<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Rabia Balaban Şiirleri
</description>
 <item>
<title>.....Ukde....</title>
<description>Gitmeler, gerçekten seve seve gitmeler en cesur yanıdır sevdaların. Bile bile ardında bıraktığını, göre göre canda gizli acılarının sağlamlığını ve tutunarak yar adına akıtılan her bir damla gözyaşına. Kendini yüz yıl süren yalnızlıklara gömmeler.   Gitmeler, seve seve yâr adına yârdan geçmeler en onurlu duruşudur sevdaların. Yeni yavrulamış bir kedi kadar ürkek, asırlardır üzerine çakılı sevdayı bir cümle ile belki de tek bir kelamsız bırakıp gitmek. Sonra tüm yarım kalmışlıklarınızı dirhem dirhem göğsünüzün ortasına gömmek. İçinizin en sıcak aydıklarının üzerine gölge düşürmek. Gitmek dokunduğunuz her yere sevgiliyi iz etmek. Her ne yaparsanız yapın cananınızın yangınını dindirememek ya da bunu aslında gerçekten istememek. Çekilen bunca acıya eş bazen arabeskin dibine inmek. Vakit bulamadığınız ya da manasız engellere teslim ettiğiniz anlarınıza isyan etmek. Yanlış tanıdığınız çocukluk arkadaşlarınıza bile sırf sevdanıza şahitlerdi diye yeniden merhaba demek. Sevdaya böylesi zamansız elveda demek aslında tam bu gün biliyorum ki yarı ölmek demek.  Derin okyanuslarda serserice yüzen, özgürlüğün manasını adına eş gibi bilen, daha sonra bir anlık gafletle balıkçı ağlarına yakalanmış dalgın balıklar gibiyim şimdi. Sırf kendisi yüzünden beş dakika sonra öleceğini tahmin edebilen.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ukde-29-siiri/</link>
<guid>1560694</guid>
<pubDate>2011-05-20T15:12:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>***********Babamsın************</title>
<description>Adını bilmez kimse, sen yüreğimin her gün biraz daha derinlere saran yaralarının kanısın. En büyük kimsesizliğim, yavanlığım, yalnızlığım. Sen tüm doğrularımı yanlış yapan adamsın. Öyle özledim ki seni. Kokunu, ellerini, sesini, uykunu izlemeyi, yemeklerini pişirmeyi, seninle yürümeyi hatta kavga etmeyi. Sen öfkelerimi özlemlerimin önüne geçiremediğim, hayat boyu affetmeyeceğim tek adam. Canımdan canlarımı kopartan, benden tek solukta vazgeçen babamsın. Gölgemsin ayaklarımın dibinde. Bir seslenişsin dünümden bu günlerime’ benim ömründeki en büyük yalan’ diye. Şimdi iki ayrı coğrafyayız. Mevsimleri birbirine yabancı, acıları aynı. Artık ellerinin yumuşak ağırlığını hissedemiyorum üzerimde. Yerle yeksanlarım, tüm ateş i lügatlerim, gönlümden atmaları beceremediğim, sözleriyle delik deşik edildiğim, yoksunluk gerçeğim. Kovulduğum gönlünden gidemediğim, geçsem geçemediğim babamsın benim. Yerleşkesi yüreğimin tam orta yeri, acımsın. Rezilliğim, dilinden dökülenlere inanamadığım, uykularımın en amansız yerlerinde ağlayarak uyanışlarım. Sen varlığıyla yaralandığım, yokluğuna dayanamadığım babamsın. </description>
<link>https://www.antoloji.com/babamsin-3-siiri/</link>
<guid>1462008</guid>
<pubDate>2010-10-05T21:50:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>*********   Aşk ve gülün tarihçesi   *********</title>
