<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Nihat Y&#252;cel Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Kömür Gözlüm</title>
<description> KÖMÜR GÖZLÜM  Kömür gözlüm sen ayrılıp gideli Lale sümbül mor menevşe açtı gel Baharda dağlarım yeşil giyindi </description>
<link>https://www.antoloji.com/komur-gozlum-51-siiri/</link>
<guid>3350217</guid>
<pubDate>2022-04-03T15:12:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Gönlümü Yaktım Kavurdum</title>
<description> GÖNLÜMÜ YAKTIM KAVURDUM  Gözlerin bir tayf odağı Sana doğan güneş benim Geçit vermez aşkın dağı </description>
<link>https://www.antoloji.com/gonlumu-yaktim-kavurdum-siiri/</link>
<guid>3350216</guid>
<pubDate>2022-04-03T15:09:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Göğsümde Davullar Çalıyor</title>
<description>GÖĞSÜMDE DAVULLAR ÇALIYOR  Sensiz geçen günleri yaşamadım yok saydım Sen güneştin gönlümde ben gecede bir aydım Işıl ışıl  gecede  bir  yıldız  gibi  kaydım Her yıldız kayışında ürperirim korkarım </description>
<link>https://www.antoloji.com/gogsumde-davullar-caliyor-siiri/</link>
<guid>3350215</guid>
<pubDate>2022-04-03T15:07:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Kalbimden Vurulmuşum</title>
<description> KALBİMDEN VURULMUŞUM  Ne Hind’dedir ne Çin’dedir Turnalar kış göçündedir Kalbim avcun içindedir </description>
<link>https://www.antoloji.com/kalbimden-vurulmusum-2-siiri/</link>
<guid>3350213</guid>
<pubDate>2022-04-03T15:03:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Utku Türküleri (maraş Destanı) XIII</title>
<description>  UTKU TÜRKÜLERİ (MARAŞ DESTANI) XIII   KENDİNİ KURTARAN </description>
<link>https://www.antoloji.com/utku-turkuleri-siiri/</link>
<guid>3333973</guid>
<pubDate>2022-02-13T01:15:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Kendini Kurtaran Şehir</title>
<description>KENDİNİ KURTARAN ŞEHİR   Gökyüzü suratın astığı zaman Yarının yorganı yastığı zaman Yağı yurda ayak bastığı zaman Yeni baştan kurultaylar kurulur </description>
<link>https://www.antoloji.com/kendini-kurtaran-sehir-siiri/</link>
<guid>3070852</guid>
<pubDate>2019-12-23T19:39:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Kalbim Göğse Dar Gelir</title>
<description>GÖĞSÜM KALBE DAR GELİR   Aşk denilen magmanın kızıllığı nar gibi Kara kışın ortasında gelişin bahar gibi Yokluğunda eridim güneş değmiş kar gibi </description>
<link>https://www.antoloji.com/kabim-gogse-dar-gelir-siiri/</link>
<guid>3070801</guid>
<pubDate>2019-12-23T16:58:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Atatürk'ümün Bayrağı Altında.</title>
<description>ATATÜRKÜMÜN BAYRAĞI ALTINDA  12 Mart 1971 tarihinden sonra resmi dairelerin girişlerinde bir nöbetçi memur bulundurulurdu. Ben o zaman İstanbul Valiliğinde çalışıyordum. O gün benim nöbet günümdü. Nöbetçi memurun masasında bir defter bulunurdu. Bu deftere Valiliğe gelen kişilerin adı, soyadı, kiminle görüşmek için geldiği yazılır ve kendisine ziyaretçi kartı verilirdi. Elli yaşlarında, takım elbiseli, oldukça esmer, uzun boylu, koyu siyah saçları arkaya doğru taranmış biri geldi yanıma. Bir dilekçe yazdırmak istiyorum dedi. Azerbaycan ağzı ile konuşuyordu, zor anlıyordum. Bir  kat aşağıya indik.  