<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Nilg&#252;n Acar  Şiirleri
</description>
 <item>
<title>---------Bircan'ım</title>
<description>				BİRCAN’IM Bir melek girdi hayatıma, kocaman ailesiyle. Adı gibi CAN! BİRCAN İŞTE... Neredeyse 20 yıldır kurumlarda ve kendi evimde, tek başımayım. Her tanıdığım insanın yaşam öyküsü: Filmlerde olur böylesi, dedirtecek türden. O, öyküler gözlerde, suskun dudaklarda gizli. O gizlere, usulca giriveriyorum. Biriktiriyorum. Çoğalıyoruz birlikte ve BİZ oluyoruz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bircan-im-siiri/</link>
<guid>1493035</guid>
<pubDate>2010-12-21T15:44:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>-------F a h i ş e</title>
<description>				       FAHİŞE Çok uzun yıllar önce, anne’ciğimle evde oturuyorduk.      Annem kanepede, ben yanındaydım. Ev telefonumuz, ikimizin de ulaşabileceği yerdeydi. Bir ara çaldı. Aynı anda uzandık. Sonra, ben ona bıraktım. Açtı annem. “ Efendim anlamadım. “ Dedi ve küfür ederek kapattı telefonu. “ Anne ne oldu? “ Diye sordum. Tanımadığımız bir erkek sesi:” TELE ERKEK İSTER MİSİNİZ? “ Diye sormuş. Ne? O da mı varmış? İyi ki ben açmadım, şaşkınlığımdan ne cevap vereceğimi de bilmezdim.  Diye güldüm. Aman ne iğrenç? Kocaman, sağlıklı insanlar filan gibi, konuşmalarımız olmuştu. Kolay yoldan para kazanmak. Bir asalak, sömürgeci, parazit olarak, başkalarının sırtına yapışmak. Tertemiz, onurlu, masum insanları kandırmak. Posasını çıkardıktan sonra, fırlatıp atmak. Ya da artık, gerçeği anlayan masumlar tarafından kovulmak. Kocaman bir, oooofff çekiyorum. Annem’le tanık olduğumuz o telefon konuşması yıllarında. Daha birçok değer kaybolmamıştı. Annemler, zaten Cumhuriyet çocuklarıydılar. Bizleri de, onlar yetiştirmişti. Sonra yavaş yavaş her türlü erozyon başladı. Yakın geçmişimde yaşadığım, bana acımasızca yaşattırılan olayları ve ÖZGÜR’ü düşünüyorum. Kırk değil, binlerce yıl daha yaşasam, bunların başıma geleceği, hiç ama hiç aklıma gelmezdi. Evet: ÖZGÜR’ü düşünüyorum. Yıllar önce öğrendiğim, tele erkek tanımında değil, belki o da vardır sıfatları arasında, bilmiyorum. Ama kesinlikle, kendini – yani cinselliğini satan, bir erkek fahişe. Hem de bunu, sinsice yapan. Hırsızlık ta yapıyorlarmış. Bavulundaki siyah eldivenleri, bizde görmüştük bakıcımla. </description>
<link>https://www.antoloji.com/f-a-h-i-s-e-2-siiri/</link>
<guid>1491986</guid>
<pubDate>2010-12-18T20:31:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! 1Günlüğümden - 52</title>
<description>	 			GÜNLÜĞÜMDEN - 52 Camlarda, yağmurun gözyaşları kurumuş. Alanya yağmurları başladı. Birçok yerde yaşadım. Hiçbirinde, Alanyadaki kadar güzel yağmıyor. Birkaç günlük aralar verse de, aylarca yağmur yağar. Hem de nasıl yağar? Birkaç damla ya da çisil çisil başlar.Aldanırsın. Bir şey olmaz diye çıkarsın dışarıya. İki dakika sonra, koca koca kovalarla boşalır üzerine. İliklerine dek ıslanırsın. Seyretmesi, çok güzel. Ama hava soğuksa ve fırtına da varsa? Hayatın kayar. Bunlardan nasibimi almıştım birkaç kez. Bazen, seyrederken bile ürküyorsun, eğer evde değil de, bir yere sığınmışsan. Hepsini yaşadım. Seviyorum yağmurları. Doğa hep güçlü. Bir kez, denize çok yakın bir oteldeydim. Üzeri kapalı camlı bölüme geçtik. Öylesine şiddetli yağmur ve dolu yağıyordu ki...Yakındaki küçük dere taştı. O, küçücük dere, Akdenize nasıl kafa tutuyordu? İnanılmaz bir seyirdi. Saatlerce, çamurla kaplandı Akdeniz. Alanya’nın alt yapısı iyi. Yoksa, seller çok olurdu. Azalıp, çoğalarak yağıyor yağmur Tutku. Minik ısıtıcımı yaktım. Düğmesine basınca kapanan, uzatıcı fiş aldım. B.Sayarımda da var. O daha büyük. İşim bitince, basıyorum düğmeye. Hep, hayatımı kolaylaştıracak ve olabildiğince özgürleştirecek, çözümler üretiyorum. Bakıcım çoğu kez: NİYE BANA SÖYLEMİYORSUN? Diyor. Ama ben yapabileceğim şeyleri, kendim yapmaktan mutlu oluyorum. Bu gün ilk kez, elektrik süpürgesi kullandım. Bircan gitmişti. Ben de çalışma