<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Necla Maraşlı Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Civa</title>
<description>Ölmedim işte, Civa gibi yaşamak için Beni bir gün Kulağına damlatacaklar senin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/civa-4-siiri/</link>
<guid>1824758</guid>
<pubDate>2013-02-03T03:26:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Kuşluk Vakti</title>
<description>Sonra uyur kuşluk vakti uyanırız,  Plak halâ dönüyordur iğnenin altında, Şarkı akşamda kalmıştır her şarkı gibi, Uyandıkça hatırlarız. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kusluk-vakti-13-siiri/</link>
<guid>1824757</guid>
<pubDate>2013-02-03T03:23:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Depozito</title>
<description>Denize attığın şişenin depozitosuyduk biz,  bedelini kimselerin bilmediği... </description>
<link>https://www.antoloji.com/depozito-siiri/</link>
<guid>1824754</guid>
<pubDate>2013-02-03T03:11:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Perşembelerden Sonra</title>
<description>Bahçelerarasından yürüyorum Değirmen yolundan dönünce Sen Gelinlik ve lilyumlar ve başında güler ay Tut ki ellerimi kaybetmiştim Uzak perşembelerde </description>
<link>https://www.antoloji.com/persembelerden-sonra-siiri/</link>
<guid>1824752</guid>
<pubDate>2013-02-03T03:07:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Tanıdık</title>
<description>Tanıdıklarımız ölmeye başladı bugünlerde,  tanımadıklarımızı tanımaktan kaçar olduk. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tanidik-25-siiri/</link>
<guid>1811689</guid>
<pubDate>2013-01-04T18:41:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Tahta Tabanlı Yüksek Teras</title>
<description>Terasta yan yana oturuyorlardı. Kadın hafifçe doğrularak sandalyesini biraz geriye çekti, erkeğin çaprazına, kalın bir çizgi uzadı sanki tahta tabandan gecenin sessiz karnına. Bacaklarını erkeğin dizlerine uzattı, erkek avuçlarının içine aldı kadının ayaklarını. Huzurlu bir göğüste uyur gibiydi kadın, kıpırtısız, sakin. Fakat düşünceliydi. Bronz bir aşk gibisin dedi erkeğe, öyle parlak ki yüzün, altın parlağı, ay hilal değil de dolun sanki bu gece... Huzur ve acı aynı yerde nasıl barınabiliyor diye düşünüyorum şu an. Bronz bir acı gibisin demeliyim… Biliyor musun neyle sıvadınsa yüreğini o harç akar gözlerinden de. Acı benim, ben içimdeki acıyla yüzünde gördüğüm sessizliğe dökülüyorum senin. Sense bu gece çareye geldiğim bir tapınak gibisin, duvarları bronzdan. Kapını çalmaya korkuyorum ses vermeyeceksin diye. Ses çarem olmayacak, ses vermese diyorum bir yandan da…   Ben yüzünü bile göremiyorum senin dedi erkek, sadece saçların, şu esinti bile sanki gideceğinden tedirgin de ondan hafif dokunmakta dalgalarına, var mısın gerçekten diye düşünüyorum yoksa hayalimin bir yanılsaması mı ay önündeki siluetin...  Sabah olacak ve bu gece bitecek dedi kadın, acı çekiyorum, yanımda olduğunu bile bile, yüzüne bakarken bile acı çekiyorum, yarın var diye acı çekiyorum çünkü yarın yoksun, yarın yok.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/tahta-tabanli-yuksek-teras-siiri/</link>
<guid>1722177</guid>
<pubDate>2012-05-25T18:33:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamak Yanmaktır</title>
