<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Okan İlkılı&#231; Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Allah'a En Yakın Yer</title>
<description>Allah'a en yakın yerinden öpüyorum seni Kalbindeki Duandan </description>
<link>https://www.antoloji.com/allah-a-en-yakin-yer-siiri/</link>
<guid>3866745</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:13:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Beni Bulursan Haber Ver</title>
<description>Beni asla arama! Ama bulursan bana haber ver. Çünkü; ben de nerede olduğumu bilmiyorum. Kimi sevdiğimi, kimi özlediğimi, hangi sokağı gezdiğimi, hangi şehri dolaştığımı, hangi geceyi uyuduğumu bilmiyorum. Belki de yaşadığım bu hayat, üç yüzyıl öncesine aittir. Kalbim, devrik bir cümle gibi atıyordur belki. Ya da bütün insanların ortak kullandığı bir kol saatidir; zamanı geriye atarak çarpan.  Beni sakın özleme! Özlemek, anlatım bozukluğudur. Hiçbir kelimeye sığdıramazsın özlemini anlatmayı. Bağıra bağıra söyleyeceğin tonlarca cümlen varken, tonlarca küfrün varken, sadece aç bir köpek gibi, karanlık sokağı kemirirsin.  Bana asla inanma! Şiirler dolusu yeminlere, şiirler dolusu sevişmelere, Afrika’lar dolusu açlığıma inanma. Beni sadece aklında tut. Ben, ikimizin yerine yitiririm bütün inançlarımızı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/beni-bulursan-haber-ver-siiri/</link>
<guid>3866743</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>İçinde Kimi Taşıyorsun</title>
<description>Hadi, cesur ol! Kendini aramayı ve içindeki o kocaman karanlık boşluğu nasıl dolduracağın düşüncesini bırak bir kenara. Kim olduğun ve neyi aradığın, sen de dahil kimin umurunda? Sokakları geç, caddeleri tükür içinden, şehirleri unut, aşk sandığın o saçmalıkları ez ve dost bildiğin şiirleri ve sohbetleri yak gitsin.  Gecenin kenarına otur ve dinle! Uçurumun mübarektir, atla, korkma! Yere çarpacak olan sen değilsin. Kanayacak olan senin dizlerin değil, parçalanacak olan senin yüzün değil. Çünkü sen, başkasını taşıdın hep, içinde.  Herkes aynı dili konuşabilir seninle ama sustuğunu bir tek ben anlarım. Neyi susuyorsan en çok, seni o sustuğun yerden öperim. Seni en çok ben öperim anlattıklarından. En çok ben anlarım, seni anlamadığımı…  </description>
<link>https://www.antoloji.com/icinde-kimi-tasiyorsun-siiri/</link>
<guid>3866744</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:11:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Çağa Olan Aidiyet</title>
<description>Emin olabilirsiniz. Hiçbiriniz, yaşadığınız çağa ait değilsiniz. Ve hiçbiriniz yanınızdakilere, yanınızdakiler de size ait değil. Cesur olun! Daha kendinize bile ait değilken, nasıl başkasına ait olduğunuzu düşünebilirsiniz? Ya da o kişi, kendine bile ait değilken nasıl size ait olabilir? Üstelik kendinize, yaşadığınız her zaman içinde, bir dakikanızı ayıramıyorken, nasıl bu zamana ait olduğunuzu söyleyebilirsiniz? Belki de, orta çağa aitsiniz. Ya da ilk çağa. Veya, sizin zamanınızın gelmesine asırlar var.  Kendinizi bu yüzden yabancı gibi hissedersiniz. Belki de, bu zaman dilimine ait değilsiniz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/caga-olan-aidiyet-siiri/</link>
<guid>3866741</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:10:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Kimsin Sen</title>
<description>Kendi tabutunu taşıdığını görmüyor musun? Nasıl kaldıracaksın cenazeni kendinden? Kiminle taşıyacaksın tabutunu. Hayatın içine diri diri atılmışsın ve bu dünyada yaşadıkların aslında, kendi sonsuzluğunun içindeki bir göz kırpma süreci ya da ölürkenki, son nefesinde aklına gelenler kadar uzun ama kısa bir an.  Herkesi kaybedebilir ve toprağa verebilirsin. Zamanla alışırsın ya da zamanın iyileştirici gücüyle alışırsın. Peki, kendini kaybetmeye ve toprağa vermeye hazır mısın?  Herkes katildir. Kendini öldürme senaryoları yazmışsındır mutlaka. Nasıl öleceğini düşündüğün anlar olmuştur. Her gün kendi cenazeni taşıyorsun ve geçiyorsun caddelerden, diğer ölüler gibi. Yorgunsun, sürekli yabancı birini taşımaktan ve gittiğin her yere onu götürmekten. Ama korkunç olan, o yabancı sandığın kişi asıl olandır. Ve seni taşıyan odur aslında. O yabancı dediğin kişi, hayallerin, âşık, özgürlük hastası ve sürekli yolculuklar yapmak isteyen kişidir. Sen, onu bastırarak, iterek ve tokatlayarak yabancılaştırmışsındır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/kimsin-sen-180-siiri/</link>