odama geçecektim. Yer kirli göründü gözüme. Arabam yapıyor hep. Süpürgeyi aldım. Büyük bir savaşım sonucu, fişini takabildim. Değişik bir fişi varmış. Yoksa ben fişleri kendim takıp-çıkarırım gerektiğinde. O küçük süpürge, evime aldığım ilk eşyalardan. Odayı, güzelce süpürdüm. Ama süpürürken, bir savaşım da, kordonun arabamın tekerleğine takılmasıyla verdim. Neyse, çıkartmayı başardım ve elime doladım kordonu. İnsan hep deneyerek öğreniyor. Bu da, bir deneyim oldu. Ama sırtımdan sular çıktı, çok yoruldum. Bir dahaki sefere, nelerin olabileceğini öğrendim. Çoğu kez, yetişebileceğim yerlerin tozlarını da alıyorum. Temizliği ve düzeni seviyorum. Hele kendim yapınca, daha çok. Alışverişi de ben yapıyorum, çoğu kez yalnız. Normal insanlar gibi. Sadece: Biraz daha çabalayarak, vazgeçmeyerek ve kezlerce kat daha fazla yorularak. Ama gerçekten mutlu olarak. Olağanüstü güzel bunlar. Tabi ki eğer farkında olabilirsek. BEN FARKINDAYIM. Tutku biliyor musun? Yalnızca, yirmi lira var çantamda. Çekmek zorunda kaldığım, banka kredisi yüzünden oldu bu. Özgür, beşbin liramı verse, biraz rahatlarım. Durmadan, çözümler arıyorum. Tv. Programlarına yazdım. Şarkı sözlerimi gerekli kişilere ulaştırmaları için. Bir çıkış yapsam, beni havada kaparlar. Belediye başkanına gittim. İş kurmak için, yer ve destek vermelerini istedim. Kredi borcumu söyledim. Kaymakamlıkla iletişime geçildi. Elbette, hop diye olacak şey değil. Hıfzı ÖZCAN’a  tüm olanları anlatan bir ileti yazdım. Bana borç vermesini rica ettim. Bilmiyorum, ne zaman eline geçer? Bana destek olmalarını diliyorum. İçimden hep dualar ediyorum. Somut olarak ta, aklıma gelen her yolu deniyorum. Çırpınıyorum yani. Bu güne kadar gelmem, mucize. Ve bu mucize, devam etmeli. Yaşadığım sürece, devam etmeli. Birşeyleri yakalamalıyım. Çalışmam, kesinlikle gerekli. Ev kirasını ve bakıcı ücretini, anca karşılıyor maaşım. Daha faturalar, normal mutfak giderleri, evin eksikleri ve benim özel giderlerim. Bir engellinin, o kadar çok ekstraları oluyor ki… Arabalarım bozuluyor, örneğin. Hasta bezleri kullanmak zorundayım. Çünkü, gece ve günün büyük bölümünde yalnızım. Epey pahalı. Başa çıkmak zor. İyi ki, çeşitli alışkanlıklarım yok. Hem ben çalışmayı seviyorum. İş vermiyorlar madem, ben de kendi işimi kurmalıyım. Maddi destek bulmalıyım. Şimdilik, sağlığımı korumayı başarıyorum. Güçlü ve dimdik ayaktayım. Neleri aştım ben? Bu günleri de aşacağım. Tutku. HAYAT: BENİM, DİYENİNDİR. VEEEE  HAYAT BENİM... KİM KORKAR VE YILAR SAVAŞIMLARDAN? &#61514 ;))))))))                         Nilgün ACAR   11. 12. 210   ALANYA - EVİM  </description>
<link>https://www.antoloji.com/1gunlugumden-52-siiri/</link>
<guid>1489702</guid>
<pubDate>2010-12-12T17:09:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>--------------------------Günlüğümden - 51</title>
<description>			                     GÜNLÜĞÜMDEN – 51 Aylar oldu seninle söyleşmeyeli değil mi sevgili Tutku? Hayat tam bir girdaptı. Yaşadıklarımı düşündüğüm zaman, simsiyah bir hüzün doluyor içime. Kalbimi yok eden bir acıya kesiyor her şey. Hani var ya, şu akan gözyaşlarım da  olmasa. Kalbim yok diyeceğim ama var işte, ne yazık ki. Keşke olmasaydı. Yanıyor hep. yani: Ben hala İNSAN’IM. Sevgili Tutku: Mayıs’tan Eylül sonuna dek, belediye’nin bana gösterdiği yerde, tezgah açtım ve çalıştım. Ama hiç yeterli kazanamadım. Bulunduğum yer iyi değildi. Satışlar ve çevremdeki her şey iyi değildi. Çalıştığın halde, iyi sonuç alamamak çok kötüydü. Heryerim ağrıyarak, saatlerce oturup dil döküyordum turistlere gülümseyerek. Ben çok albeniliyimdir. Karşımdaki insanla iletişimim mükemmeldir. Sonra yıllarca yaptığım bir şey satış yapmak. Sorun bende değildi. Çok kötü bir sezondu. Oysa yazın iyi kazanmalı, kışın rahat etmeliydim. Rahat etmeyi bırak, çözümlemem gereken o kadar çok sorun çıktı ki karşıma. Şimdi onların altından kalkmaya çalışıyorum. Kesinlikle başarmalıyım. Tutku, inanılmaz bir tuzağa düşürüldüm. Yalnız yaşayan kadınları, tuzağa düşürüp, para yiyen bir şebeke varmış. Kırk yıl düşünsem, aklıma gelmezdi. Ve ben hala yaşadıklarıma inanamıyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gunlugumden-51-siiri/</link>