Dilekçesini daktilo etmeye başladım. Dilekçesinde şöyle diyordu. “Ben çocuklarımla birlikte İran’dan geldim. Atatürk’ümün Bayrağı altında yaşamak istiyorum. Operatör doktorum. Bana geçimimi sağlayabilmem için hastanelerin birinde iş verilmesini istiyorum.”  Dilekçeyi yazdıktan sonra, doktoru yanıma alarak Valilik Hukuk İşleri bürosuna götürdüm. Hukuk İşleri Müdürü dilekçeyi okuduktan sonra bu işlerin öyle kolay olmayacağını söyledi. Dilekçeyi Vali Muavinine havale için götürdük. Vali Muavini dilekçeyi okuduktan sonra, başını kaldırarak “ Sen İranlısın “ deyince doktor sinirlenerek masaya doğru eğildi, sol elini masaya koyarak sağ elini açık bir vaziyette Vali Muavinine doğru uzattı ve “ Ben İran’da Türküm, Türkiye’de Farsım bu nasıl iştir. Söyleyin ben kimim. Ben İran’dan çocuklarımla birlikte kaçıp Türkiye’ye sığındım. Atatürk’ümün Bayrağı altında yaşamak istiyorum. Beni İran’a gönderirseniz şah beni asar.” Dedi. Vali Muavini </description>
<link>https://www.antoloji.com/ataturk-umun-bayragi-altinda-siiri/</link>
<guid>2927247</guid>
<pubDate>2018-12-14T00:26:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Rubai Gül bahçesiyim</title>
<description>RUBAİ  GÜL BAHÇESİYİM  Gül bahçesiyim gül sunarım gül sevene Bahçem feda olsun gülü her Gülderen’e Maşuka, filiz, Köksal’ı candan severim Bir hatıra olsun bu şiir şu çiçek Gülseren’e </description>
<link>https://www.antoloji.com/rubai-gul-bahcesiyim-siiri/</link>
<guid>2010099</guid>
<pubDate>2014-06-09T23:01:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü VII  Fatih Otobüs Durağı</title>
<description>7          FATİH OTOBÜS DURAĞI  Horhor yokuşundan biraz hızlıca çıkmıştı. Horhor yokuşunun sağ tarafında bulunan bizans kalıntılarından yıkılmış bir sütunun üzerine oturdu. Biraz yorulmuştu. Cebinden sigara paketini çıkardı. Bir sigara aldı eline. Sonra çakmağını çıkardı. Sigarayı yakacakken vazgeçti birden. Elindeki sigarayı yere attı. Ayağıyla çiğnedi. Karşıda küçük bir çayhane ilişti gözüne. Yerinden kalktı. Çayhaneye gidip masanın birine oturdu. Yazlık çayhanede toplam altı masa vardı. Garson ne istediğini bile sormadan bir bardak çayı koydu önüne. Çayın yanında iki tane küp şeker vardı. Küp şekerin birini ikiye birini kırıp yarım küp şekeri çayına attı. Sonra bir çay daha, bir çayda daha… İçtiği çay beşi bulmuştu. Çayhaneden çıktı. Saatine baktı. Saat 14.48 i gösteriyordu. Daha çok vaktim var dedi. Nasıl geçirmeliydi bunca zamanı. Buluşma zamanı saat 14.oo idi. Ana yola çıktı. Sağa döndü. Fatih otobüs durağına doğru yürümeye başladı. Otobüs durağında, bir yaşlı, yuvarlık gözlüklü, beyaz tenli kadın ve yanında on üç-on dört yaşlarında bir kız çocuğu ile üç genç vardı. Gençler birbirleriyle şakalaşıyordu. Şakalaşırken de biraz gürültü yapıyorlardı. Yaşlı kadın gençlerin bu davranışından tedirgin olmuştu. Yaşlı kadın arada bir başını arkaya çeviriyor, sonra başını hafifçe sağa sola çevirerek, bir şeyler söyler gibi sinirli bir şekilde kıpırdatıyordu. Kadının oturduğu kanepenin uç tarafına oturdu. Tedirginlik içindeydi. Saatine baktı. Saat daha 13.oo bile olmamıştı. Ne kadar çok bakıyordu saatine. Çok erken gelmişti otobüs durağına. Kırmızı