<description>Puslu şafaklarda ne Tahirler görmüşüm Zührelerini kaybetmiş, ne Zühreler görmüşüm Tahir'den bîhaber. Kir tutmayan aşkı lekelemiş yürekleri. Cellât olup vurmuşlar keskiyi aşkın en narin yerine. Sonra silmişler ellerini kirli sûretlerine. Aşktan akan kanı ise, toprak emmiş. Öyle sinmiş ki aşk toprağa, hiç beklenmedik bir an baş vermiş. Rengi kan rengi, tutması zor dikenlerle  çevrili bir çiçekmiş boy veren göğe. O günden sonraysa aşkın adı gül, gülün adı aşk olmuş bilene bilmeyene. Ve yalnızca gerçekten âşık yürekler tutabilmişler onu avuç içlerinde. Kendisini kanatanıysa, o dakika tanırmış gül içende hissettiği tek bir ürpertiyle. Dokunamazmış ona aşkta kirli kimse. Kanarmış kanatırmış kirli avuçları Peki, öyle ise söylesenize; Şimdi ben avuçlarımda can bulan gülleremi inanayım, yoksa yâr için çarpan yâre hasret yüreğimin güle olan  öfkesinimi sorgulayayım. Yüreğim derki özüne: eğer gül avuç içlerinde hayat buluyor ise, söylesene bana o zaman sevdiğin nerede? Güle döndüğümde ise, gül bakar gözlerime ve der ki:' sevdiğin içinde, her hücrende. O yüzden kanamadım senin ellerinde.' </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-ve-gulun-tarihcesi-siiri/</link>
<guid>1451589</guid>
<pubDate>2010-09-13T13:50:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Ölmüşüm,soluyorum.Yaşamışım,hatırlamıyorum...</title>
<description>Buradan öte yol yokmuş. Dil yaralarıymış canıma kastedenler. Ölmüşüm soğuk taşlar üzerinde. Kaç defa diritmişim canlarımı, kaç defa bakmışım kendi suretime benden sıyrılıp.  Sanırım ben yaşama üvey evladım. Olmuyor. Ne yapsam olamıyor. Ardımdan akıp geçen zaman beni bana vermiyor. Kırıklarımı topluyorum kendi ardımdan, her birini özenle önüme alıp baştan yerlerine yapıştırdığım. Durmuyor. Hiç bir halim eskisine benzemiyor.  Yalnızca üzerimde birkaç koku var yıkandıkça tenime yapışan. Bazen birden annem kokuyorum burnumun direğine. O zamanlarsa sarılıyorum kendi ellerime, bileklerime. Dokunuyorum yüzüme, sonra birde uzun siyah saçlarımı örüyorum onun elleriyle.  Bir zaman geliyor günüme, hiç beklenmedik anda babam kokuyorum. Öyle o kokuyorum ki, kokusunu bilse çevremdeki herhangi biri, o an babam sanır beni. Ne yaptığını bilmez babam. Özlediğim, güzelliği derinlerde gizli, yaşayan, soluk aldığı her an için tanrıma şükrettiğim, benim bana sesi ceza, elleri yasak babam.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/olmusum-soluyorum-yasamisim-hatirlamiyorum-siiri/</link>
<guid>1447416</guid>
<pubDate>2010-09-01T16:38:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Can solması,hayat tutulması..</title>
<description>Her gün kırılıpta ayakta   kalmak. Tüm can yanmalarınla beslediğin ruhunu inadına diri tutmak.  Gözünün  biri hep açık uyumak. Korkmak elindeki son güzeli yitirmekten. bu yüzden yanlışlar yapmak. Sonrada dönüp en çok korktuğunu sorgulamak.yorulmak deliler gibi.hayatla arayı hiç bulamamak.kendine baktığın aynalarda başka suretler görmek en çok sana yabancı.ve sonunda bırakmak tüm direndiklerini.tüketmek tükenmek bilmeyen nez   aketini.ve bu gün yitirmek hayata tüm iyilerini.tekrar sırsıklam yalnız kalmak.velhasıl kelam zor işmiş yaşamak,insan olmak... </description>