<guid>1484444</guid>
<pubDate>2010-11-29T17:58:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>------------------------Caddelerdeyim</title>
<description>				CADDELERDEYİM Hayatı yaşıyorum. Hem normal hem de normal olmayan yanlarıyla. Aslında: Gerçekten çok mutluyum. Evimin tüm yönetimi bende. Mutfak gereksinmeleri ya da diğer tüm gereksinmeler için, alışverişleri ben yapıyorum. Bu: Çok hoşuma gidiyor. Tek başıma da yapabiliyorum. Ama çoğu kez, Yağmur benimle geliyor. Hayatın, bu yönlerini bilmiyordum. Öğrendiğim, o kadar çok şey oldu ki… Akülü sandalyemle, tek başıma gidiyorum işime-alışverişime-gezmeye ve deniz kıyısına. Bunlar normal sayılabilir. Ama: Yüzeyin altındakiler bambaşka. Evimin kapısından başlayalım. Kapının önünde,on-onbeş santimlik bir yükseklik var. Arabamın hızını 4’e alıp zıplıyorum. Bunu: Genelde, bir kerede başaramıyorum. Birkaç deneme gerekiyor. Çıktıktan sonra, kapımı örtebilmek için de, tokmağa bağladığım kurdeleyi, sol elimde tututuyorum. Ve hızla çekip kapatıyorum kapıyı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-caddelerdeyim-siiri/</link>
<guid>1435260</guid>
<pubDate>2010-08-06T16:53:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>Caddelerdeyim</title>
<description>				CADDELERDEYİM Hayatı yaşıyorum. Hem normal hem de normal olmayan yanlarıyla. Aslında: Gerçekten çok mutluyum. Evimin tüm yönetimi bende. Mutfak gereksinmeleri ya da diğer tüm gereksinmeler için, alışverişleri ben yapıyorum. Bu: Çok hoşuma gidiyor. Tek başıma da yapabiliyorum. Ama çoğu kez, Yağmur benimle geliyor. Hayatın, bu yönlerini bilmiyordum. Öğrendiğim, o kadar çok şey oldu ki… Akülü sandalyemle, tek başıma gidiyorum işime-alışverişime-gezmeye ve deniz kıyısına. Bunlar normal sayılabilir. Ama: Yüzeyin altındakiler bambaşka. Evimin kapısından başlayalım. Kapının önünde,on-onbeş santimlik bir yükseklik var. Arabamın hızını 4’e alıp zıplıyorum. Bunu: Genelde, bir kerede başaramıyorum. Birkaç deneme gerekiyor. Çıktıktan sonra, kapımı örtebilmek için de, tokmağa bağladığım kurdeleyi, sol elimde tututuyorum. Ve hızla çekip kapatıyorum kapıyı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/caddelerdeyim-siiri/</link>
<guid>1435256</guid>
<pubDate>2010-08-06T16:52:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>-------------------İ s k e l e d e</title>
<description>					İSKELEDE  İskeledeydim. Akülü sandalyemle, binbir güçlük ve korkuyla çıkabilmiştim oraya. Sonuç: Muhteşemdi. Her tarafımda, deniz vardı. Aslında, yarım ada gibi, üç yanımdaydı deniz. Ama ben arkamı karaya döndüğüm için, her tarafımdaydı. Hatta: Kendimi, denizin içinde duyumsuyordum. Koşuyordum, bir uçtan, öbür uca. Dalgaların, kıyılara koşması gibi. Bağırış çağırış atlıyor ve yüzüyorlardı çocuklar, gençler, insanlar. Atlarken, bizleri de ıslatıyorlardı. Uzakta duruyordum onlardan. Arabamın ve telefonumun ıslanmaması gerekiyordu. Yoksa, umurumda olmazdı ıslanmak. Uçsuz bucaksız, Akdeniz’imin içindeydim işte. Tonlarca mavi-koku-ses kucaklıyordu beni. Bir deniz kızı olduğumu düşlüyordum. Upuzun, dalga dalga saçlarımı. Altın taraklarla tarıyordum, bir Yunus balığının sırtında dolaşarak. Kocaman gemilerle yarışıyordu Yunusum. Ben aşk şarkıları söylüyordum. Sesimi duyan, yakışıklı bir prensle, gözgöze geliyorduk. Mavilerimiz, birbirinde eriyordu. Yüreklerimiz de… Elini uzatarak, beni çekip almak istedi prens. “ Kaç Yunusum.” Diye fısıldadım. Mavi derinliklere dalıverdi Yunus. Prensle gidemezdim. Yasaktı karada yaşamam. Yoksa kalbim bir köpük olacaktı. Köpükler: Aşklarının peşinden giden, deniz kızlarının yürekleri değil miydi zaten? Kalbimde, anlatımsız bir yangın başlamıştı. Yasaklar çiğnenmek içindir. Ve ben aşksız-sevgisiz yaşayamazdım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-i-s-k-e-l-e-d-e-siiri/</link>
