<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Nur G&#252;d&#252;c&#252; Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Adını Kadere Yazdım</title>
<description>Sevgiyi suskunluğuma Senden  yorgunluğuma, En büyük suça yazdım. Kaderime yazdım,  Sensiz kavuştuğum rüyalarıma yazdım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/adini-kadere-yazdim-siiri/</link>
<guid>1057603</guid>
<pubDate>2008-11-05T23:47:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Sepet Sepet Yumurta, Sakın Beni Unutma</title>
<description>İnsanlık var olduğundan bu yana kendisine uygun en doğru haberleşme yöntemini aradı durdu.  En uzun süre kullandığı ve en çok sevip bağlandığı iletişim aracı ise mektup oldu. Zamanın şartlarına göre kah koşarak, kah bir güvercinin ayağında, kah at üstünde büyük itina ile taşıdı onu. Mektubu taşıyanlar da toplumda sevilen bir statüye kavuşuverdiler. Onlara kimi zaman tatar, ulak, çapar dedik kimi zaman da postacı. Son yüzyılda ise emrine motorlu vasıtaları, trenleri hatta uçakları dahi verdik. Mektuptan başka örgütlü hiçbir iletişim aracımız olmadı yüzyıllarca. Her türlü zorluğa rağmen mektup adresine ulaştı. Gönderilen her mektup sevgi taşıdı. Umut götürdü. Hasret giderdi. Zaman zaman da acı, ıstırap ve hüzün dağıttı.  Doksanların başına kadar mektup en önemli haberleşme aracı oldu. Mektuplarla sevindik, ağladık, hüzünlendik, bayramlaştık. “Cansız fotoğraflarımızla en içten sevgilerimizi koyardık zarfların içine. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpülürdü. Şu satırlar hangimize yabancıdır ki...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sepet-sepet-yumurta-sakin-beni-unutma-siiri/</link>
<guid>1057595</guid>
<pubDate>2008-11-05T23:31:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Bir zamanlar Oyuncaklarımız Vardı</title>
<description>Bazı oyuncaklar, dünyanın her yanında çocukların sevgilisi olmayı sürdürüyorlar. Peki, oyuncaklar çocuksuluğunu yitirdi mi?   Çocukluğumuzda oyuncaklarımızı annemiz babamız, çoğunluklada büyük babalarımız hazırlardı. Genellikle de büyükler çocuklar için kendi hayallerindeki oyuncağı yaparlardı. Babadan oğla kadar geçiş yapan bu oyuncakların eskimeyen bir yanı vardı.Topaç, Çember... Ve tabii ki bez bebekler. İki tahta arasında zıplayan cambazlar. Altına bilyelerin takıldığı, uzun sapından tutup bir ayağımızı koyup diğeriyle de ittirdiğimiz şimdikilerin kay kay dediği tahta oyuncaklarımız. Kızaklarımız ve rengârenk uçurtmalarımız.  Bugün hala Anadolu'nun, belki de çoğu yerlerinde çocuklar kendi yaptıkları oyuncaklarla oynuyorlar. Ağacı yontarak, telleri kıvrım kıvrım bükerek oyuncaklar üretiyorlar. Hiç umulmadık şeylere renk ve şekil veriyorlar. Küçücük su birikintileri okyanuslara, çam ağaçlarının gövdelerinden kopan kabuklar gemiye dönüşüyor... Bir tahta parçası, birkaç mandal, dereden topladığı renkli taşlar hayal dünyası içerisinde kimlik alıp bir kahraman oluşturabiliyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-zamanlar-oyuncaklarimiz-vardi-siiri/</link>
<guid>1057593</guid>
<pubDate>2008-11-05T23:28:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>İki Mısra</title>
<description>Hazan kokuyor pembe çiçeğe durmuş bahar dalı. Rüzgârın saçlarımda ki aheste akışı boynuma dolanan bir urgan gibi gittikçe sıkıyor.  Yoksun… Zaten varken de yoktun ki… Hala beynim ve kalbim arasında ki gelgitlerdesin. Geldim… Var olduğunu düşünerek, koşarak heyecanla yürekle geldim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/iki-misra-3-siiri/</link>
<guid>1023382</guid>
<pubDate>2008-09-14T19:36:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>On Bir Ayın Sultanı Hoş geldin</title>
<description>On Bir Ayın Sultanı Hoş geldin.   Tatlılaşan hayatın dillere yansıyan kutlu şarkılarıdır Ramazan.   </description>
<link>https://www.antoloji.com/on-bir-ayin-sultani-hos-geldin-siiri/</link>
<guid>1014993</guid>
