<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Nergiz Garibli Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Güzel El’li Adam</title>
<description>Adam… Bir adam… Hayatın sahiciliğinden de uzaklara dalmış, Dizlerini kale edinmiş adam… Güzel eller, Güzel adam… </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzel-el-li-adam-siiri/</link>
<guid>2038234</guid>
<pubDate>2014-09-06T00:05:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Cam Kenarı Sevdaları</title>
<description>Bir cam kenarına haykırdınız mı sevdanızı siz?  Aşk nedir? Bir sevdanın bir yüreğe kurşunlanması mı? ! </description>
<link>https://www.antoloji.com/cam-kenari-sevdalari-siiri/</link>
<guid>1954520</guid>
<pubDate>2014-01-11T21:58:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Tanrı ve Kul</title>
<description>Sevdan ne kadar yakınsa O kadar uzak... Bazen en ücra köşedeki kardelen kadar zor, Bazen bir sevda kadar sıcaksın. Gülüşün dünyaya çok yakışırdı, Benim olsaydı eğer... </description>
<link>https://www.antoloji.com/tanri-ve-kul-siiri/</link>
<guid>1954519</guid>
<pubDate>2014-01-11T21:56:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk'ın Metaforası</title>
<description>Bugün bu konu üzerine bir kaç fikir yürütmek istiyorum. Bugün ilk defa aşk konusunda yazmak istiyorum. Aşk, kimine göre sadece bir kere yaşanır ve bir ömür sürer, kimine göre ise defalarca. Ama, bana göre kim ne derse desin, aşk bir kere yaşanır. Sadece bir kere içini kanata kanata yaşar ve olgunlaşırsın.  Toplumda sevda ve aşk kelimesi çoğu zaman karıştırılıp, birbirinin yerine kullanılır. Ama tek acı olan yanı varsa o da Aşk'tır. Tuhaf bir şey... Gün geliyor elli ayaklı yaşarken biri sizin bu azalarınızın yerine geçiyor ve size ben senin dokunduğun her organın olacağım diyor. Ve devamında ise, gelişiyle ve gidişiyle bir aşk engeline tutuluyorsunuz ki, çözümü yoktur. Aşk, kimi bilim adamına göre sadece kimyasal etkileşimdir. Ama beyne sadece kan pompalamaya yarayan organ bu kadar basite indirgenmemeli ve kalbe iyi bakılmalı. Ne de olsa ömür boyu tek bir defa tadacağınız hediyenin meskeni olacaktır. Bir kere yaşanır aşk. Sadece bir... Esip gürler, yakıp yıkar ve arkasında kocaman bir acı bırakıp gider. Aşık olmamış insanlar bana göre bir yanları eksiktir, özürlüdür. Ne de olsa hayatın en büyük sınavı ve olgunlaşma enstitüsü olan AŞK okulundan geçmemiştir. Uzun lafın kısası basite alınmamalı AŞK. Öyle herkese de yaşatılmamalı... </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-in-metaforasi-siiri/</link>
<guid>1890250</guid>
<pubDate>2013-07-21T12:37:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>"Seni öldürmeyen şey..."</title>
<description>Bu aralar, hatta 21. yy'ın vebası olarak görülen toplumsal sorumluluklar insanları; sinirsel bozukluklar, depresyon ve en nihayetinde cinnet geçirme haddine kadar getirdi. Artık her 5 insandan 3'ün şikayet ettiği bu tür sorunların bir çok nedenleri ve sonuçları var. Bunlar; açlık, yoksulluk, aile yaşamı, okul, iş hayatı ve çektikçe ucunun uzadığı çeşitli faktörlerdir. İnsanlar nedense sorunlara çözüm aramaktansa, onlardan kaçmayı tercih ediyorlar. Zira çözüm aramak sorunla yüzleşmek anlamına geliyor. İnsanlar ise işin kolayına kaçıp ya birilerini suçlamayı ya da çeşitli kaçış yöntemlerini yeğliyorlar. Teknik ne kadar kolaysa o kadar çok tercih ediliyor. Özellikle globalleşen dünyanın dayattığı sistemlerden birisi de sınavlar. Daha önce de bu