<guid>3866742</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:10:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>İki Kişilik Bir Yalnızlık</title>
<description>Serin bir akşamın üstünde oturmuşuz İki kişilik bir yalnızlığa tanımlanıyoruz. Akşamın kokusu, düşüyor alnımızdan. Birbirimize, kaderimizi bakıyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/iki-kisilik-bir-yalnizlik-2-siiri/</link>
<guid>3866736</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Ses İzi</title>
<description>İlk insandan günümüze kadar yaşamış ve hâlâ yaşıyor olan insanlara kadar, hepsinin sesini dinledim; senin sesini bulabilmek için. Duyabilmek için sesini, sarılabilmek için sesine, gelmiş geçmiş bütün insanların sesini duymaya çalıştım. Bütün çağlara gittim. Antik çağlarda aradım sesini. Homo sapienslerin yaşadığı dönemlere baktım. Fransız devrimi olduğu sırada, ben, sesini arıyordum. Cumhuriyet kurulurken sana bakındım. Mağaralarda yaşayanlara baktım. Birinci Dünya Savaşı olduğu sıralarda da aradım sesini. Sesinin izine rastlayabilirim diye, mağara duvarlarına yapılmış resimleri inceledim. Orhun Yazıtlarına baktım. Çin Seddi’nin duvarlarını inceledim. Piramitlere günlerce bakıp durdum. Yoktu izin. Vazgeçtim sonunda. İnsanın, bulunduğu zaman diliminde araması ne saçmaydı aşkı ve sevgiliyi. Belki henüz yaratılmamıştın ve o yüzden sesin yoktu.  Bir gün yaratılır ve bu yazdıklarımı okursan, binlerce yıl bile geçmiş olsa, sen de beni ara.  Aşk, kimseyle aynı çağda yaşamıyor sanırım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ses-izi-siiri/</link>
<guid>3866737</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamayı Deneyenler</title>
<description>Yaşamak cidden güzel deneyimdi. Ama korkarak fark ediyorum ki insan doymuyor kendine ve hayata. Korkuyor ölmekten, ne kadar yaşarsa yaşasın. Yeterince sevemediğini, sevilmediğini, kazanamadığını, gökyüzüne bakamadığını, kuşları izleyemediğini, sevişemediğini, gülümsemediğini düşünüyor.  Oysa her şey yaşanmışlıktan geliyor. Bütün bu ölüm korkusu, yeterince yaşadığımızdan, yaşarken bildiklerimizden geliyor. Gökyüzü binlerce yıldır aynı ve sen ölmeden önce neyse, öldükten sonra da öyle olacak. Sen ölünce değişmeyecek hiçbir şey. Birisi farklı bir yaşamak, yeni bir yalnızlık, yeni bir aşk çeşidi veya hiç olmamış bir sevişme türü icat etmeyecek. Senden sonra, senin yerine de bakacak birileri gökyüzüne, sevişecek birileri, para harcayacak, ağlayacak ve gülecek... Tıpkı, sana kadar, milyonlarca insanın öldükten sonraki hayatını, senin devam ettirdiğin gibi.  Ölmekten korkma! Yaşadığın her saniyenin içine kendini dolduramamış olmaktan kork!  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamayi-deneyenler-siiri/</link>
<guid>3866738</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Şehir Ve Ben</title>
<description>Sokaklar, bir rüya boyu uzanmışlardı. Çatılardan düşen kuş sesleri Dilencilerin ellerinde, niyetlerinin haritaları Kadınların saçlarında düşlerinin sesi, Çocukların ağzında şiirden umutlar ve İşçilerin yüzünde cemaatleşmiş parasızlıklar... </description>
<link>https://www.antoloji.com/sehir-ve-ben-17-siiri/</link>
<guid>3866739</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Doğurmak</title>
<description>Sevişirken, söylenmemiş cümleler arıyordum. Dilimi, karanlığa batırıp konuşuyordum Seninle. Karanlıkçayı çeviriyordum sana. Yatağa gelince; Dünyanın dağınık gölgesi </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-dogurmak-siiri/</link>
<guid>3866740</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:09:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Günlerdir Uyumuyorum</title>
<description>Günlerdir uyumuyorum. Bilemiyorum, belki de günlerdir uyuyorum. Bunları bir rüyaya mı yazıyorum yoksa bir rüyayı mı yazıyorum bilmiyorum. Bildiğim tek şey ikisinden de uyanamıyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunlerdir-uyumuyorum-siiri/</link>
<guid>3866733</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:08:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Şubat Akşamı</title>