<link>https://www.antoloji.com/can-solmasi-hayat-tutulmasi-siiri/</link>
<guid>1429647</guid>
<pubDate>2010-07-25T12:46:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Dün gece...</title>
<description>Düş kırıklıklarımdan yaptığım tespihlerimin ipini kırdım dün gece. Karanlığın bir vakti, dizlerime kadar denizin içinde ve dalgalar ellerimde, içimin gülen yüzünü doğurdum yeniden, yine ve yeni ömrüme.   Bir beyaz kâğıttı yarınım dalgaların arasında. İki elim iki kalem. Artık kimselere tek bir çizik attırmaksızın, ben yazıyorum tarihimi iyisi, kötüsüyle. Hayatın ibresi yok, sevdanın vakti, hüznün bitişi. İnsanın şartsız kaidesiz iyisi ve hiçbir mutluluğun, acının sonsuza dek süregelişi yok. Kendime zeytin dallarım var bu gün. Biliyorum yüreğimin cümle yenmez yutulmazlara bitişi yok. </description>
<link>https://www.antoloji.com/dun-gece-232-siiri/</link>
<guid>1421524</guid>
<pubDate>2010-07-10T16:22:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Uslandır sana yaramaz yüreğimi...</title>
<description>Yine vakitler akşamlara dayandı. Yine tutuştu kıvılcımlarım ulu ateşlerde. Burnumda barut kokusu, eski evlerin mahalle aralarında kaybolmuş gibiyim. Islak gökyüzünden emanet damlalar yanaklarımda, yüreğimde neolduğunu bilmediğim bir his ve en iyi bildiğim gerçeğim; seni hissettikçe güçleniyor gibiyim.  Yüksek ağaç tepelerinde yaşayan bir kuşsun sen. Göğü ve yeri görebilen ve iki sinede aynı mesafede uzak. İnsanların içinde ama birçoğundan farklı, olabildiğine derin ve anlamlı. Gök ile bağlantınsa, efsunlu değilsin lakin varlığın biraz esrarlı.  Sevdiğim… Gönlüne meyil verdiğim. Günlerimi adıyla eskittiğim, uzun çok uzun zamanlardır varlığın ağnımın manası. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uslandir-sana-yaramaz-yuregimi-siiri/</link>
<guid>1420201</guid>
<pubDate>2010-07-08T14:57:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Yine seni,hep seni seviyorum...</title>
<description>YİNE SENİ, HEP SENİ SEVİYORUM…    Özlenen bir deniz kentindeyim şimdi. Ve şafağımdır gözlerin. Avuçlarıma sinmiş kokuların var ellerimde. Örselenmemiş umutlarla açtığım kapımsın sen. Ve susturulamayan türküler gibiyim ben. Yasaklanılan ama hep okunulan. Her şeye rağmen güçlü. Herkese rağmen var. Ne zamandır susuzluktan çatlamış mutsuz ellerimi yaşama yeniden yumruk sıkıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yine-seni-hep-seni-seviyorum-siiri/</link>
<guid>1394038</guid>
<pubDate>2010-05-16T21:25:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Hiç sevmedim bu şehri...(ANKARA)</title>
<description>Yüreğimde ve artık derinlerdeki yaralarımı sızlatan şehir. Dokunduğum sert bir suret sanki ellerimi acıtan. Başı dik çıktığım onca acılarımın yegâne şahidi ve başımı eğen her şeyin yerleşkesi. Hala kimselere vermediğim avuçlarımla haybeye sıkı sıkı tuttuğum her şey demek bu şehir. Kendimi yüzlerce kez astığım günlerim. Sonu hep aşikâr yavan sorgularım ve ölüm provalarım. Kendimi kendimin cellâdı kıldığım yer bu şehir.  Sevmiyorum seni. Ve seninle ömrüme gelen hiçbir şeyi. Ansızın ömrüme düşen lanetlerin şehri ben hiç sevemedim seni. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hic-sevmedim-bu-sehri-ankara-siiri/</link>