<guid>1432794</guid>
<pubDate>2010-07-31T16:33:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>İ s k e l e d e</title>
<description>					İSKELEDE  İskeledeydim. Akülü sandalyemle, binbir güçlük ve korkuyla çıkabilmiştim oraya. Sonuç: Muhteşemdi. Her tarafımda, deniz vardı. Aslında, yarım ada gibi, üç yanımdaydı deniz. Ama ben arkamı karaya döndüğüm için, her tarafımdaydı. Hatta: Kendimi, denizin içinde duyumsuyordum. Koşuyordum, bir uçtan, öbür uca. Dalgaların, kıyılara koşması gibi. Bağırış çağırış atlıyor ve yüzüyorlardı çocuklar, gençler, insanlar. Atlarken, bizleri de ıslatıyorlardı. Uzakta duruyordum onlardan. Arabamın ve telefonumun ıslanmaması gerekiyordu. Yoksa, umurumda olmazdı ıslanmak. Uçsuz bucaksız, Akdeniz’imin içindeydim işte. Tonlarca mavi-koku-ses kucaklıyordu beni. Bir deniz kızı olduğumu düşlüyordum. Upuzun, dalga dalga saçlarımı. Altın taraklarla tarıyordum, bir Yunus balığının sırtında dolaşarak. Kocaman gemilerle yarışıyordu Yunusum. Ben aşk şarkıları söylüyordum. Sesimi duyan, yakışıklı bir prensle, gözgöze geliyorduk. Mavilerimiz, birbirinde eriyordu. Yüreklerimiz de… Elini uzatarak, beni çekip almak istedi prens. “ Kaç Yunusum.” Diye fısıldadım. Mavi derinliklere dalıverdi Yunus. Prensle gidemezdim. Yasaktı karada yaşamam. Yoksa kalbim bir köpük olacaktı. Köpükler: Aşklarının peşinden giden, deniz kızlarının yürekleri değil miydi zaten? Kalbimde, anlatımsız bir yangın başlamıştı. Yasaklar çiğnenmek içindir. Ve ben aşksız-sevgisiz yaşayamazdım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/i-s-k-e-l-e-d-e-siiri/</link>
<guid>1432791</guid>
<pubDate>2010-07-31T16:32:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>-----------------------------------Lütfen Beni Bir Kere Öldürün</title>
<description>	Ben ötenazi istiyorum. Evet lütfen bana hemen ötenazi yapın. Çünkü artık dayanamıyorum her gün kezlerce karşılaştığım işkencelerinize. Hitler, çok daha insaflıymış ve bizi, sizin sevdiğinizden, çok daha fazla seviyormuş. Bir kerede işi bitirmek varken, her güne yaymak işkenceleri, Hitleri de aşan, büyük bir insafsızlık. Yoksa, bu insafsızlığı, o mu öğretti sizlere? Ey insanlar! Gerçekten çok sıkıldım, yoruldum, bıktım. Ötenazi isteyecek kadar tükendim. Hayata sımsıkı tutunurken, her an bir savaşımla karşılaşıyorum. Salt ben değilim. Tüm engellediğiniz, özel insanlar. Aynı ya da benzer şeyleri yaşıyorlar. Ve eminim, benim duygu ve düşüncelerimi paylaşıyorlar. Yüzlerce-binlerce-milyarlarca olayardan, en sonuncusunu anlatayım. Başka kentlerden, iki arkadaşım: Beni görmeye gelmişti. Hepimiz, denizi çok seviyorduk. Bir akşamüzeri birlikte deniz kıyısına gittik. Bir gün önce: Kenarda duran büyük taşlardan, küçük bir rampa yapıp. Beni iskeleye çıkartmışlardı arkadaşlarım. </description>
<link>https://www.antoloji.com/---lutfen-beni-bir-kere-oldurun-siiri/</link>
<guid>1430752</guid>
<pubDate>2010-07-27T15:48:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>----------------------- Umut Ve Yaşamak</title>
<description>			UMUT VE YAŞAMAK Bir hafta – on gün kadar, hiç yazmadım. En son bir şiir yazmıştım, gerçek bir olaydan yola çıkarak. Güzel oldu. Aynı, içimden geldiği gibi yazdım ve bıraktım. Ben hep yazar ve bırakırım.Çok çalışmam üzerinde. Gerisi: Okuyucuya aittir. “ ŞİİR, HER OKUNDUĞUNDA, YENİDEN YAZILIR.” Demişti, canım Adnan YÜCEL. Evet, doğru. Birazcık, yuvarlağın dışına çıkmaya karar verdim. Genelde her gün aynıydı. Kahvaltı-gerekli işler ve bilgisayar başı. Sonra bir şeyler atıştır-işe koş. Eve gel, çok yorgun biçimde yatağa yat. Telefonla konuşma isteğin ve gücün olmasın. Bir süre sonra uyu. İşte birazcık, kendime zaman ayırdım. Yağmur’la dışarı çıktık. Alışveriş merkezlerini gezdik. Denizi, çok ama çok özlemiştim. Giremesem de, denize gittim. Doya doya seyrettim. Kokusunu içime çektim. Başımı koruyarak, güneşte durdum. Açıkta kalan yerlerim