<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Nimetullah Yıldız Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Bu Hepimizin Hikayesi</title>
<description>Çok eski zamanların hiç eskimeyen bir hikayesiydi, bu. Kahramanları hikayenin içinde hakikati arıyordu. Sığar mıydı hiç hakikat, hikayenin içine? Sığdırabilir miydik her şeyi, hiç bir şeyin içine? Hepimizin bir hikayesi vardı ama yoktu hiç birimizin bir gerçeği. Hikayeydi nihayetinde tüm gerçeğimiz, eskisek bile yeniden yazılabilirdik. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-hepimizin-hikayesi-siiri/</link>
<guid>2295651</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:36:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Sorun Var</title>
<description>Kim bilir? Belki de yanlış sorular soruyoruzdur! “Tavuk mu yumurtadan çıkmış, yumurta mı tavuktan? “ Bunun cevabını hiç bir zaman bilemeyeceğiz belki ama kesin olan şudur ki;  böyle sorular, ne tavuk ne de yumurta kadar faydalı ve de lezzetli değildir. Kim bilir? Belki de yanlış sorular yumurtluyoruzdur! Şundan eminim ki! Ne tavuğun ne de yumurtanın böyle bir sorunu yoktur. Bazen bize kendimizi tavuk gibi hissettiren ve de aynı kümesin etrafında dolaşmamıza sebep olan, cevabını asla bilemeyeceğimiz sorularımız olduğu ise kesin!  “En çok neyi merak ediyorum biliyor musun? ” diye başlayıp, devamında tavuğu ve hatta yumurtayı bile utançtan kızartan; neden sorulduğunu çok merak ettiğim; dipsiz, tipsiz, ipsiz, sapsız sorular. Horozlara bile sorsak horozlanırlar! “Bu ne biçim soru, böyle soru mu olur? ” diye. Neden bu kadar çok “merak” ettiğimizi merak etmeyip de, Neden her şeye bir neden aradığımızın merakına düşmeyip de sorulmuş olan, aslında sorunun ta kendisi olan ve de insana haddini de bildiren cevapsız, sevapsız, faydasız, gereksiz sorular. En büyük sorunumuz belki de doğru soruları sormayışımız ile ilgilidir. Uyuyan birine, “uyudun mu? ” Ölen birine, ”öldün mü? ” diye sormanın bir manası var mıdır ki? Uyumak neyi anlatır? Ölüm neyi anlatır? Bunları merak etmekten daha mı önemlidir, cevabını asla bilemeyeceğimiz, cevabını asla duyamayacağımız sorular sormak? Canı acıyan birinin, canının acısından kıvranan birinin “çok acıyor mu? ” diye sorarak, dindirilebiliyor muyuz acısını? Ne kadar da gereksiz sorunlarımız var değil mi? “Büyüyünce ne olacaksın? “diye sorduğumuz” Henüz büyümenin bile ne olduğunu bilmeyen bir çocuğun kalbinde büyüttüğümüz cehaletimizin büyüklüğüne ne demeli? “Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı? ” gibi sorularımız var ki bizim, daha sorulduğu anda sevgimizi paramparça eden bir kıyasın yaşamına hapseder, hiç bir yanlışla kıyaslanamayacak kadar büyük bir yanlışlığına taşır. “İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz? ” diye soran bir öğrencinin, sorunu istemeden de olsa dile getiriyor olması gibi bir ironiyi anlamayıp “Elbette” diye cevap veren öğretmenlerimiz var bizim. Soruya, soruyla cevap veren sorularımız var ki; “Neden? Diye, sorulan bir soruya, “Neden,  neden diye sordun? ” gibi, cevaplara maruz kalır. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-sorun-var-5-siiri/</link>
<guid>2295650</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:35:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Uyuyan Güzel</title>
<description>Gerçek anlamda güzelliği fark edilemeyen her şeyin adıydı bu. Uykusundan uyandırılamamış tüm güzelliklere "Uyuyan güzel" deniliyordu. Bir masal dinlemiştim küçükken, Prensesin birine "Uyuyan Güzel" deniliyordu. O masalı duymayan da yoktu zaten. Kime sorsanız "evet duydum" diyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uyuyan-guzel-24-siiri/</link>
<guid>2295649</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:34:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Farkında Mısınız?</title>
<description>“Farkında mısınız? "  Farkındalık yaratan en etkili cümlelerin hiç biri " farkında mısınız? " diye başlamaz. İlk cümle hariç! Doğduğumuz ilk an! O ilk nefes! Bize bildiğimiz her şeyi unutturan o eşsiz yalan! </description>
<link>https://www.antoloji.com/farkinda-misiniz-10-siiri/</link>
<guid>2295648</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:33:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Hiç Bir Şey Tesadüf Değildir</title>
<description>Tesadüfen düşündüğüm bir şey değildi bu. Hiçin bir şey olmasından tutunda, bir şeyin hiç olmasına kadar her şey bunu anlatıyordu. Her şeyi, hiç bir şeyle anlatabilir miydik? Her şey tesadüftür diyebilir miydik? Hiçi bir şey ile tarif edebilir miydik? Ne tesadüf? "Ne" diye bir şey vardı değil mi bu hayatta? </description>