konuya köşe yazılarımda değindim. Ama unuttuğumuz bir şey var kimse bu sınavlar sonucunda ölmeyecek. Sınavın esas mantığından uzaklaşıp sonuca odaklanıldı. Bu da insanları zayıf bir forma soktu. Kazanmak, kazanamazsan hayatın bitmesi sonucu nereden çıkarılıyor? Evet, sınavlar hayatın ilerleyen dönemlerini belirliyor, ama unutulmaması gerek ki, bu sınavlar amaca giden araçlar ve amaç unutulup araç önemsendiği takdirde ortaya koca bir iş olanağı çıkıyor. Özel okullar, dershaneler, özel dersler gibi eşitsizlikler ki, bunlar ise eğitim gibi eşit alınması gereken bir mefhuma ihanet oluyor. Gelgelelim iş hayatına. Okul hayatından sonra asıl çekişme burada başlıyor. Küçükken hatta okul yıllarında kolayca dillendirilen kelimelerin artık yutulması gerekir. Susmaya yeri geldiğinde size yapılan haksızlığı yutmak gibi şeyler öğretilmeye başlar. Ve bunu toplumun ana dayanağı aile yapar. Nitekim bu kişiler, okul ve iş hayatı sonrasında mutsuz birer birey, aile ve en nihayetinde toplumu oluştururlar. Ve başlarlar, ruh doktorlarının kapılarını aşındırmaya. Hatta bu psikolojik rahatsızlıklar fiziksele varan sonuçlar göstermeye başlar. Uzun lafın kısası. Hayatı fazla ciddiye almayın. Olduğu gibi, gerektiği kadar ciddiye alın. Ve Nietzsche'nin de dediği gibi "was mich nicht umbringt macht mich stärker". Yani, "Seni öldürmeyen şey, güçlü kılar". Huzurla kalın! </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-oldurmeyen-sey-siiri/</link>
<guid>1881471</guid>
<pubDate>2013-06-25T21:34:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Biraz Sükunet</title>
<description>Eylemin taraftarlarına zarar vermeye başlamışsa artık... Bugün LYS 1 turunun daha sonuna geldik. Ben de bu sınava girenlerin arasındaydım. Ve maalesef bu sınava uykusuz gitmek zorunda kaldım. Nedenini sorarsanız, hayır sınav heyecanı değil, çünkü artık sınav heyecanı yapmayacak kadar pekişti kişiliğim. Fakat bu kez uyutmayan 'Gezi Eylemcisi' kardeşlerimiz oldu. Velev ki, ben de baştan sona bu eylemleri savundum yanlarında olmaya çalıştım, ama bu yaptıkları pek hoş olmadı kardeşler. Neden olmadı derseniz, yanlış anlamayın, üniversite hayatından beri alışığım uykusuz sınava girmeye, ama dün gece kimsenin hakkını ve de hayatına mal olacak hakkını gasp etme gibi bir lüksü yoktur. Bütün eylemlerden üstün olmalıydı eğitim alabilmek için savaşan kardeşlerinizin alın teri. Elefsus ki, böyle olmadı. Dün gece 12 sularında başlayan eylem saat 2'ye kadar sürdü. Buna bizim apartman da dahil olunca uyumak ne mümkün. Bugün okula gittiğim zaman gördüğüm tek manzara kan çanağına dönmüş gözlerdi. Bu kez barışçı, eğitimci ve ilerici kardeşlerimize sesleniyorum, bu çocuklara bunu yapma hakkını hiç kimse veremez, vermedi de. Evet, eylem, miting yapmak, itirazını bildirmek senin en doğal hakkın. Fakat, senin özgürlüğün başkasının özgürlüğünü kısıtlamaya başlamışsa durup bir düşünmen gerek arkadaşım. Ve en önemlisi, "Eylemin taraftarlarına zarar vermeye başlamışsa, artık bir durup düşünmen gerek bence"? ! </description>
<link>https://www.antoloji.com/biraz-sukunet-siiri/</link>
<guid>1878087</guid>
<pubDate>2013-06-16T20:14:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Zor Zanaat</title>