<guid>1392155</guid>
<pubDate>2010-05-12T21:55:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Sen...</title>
<description>Bir çift söz tutuşturmuşum yüreğimle ellerime… Yar’a sunmuşum. Bilmemiş yüreğimin dillerini. Acımışım, kanamışım. Gözlerimin ışığını diriltmişim yeniden yar için, tüm açık yaralarımın üzerine yar’ı basmışım aşk ile. Kahrıma sinen hüzün kokularımı bahar rehalarıyla takas etmişim. Alnımdaki anlamsız yazıyı değişir sanmışım; yanılmışım, yine yanmışım. Yani hala sırıl sıklam safmışım. Canlarımı acıttığım her inanışımın altında kendimi bırakmışım. Tüm acılar mutluluğa dönüşür sihirli bir yürekle sanmışım. Bir fiske umut koyup avuç içlerime kendimi yanıltmışım. Yıllarca içimin alevlerini kendi nefesimle korlamışım. Güvendiğim dağlara hep karlar yağmış, bile bile o dağlarda yaşamışım. Gözlerim bulanık, kirpiklerim diken diken binlerce sabah kendi yalnızlığıma uyanmışım. Ve en çok sana inanmışım, sen ki her deniz gördüğümde andığım. Şimdi senin kıyılarında ayak izleri yalnızlığımın. Oysa her şey çirkin ve kötüyken ben bir tek sende güzeli düşlemişim. Tekrarlara inanmışım seninle. Tekrar insanın varlığına, adam gibi duruşlara, sevilmenin sıcaklığına, sevmenin kutsallığına sığınmış yüreğim seninle. Sen misafir olduğun tüm uykularımda bana güven vaat eden. Bunca yıldır yanında huzuru hissettiğim tek var. Sen gecemin karanlığını aydınlatan meleklerle her gece yollarına dualar yolladığım. Ben bir tek sende kırmamıştım kendimi. Bu gün onu da yapmışım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-2312-siiri/</link>
<guid>1359385</guid>
<pubDate>2010-03-15T22:35:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Ben olmalıyım yeniden...</title>
<description>Özüne zaman değmeyen yaralar varmış. Zamanın hiç fark edilmediği acılar… Fırtınalar yorgunuymuş yüreğim. Artık mecali olmayan hırpalanmış bir ömürmüş suretim. Tuza yatırılmış bir gönülmüş göğüs kafesimde hissettiğim. Oysa tek kusurum inanmakmış. Ağızlarımı kapatan, doğrularını bildiğim yalanlara inanmak. İflah olamayacağı besbelli yürekleri insan saymak. Tek kusurum, hala varlıklarını anlamlandıramadıklarıma, kendimi öldürme pahasına insan olmak. Tek kusurum inanmakmış. İnsanlıklarına kimseler tarafından inanılmayanlara inanmak. Sevgi aradığım albümlerim, fotoğraf karelerinde kalmış yüzü gülen hallerim. Çok erken büyütülmüş benliğim. Sindire sindire yaşayamadığım genç kızlık günlerim. On yedi yaşımdaydım annem öldüğünde. On yedi yaşımdaydım ilk annem gibi hissettiğimde. Geçenlerde on altı yaşındayken okuduğum bir kitabı aldım elime kütüphaneden. Selver Tanelli  Uygarlık Tarihi. Ve kitabın başına yazdığım bir not:  iki şeye hakkım olduğuna karar verdim. Özgürlük ve ölüm. Birine sahip olamazsam ötekini isterim çünkü hiç kimse beni canlı tutsak edemez.(HARRİET TUBMAN) Düşünün on altı yaşında bir kimlik, bu cümleyi kitabının başına not alabilecek kadar özümsemiş bir kimlik. Peki ya şimdi sahip olduğum bu kadın. Dünümden bu günüme gelirken kendimi tutsak ettiğim yanlışlarım. On altı yaşımdayken, on altı yaşımla birlikte ardıma aldıklarım. Hiç farkında olmadan her geçen günün bir parça daha götürdüğü bende, bile bile arkamda bıraktıklarım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-olmaliyim-yeniden-siiri/</link>
