<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Onat Kutlar Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Furuğ Ferruhzad</title>
<description>Güzel bir zamandı.   1963 yılının Eylül ayı. Anadoluhisarının eski ve kocaman ahşap yalılarından birinde, hanımelleri, mor salkımlar, vişne ağaçlarıyla dolu kuytu bir bahçede, sabahları rıhtımı yalayan denizi, gün boyu satıcıların seslerini ve akşamüstleri İsfahan faslının gizli serinliğini dinleyerek geçirilmiş bir yazdan sonra birden başlayan yarı kanatlı yarı gölgeli günler.  Celâlle birlikte, Hukuk Fakültesinin benim için üç yıl ara verilmiş diploma sınavına hazırlanıyorduk. îçimiz sürekli bir isyanla doluydu. Kitapları açtıktan kısa bir süre sonra, İranda ve Türkiyede, yani hukukun karanlık sürprizlerle dolu bir labirent haline dönüştüğü ülkelerimizde yaşayan hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların tümüne veryansın ederek kapatıyor, Furuğ Ferruhzaddan söz etmeye başlıyorduk. İranın o sırada henüz yirmi yedi yaşındaki genç ve fırtınalı kadın şairinden.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/furug-ferruhzad-siiri/</link>
<guid>2319415</guid>
<pubDate>2017-02-02T11:01:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Çevirmen</title>
<description>Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum. Avluda, çiçekten meyveye dönüşmek üzere olan bir zerdali ağacı vardı. Meyveleri serçelerden korumak için dallarına örümcek ağı gibi ince bir iplik ağı geçirilmişti. Ama gene de çok sayıda serçe vardı ağaçta. İçlerinden bir bölüğü, iplere ve dallara çarparak kalkıyor, yüksek avlu duvarının ortasındaki bir deliğe doğru uçuyor, delik çevresinde bir süre çırpındıktan sonra yeniden ağaca konuyordu. Tam o sırada pat diye bir tüfek patlıyordu yanı başımdan Ağaçtaki serçelerden birinin cansız yere düştüğünü görüyordum. Ağacın yanında, elinde porselen bir tabakla, Ticaret Mahkemesinin yaşlı odacısı duruyordu. Düşen serçeyi alıp, usulca tabağa koyuyordu. Tabak ölü serçelerle doluydu. Karşıda, kullanılmayan ahırın karanlık kapısı önünde, elleri ceplerinde öylece duran küçük erkek kardeşim dikkatle odacıyı izliyordu. Gökyüzü, ikindi güneşiyle aydınlık, avlu gölgeliydi. Küçük kuşların ölümü için epeyce elverişli bir saat.  Düzenli aralıklarla, serçelere, odacıya ve yanı başımda bir iskemleye ters oturmuş, bir tektüfeğin gez ve arpacığından dikkatle nişan alan aile dostumuz Ticaret Mahkemesi Yargıcı'na bakıyordum. Namluyu hafifçe oynatıyor, sonra bir noktaya gelince gözlerini kısarak tetiği çekiyordu. Pat! .. Bir serçe daha. Odacı, ölü serçeyi, olgunlaşarak düşmüş bir meyve gibi tabağa koyuyordu.  Anam kahve fincanlarını topluyordu. Sürekli hareket halindeydi. Bir yolculuğa çıkacakmış gibi. Oysa yolculuğa çıkacak olan babamdı. Onu akşam olmadan çiftliğe ulaştıracak olan at, kapıda sabırsız kişniyordu. Babam konuğun gitmesini bekliyordu. Sadece ablam, duygularını saklayamadı. On dört yaşındaydı. Tırnaklarını kemirirken birden bağırdı: "Vuracaksanız yılanı vurun. Serçeleri niçin vuruyorsunuz? " Yargıç gözlüklerini bir an alnına kaldırdı. Ablama baktı: "Bu yezitler yarın tek çağla bırakmaz ağaçta kızım..." dedi. Serçeleri vurmaya devam etti. Bu tuhaf düğümü çözme si için babama baktım. O, pencereden kardeşime seslendi, "Oğlum, ahırdan kolanı getir." Kardeşim sızlanarak karşılık verdi: "Ben yılandan korkuyorum. Getiremem." Annem, "Babanı duymadın mı? " diye seslendi kardeşime, "yola çıkacak." Sonra Yargıç'..a döndü. "Yoruldunuz..." "Yok canım" diye karşılık verdi Yargıç, "Kalemi kırdık bir kere..." Yeniden nişan aldı. Pat. Bir serçe daha. Konuşmaları garip bir tedirginlikle dinliyordum. Bu insanların hepsi aynı dili konuşuyorlar ama birbirlerinin söylediklerini anlamıyorlardı. Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir Macar, bir İspanyol vardı ve hiç biri ötekinin dilini bilmiyordu. Bir şey yapmalıydım. Çünkü serçeler ölüp duruyordu. Pencereye dayanmaktan uyuşan kolumu sallayarak odanın ortasına yürüdüm. Beni bile şaşırtan yüksek bir sesle konuşmaya başladım:  </description>