<description>Gündem malumunuz... Herkes yazıyor, çiziyor, konuşuyor ama esef ki, ben haftalardır susuyorum. Hani bir anekdot vardı, bir gün Diyojen'e sorarlar: -Üstat, bir adamın zekasını nasıl anlarsın? -Konuşmasına bakarım. -Peki, ya hiç konuşmazsa? -Henüz o kadar akıllısına rastlamadım, demiş. He, beni de sakın o kadar akıllı sanmayın. Sadece terapistlerin bir lafı var ya, dönem atlatıyor diye, benimki de o hesap. Çocukluğumdan beri bir ezik psikolojisidir gidiyor. En çok ezilenin yanında olma, düşeni kaldırma, sınıfın ineği olma vs. Şimdilerde de herkes konuşuyor ben susuyor ve dinliyorum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/zor-zanaat-5-siiri/</link>
<guid>1876070</guid>
<pubDate>2013-06-10T15:16:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Eylemler Üzerine</title>
<description>Hiç kendinize bu tür sorular sorar mısınız? Hani filmlerdeki gibisinden... Komedikten... Hiç ciddiye almayaraktan... Fazla üzerinde düşünmeyerekten... Tüh, işte bunu demeyecektim. Düşünmek mi? ! Toplum zaten yıllardır düşünmekten muaf, daha doğrusu muaf tutuldu. Yıllar önce bir afiş görmüştüm, "Düşünün, çünkü daha yasaklanmadı" diye. Şimdi kim bu cümlenin doğruluk payı var diye bilir? Düşünmek suç bu devirde biraderim. Fazla düşünme ve hayvani yaşa. Senin ne haddineymiş düşünmek gibi yüce bir eylem? ! Sen fatura düşün, kız düşün, zengin koca düşün, yolsuzluk düşün. Ama sakın "Düşün'me"! Ben yinekendimi düşünmekten alamıyorum. Yine aklıma olanlar oldu. Düşünmeye başladım yine... Toplumumuzun korktuğu eylemleri sayabilir miyiz? Biraz düşünme payı isteyip rica etsem? Ben sayayım mı izninizle; düşünmek, yazmak, okumak, konuşmak, hayal kurmak gibi. Halbuki, ne kadar da hevesle öğrenirdik bu eylemleri ve ne kadar da zararsızlardı o zamanlar okul sıralarında. Türkçe dersinin vazgeçilmezleriydi bu eylemler. Hele de "-mak, -mek" yapım ekleri olmadan. Bu eylemlerden birisi var ki, insanlar onu öldürmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. "Hayal kurmak". Bir söz vardı "Önce hayaller ölür" diye. Evet, üzelerek itiraf edelim ki, toplumumuz tam bir "hayal kurma" canavarı. Nerde bir hayal görse gamlı baykuş gibi tüner başına. Hemen "Yahu koca adam oldun hala hayal mi kuruyorsun? ", "Biraz gerçek hayata dön istersen.", "Hayat bu kadar toz pembe değil." gibi cümleler kurulur. Hayallerimiz anlamsız bir şekilde dürtükler onları. Ve bir bakmışsınız hayalleriniz de ölmüş, siz de. Ama ne demiş, Yahya Kemal BEYATLI, "Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar! </description>
<link>https://www.antoloji.com/eylemler-uzerine-siiri/</link>
<guid>1868381</guid>
<pubDate>2013-05-18T12:08:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Sözün Bittiği An</title>
<description>Ben bir umutla seni beklerken, sen başka yerde başka kollardaydın. Hiç yokken üzülür, durup dururken gülmeye başlardın. Yaptıkların anlamsız olsa da, benim için çok anlamlıydı. İncinmem için elinden ne gelirse yapardın… Ben bir şair edasıyla kalemimi kullanırken, sen dilini kullanmayı tercih ederdin. Dil gibi değil, bir hançer gibiydi o et parçası benim için. Sensiz olmak ölümlerden ölüm beğenmektiyse, seninleyken mezara giriyordum… Bu acı bana fazlaydı. Yazmak için çok az, düşünmek için çok fazla. Biliyorum, sen bunları nasıl olsa kafana takmazdın. Sorun da burada zaten… Ben hem senin, hem de benim yerime takardım kafaya. Bu acı ilk başlarda çok tatlı, çok zevk veriyordu. Zaman geçtikçe içimde bir ur gibi büyüyor, ameliyata alınmaktan korkan bir çocuk gibi ağlıyor ve ıstırap veriyordu… Seninle ilgili çocuk masallarını rafa kaldırdım. Artık masal okumuyorum. Ya masal okuyacak yaşı geçtim ya da çok yaşlandırdı bu aşk beni. Artık