<pubDate>2008-09-01T21:35:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk'ı Kaybettim Hükümsüzdür</title>
<description>Dolu bir bardaktı, fırlatıp attım. Virgüller koydum, nokta da kaldım. Sabrettim sabrettim dervişe döndüm. Aşk'ı kaybettim hükümsüzdür.  Bir rüzgârdı saçlarımda gezen, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-i-kaybettim-hukumsuzdur-siiri/</link>
<guid>974791</guid>
<pubDate>2008-06-26T15:50:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Uzaklar Yakın Olmadı</title>
<description>Uzaklar Yakın Olmadı  Ufkun derinliğinde beyaz bir örtü kaplamiş uzakları Sanki bütün kötülükleri örtercesine Siyah düşünce ve eylemleri yok edercesine Kırılan gurur, yitirilen hayaller bir bir gömülmüş beyazlığa. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uzaklar-yakin-olmadi-siiri/</link>
<guid>908931</guid>
<pubDate>2008-02-27T16:18:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Adı Sevda;</title>
<description>Adi Sevda Gözlerimde; umutlarimin yıkılan hüznü, Saçlarimda yaşamişliğımin izleri, Ellerimde yıllarca yüklendiğim sorumluluk... Bebeğim; Dokunamam bilirsin ıraktır ellerime tenin, </description>
<link>https://www.antoloji.com/adi-sevda-16-siiri/</link>
<guid>908930</guid>
<pubDate>2008-02-27T16:16:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Özlemim;</title>
<description>Özlemim;   Hayallerimizi, Rüyalarımızı, Bebegim deyişini, Seninle uzun gecelerimizi, </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozlemim-30-siiri/</link>
<guid>908929</guid>
<pubDate>2008-02-27T16:14:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Aldatırken Aldandık mı?</title>
<description>‘’ Hayat bir tiyatro olsaydı, oynamak istemediğim sahneleri provalarda yok ederim’’  Demek hepimizin aklından geçen düşüncedir. Birçok hayatları aynı anda yaşayabilseydik gerçekte ne istediğimizi doğru algılardık. Bir tanesini emniyetimiz adına harcar, hataları onun içinde gerçekleştirir. Asıl olanla da doğru yolda ilerlerdik. Tek bir hayatla neyi istediğimizi ve neyin hata olduğunu ancak yaşayarak öğreniyor sonuçta da canımızı fazlasıyla yakıyoruz. Alman edebiyatının felsefi düşünürü Walter Benjamin' in ‘’ Yaşam öyküsü ‘’ yazılarında bir paragrafı dikkatimi çekmişti. ‘’ Hayatlarımızı harcayamayız’’ ‘’ Hayatı harcayamayız’’ sözcüğü içerisinde bize bahşedilen hayatın ne kadar değerli olduğunu anladım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/aldatirken-aldandik-mi-siiri/</link>
<guid>884976</guid>
<pubDate>2008-01-20T12:31:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Yanağına Buse Kondurdum</title>
<description>Gittiğin yollardan dönülmez geri. Gittin el oldun ya incittin beni. Bahar geldi geçti açan çiçeklerim bir bir döküldü. Bahar dalı, başka baharlara kaldı.  Yazı da kışa benzer buraların. Çiğdemleri buz tutmuştur. Buralar da aşk türküleri de söylenmez isyana kapılır yüreğim! Acıtsa da sözlerin yara öyle derindir ki kanayamıyor. İnsan Sevince istese de bırakamıyor.Buz tutuyor kalem yazamıyor.Üşüyor çok üşüyor..  Bu gece senin sesinle, Seslenir bana gecem. Melodilerde sen,.Notası da zaten sen sen. Bu gece sesine, ses verdim ya. Adına da yanık türküler, söylemez miyim? Hasretini sarıp yüreğime, Karalar bağlamaz mıyım? Özlemi sen, Sitemi de sen. Sitemine sitem etmez miyim.Göz yaşlarına karışan göz yaşımı silmez miyim.Tutupta yalnızlığı gölgene sermez miyim? .,Sigaramın ucuna sarıp ta içmez miyim?  Güneşin kurutur dudaklarımı, gözlerin yuvarlasın gözlerime yıldızlarını. Sanki bir bir vurursun susturuculu namludan anılarını. Bir bir vurursun göğsümdeki canlı hatıraları mı. Sonrası yine sabah olur… </description>
<link>https://www.antoloji.com/yanagina-buse-kondurdum-siiri/</link>
<guid>882116</guid>
<pubDate>2008-01-15T17:07:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>İkinci Bahardayız</title>