<link>https://www.antoloji.com/cevirmen-3-siiri/</link>
<guid>2319416</guid>
<pubDate>2017-02-02T11:01:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Yedili Tuyuğ</title>
<description>Küçük ırmak sen buradan gidince bozulur bahçeler bağlar ve durur mu gider arabı zengi atlayıp kişneyen atına yerine kays gelir altına çekerler horasanın düzünden </description>
<link>https://www.antoloji.com/yedili-tuyug-siiri/</link>
<guid>5417</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:18:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Yedi Küçük Fotoğraf</title>
<description>Çok tenha bir kumsala çekilmiş Bir dilim taze kavun sandalı Masanın ayağından sular geçiyor  Çıplak memeni okşayan rüzgar Bir turunç kokusuyla sarıyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/yedi-kucuk-fotograf-siiri/</link>
<guid>5416</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:17:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlık</title>
<description>Bütün bir haziran evin önünde Akasyanın dallarını eğerken rüzgar İpeğe kırmızı bir gül işlerdi Kulağı ıssız ve tozlu yollarda  Yoksulluğun kedileri kapıyı </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizlik-6-siiri/</link>
<guid>5415</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:14:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Turgut'a</title>
<description>Eylül mezarlıklarından şimdi her gece ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım Oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül Herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar hatırlıyoruz. Ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda. </description>
<link>https://www.antoloji.com/turgut-a-siiri/</link>
<guid>5414</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:13:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Surlar Ve Deniz</title>
<description>körler ülkesinin tam karşısında çünkü gören olmadı seni benden başka duran kent sevgilim nicedir surların çevirdiği denize doğru kurdum barbar çadırını bekliyorum  </description>
<link>https://www.antoloji.com/surlar-ve-deniz-siiri/</link>
<guid>5413</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:12:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Sokak</title>
<description>Durmadan değişen bir kentte selvilerin anılarıyla uğuldayan bir sokaktı Yüksek ve külrengi yapıların tepesinde ikindi sarı bir ışıkla vururdu pencerelerin donuk ve sessiz krater gölcüklerine Orada yaşlılar otururdu tozlu iğne yastıkları ve güz </description>
<link>https://www.antoloji.com/sokak-2-siiri/</link>
<guid>5412</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:10:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Senin İçin Dört Alçakgönüllü Hai-kai</title>
<description>I  Sisli ilkyaz bahçelerinde Herkes kendine bir bahar dalı arıyor Önce seninkini öğrendim bu sabah Japon elması </description>
<link>https://www.antoloji.com/senin-icin-dort-alcakgonullu-hai-kai-siiri/</link>
<guid>5411</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:09:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Savaş ve Barış</title>
<description>Yamaçta bir ev evin üstünde Kocaman bir tavus kuşu oturmuş Dar pencerede ufacık bir kız Elinde paket taşı kadar bir çikolata Bir tüy ormanının ardında kalan Güneş içindeki Çin'e bakıyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/savas-ve-baris-siiri/</link>
<guid>5410</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:07:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Satraplar</title>
<description>bulutlu bir sabahtı  yalnızlık saatin kumlarıydı sanırım yüzüme çarpan ivecen kalabalık ağır ağır uzaklaştı orman </description>
<link>https://www.antoloji.com/satraplar-siiri/</link>
<guid>5409</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:04:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Sadece Senin Yüzün</title>