ben masallar uyduruyorum insanlara… İnanmasalar da dinliyorlar… ne kadar acı değil mi? ! Hiç haykıramamanın zorluğunu yaşadın mı, yanında olup da uzaktan hissetmeği yaşadın mı? ! Sanmam… Eğer yaşasaydın böyle ısrarla çocuk kalmak istemezdin. Eğer anlasaydın, gözlerime böyle çocuksu bakışlarla bakmazdın… Eğer duysaydın böyle ısrarla bağırmam gerekmezdi… Anlayamıyorum? ! Acaba yanlış bir hamle mi yaptım bu hayat oyununda? Bilmiyorum? ! Deliler gibi her sınavı tam puanla geçen ben, artık bu sorulara cevap uyduramıyorum bile… Hep sınavlardaydım… Hep ama hep… Hayır, işte olmadı! Bu kez bu sınavı kaybettim. Puanım çok az. Ben senin kalbinin kontenjanlarına az geldim. Yetersiz ve deneyimsizdim. Ya da ben diğer öğrenciler gibi kopya çekmek istemedim. Hayatımda ilk defa sana karşı dürüst davranmak istedim… </description>
<link>https://www.antoloji.com/sozun-bittigi-an-5-siiri/</link>
<guid>1821092</guid>
<pubDate>2013-01-24T16:30:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Haksız Rekabet</title>
<description>Uyuyamıyorum. Uykusuzluk bir kasvet gibi sanki içime çökmüş. Uyursam sanki bir suç işleyeceğimi, sonsuzluğu yalnızca uyanık kalarak yenebileceğini düşünüyorum. Okunan ezanları, havlayan köpekleri, aç insanları nedense uykusuzken daha iyi anlıyorum. Bir damla suya hasret insan gibiyim. Uyumak istiyorum, ama hayaller bir dervişin çölde serap gördüğü gibi rahat bırakmıyorlar. Korkuyorum düşünmekten. Acılarımla baş başa kalmaktan korkuyorum. Camdan dışarıya bakmaya korkuyorum. Peki, o zaman geceye yargısız infaz yapmış olmaz mıyız? Haklı rekabet bunun neresinde? Aslında benin korktuğum gece değil, ışığın az olması. Uyuyamıyorum. Uykusuzluk gözlerimden bir ninni gibi akıyor, ama yine uyuyamıyorum. Zamanımın yetmeyeceğini düşünürüm geceleri. Geceden karar verir, sabahları zamanımın olduğunu düşünerek vazgeçerim bu kararlardan. Anlıyorum yine yargısız infaz yaptım. Ama kime ‘’gece’’ ye mi, ‘’gündüz’’ e mi? Yoksa hala kulaklarımda çınlayan, camilerden yükselen şu ezan seslerine mi? Uyuyamıyorum. Haksız rekabete uyuyamıyorum. Acısını gizleyene uyuyamıyorum. Deli gibi sevip de sevilmeyene uyuyamıyorum. Aşk sancılarıyla uyuyamayanlara uyuyamıyorum. İşte rekabet haklı yerini buldu. Ne kadar çok sevenin varmış be gece… Bir de yakınırsın yalnızlık ve haksızlıktan. Asıl benim haksızlıktan yakınmam lazım. Uyuyamıyorum. Sözlerimin tükenip bu yazıyı sonlandırmaktan korkuyor ve uyuyamıyorum. Yine yatağıma dönmekten korkuyor ve uyuyamıyorum. Hava açılmaya başladı. Yine rekabete girdiniz değil mi gece? Hiç vazgeçmeyeceksiniz değil mi? Uyuyamıyorum. Korkuyorum artık karanlıktan değil, sabahın olmasından, ilhamın kaçmasından, büyünün bozulmasından, yine sade bir ben olmaktan korkuyor ve uyuyamıyorum. Uyuyamıyorum. Yeni bir gün doğuyor evet, ama ömrümden yeni bir gün, yeni bir dakika, yeni bir saniye, yeni bir salise, yeni bir an gidiyor… </description>
<link>https://www.antoloji.com/haksiz-rekabet-siiri/</link>
<guid>1821090</guid>
<pubDate>2013-01-24T16:28:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Gecikmiş Yazı</title>