<description>Yağmurun, kaldırımları dövdüğü ve kaldırımların bu yüzden ağladığı bir Şubat akşamı geldin başıma. Oturup birbirimizin kıyısına, birbirimizin denizine açılmaya başladık. Yağmur, kaldırımları dövmeye devam ediyordu.  Sen; kalbini çıkarıp masanın üzerine koydun. Kan yerine, acı ve hüzün pompalamaktan, kalbinin rengi yoktu.  Ben de, kanımı çıkarıp masanın üzerine koydum. Hüzün ve acı dolu bir kalbe girip çıkmaktan kanımın rengi yoktu.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-subat-aksami-4-siiri/</link>
<guid>3866734</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:08:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Rüyamda Bir Dünya Gördüm</title>
<description>Saatin akrebi saplandı kalbime. Zamanın kenarından Dünya'ya düştüm. Rüyamda bir Dünya gördüm. Kim çevirecek hayata. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ruyamda-bir-dunya-gordum-siiri/</link>
<guid>3866735</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:08:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Zaman Şelalesi</title>
<description>Zamanın zehirli jileti, Kesiyor kollarımı ve kalbimi Kalbime zaman geçmiyor, Zaman, artık buralardan da geçmiyor. Şelalesi düşüyor, aklımın. Şelalesi üşüyor, aklımın. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zaman-selalesi-siiri/</link>
<guid>3866731</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:07:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat Çalmak Suçu</title>
<description>Sanki; başka birinin hayatını çalmış ve o hayatı, başka birine satarken yakalanmış ve hayatını çaldığım kişi bulunmayınca ceza olarak o hayatı yaşamaya mahkûm edilmiş gibiydim. Üzerime giyindiğim elbiseleri taşıyacak gücüm bile kalmamıştı. Uyandırılmayı bekliyordum girdiğim bu yaşam komasından.  Adına “ölüm” diyorsunuz. Ölüm dediğimiz, hayattan uyandırılacağımız andır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-calmak-sucu-siiri/</link>
<guid>3866732</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:07:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Hayatın Anlamını Arayarak</title>
<description>Güneş, saplıyordu ışıklarını toprağın karnına. Kadın, hayatın anlamını arayarak. Adam; kadının anlamını arıyordu. Birbirlerine çarptılar dünyada. Şimdi ikisi de aşkın anlamını arıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayatin-anlamini-arayarak-siiri/</link>
<guid>3866730</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:06:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Güneşin Doğuş Yeri</title>
<description>Güneş, neresinde doğuyor alnının? Neresinde batıyor? Sokaklar çocuklara, Sesinin neresinden çıkıyor? Kokusu saçlarının, Neresinden benziyor denizlere? </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunesin-dogus-yeri-siiri/</link>
<guid>3866727</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:05:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Kan Tadı</title>
<description>Düşün ağzımdan, Parçalanıyor cümlelerim. Bir tarafımı daha eksik yaşıyorum. Tanımlamıyor hiçbir manzara beni. Bir tren garının hırıltısını duyuyorum. Beni alıp, başka bir gezegenin </description>
<link>https://www.antoloji.com/kan-tadi-2-siiri/</link>
<guid>3866728</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:05:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>İnsan Zamanın İspatıdır</title>
<description>Bin yıllık bir mesafe var, kendimle aramda. Ne benimle konuştuğu dili, ne de yaşadığı yerin törelerini biliyorum. Hepimiz, kendimize bu bin yıllık mesafeden geliyoruz aslında. Kendimizi anlayamama nedenimiz bu! Aynı çağa ait değiliz içimizdekiyle.  İnsan; zamanın ispatıdır ama zaman insanı ispatlayamaz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bin-yillik-mesafe-siiri/</link>
<guid>3866729</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:05:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 <item>
<title>Kumsala Damlayan Ay Işığı</title>
<description>Kadın çıplak ayaklarıyla,  Kumsala damlayan ay ışığını temizliyordu. Kadının, ayaklarından haberi yoktu. Kimse, kadının ayaklarından ve ayaklarının yürüdüğü dikenli yoldan bahsetmemişti. Gece, ayı çoğaltıyordu sürekli. Kadın, sürekli temizliyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kumsala-damlayan-ay-isigi-siiri/</link>
<guid>3866726</guid>
<pubDate>2026-08-12T12:04:00+03:00</pubDate>
<author>Okan İlkılıç</author>
</item>
 </channel>
</rss>