yandı. Biraz bronzlaştım. Birkaç gün korudum yanan yerleri. Artık fırsat buldukça gideriz denize. Onu seyretmek, havasını solumak bile, bana çok iyi geliyor. Yuvarlağın içine sıkıştın mı? İşin bitti demektir. Buna izin vermiyorum. Özgürüm. İstediğimi, o anda yapabilmek, harika. Şu an bulunduğum noktada olabilmek: Gerçek bir mucize. Dün gece, iki arkadaşımı, konuk ettim evimde. Ayşe geldi Ankara’dan. İzine ayrılmış. Önce, işyerime geldi. Hürriyet hanımı da çağırdık. Aylardır, onu da görmemiştim. Hepimiz, kendi yaşam savaşımımızdaydık. Onları çok özlemişim. Yağmur’lar gelince, hep birlikte evime geldik. Hafif kahvaltı ettik. Bir süre sonra, Ayşe beni yatırdı. Yorulduğumu anladı. Onlar, çok oturmuşlar. İşleri olduğundan, öğleye doğru gittiler. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-umut-ve-yasamak-siiri/</link>
<guid>1418315</guid>
<pubDate>2010-07-05T15:48:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>-----------------------B ü y ü l ü</title>
<description>B Ü Y Ü L Ü  Denizden gelen Mavi gözlü adam Uzun bir ıslık çalarak Baktı baktı genç kadına </description>
<link>https://www.antoloji.com/-b-u-y-u-l-u-siiri/</link>
<guid>1413029</guid>
<pubDate>2010-06-24T15:38:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>----------------------Çok  Komik</title>
<description>				ÇOK  KOMİK Üzgünüm ama rahmetli Aziz NESİN’e, sonsuz hak veriyorum. İnsanların çoğu, başlarının içindeki beyni, boşa taşıyorlar. Her gün kezlerce, bunun örneklerini yaşıyorum. Her gün işime giderken, yan yana iki süpermarketin önünden geçiyorum. Bazen, su-kola ya da yiyecek bir şeyler almam gerekiyor. Ben, caddeden gittiğim  için, dönüp kaldırımı araştırdım. Evet, çıkabileceğim bir rampa vardı. Sevinçle çıktım ve kapının önüne kadar gittim. Ve orada, kalakaldım. Yemin ederim, en az otuz santimlik bir yükseklik vardı. Ve benim, akülü sandalyemle, oradan çıkıp, içeri girebilmem, tamamen olanaksızdı. Ağlamaklı, ben ne yapacağım şimdi? Dedim. Çalışan adam da, yüzüme çaresiz baktı. Hiçolmazsa, portatif tahta bulundurabilirsiniz, diye ekledim.Tahtamız da yok dedi adam.da Ben size istediğiniz şeyleri getireyim, seçersiniz diye avutmaya çalıştı. Tamam dedim. Ama getirdiği hiçbir şeyi beğenmedim. En sonunda, bir şey almadan, çekip gittim. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-cok-komik-siiri/</link>
<guid>1412014</guid>
<pubDate>2010-06-22T12:25:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>----------------------Ülkemde Mülteciyim</title>
<description>			ÜLKEMDE  MÜLTECİYİM. Hayatın bu yüzüyle de karşılaştım. Birçok insan aynı durumda, ama farkında-bilincinde değiller. Ne yazık? Evime yakın bir sokak mı deyim? Cadde mi deyim? Bilmiyorum. İşte, ikisinin arası, upuzun bir yerde, ben de stand açıyorum. Yıllardır, kaldığım kurumda, engelli gençlerin ve kendimin, üretimlerimizi satmıştım, hep gönüllü olarak. Kermeslerde, görevliydim sürekli. Onurla-gururla, çok severek yapmıştım satışları. Alışığım standlara. Bir de, Alanyum deneyimim var. Ama bu kez, hiç sevmiyorum yaptığım işi. Ben evrenselim. Katı ve tutucu değilim hiç. Burada her şey, turistlere yönelik. Birkaç liralık satış için, yapmadığımız şaklabanlık kalmıyor. Onların dilini de konuşmak zorundayız. Tamam, hepimiz başkalarına hizmet ediyoruz, bir biçim de. Toplumsal yaşamın kurallarından birisi bu. Ama öyle bir  ortam ve hava oluşuyor ki… Sanki onlar bu ülkenin sahibi, bizler de mülteci-köleleriz. Üstelik, mülteci haklarına bile sahip değiliz. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-ulkemde-multeciyim-siiri/</link>
<guid>1411169</guid>
<pubDate>2010-06-20T14:06:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>---------------------- G ü n l ü ğ ü m d e n - 50</title>