<guid>1347526</guid>
<pubDate>2010-02-22T17:26:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>İstiridye ve inci tanesi</title>
<description>Bir hikâye okudum bu gece. Hikâyede ‘kimi zaman kişi bir istiridye gibi içindeki sevgiyi büyütür büyütür ve sevdiğini dünyanın en güzel inci tanesi yapar, karşısındaki kişi ise bir yılan gibi karasevdanın zehrini sunar kendini o sevene. Ve kendini en çok sevdirdiği anda da bir dürr-i yektagibi bırakır sevdiğini ve ona kucak açmış bir başka istiridyeye gidermiş. Onuda bir kara sevdaya düşürmek zehrini ona da akıtmak üzere…’  Peki, benim sevdadan yana üzerime düşen ne. Onca acılardan gülerek geçtiğim zamanlarım, yüreğimdeki derince yaralarım, cehennem yangınlarım… Sevdanın bana bu hoyratlığı niye…  Neden yaşamın her şeridinde hep zoru seçişim. Neden sevdayı ruha bu kadar sindirip böylesi ızdırap çekişim. Neden gözlerime acının rengini verişim. Neden hiçbir zaman inci tanesi gibi hissedemeyişim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/istiridye-ve-inci-tanesi-siiri/</link>
<guid>1346213</guid>
<pubDate>2010-02-20T15:26:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Tebessüm...</title>
<description>Başamı dönsem acaba silip bütün geçmişimi. Olabildiğine arsız ve çocukça seninle sil baştan yazsam tarihimi. Ve biliyorum bambaşka olurdu her şey... Hiç kimse girmeden araya sıkı sıkı sen tutmuş olsaydın ellerimi.  Ey yüreğimde umudun, inancın adı. Sen yeniden kokularını duyduğum baharlar, mesafelerini içime döktüğüm sevda yollarım, gözlerimde saklı çocuk yanım; sen sıkı sıkı tutabilmiş olsaydın ellerimi…  Nihayetsiz gerçeğim benim. Ürkmeden aldığım nefesim. Rüzgârlara dağıttığım sevda şarkılarım… </description>
<link>https://www.antoloji.com/tebessum-96-siiri/</link>
<guid>1339285</guid>
<pubDate>2010-02-09T14:25:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>En büyük sevgim...</title>
<description>Kullanılmamış taze baharlar vardı cıvıltılı çocuk seslerinde. Kıskanılası masumiyet hissediliyordu duruşlarından. Özelliklede insan dışında hiçbir canlının gülemeyeceğini düşünürsek, gülmelerin en yalın ve temiz olanını nefes nefes soluduğum bu gün bir kere daha şükrettim eğitim camiasının içinde olduğum için Tanrıma. Şükrettim kederleri, acıları, düş kırıklıklarını bilip, gün içerisinde yüzlerce duyguyu bir arada yaşayabilen bir yetişkinken bu çocuk gülüşlerinin içerisinde olma şansını bana veren hayata. Ve bu gün bir kez daha eminim ki başka hiçbir meslek beni bu kadar mutlu edemezdi. Başka hiçbir işe bu kadar ait hissetmezdim kendimi. Parmaklar arasından kayıp giden hayatta, insana umudu, vicdanı, sevgiyi, karşılıksız paylaşımı, olabildiğince eşitliği hatırlatan tek varlar çocuklar. Ve hayatını idame ettirmeye çalışırken çocuklarla olmak Tanrının bir lütfu bana. Yüreğimden gelen sessiz kelimelerin, içime dokunan minik ellerin, bir yanı anne olmaya hazır kalbimin şev katli kıpırtılarının ve ele avuca sığmaz tüm duygularımın adı çocuklar. Ve o duygular adına bir kere daha şükür eğitimci olduğum için Tanrıma. </description>