<description>Ruhum çocuksu çoşkulu  Bır o kadar da duygu dolu. Hani gelincik kadar küskün narin,, YIllar öncesi gençliğimi birilerine çaldırdım. Yanı senden önce gençliğimi zaten harcadım. Bedenimden yirmili yaşların diriliğini bekleme. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ikinci-bahardayiz-siiri/</link>
<guid>882114</guid>
<pubDate>2008-01-15T17:06:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgimize Sahip Çıkalım!</title>
<description>Seven iki gönülden ayrılıp topluma yansımış ama yasak ya da ayıp örtülerin içine de gizlenmiş saklanmış bastırılmış sevdalar…  Seviyorum deliler gibi seviyorum demek ve aşka aşkımıza sahip çıkmak bu kadar zor mu? .. Çevreye baktığımda yaşayan ölülerde izlenimlerim neler.. Yüzü solgun gülmeyi unutmuş insanlar. Oyunlarını unutmuş çocuklar, Anlamsızlığında boğuştuğumuz işimiz,Trafik aile toplum yaşam üçgeninde girdiğimiz stres..Tüm bunların içinde aşkı unutmuşuz.. Bize ait olmayan yalancı ruhlar olmuşuz..Başkalarına endeksli yaşamları boynumuza ilmek ilmek atmışız.Kendimizi değil başkalarını yaşıyor olmuşuz.. Neden artık sevgiler filmlerdeki gibi değil. Çocukluğumuzda ki ya da gençliğimizde ki aşklara ne oldu… </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgimize-sahip-cikalim-2-siiri/</link>
<guid>882113</guid>
<pubDate>2008-01-15T17:05:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Boş Çerçeveye Resim</title>
<description>Yalan mı bu dünya, bizleri bizden almış götürmüş her bir yere. Yaşandıkça; kısalan, daralan bir kaç rüya olan dünya.   Gelen gidiyor..Güzellikler soluyor.Hiç kimseye de yar olmuyor arkamızdan gülen bir dünya..Sonunda Toprak sarıyor yüzümüzü. Alnımızda yazı, sonunda anıları da silen dünya..  Yaşarken kimi şan diyor kimi şah diyor kimi para uğruna neler veriyor..Giderken cebi boş bir dünya.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bos-cerceveye-resim-siiri/</link>
<guid>882112</guid>
<pubDate>2008-01-15T17:02:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Sevgimize Sahip Çıkalım</title>
<description>Seven iki gönülden ayrılıp topluma yansımış ama yasak ya da ayıp örtülerin içine de gizlenmiş saklanmış bastırılmış sevdalar… Seviyorum deliler gibi seviyorum demek ve aşka aşkımıza sahip çıkmak bu kadar zor mu? ..  Çevreye baktığımda yaşayan ölülerde izlenimlerim neler.. Yüzü solgun gülmeyi unutmuş insanlar. Oyunlarını unutmuş çocuklar, Anlamsızlığında boğuştuğumuz işimiz,Trafik aile toplum yaşam üçgeninde girdiğimiz stres.. Tüm bunların içinde aşkı unutmuşuz.. Bize ait olmayan yalancı ruhlar olmuşuz..  Başkalarına endeksli yaşamları boynumuza ilmek ilmek atmışız. Kendimizi değil başkalarını yaşıyor olmuşuz.. Neden artık sevgiler filmlerdeki gibi değil. Çocukluğumuzda ki ya da gençliğimizde ki aşklara ne oldu… Güneş yine aynı gülümsüyor, kuşlar yine aynı şarkıları söylüyor. Yine aynı papatyalardan fal tutmak çok mu zor… Benden bizden sizden kaç tane var daha.Yaşam ibresini akrep üzerinde döndürürken zamanı da su gibi tükettiğimizi neden fark edemiyoruz.. Yitirdiğimiz zaman dilimi içinde kendimiz için yaşadığımız ve topluma mal etmediğimiz kaç elde tutulur neden var. Kaç tane ben yaşıyorum içimde… Sonra yaşadıklarım aklıma geliyor. Değer verdiğim insanlar benimle mutlu oluyor, ben de onlarla. Sonra anlıyorum ki, asıl tutuşulması gereken, o unuttuğumuz sevgiler, hep içimizde olan, mızıkçı bir çocuk gibi bizimle saklambaç oynayan sevgiler. Yok olduğunda bizi binlerce yalancı parçaya bölen, bulunduğunda ise bizi bir yapan unutulmuş sevgiler... Artık, sahip çıkma vakti gelmedi mi, unutulmuş sevgilerimize?   Nur GÜDÜCÜ </description>
<link>https://www.antoloji.com/sevgimize-sahip-cikalim-siiri/</link>
<guid>882108</guid>
<pubDate>2008-01-15T17:01:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Bahar Dallı Sevgiliye</title>