<description>			G Ü N L Ü Ğ Ü M D E N – 50 Tutku merhaba! Birkaç gündür söyleşemedik. Zamanımı: Çözümlemem gereken işler aldı. İkindi vakti, işe gidiyorum biliyorsun. Bazen, ekstralar oluyor. Dün öyleydi. Oturduğum belde de: Kültür Sanat ve Portakal Festivali vardı. Kahvaltımı yapar yapmaz, koştuk festivalin yapılacağı yere. Belediye başkan yardımcısı ve zabıtalar, çok yardımcı oldular  bana. Çok güzel bir yere koydular beni. Kocaman bir şemsiye verdiler. Öylesine sıcaktı ki…Sırtım hiç kurumadı. Baya bir rahatsız oldum. Tansiyon hastasıyım. Hep korumaya çalıştım kendimi. Değişikti, güzeldi ama çok yorucuydu. Akşama doğru, öylesine kalabalıklaştı ki… Sel gibi insan akıyordu, önümden ve arkamdan. Ben, bu festivalde, elimdekilerin tümünü satacağımı sanıyordum. Oysa, bir tane, deri bileklik satabildim. Yani, koskoca günde, 5 lira kazandım. İşim iyi gitmiyor Tutku. Birşeyler yapmalıyım. Çözüm üretmeliyim. Yoksa, çok zor durumda kalacağım. Herkes yakınıyor. Kesin bir çözüm bulmalıyım. Şu şarkı sözü işim bir olsa. Bir ulaşabilsem? Bana bu konuda iş verecek insanlara. Bunun için de çaba harcıyorum. En büyük dileğim-isteğim bu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-g-u-n-l-u-g-u-m-d-e-n-50-siiri/</link>
<guid>1408477</guid>
<pubDate>2010-06-14T15:03:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>-----------------------Güleyim mi? Ağlayayım mı?</title>
<description>			GÜLEYİM M İ?  AĞLAYAYIM MI?  Çoğu kez olduğunca, bir garip şey daha geldi başıma. Böylesi şeylerin, paratöneri miyim ne? İki aydır filan, çamaşır makinem bozuk. Doğru dürüst pek kimseyi tanımadığım için,bir türlü yaptıramadım. Önüme gelene soruyorum,” Tanıdığınız var mı? ” diye. Çalıştığım yerdeki, lokantacı komşu Mustafa bey: “ Yarın gel beni al. Biraz anlarım, bir bakayım. “ Demişti dün. Ben de bu gün gittim. Güneşin altında bir süre bekledim. İşi bitince, oturduğum siteye geldik. Daha siteye bile girmeden. “ Burada oturduğunu niye söylemedin? Ben burada yöneticiyi dövdüm. Şimdi yine başım belaya girer. Herkes tanıyor beni. Girmem ben oraya.” Demez mi? Duyduklarıma inanamıyordum. “ Ya saçmalama. Şimdi herkes işinde, gücünde. Seni kim görecek? Gel hadi.” Diye çağırdım.  “Yok gelmem.” Yanıtını aldım. “Hiç olmazsa kapıyı aç. Ben açamıyorum, çok ağır” dedim. “ Kapı açık bak deyip, gitti. Kapı, asla bulunduğumuz yerden görünmez. Öylece şaşkın, kalakaldım. Apartman kapısı, benim açamayacağım kadar ağır. Anahtarımı çıkarıp, kapıyı açmaya çalışırken. Üç genç kız geldi. Onlar açtılar ve beni asansörle, evimin kapısına bıraktılar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-guleyim-mi-aglayayim-mi-siiri/</link>
<guid>1406122</guid>
<pubDate>2010-06-09T12:35:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>------------------------Gü n l ü ğ ü m d e n - 49</title>
<description>			G Ü N L Ü Ğ Ü M D E N – 49 Evdeyim sevgili Tutku! Birazcık uğraşsam da, evimin kapısından çıkmayı başarıyorum. Asansör sorunu için de: Ya yardım isteyeceğim, ya da düzgün gelmesi için dua edeceğim. Dilerim, yerle bir gelir, yüksekte kalmaz. Ardanın rahatsızlığı geçmemiş. Yağmur, geç gelip, erken gitti. Ben, onunla çıkmadım. Çok erken gitmiş oluyorum ve sıkılıyorum. Yolu biliyorum nasılsa. Asansör sorunu da çözümlenir. Çözümletirim. Çözümlenene dek te, yardım isteyeceğim. Allah büyük, ve hep yanımda hissediyorum. Geç çıkacağım. 18-18,30 arası. Zaten herkes o saatlerde açıyor standını. Benim standım: Beş dakikada kuruluyor. Yardım edecek birisi de var. O zaman, neden oralarda sıkılıyayım? Zaman zaman. Beni çok şaşırtan olaylar yaşıyorum. Ben göremiyorum ama etrafım meleklerle çevrili. Bir keresinde, evde yalnızdım ve telefonum yere düştü. Telefon, benim için çok önemli. Kapıyı açıp, “ KİMSE VAR MI? LÜTFEN BANA YARDIM EDER MİSİNİZ? ” diye bağırdım. O anda, asansör açıldı. İçinden çıkan kişiler, doğru bana yöneldiler. Ellerinde çanta ve dosya olan, bir bey ve bir bayandı. Otuzlu yaşlarında, temiz yüzlü insanlardı. Bana,hiç tanımadığım Birisini sordular. “BİLMİYORUM. ACABA BANA YARDIM EDR MİSİNİZ? TELEFONUM YERE DÜŞTÜ. VEREBİLİR MİSİNİZ? ” Dedim ve çalışma oda birlikte geldik. Bana telefonumu verip, çıkıp gittiler. Ben bir süre, öylece kaldım. Arda hastalanmadan bir gün önce, Anar’ın arkadaşı Kuaför Onur geldi yanıma. Çok yakın yerlerde çalışıyormuşuz. Ve Onur’u Alanyum’dan da tanıyordum. Ne gibi sorunlarım olduğunu sordu. Anlattım. Akşam dükkana uğrayın, çocuklar sizi tanısın. Ben olmasam da, yardım ederler dedi. Akşam uğradık.  Dükkanın telefon numarasını aldım. Ve dün aradım.Hemen genç bir çocuk geldi. Depodan masamı ve diğer malzemelerimi aldı. Standımı kurdu ve gitti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-gu-n-l-u-g-u-m-d-e-n-49-siiri/</link>
