çaya, kahvaltılara, yemeğe davet eden, tenceresindeki aşını bölen, hastasını kendi hastası, ölüsünü kendi ölüsü gibi bilen insanların yaşadığı bir mahalle varmış. Bu mahallenin muhtarı, her şeyi bilen, danışılan akil adamı, dükkânı adres verilen, herkese veresiye verip ama parasını bazen hiç alamayan, benzen geç alan, ama yine de kimseden bir şey esirgemeyen, çocuklara şekerleri çoğu zaman bedava veren Gazi adında bir bakkalı varmış. Mahalleli hem birbirleriyle hem de Bakkal Gazi ile gül gibi geçinip, mutlu bir şekilde ve birbirlerine destek vererek yaşarlarmış.  Bakkal Gazi bir gün dükkânın önünde sigarasını tellendirirken, çocukların ellerinde bayramda el öperek topladıkları para ile geldiğini görür. Bayram yeni bittiği için, çocukların şekerden bıkmış olacağını düşünmüş ve çocuklara dağıtmak üzere bir kutu sakız almak için içeri girmiş. Dışarı çıktığında çocukların dükkânı geçip gittiğini görmüş ve arkalarından “nereye gidiyorsunuz” diye bağırmış. En arkada kalan zayıf çelimsiz küçük çocuk “aşağıya yeni bir dükkân açılmış, her şey varmış, merak ettik bakmaya gidiyoruz Bakkal amca” demiş. “Kim açmış, sahibini tanıyor musunuz” diye sormuş Bakkal Gazi, çocuk ise “Migiros mu mikrop mu öyle bir şeymiş adı” deyip hızla uzaklaşmış. Bakkal Gazi, “bu da nerden çıktı şimdi, bu mahalleye bir dükkân yetiyordu, başka yer mi yoktu” diye söylene söylene dükkânı kapısını bile kapatmadan çocukların peşlerinden gitmiş. Gitmiş ama ne görsün, Migiros öyle bir dükkân açmış ki, kapıları bile kendi kendine açılıp kapanıyor. Camdan içeri bakıyor, sadece şeker ve sakız yokmuş, domates, sigara, içki, kap kacak, giysi bile varmış. “Herkes kendi kısmetini yer” diyerek dükkânına dönmüş.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/deneme-bakkal-gazinin-intikami-siiri/</link>
<guid>1947123</guid>
<pubDate>2013-12-21T14:50:00+03:00</pubDate>
<author>Rahim TAŞ</author>
</item>
 </channel>
</rss>