<description>Yetmiyor sevgiye tek başına sözcükler. Karşılamıyor içimdeki duyguları pembe beyaz bahara yüzünü dönmüş dalındaki çiğdem.  Oysaki sevgili derken içimden duygular öylesine bütünleşiyor ki bahar dalıyla. Bir yudum güneşe, bir yudum rakıya, bir yudum yağmura… Çiçeğe durmuş ince bir bahar dalıyım. Ucundan az bir eğilse çıt diye gidebilecekmiş gibi. Çiçeğe durmuşken üzerinde biriken bu çiğ damlaları da nesi… Ağlamak istiyorum ağlayamıyorum. Bahar sen mutlusun, sana çiçek açmalıyım. Ağlamamalıyım.. Olsun çiçeklerim üzerindeki çiğ taneleri. Sana mis kokulu çiğdemleri taşısın.. Kirpiklerimdeki bakışım yüreğini yakmasın. Yüzünü güneşe dön bahar dalım. Uçmalısın pembeliklere,Gamzelerinde fışkıracak toprağa filizlenerek.. Nefesin yansın kalp atışlarında.. Sevdaya sarılsın bedenin.. Riyalarında uyanacaksın.saçlarında bir beyaz bahar dalı. Vuslatın bir nur ışığında. Bekle sevgili olacak dileklerin. Bahar dalının mutluluğunda… </description>
<link>https://www.antoloji.com/bahar-dalli-sevgiliye-siiri/</link>
<guid>882093</guid>
<pubDate>2008-01-15T16:27:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Özlediğim Zamanlar</title>
<description>Zaman gölgesi uzun bir kavramdır. Gelir, geçer gider, uzalır kısalır, daralır, bollaşır; aranır, bulunur, tüketilir; yetmez, kalmaz; akar akar da elden kaçar, aranır beklenilir…  Bu tanımlamalar özlenen zamanı anlatmaya yetmez.. Tanımlanamazlığında, geriye sadece ‘gönül’ kalır, ‘gönül’ konuşur. Senin gönlünü, benim gönlümü, onlarınkini.  Beklediğimiz zamanı anlatmak için. Saniyelik bir zaman dilimi olsa da özlem büyür.. ’’Çok zaman geçti; yıl, ay,gün, saat,saniye Ooo dayanılmaz geliyor. ’’ Kavramlar ürer. Özlenen zaman da sayısız arzular ürer, kendimize telkinlerimizle terapileriyle psikanaliz analizlerle doyar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozledigim-zamanlar-siiri/</link>
<guid>882092</guid>
<pubDate>2008-01-15T16:25:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Hayatınızda ki Paraşütler</title>
<description>Yaşamaya devam etmemizi sağlayan sayısız paraşütler var hayatımızda, her defasında bir başka insanın bizim için hazırladığı, maddi paraşütler, manevi paraşütler, duygusal paraşütler, ruhsal paraşütler.  Sahip olduğunuz en büyük yeteneği kim kazandırdı size veya düşünce yapınızı kim şekillendirdi? Kimler size moral verdi zor zamanlarınızda ya da hayata dair manevi değerlerin farkına varmanızı kimler sağladı? Hayatınız boyunca paraşütünüzü hazırlayan kimlerdi? İşte onlar hayatımızı borçlu olduğumuz insanlardı. Peki, siz kimlere, hangi paraşütleri hazırlıyorsunuz, hiç düşündünüz mü?  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayatinizda-ki-parasutler-siiri/</link>
<guid>882084</guid>
<pubDate>2008-01-15T16:13:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Yüreğimde ki Yokuş</title>
<description>Kış' tı..  Yokuştu yüreğimde birikenler. Her bir kar tanesinde donup kaldılar. Üşüyordum, İçimdekiler ve dışarıdakiler Özlemle çekilen yarınlardı </description>
<link>https://www.antoloji.com/yuregimde-ki-yokus-siiri/</link>
<guid>882048</guid>
<pubDate>2008-01-15T15:01:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 <item>
<title>Mısralara Sakladığım Kalbimin, Dili Yok..</title>
<description>Mısralara saklandığım kalbimin dili yok. Kelimeler kifayetsiz kalır...Tek kişilik yalnızlığımın  çift kişilik yaşamışlığı  benimkisi. Geceyle beraber yine yüreğim kararıyor. Sabahlara dek iniltili bir sancı başlıyor. Hayallerim bensiz, ben onlarsız. Kurduğum düşün neresindesin?  Kanatmadım sensiz yanımı, sarıp sarmaladım kendimce. Ne yalan sevdalara takıldı aklım, ne de yalan hülyalı sözlere. Kimseyi kalbime koy(a) madım. Seni her özlediğimde küçük kagıtlara yazıp minik gemiler yapıp yagmura saldım.. Hayat kısalıyor. Bende yalnızlığa sensiz  ufak bir dokunuş yaptım...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/misralara-sakladigim-kalbimin-dili-yok-siiri/</link>
<guid>882042</guid>
<pubDate>2008-01-15T14:50:00+03:00</pubDate>
<author>Nur Güdücü</author>
</item>
 </channel>
</rss>