<guid>1402329</guid>
<pubDate>2010-06-02T17:20:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>---------------------- Hayatın Kalbinde</title>
<description>			HAYATIN  KALBİNDE Şu an herkes, standlarını düzenliyor. Benimkini düzenledik, yeni tanıştığım bir arkadaşla. Ekmek teknelerimiz. Kimimiz kazanacak, kimimizin boynu bükük kalacak. Ben, son iki gündür, siftah bile yapmadım. Dilerim, bu gün satış yapabilirim. Bu gün Yağmur erken gitti. Arda’nın ateşi düşmüyormuş, doktora götürecekmiş. Birlikte çıktık. Onu gönderdim, kendim geldim işe. Hemen, bir türlü gidemediğim, karşımdaki dükkanlara girdim. Beyaz bir pantolon, beyaz bluz ve beyaz şapka aldım. Bakalım pantolon gelecek mi? Yarın deneyeceğim ve giyip geleceğim. Kısmet. Gittikçe, daha özgürleştiğimi görüyorum. Bu gün yemekten sonra, canım dondurma istedi. Benim istediğimi bulamamışlar. Ben de kendim gittim süpermarkete. Giriş çok dik ve küçüktü. Birisine söyledim. Hemen bir görevli geldi. İstediğim dondurmayı getirdi. Bir gölgeye giderek, yedim dondurmayı. Tadını çıkara çıkara. Bu yaz ki ilk dondurmamdı. Açılışı geç yaptım. Çünkü, bu kış çok hastalandım ben. Ve yeni yeni iyileştim. Artık hep yerim. Konstre olamıyorum. Yanımdaki lokantacı Mustafa, beni çok güldürüyor. İyi ki yerimi değişirdiler. Hem o, psikopat aileden kurtuldum. Kadının psikopatlığını, bu gün iyice yakından gördüm. Allah yardımcısı olsun. Hem de Mustafa bey ve ekibi, çok yardımcı oluyorlar bana. Sol yanımdki yere de, bir üniversite öğrencisi, genç kız geldi. Şansım iyi. Hiç olmazsa, sohbetimiz uyuşuyor. O da bana yardım ediyor. Tüm emekçilerle birlikte, biz de satış yapabilsek? Sezon açılmadı diyorlar. Artık açılsın şu sezon. Kazanıp, kışa birikim yapalım. Nilgün  ACAR  01. 06. 2010  ALANYA-SOKAK. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-hayatin-kalbinde-siiri/</link>
<guid>1402285</guid>
<pubDate>2010-06-02T14:55:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>------------------Sirenler Bu Kez, Benim İçin Çalmıştı</title>
<description>	SİRENLER BU KEZ BENİM İÇİN ÇALMIŞTI Bana bir haller oldu. Üst üste, olumsuzluklar yaşadım. Anneme çekmişim. O, çok tez canlıydı, ama ben hiperaktifim. Fazlasıyla hareketliyim. Ne yapayım? İçimden geliyor o enerji. Bazen iyi olmuyor çok tez canlılık. Dün gece, Yağmur’la Hakan beni almaya geldiler. Malzemelerimi topladık. Hakan depoya götürürken, Yağmur da arkasından gitti. Ben hep kendim iniyordum kaldırımdan ve yola çıkıyordum. Onlar da,yetişiyorlardı bana. Dün gece de her zamanki gibi,kendim iniyordum ki… Arabam büyük bir hızla arkaya devrildi. Şiddetli bir biçimde başımı yola çarptım. Kendimi kaybettim bir süre. Beni kimler kaldırdı? Nasıl kaldırdılar? Hiç anımsamıyorum. Biracık kendime geldiğimde: Kollarımın-bacaklarımın çok kötü uyuştuğunu. Başımın ağrıdığını ayrımsadım. Yine kısa bir süre, kendimi kaybettim. Sonra, Yağmur’un bir yanımda Seval’in durduğunu gördüm. Yağmur çok korkmuştu. Ben tümünden daha çok korkmuştum. Yağmur durmadan, iyi olup olmadığımı  soruyordu. Seval, başımı kontrol etti. Şişlik var, hastaneye gitmesi gerek dedi. Başım ağrıyor ve bir yeri çok acıyordu. Midem de bulanıyordu.  Seval, elimi okşuyordu. Güç vermek için.  Zaten ben de, tüm gücümle, kendimde olmaya çalışıyordum. Ambulans çağırmışlar. O gelene dek, beni kendimde tutmaya çalışıyorlardı. Çok yorgundum, uyumak istediğimi söylüyordum hep. Hiçbir gücüm yoktu. Bilincim, gidip geliyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-sirenler-bu-kez-benim-icin-calmisti-siiri/</link>