<link>https://www.antoloji.com/hic-bir-sey-tesaduf-degildir-siiri/</link>
<guid>2295647</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:32:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Bu İşte Bir İç Var</title>
<description>Hayat ne ile tarif edilebilirdi ki?  İçindekiler ile ancak değil mi? Evet! İçindekiler ile. Her anlamda içindekiler ile… Hayatın içindekiler ile Senin içindekiler ile… Benim içimdekiler ile… </description>
<link>https://www.antoloji.com/bu-iste-bir-ic-var-siiri/</link>
<guid>2295646</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:31:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Gerçek Orada</title>
<description>Bunu bilmek etraflıca düşünmeyi gerektirmiyordu. Etrafı olan bir şeydi insan. Etrafımız, etrafı olan şeylerle doluydu. Etrafı olan her şey, etrafı olan kelimeler ile anlatılıyordu. Etrafı olan her şey, etrafını saran şeylerle doluydu. Etrafı olan her şey, etrafı olan diğer şeylerin etrafını sarıyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gercek-orada-siiri/</link>
<guid>2295645</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:30:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Çırılçıplak</title>
<description>Hakikat tüm çıplaklığıyla anlatırdı kendini. Çırılçıplak bir hakikat kelimeler ile anlatılabilir miydi? Bu alemde "çırılçıplak" bile bir kelimeydi. Ve de "kelimeler mananın örtüleriydi." Bir örtü anlatabilir miydi altındaki şeyi? Hangi gün ışığı anlatabilirdi geceyi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/cirilciplak-68-siiri/</link>
<guid>2295644</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:29:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kelimesizliğin Kelimesi</title>
<description>Bilinçli her insan bunu bilirdi. Bilinç diye bir şey vardı ve de onun hakkında pek az şey bilinirdi. Nedir bilinç? Nedir ruh? Nedir Ego? Nedir bunları bize sorduran? Nedir bu kavramların zihnimizi meşgul etmesinin nedeni? Yoksa bunlar "ben kimim" sorusunun cevabını mı içerirdi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelimesizligin-kelimesi-siiri/</link>
<guid>2295643</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:28:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kelimenin Kökü</title>
<description>Anladığım kadarıyla; herkes anladığı kadarını yaşıyordu, bu hayatın. Hangi dönemde yaşadığımızın hiç bir önemi yoktu. Her dönemi aynı şeyi anlatıyordu. Her dönemeci aynı çıkmaza çıkıyordu. Kim olursak olalım herkes anladığı kadarını yaşıyordu. Kim olduğumuz değiştirmiyordu, hikayenin sonunu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelimenin-koku-siiri/</link>
<guid>2295642</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:27:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kelimelerin Hapsi</title>
<description>Kelimelerin hapsindeki bir yaşamda özgürlükten bahsedilebilir mi?  Öyle ki bu alemde  "özgürlük" bile bir kelime idi. Kelimelerin özgürlüğünü başka bir kelime verebilir miydi? Sahi ya özgürlük neydi? Kelimelerin hapsindeki bir alemde, kelimesizliğe duyulan bir özlem mi? Özlemek mi o da neydi? </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelimelerin-hapsi-siiri/</link>
<guid>2295641</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:26:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Adem'in Hikayesi</title>
<description>Bir tarihi yoktu, Adem'in. Yoktu, dönüp bakabileceği bir gerisi Yoktu, hatırlayabileceği bir geçmişi. Bir annesi ya da babası yoktu Yetim veya öksüz bile değildi! Hatta doğmamıştı bile. </description>
<link>https://www.antoloji.com/adem-in-hikayesi-2-siiri/</link>
<guid>2295640</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:24:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Şiirlerin En Güzeli</title>
<description>Mekke'yi fethetmek değildi marifet.  Yürekleri fethetmekti elbet. Öyle yapmıştı Hz. Muhammed. Kibri mağlup etmenin zaferinin, kibir ile kazanılmayacağını iyi bilirdi. Bedir'de kazandığını Uhud'ta kaybeden bir ümmedin peygamberiydi. Zafer, yarışarak değil, barışarak kazanılabilirdi. </description>
<link>https://www.antoloji.com/siirlerin-en-guzeli-3-siiri/</link>
<guid>2295639</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:23:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Hayat Müslüm Gürses'tir</title>
<description>Şarkı hep aynı şarkıydı aslında. Şiir hep aynı şiirdi. Söz değişirdi, müzik değişirdi belki ama acı hep aynı acıydı. O bunu çok iyi biliyordu! En acıklısından bir melodiyi susan kelimelerin sessizliğini bozmuş, o melodinin sessizliğine gür bir ses olmuştu. Ve de en acıklısından yaşamlara ayna olmuştu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayat-muslum-gurses-tir-siiri/</link>