<description>Bunu gecikmiş bir yazı olarak kabul edin. Aslında herkes için çok erken, ama benim için çok geç. Ben aslında çok şey için geç kaldım. Yaşamak için, nefes almak için, sabah uyanıp dünyaya gülerek ‘’günaydın’’ demek için, küçük bir çocuğun başını okşamak için. Kısacası ben, ben olmak için geç kaldım. Şimdi diyecekler ki, zararın neresinden dönülürse kardır. Ama ben zarar etmedim ki, zarar benimle muhatap oldu. Hani kaçan kovalanır ya, benimki de işte öyle. Bazen diyorum ki, yırt at bütün yaptıklarını, hayatını, yarattıklarını. Her şeyi yırtmak kolay, ama şu kahrolası yaşanmışlıkları yırtıp atmak çok zor. Zaten istesen de yırtıp atamazsın. Yaşananlar bir kâğıt parçası değil ki, yırtıp atasın. Diyelim yırtıp attım, peki geriye ne kalacak? Cevap vereyim… Bir sürü boşluk. Doldurulması zor bir boşluk… Ben esas hayallerimi yırtıp atmak isterdim. Çünkü benim zayıf düşmeme sebep olan şey onlar. Onlar evet onlar. Hayatımda ne çok işe yaramayan o ve onlar var. İdeallerimi yırtıp atmak isterdim. Bir hiç uğruna savaştığım ideallerimi. Bir işe yaramayan, birçok insanı uğruna kırdığım ideallerim için. İdealler, idealler kulağa ne kadar da hoş geliyor… Hayır, aslında ben benliğimi yırtıp atmak isterdim. Ki belki o zaman hiç düşünmem, yorulmam, savaşmam gerekmezdi. Aslında ben, içimdeki benden ayrı beni yok etmek isterdim. Hiç ben olmayan beni… Gerçek beni yok edip, maskeli bir ‘’ben’’ yaratmak isterdim. Evet, istesem de bana verilen hiçbir şeyi yok edip, yırtıp atamam. Bu gecikmiş yazı gibi, ben de hayatımı baştan yaratmak için çok geç kaldım… </description>
<link>https://www.antoloji.com/gecikmis-yazi-siiri/</link>
<guid>1821088</guid>
<pubDate>2013-01-24T16:26:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Adam, Bir Adım</title>
<description>Bir adam var yalnızlık içinde mutluluğu arayan. Görüp de bakanlardan olmak isteyen. Hiçbir soru sorulmadan cevap vermek, olmaması gereken yerde olmak, bulunduğu yerde görmezlikten gelinmek isteyen bir adam. Bir adam var suskunluğu sessizlikle bozmak isteyen. İhtirasla sarhoş olmaktansa, yalnızlıkta sarhoşluğu yeğleyen bir adam işte. Geceleri sigara yakmadan efkâr dağıtan, dokunmadan haz alan bir adam var. Cevapları gözlerde değil de, tende arayan bir adam. Bir adam ki, tüm yaşanmışlıkları yırtıp atmış, her gün oyun oynayan bir oyuncu. Bir adam ki, tarihleri, yazılmışlıkları, okunmuşlukları reddeden bir adam. Bir adam, o bir adam yalanları doğru kabul eden, sevgiye aşka ihanet edenleri affeden, ancak tene ihanet edenleri affetmeyen bir adam. O ‘’bir adam’’ ömrünün sonuna geldiğinde ölüme inanmayan, yeniden doğmayı reddeden bir adam işte. O bir adam bir gün ölür ve bir hiç kalır bir adamdan geri. Yoktur artık ‘’bir adam’’. Artık o ‘’bir adam’’ yoktur. Ve hiçbir zaman olmayacak. Yaşanmamış hayatını geride bırakarak. ‘’Bir adam’’ göçtü, gitti dünyadan. Ve bir adım kaldı bu dünyada. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-adam-bir-adim-siiri/</link>
<guid>1820771</guid>
<pubDate>2013-01-23T19:04:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Ve O</title>
<description>Akıp giden bir zamanın tik takları gibi ses odamda. Her yerde. Usulca, sinsice yaklaşıyor iniltiler. Yazmayı bırakalı çok oldu. Nereden başlayacağımı bilmeyerek başladım. Fısıltıları sen de duyuyor musun? Çok narin, sesli, monoton, sade. Yalnız o ve ben. Bir tutku gibi ayrılamıyoruz. Her dokunduğunda yoruluyor, yaşlanıyorum. Bazen mutlu ediyor ondan haberdar olmak. Bazense sıcak bir demir gibi acıtıyor canımı. Çok zarif; fark ettirmeden geçer gider. Kimi zaman suskun; ilerlemez bir milim. Kimi zaman atlıdır; ferman yetiştirir gibi. Kimi zaman cellattır; boyun vurur gibi. Ama o kadar tatlıdır ki, arkasında içten bir tebessüm bırakır. Hala devam ediyor, susmuyor. Ben yazıyorum o gidiyor. Ben gidiyorum o gidiyor. Ben, ben olmaktan çıktım artık. Tutmuyor bu eller; görmüyor bu gözler, konuşmuyor dilim. O ise hep aynı şarkıyı mırıldanıyor; tik tak. Geçip gidiyor, tik tak! </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-ve-o-15-siiri/</link>