<guid>1401197</guid>
<pubDate>2010-05-31T13:54:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>-------------------G ü n l ü ğ ü m d e n - 48</title>
<description>			G Ü N L Ü Ğ Ü M D E N – 48 Dişim ağrıyor Tutku. Psikolojim de, tam düzelmiş değil. Uykusuzum, ama berbat olmamaya çalışıyorum. İşteyim yine. İyi ki işteyim. Evde kalmam, daha kötü olurdu benim için. Sevgili Tutku! Ben dün, hiç düşünmediğim biçimde, çok kötü bir şey yaşadım. Ve etkileri daha geçmedi. Hala da, acaba bir kabus mu gördüm? Diye düşünüyorum. Yağmur’la, işe geldim. Masamı kurduk. Ve evine gitti. Az sonra, beni aramaz mı deponun anahtarı, cebimde kalmış diye? Yağmurcuğum, o anahtar tek ve onu getirmek zorundasın.Bir sürü insan, malzemelerini oradan alıp, standlarını açacaklar. Dedim. Hayır getiremem.Yoruldum, terledim, gelemem demez mi? Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Duyduklarıma inanamıyordum. Hatalı olan oydu ve bu sözleri, ancak bir deli söyleyebilirdi. O kadar haksız, öylesine mantıksızdı ki…Onu ikna etmeye çalıştıkça, karşı koyuyordu. Tam o anda da, kadınlar geldi, anahtar nerede? Diye. Bir de telefonu kapatıyordu. O zaman kendin söyle deyince de. Beni o insanlarla muhatap etme diyordu. Artık gücüm kalmadı ve ağlamaya başladım. Sinirlerim çok bozulmuştu. Kadınlara durumu anlattım. Onlar benim ağlayışıma üzüldüler. Olur mu hiç öyle şey? Ara bize ver dediler. Dediklerini yaptım. Onlara getireceğini söylemiş. Ama ben kendimi tutamıyorum.Nasıl ağlıyorum? Nasıl ağlıyorum? Seval geldi sarıldı bana, Nilgün abla ne olur ağlama? Diye. Ağlarken, kimsenin bana sarılmasına alışık değilim. Bırak beni diyerek, uzak bir köşeye gidip ağladım, ağladım. Lokantacı Mustafa, ağlama gel yanıma diye çağırıyor. Ben hep ağlıyorum. Dayanamıyordum, inanamıyordum. Yağmur bu muydu? Bir sorunumuz yoktu. İkimiz de, birbirimizi hoş tutuyorduk. Ama bu yaptığı, çok büyük bir terbiyesizlikti. Ve psikolojim çok kötü bozulmuştu.  Dün saat 15,30 dan sonra, yatana dek hep ağladım. Yatağımda da ağladım. Ben çok üzülünce, kolay düzelemem. Birikimlerim de varmış demek ki. </description>
<link>https://www.antoloji.com/-g-u-n-l-u-g-u-m-d-e-n-48-siiri/</link>
<guid>1401169</guid>
<pubDate>2010-05-31T13:06:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 <item>
<title>--------------- Hayata Sevgilerle</title>
<description>			HAYATA  SEVGİLERLE Merhaba! Evet, hayata sevgiler gönderiyorum. Bu işime başladığımdan beri, ilk kez içim sıkılmıyor. Sanırım, yan stantdaki kadının hiç gülmeyen yüzü, yaydığı negatif elektrik, beni olumsuz etkiliyordu. Bu gün, yerim değiştirildi. Şu an kafam rahat.Kimsenin gerilimini yaşamıyorum. Yanıma kimse gelmedi daha. Dilerim, hayırlı birileri gelir. Üç stand daha kurulacakmış. Elektrik direklerinden, hatlar çekildi ve lamba bağlanacak uçlar takıldı. Evden, abajurun lambasını getirip taktırdım. Küçük gibi görünüyor ama akşam göreceğim, yeterli olup olmadığını. Yetersiz kalırsa? Başka lambayla değiştiririm. Yarın, bilgisayarım için de, fiş takılacak. Çok iyi olur. Bu gün işe tek başıma geldim. Arda’nın veli toplantısı varmış. Yağmur’la birlikte çıktık. Ben tek başıma buldum. Hep çok karışık geliyordu buranın yolu. Gerçekten de benim için karışık. Hayatım boyumca, yol bulmak zorunda kalmamıştım.Hep yanımda birileri oluyordu ya da beni götüren şoför, yolu biliyordu. Ben hiç ilgilenmiyordum. Etrafa bakmanın tadını çıkarıyordum. Ama akülü arabamla, işe gidip gelirken: Önce Alanyum ve eve gidip gelmeyi öğrendim. Şimdi de, bu işime gidip gelmeyi öğreniyorum. Bir kere de, tek başıma eve gitmiştim. Yağmur yağmıştı ve hava soğumuştu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/hayata-sevgilerle-siiri/</link>
<guid>1399339</guid>
<pubDate>2010-05-27T19:19:00+03:00</pubDate>
<author>Nilgün Acar </author>
</item>
 </channel>
</rss>