otobüsler, troleybüsler geliyor, yolcu indirip, yolcu bindiriyorlardı. Gençlerin şakalaşması bitmiyor. Yaşlı kadın iyice sinirleniyordu. Zaman geçtikçe huzursuzluğu katlanarak artıyordu. Ya gelmezse sorusu kendini büsbütün harap ediyordu. Gelmeli, gelecek diyordu. Aklı hayır gelmeyecek diyor, gönlü gelmesini bir istiyor bir istemiyordu. Aklı ile gönlü arasındaki çelişki bir türlü son bulmuyordu. Bu bekleyiş ona tatlı bir acı veriyordu. Bu acının son bulmasını istemiyordu. Uzaklara bakıyor, gelenleri izlemeye çalışıyordu. Saat 14.oo de yaklaştığında kalbinin atışı hızlanmaya başladı. Uzaktan gelenleri ona benzetiyor, heyecanlanıyordu. Kızlar yaklaştıkça o olmadığını anlıyor, huzursuzlaşıyordu. Zaman geçmek bilmiyordu. Bir kişinin gelmeyeceğini bile bile beklemek çok zordu. Saatine yine baktı. Daha çok zaman var dedi. Biraz dolaşmak geçti içinden. Sonra vazgeçti. Ya erken gelirse. Saat 14.oo de yaklaşıyordu. Saatin tik taklarını göğsünde duyuyordu. Gelecek diyordu. Gelmeli diyordu. Uzaktan onu seçti. İşte geliyordu. Kalbinin atışı hızlanmaya başladı. Ayakları tutmaz oldu. Oydu gelen. Otobüs durağının önünden durağa bakmadan geçip gidiyordu. Duraktaki üç genç duraktakilerin duyabileceği bir sesle onu tanıdıklarını belirten sözler söylediler. Kan beynine sıçramıştı. Onu tanıyan gençler anlamasın diye otobüs durağından ayrılarak uzaktan izlemeye başladı. Yanına fazla yaklaşmıyordu, yaklaşmaktan çekiniyordu. Onu bir iki adım arkasından sağ tarafından izliyordu. O yaya geçidinden sola dönerek karşıya geçti. Sonra bir ara sokaktan Fatih Camisine giden yola döndü. Fatih Camisinin giriş kapısından geçerek, biraz ilerideki tahta banka oturdu. Gözüyle işaret ederek yanına oturmasını istedi. Elinde yarım bir dosya kâğıt, rulo haline getirilmiş ve bantlanmıştı. Aklı onun elindeki rulo haline getirilmiş ve bantlanmış kâğıda takıldı. O kağıt benim için hazırlanmış bir kağıt mı diye düşündü. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-vii-fatih-otobus-duragi-siiri/</link>
<guid>1715632</guid>
<pubDate>2012-05-09T12:42:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Adam, kitap, kadın</title>
<description>Kitapları olanın karısı Karısı olanın kitapları  Olmaz dedi yaşlı adam  Önce kitaplarını dağıttı </description>
<link>https://www.antoloji.com/adam-kitap-kadin-siiri/</link>
<guid>1640095</guid>
<pubDate>2011-11-25T16:06:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Öykü VI Çıban</title>
<description>Beş numaralı gaz lambasının titrek ışığı odayı güç aydınlatıyordu. Odanın sessizliğini Ağustos böceklerinin sesleri bozuyordu. Vakit gece yarısını geçmişti. Odadaki beş kişinin ağzını bıçaklar açmıyordu. Beş kişi odanın ortasında, gaz lambasının asılı bulunduğu orta direğin dibindeki beşikte yatan küçük kızın başında toplanmış-lardı. Çocuk ateşler içinde yatıyordu. Çocuğun hırıltılı sesi ara sıra kesilince çevresindekiler korkuyla çocuğun üzerine eğiliyorlardı. Her hırıltının kesilişinde anası yerlere atıyordu kendini.  Daha bir yaşına bile basmamıştı küçük Zühal. Yumuk ellerini yumruk yaparak boşlukta sallayan, parmağını emen çevresine gülücükler dağıtan çocuğun, sol elinin başparmağı ile işaret parmağının arasında bir şişkinlik büyü- meye başlamıştı. Daha sonra boğazının iki yanında da görülen bu şişkinlikler büyümüş, kızarmış ve çocuğun </description>