<link>https://www.antoloji.com/en-buyuk-sevgim-2-siiri/</link>
<guid>1328174</guid>
<pubDate>2010-01-22T19:11:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşam sensin beni büyüten...</title>
<description>Dünlerimi yarınlarımın hayalleri ile oyaladım yıllarca. Mutluluğu iteleyip, hüznü soluduğum, vefayı unutup ihaneti yaşadığım yıllarım var benim. Acıyı borçlu olduklarımı sıkı sıkı tuttuğum, insanlığım adına insan olmaktan çıktığım zamanlarım, hak edilmemiş acıların, sorgulanan nedenleri ile tükenen arabesk günlerim ve içimin acılarına ortak olma güdüsüyle sevdiğim yalnızlığım var benim. Oysa bir zamanlar papatyalardan taçlar yapardım uzun siyah saçlarıma. Gözlerimin ışığı söndürürdü günü. En çok gülüşlerimi severdi güzel annem. Kayan yıldızlardan tuttuğum dilekler kabul olacak sanırdım. Her sabah içimin söylediği şarkılarla karşılardım günlerimi. Vefasızlarla baş edebilmenin güçlüğünü, yaşamın gerçek yüzünü, yangın yerlerinde soluk almanın ölümcüllüğünü bilemeyecek bir ömrüm vardı benim. Şimdiyse yaşamıma yeniden yağmurlar yağdırıyorum her damlasıyla bir daha yeşerdiğim, tazelendiğim.  Önce kendime güveniyorum artık. Ve yaşamımızın kaçınılmaz gerçekliğinin yalnızlığımız olduğunu biliyorum bu günümde. Yalnızlığımız ve onun değişmezliğinin yegâne delili: doğumumuz, ölümümüz. Ben zorunlu yalnızlığımla büyüdüm sanırım. Küçük bir kızın sızılarından, sancılarından doğurduğum bu gün ki kadını. Hayata baktığım penceremin camlarını kırdırmadım kirli ellere ve o kırıklardan sızdırmadım hiçbir kiri, pası. Ellerim hep temiz kaldı benim. Ve şimdi gururla gördüğümse; onca yoksunluk, kimsesizlik içerisinde her şeyi olan hiçbir şeysiz insanlardan olmadım. Tam zıttı; çevresinde hiçbir şeyi olmayan ama çok şeye sahip bir kadındım ben. Üzerimden çıkarttığım en kirli elbisem dünümde bıraktıklarım. Acılarım, can yanmalarım, sızılarım, yorgunluklarım; sizin göz ardı edilemez katkılarınız var bu günümde. Ellerinden tutarak büyüttüğüm hüzünlerim, sizsiniz yüreğimin hamurunu değiştirmeden ona baştan şekil veren. Ve hayat sensin bana hep ertelenen bir yaşamın hiç yaşanmamaya mahkûm olduğunu öğreten. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasam-sensin-beni-buyuten-siiri/</link>
<guid>1323760</guid>
<pubDate>2010-01-16T14:29:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Sen annemsin benim...</title>
<description>Gece yarısı başlayan çığlıklarımla,boğazımda kördüğüm hıçkırıklarımla,gözlerimden damla damla akan hüzünlerimle  büyüdüm senden sonra anne. Ve yazıldığı kadar kolay değildi yaşananlar.Anneliğimle gizlediğim çocukluğumdu boynumu böylesi büken. Çünki yerini hiç bir şeyle dolduramayacağım annemdim artık ben. Henüz ben sana sırılsıklam muhtaçken sen oluvermiştim birden. Önceleri bir kaç beden büyük bir giysi kadar iğretiydi varlığın üzerimde. Adeta tecrübesizlik haykırıyordu ellerim,ayaklarım.Yüreğim,bir tek o anne sen olmayı sindirmişti tek bir sanisede. Sen kokan mutfakların ocağını söndürmedim.Senden sonra  hiçbir gece  diğer çocukların uyumadan gözlerimi geceye örtmedim. Üç kocaman evi derledim,temizledim. Kuş  sütü eksik olmayan masalarda  misafirler memlun ettim. Çocukların hasta oldular başlarında sabahlara kadar bekledim. Oğlunun ilk sarhoşluğunu sengöremedin,ben onu ellerimle kendine getirdim. Gözlerini açana dek yatağının ayak ucunda  kaygıla onu izledim. ilk aşklarında,acılarında ve diğer tüm sancılarında  ben vardım yanı başlarında.