<guid>1820770</guid>
<pubDate>2013-01-23T19:03:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Suskun Cümleler</title>
<description>Yaşamın izleri bir kalıp gibi oturmuş gözlerimize. Acı durmadan bastırıyor sessizce. Çığlık duyulmuyor artık sessiz gecelerde. Bir berduşun şarkıları var sensiz sabahlarda. Ninniler söylenmiyor doğmamış bebeklere. Yaralar kabuk yapmış, kanamıyor artık. Gece sessiz, soluksuz dinliyor sessiz şarkılarımı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/suskun-cumleler-2-siiri/</link>
<guid>1820768</guid>
<pubDate>2013-01-23T19:01:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Ezansız Semt Çocukları</title>
<description>Bizler! Defalarca yıldırılmış, unutulmuş çocuklar! Bizler! Haykırışları, gürültüler içinde duyulmayan çocuklar! Bizler! Her adımda hüsrana uğratılıp, yalnız bırakılan, engellenen çocuklar değil miyiz?  Evet, anne! Büyüdü ellerim, ayaklarım, her şeyim… Ama ben büyüyemedim. Ruhumu büyütmedim anne! Engellediler, gem vurdular. Beni benden alıkoydular anne! Babam yapamadım! Senin gibi kimsenin, hatta hiç kimsenin kahramanı olamadım… Yapamadım baba! Sevemedim kendimi, bensiz veya benli dünyayı! Engellediler, kelepçe vurdular, kurtulamadım baba! Öğretmenim, elimden tuttun cümleler yarattın ama kaderimi yazmayı öğretmedin! Korkuyorum mürekkebe batırmaya kaderimi! Yapamadım, öğrenemedim hayatı, sınıfta kaldım öğretmenim… ya siz hala pişman mısınız, bir zamanlar ‘’A’’ dediğinize? ! Kardeşim yoktur sana kelimem, hükümlü değildin benden! Ve ben, ben olmaktan çıkmışım artık! Her adımda, herkeste yıpranmışım artık… </description>
<link>https://www.antoloji.com/ezansiz-semt-cocuklari-siiri/</link>
<guid>1820767</guid>
<pubDate>2013-01-23T18:59:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Aforizma 38</title>
<description>Zihindeki her şey ev gibidir. Yerli, yerini bulamadıkça, karman çorman, ev sahibini yormaktan başka bir işe yaramıyor… </description>
<link>https://www.antoloji.com/aforizma-38-2-siiri/</link>
<guid>1817880</guid>
<pubDate>2013-01-17T16:09:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Aforizma 37</title>
<description>Eller nasır tutmuş ruh darbelerinden… </description>
<link>https://www.antoloji.com/aforizma-37-2-siiri/</link>
<guid>1817879</guid>
<pubDate>2013-01-17T16:08:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Aforizma 35</title>
<description>Yok olmak istiyorum, hatta tamamen ‘’yok’’ olmak… </description>
<link>https://www.antoloji.com/aforizma-35-2-siiri/</link>
<guid>1817876</guid>
<pubDate>2013-01-17T16:07:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Aforizma 36</title>
<description>En çok hatıralara yıkılır insan, yitip giden sevdanın ardından… </description>
<link>https://www.antoloji.com/aforizma-36-2-siiri/</link>
<guid>1817878</guid>
<pubDate>2013-01-17T16:07:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 <item>
<title>Aforizma 34</title>
<description>Kimileri yaşar, kimileri de yaşar gibi yapar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/aforizma-34-2-siiri/</link>
<guid>1817875</guid>
<pubDate>2013-01-17T16:06:00+03:00</pubDate>
<author>Nergiz Garibli</author>
</item>
 </channel>
</rss>