<guid>2295638</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:22:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Ağladım Onlar Şiir Sandılar</title>
<description>Yazar olmakla, yazmak zorunda kalmanın aynı şey olduğu söylenebilir mi?  Bu ikisi aynı şey değildi! Biz insanların en büyük derdi anlaşılmak idi. Anlaşılmanın bile dert olduğu bir hayatta, "derdini anlatmanın bir dert olduğu gerçeğini" kim inkar edebilirdi? Mesele anlaşılmak meselesi ise, anlaşılmak için çırpınan biz insanların anlatmak istediği neydi? Hepimizin bir derdi vardı belli ki. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-agladim-onlar-siir-sandilar-siiri/</link>
<guid>2295637</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:21:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Kelimelerin Kıyameti</title>
<description>İnsanlar ile en sorunsuz iletişim kurmanın yolu yazmakmış. Belki de bu yüzden bu yolu seçtim. "Farkında olmak" sorunların en büyüğüdür bazen. Yalanlarını bile bile birilerinin gözünün içine bakmak zorunda kalmak, her baktığında aynı cehennemin seyrinde yanmak, o utancı hissedip gizlemenin telaşına kapılmak;  içten pazarlıklı, sinsi, hile peşindeki insanlar ile muhattap olmak. Dayanılır gibi değil! Bir yolunu bulmuştum. Birilerinin gözünün içine bakmadan da onlar ile konuşabilmenin yolu belliydi. Yazmak!  İletişimlerin en güzeliydi. Sözünü kesmiyor ya da seni dinliyor gibi yapmıyorlardı. Özgürlüklerin en büyüğüymüş yazmak. Kaleminin ucundaydı kelimelerin akibeti. Söylediklerin senin hükmünde, söylemediklerin ise başka bir alemin gerçeğinde. Aynı anda tüm insanların gözlerine bakar gibi bir cesaretle okuyan herkes ile en samimi bir biçimde iletişim kurmak.  Şimdi düşünüyorum da;  ben neden şimdiye kadar yazmamışım? Sonra buluyorum hemen cevabını. Bana bir hikaye lazımmış. Hepimizin hikayesi.  Yazacak o kadar çok şey var ki. Ama müsrif davranmamalıyım. ‘Tek bir heceye (aşk)  bu kadar çok şey (her şey)  sığabiliyorsa, uzun lafın "kıssasını" kısa sözler ile anlatmalıyım’ diyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kelimelerin-kiyameti-siiri/</link>
<guid>2295635</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:20:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Yazar Olsak Ne Yazar?</title>
<description>İnceldiği yerden kopmayan şeylerde vardı bu hayatta!  "Yazmak " mesela. Bir kağıttan daha incesi var mıydı, eşyalar aleminde? Peki! Kağıttan koparılabilir miydi aşk? Bir Henry yazısı şöyle derdi: Kalemin kağıda değdiği yerdeydi aşk. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yazar-olsak-ne-yazar-siiri/</link>
<guid>2295634</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:19:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Yalanın Şakası Yoktur</title>
<description>Gerçek olmayan bir hayatın, tüm gerçeği yalan değil miydi?  Hangi gerçek, varlığını bir yalana borçlu değildi? Varlığı yalan olanın yokluğunu kim yalanlayabilirdi? Hangi masalın kahramanı değiştirebilirdi, o masalın masal olduğu gerçeğini? Pinokyo'yu yazan Carlo Collodi'nin burnu uzadı mı Pinokyo'yu yaratırken? Yoksa Carlo Collodi'nin yalanına inananların gerçeği miydi, burnumuzdan gelen? </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalanin-sakasi-yoktur-siiri/</link>
<guid>2295633</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:17:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Ölüm</title>
<description>Ne miydi ölüm?  Sonsuzluğa uyanmanın uykusuydu belki de. Tek kullanımlık bir hayatın ne anlattığını anlatan o öldürücü anlatıştı belki de. Bu hayatın hayatına son veren o sonsuzluğun, yenilgiyi bilmeyen süvarisi, Bu hayatın, hayatında göremeyeceğini gösteren o sonsuzluğun, havarisiydi belki de. Belki de, cümlelerimizi belkilerinden arındıran bir mutlaklığın, muallaklık barındıran son kelimesiydi, ölüm. </description>
<link>https://www.antoloji.com/olum-1316-siiri/</link>
<guid>2295632</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:16:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 <item>
<title>Acıyı Yazmak</title>
<description>Acını ölümsüz kılmak gibi bir derdin mi var?  Derdinin dermanı belli! Yaz! Yaz ki! Ölümsüz olsun o acı. Senin yüklenemediğini bir k'ağıt yüklenir belki. Seni kül edeni, bir kelime kül eder belki. </description>
<link>https://www.antoloji.com/aciyi-yazmak-siiri/</link>
<guid>2295631</guid>
<pubDate>2016-11-13T05:14:00+03:00</pubDate>
<author>Nimetullah Yıldız</author>
</item>
 </channel>
</rss>