<description>Yeraltında bir bizans sarnıcı gibi loş Kuyularda körlerin durağan bakışlarını Tedirgin bir çocuğun önsezileriyle Bozmadan geçerken hiç düşünmemiştim YUkarda bembeyaz bir güvercinin Mavi bir balkonun bulutlarından </description>
<link>https://www.antoloji.com/sadece-senin-yuzun-siiri/</link>
<guid>5408</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:03:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Rübailer</title>
<description>I  'Saki Şarap sun, beni de unutma' Hafız böyle diyor Şiraz'da, gül altında, 'aşk kolay göründü, oysa çok zor' Bir cezayir menekşesi senin aşkın, uzakta ve elinde değil. Ey kör Gel de açıkla şimdi sana nasıl kolay görünüyor? </description>
<link>https://www.antoloji.com/rubailer-2-siiri/</link>
<guid>5407</guid>
<pubDate>2000-08-22T19:01:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Penceremden Görünmeyen</title>
<description>Çamağacına  Duman renkli ve kocaman bir karganın Kumlu dalgın kanatları ardından Denizin derinliklerine açılan Akdeniz güneşinde çürümüş ahşap </description>
<link>https://www.antoloji.com/penceremden-gorunmeyen-siiri/</link>
<guid>5405</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:59:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Pera'lı Bir Aşk İçin Gazel</title>
<description>Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu - Dur önce şu sigarami yakayım - Kırmızı bir güneş bardağımızı Dışarda kararan rum kilisesinin Gürültüyü yapraklara çeviren Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık </description>
<link>https://www.antoloji.com/pera-li-bir-ask-icin-gazel-siiri/</link>
<guid>5406</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:59:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Orman</title>
<description>Kendine esen rüzgarla derinleşen yüzü bir adamın durur ve ormana bakar, bu benim. Damarların ugultusunu duyar bir sarnıçtan gizli bir kente döşenmiş su yollarının Ağaçların sararmış yaprak uçları </description>
<link>https://www.antoloji.com/orman-siiri/</link>
<guid>5404</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:57:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Oramar</title>
<description>Telefon direğinde bir yeni yaprak Yaralı, gergin bir dişi tayın yelesi Kiraz çalgısının dalıydı sesin Bir bahar vuruşuyla titreyen  Unutma bana ve tüm yeryüzüne </description>
<link>https://www.antoloji.com/oramar-siiri/</link>
<guid>5403</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:56:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>One For The Road</title>
<description>Akşam ağaçlarla kaplı sevgilim ve eteklerine saçılmış yedi bakır göl olan kentte mavi bir pelikan ayağı gibi düşünceli duruyorum hiç bir sey yazmaksızın, nicedir geliştirilemeyen bir şiir </description>
<link>https://www.antoloji.com/one-for-the-road-siiri/</link>
<guid>5402</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:55:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Nazım'dan Ve Cendrars'dan Sonra</title>
<description>Geceyarısı geçen güzden kalma birkaç yaprak kırk yıllık kahve renkli bahçeler ve bir mimibüste Kartaldan eminönüne giderken uyumuş titreyen bir çırak Karanlık denizi köpürten dalgaları yararak çook gizli bir yere giden tenha bir üsküdar alanı gemisiyle bu yolculuğa başladım senden ayrılınca </description>
<link>https://www.antoloji.com/nazim-dan-ve-cendrars-dan-sonra-siiri/</link>
<guid>5401</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:54:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 <item>
<title>Mayıs Büyüsü</title>
<description>Kentin dölyatağından bir öğle sonu mor kelebeklerle doğan siyah apansız abanoz işlemeli geceydik. İkimiz. Beklerdik. Nasil olsa bir mayıs büyüsüyle açılırdı bu şiirin defteri. Her buluşmamız aşardı sevinçlerin ipine </description>
<link>https://www.antoloji.com/mayis-buyusu-siiri/</link>
<guid>5399</guid>
<pubDate>2000-08-22T18:50:00+03:00</pubDate>
<author>Onat Kutlar</author>
</item>
 </channel>
</rss>