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-annemsin-benim-siiri/</link>
<guid>1320513</guid>
<pubDate>2010-01-11T14:09:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>İyiki varsın...</title>
<description>Tüm dengelerin kaybolduğu bir yer burası. Geçmiş zamanları unuttuğum, geleceğe sıkı sıkı tutunduğum, şimdiye kadarki tüm acılarımı gülümseten, kendimle yüzleşmelerimin kenti, uçurumlardan dönüp sığındığım, arındığım, dizimin dermanını yaşamdan geri aldığım, beyaz dünyamı renklendiren kent burası. Birde sen, aynı göğün altında olamadığım, yıllar sonra sevdaya merhabam. Kalemi her elime alışımda, okuduğum bir şiirde, baktığım küçük, yoksun bir çocuğun gözlerinde yepyeni, yeniden sevdiğim sen, birde sen varsın. Ve özlediğim gözlerin, insanda unuttuğum adamlığın, güzelliğin, yüreğin; sen varsın. Dilimin zehirlerini akıtıp dudaklarıma şarkılar söyleten, yıllardır hissettiğim ölümcül yalnızlığın iyi katili, karanlıklarda farkında olmadan elimi tutan aydınlığım; sen varsın. Korktuğum nazarlarımsın, en pervasız yanım, yorgun caddelerde tek başıma yürüdüğüm yıllarımın haklı mükâfatı. Yüreğini sevdiğim adam, yaralarımın şifası, uyandığım mavi sabahlar, gözlerim kapalıyken gördüğüm tek suret sen; iyi ki varsın. </description>
<link>https://www.antoloji.com/iyiki-varsin-31-siiri/</link>
<guid>1316625</guid>
<pubDate>2010-01-05T23:27:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Hoşgeldin.</title>
<description>Sen sessiz ve onurlu direnişim, soluksuz bekleyişimsin benim. Sevmeyi bir kere itiraf ettikten sonra olası yarınlarda vazgeçilmeleri bile kabul edişim, karanlık eski zaman anılarımın aydınlık yüzü, yanlış adreslerde kimsesiz kaldığım günlerimin haklı mükâfatı ve günüme duayla indirilmiş mucizemsin.  Dudaklarımı kanatırcasına ısırdığım, yaşamımı acılara kardığım günlerden geliyorum ben. Umudun bittiği yerlerde şerefsiz avuçlara el verdim yıllarca. Her köşeyi dönüşümde öldüm sandım. Ömrüme kattığım acılarımı günlerime böldüm. Ben insan gibi insan olmanın bedelini ödedim, kendimi hazımsız yanlışlara esir ettiğim zamanlarda.  Buzulların arasında yandığım günlerim, ıssız karanlıklarda yalnızlığıma sarılarak ısındığım gecelerim ve kendimi öldürdüğüm her bir gün için yeniden dirilişim sen; hoş geldin.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hosgeldin-169-siiri/</link>
<guid>1310672</guid>
<pubDate>2009-12-27T00:03:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Üzgünüm yavrum...</title>