<link>https://www.antoloji.com/oyku-vi-ciban-siiri/</link>
<guid>1621821</guid>
<pubDate>2011-10-11T14:51:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Horyat Gül Dalında</title>
<description>Bülbül şakır gül dalında Bülbülümü yitirmişim Gül duruyor gül dalında </description>
<link>https://www.antoloji.com/horyat-gul-dalinda-siiri/</link>
<guid>1548463</guid>
<pubDate>2011-04-26T17:36:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Rubai Yaş altmış üç</title>
<description>YAŞ ALTMIŞ ÜÇ  Altmış üçe girdik geçiyor yıllarımız Solmakta güzel bahçede bak güllerimiz Yalnız bırakıp gitmededir dostlarımız Her an yeniden boş kalıyor ellerimiz </description>
<link>https://www.antoloji.com/rubai-yas-altmis-uc-siiri/</link>
<guid>1483166</guid>
<pubDate>2010-11-26T14:51:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Maşukacık (masal) II</title>
<description>MAŞUKACIK  Maşukacık bir gün yine Bir akşam üstü gezmeğe Şöyle bir çıkayım demiş Maksat eceyi görmekmiş </description>
<link>https://www.antoloji.com/masukacik-masal-ii-siiri/</link>
<guid>1064094</guid>
<pubDate>2008-11-16T15:35:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Nerdesin</title>
<description>Seni andıkça Gök çatlıyor Yer yarılıyor Dağlar üstüme devriliyor Gök çığrığın tuzakları Üstüme  çevriliyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/nerdesin-409-siiri/</link>
<guid>976519</guid>
<pubDate>2008-06-29T16:47:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Biraz da mizah</title>
<description>Çadır kursam Aksarayın düzüne Hasret kaldım bir odacık yüzüne Kapak atsam bir evin bir gözüne Kolay kolay çıkmayız artık ordan Pişman olmaz bizi evine alan  </description>
<link>https://www.antoloji.com/biraz-da-mizah-siiri/</link>
<guid>741333</guid>
<pubDate>2007-05-18T18:20:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Kim Bilir</title>
<description>Hayalle yaşarken uyandım birden Hayal nedir gerçek nedir kimbilir Yıkandım sevgide arındım kirden Temiz nedir kirli nedir kim bilir  Hayata başladım ben yeni baştan </description>
<link>https://www.antoloji.com/kim-bilir-108-siiri/</link>
<guid>732892</guid>
<pubDate>2007-05-06T18:15:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Besbelli</title>
<description>Haram olan lokma boğazdan geçmez Yoksulun hakkını alan besbelli Hiç kimsenin hakkı kimsede kalmaz Yurdumda yapılan talan besbelli  İyi düşün hakkın varsa ara bul </description>
<link>https://www.antoloji.com/besbelli-10-siiri/</link>
<guid>732884</guid>
<pubDate>2007-05-06T18:03:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 <item>
<title>Kurtuluş Savaşı Şiirleri VII Rubai ATATÜRK</title>
<description>GÖRKEMLİ BÜYÜK KOSKOCA DAĞDIR ATATÜRK HİÇ GEVŞEMEYEN SIMSIKI BAĞDIR ATATÜRK DEVRİMLERİNİN BEKÇİSİDİR TÜRK ULUSU HALA YAŞIYOR ÖLMEDİ SAĞDIR ATATÜRK  Şubat/07 </description>
<link>https://www.antoloji.com/kurtulus-savasi-siirleri-vii-rubai-ataturk-siiri/</link>
<guid>663224</guid>
<pubDate>2007-02-17T13:23:00+03:00</pubDate>
<author>Nihat Yücel</author>
</item>
 </channel>
</rss>