<description>Tüm şarkıların sustuğu yerdeyim şimdi. İki bebek var iki avuç içimde. Birinde kızım. Gönlümün sustuğu yerinde başlayan, unutulmayan çocukluk ezgilerimin en gerçek hali. Uzun siyah saçlı, gözleri ismi gibi direnç timsali. Diren kızım, benim kızım. Sol avuç içimde ise oğlum var. Şartsız kaidesiz her savaşta galip oğlum. Savaş oğlum, galip oğlum, benim oğlum. Gözleri ateş gibi bakan; her baktığımda ömrüme şükrettiğim oğlum. Suskunum, susmaların yorgunuyum. Zehir zemberek tüm duygular içimde. Gök mavisi umutlarım başka iklimlerde. Bu sefer yangınlar sönmüyor, sessizliği suskunluğu hissettiğim günümde. Tamamlanmış bir yalnızlık yaşamım. Şimdi biliyorum hep var sandığım bir yoksun sen. Koskoca bir ömrü haybeye feda edişim. Sana kızıp çocukça kendimi öldürüşümsün. Anne olamayışımsın sen. Avuç içimde bir kız ve bir oğul sıcaklığını hissedemeyişimsin. Yüreğimin bir yanını hep eksik bırakanımsın. Sen benim hayata karşı inadım, inancım, yılmayışımsın. Aslında hiç olmayanımmışsın. Çok uzun yıllarımı aldı gözümden düşmen. Yıllarca tüm masumiyetimle içimde büyüttüğüm, varlığından bir masal kahramanı dirilttiğim sen; aslında kahramanda değilmişsin. Çünkü hiçbir kahraman kendi masalının kötü sonu olmaz. Sen bundan sonra figüran olabilirsin. Çünkü yüreğimi beni hiç bilmemişsin. Tüm kelebek tenlerimi adına sakladığım; sen tekbir hücreme bile değmezmişsin. Üzgünüm yıllardır içimde büyüttüğüm yavrum, kızım, oğlum. Üzgünüm size ninniler yerine gönlümün ağıtlarını dinlettim. Üzgünüm size onuru, sevdayı, sevgiyi öğretemedim. Üzgünüm, kendi masalımdan arınıp size anne sesinden masallar dinletemedim. Tarçın kokulu mutfaklarda besleyemedim sizi. Uyumanızı izleyemedim. Sizinle birlikte şarkılar söyliyemedim, gülemedim, üzülemedim. İlk aşkınızı, kavganızı, kaygınızı dinleyemedim. Üzgünüm ateşinizi ölçüp başınızda sabaha kadar bekleyemedim. Üzgünüm yavrum, kızım, oğlum sizi doğurup büyütemedim. Size doğru babayı seçemedim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzgunum-yavrum-siiri/</link>
<guid>1304147</guid>
<pubDate>2009-12-15T21:27:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 <item>
<title>Özür dilerim! ! !</title>
<description>Özür dilerim sevda! ! !   İçimde taşıdığım ve artık tanımadığım,bin parçaya bölünmüş bu yürek için özür dilerim.karanlığın gizlediği gözyaşlarım,kimselerin bilmediği iç sızılarım,hayallerinin kaçırdığı uykularım affedin beni. Dünyalara değiştirmediğim,nice aşılmazlara gülüp geçtiğim,yıllarca ümitle beslediğim,umutla beklediğim,tüm bildiklerim ve bilmediklerim; baktığım yanlış gözler için gözlerimden özür dilerim.adına akan her bir damla için milyonlarca gözyaşımdan,düşlerimden,avuç içimde hala terini saklayan ellerimden özür dilerim. Yıllar önce dokunmak sorumluluktur diyebilin bir yürektin sen.şimdiyse ağzından çıkanın manasını algıda zorlanan bir adam bu tanımadığım. Adına ardıma yılları,iklimleri aldığımdın sen.canımı zorlayan acılarda sığınılası bir var.ateşlerde yürüyen ayak izlerimdin.faili meçhul ömrümün en derin yanıydın.günüme inadına gelip çatan tebessüm vakitlerim,bunca karanlıkta gönlümün tutunduğu aydınlığımdın sen. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozur-dilerim-110-siiri/</link>
<guid>1295572</guid>
<pubDate>2009-11-30T13:05:00+03:00</pubDate>
<author>Rabia Balaban</author>
</item>
 </channel>
</rss>