<description>Temmuz ortalarında bir ateşti. Bir ateştin sen de. Göğümde uçuyordun, dokunup geçiyordun, “Beni al” dedin... Değemiyordun kendine, dokunamıyordun hiçbir yerine, “Yaralarımla beni sar” dedin. Sarıldım sana. “Sensizlik ölümüm olur” dedin. “Ölmeye kalabilmektir sevmek, kal” dedim, “ Benimle böyle yan” dedin. “Yanmaksa yanmak, sönmekse sönelim birlikte” desem de her dokunuş bir vedâya dönüşüyordu sende. Gittin. İçinden geçtiğin herhangi bir şey gibi, gittin. Denizden uzak çalılar ülkesindeki suya... Su, seni sandı. Götürdüğünse yangınındı.  Kalamıyordun gittiğin yerde. Üzerinde durmaksızın sıçrayan o ateş delik deşik ediyordu seni. Acıyla sıkışıyordun, bir vazgeçip bir dönüyordun. Kendi yersizliğini yaşıyordun bende. Zamanın geçtiği yerden dönsen de seninle yanmaya sever bulurdun beni. Razı olurdum gelişine. Nasıl da sarılırdım sana, acına... Istırabın bana, serinliğim sana. Yanan sevdaydın sarıp sarmaladığım, koşulsuzluğumla. Acın diniyordu, çırpınışların bitiyordu, içindeki o dayanamadığın sızın siniyordu. Uyurken sancıların, sıcaklığın bana karıştıkça, kendine acıyışının, hayatın acımasız ellerinin sana yaptıklarının, kendini bulamayışının, kendini kurtaramadığın yanışının farkına varıyordun. Serinliğinle süzülürken üzerimde, gözlerinde o uzak bakışlar uyanıyordu yeniden. İki uzağın arasındaki o boşluğa bakıyordun. Tamamlayamadığın, ruhundaki o kaybolmuşluk duygusuyla kendi esaretine dönüyordun yine. Sen hayatın ikiyüzlü kölesiydin. O öksüz acın uğruna... Göğüs kafesimde tutuyordum her bırakıp gittiğinle ateşini. Sen neye dokunsan kaygıda, ben elde var gibiydim biraz da. Bir gün yine is kokulu rüzgârlarla geldin. Bu kez unutmaktan söz ettin. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamak-yanmaktir-siiri/</link>
<guid>1722171</guid>
<pubDate>2012-05-25T18:20:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>İğde Ağacının Altında</title>
<description>Sen dizime yattığında beni yaşlanmış görüyorsun  İğde ağacının altında Dalgalar genç, köpükler beyaz Yorgun çakılların soluğu Türküler yaşlı Sen dizime yattığında çocuklar oluyorsun </description>
<link>https://www.antoloji.com/igde-agacinin-altinda-siiri/</link>
<guid>1721926</guid>
<pubDate>2012-05-25T00:10:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Van</title>
<description>Vandan bir arkadaşımla görüşüyorum günlerdir sıklıkla ya ben arıyorum ya o arıyor beni. Oysa birkaç gün öncesine gidersek aylarca araşmadığımız olmuştur. Fakat deprem haberini duyunca aklıma ilk o geldi. Elbette etrafımızda olan biten her şeyle bir bütünüz hepimiz. Ama toprağa düşen acı ilkin ona en yakın olana yürür. Ona bir şey olursa benim yapraklarım kuruyacakmış gibi bir şeydi. İyiydi, orada yaşayan herkes ne kadar iyiyse. Akrabadan insanlarımızı kaybettik dedi. Halen sürüyormuş artçılar. Artçılar ama bir yerleşim yerini yerle bir edecek kadar. Fakat orada yerle bir olacak yapı kalmadı. Yağmur yağıyormuş bugün hem soğukmuş hava. Ambulans sirenleri duyuluyor dört bir yandan. İçim ezildi o ise toprak altından sağ çıkanlar olduğunun müjdesidir bu dedi. Evsizlere çadırlar kurulmuş. Aş çadırlarından da yemek alabiliyorlarmış artık. Gelen yardımların dağıtımları düzenlenmiş. Anlattı anlattı sesi bugün biraz daha rahattı. Ve sonra duraksadı, bugün annem de yardım almış dedi. Küçük bir kutu. Eve getirmiş. Anneme vereyim dur telefonu dedi, o anlatsın, Hamide anneye verdi telefonu. Hatırını sordum önce iyiyim şükür dedi sonra durdu anladım ki ağlıyor gizli gizli. Hamide anne, iyi misin dedim tekrar. Zorlukla konuşarak, kutunun içinde yarısı kullanılmış bir paket çay vardı dedi, bir avuç toz şeker, altında altı tane elma.

Mutlulukla acının birleştiği yerden doğuyor kökler. 


27 Ekim 2011 Perşembe </description>
<link>https://www.antoloji.com/van-da-alti-elma-siiri/</link>
<guid>1627894</guid>
<pubDate>2011-10-28T00:01:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Kes</title>
<description>O benimle değil kendisiyle uğraşıyor,  diyebilmelisin, üstüne fazla gelindiğinde. Onun hayatı lastiktendir, bağlamak istiyordur ellerine... Kes... </description>
<link>https://www.antoloji.com/kes-6-siiri/</link>
<guid>1619776</guid>
<pubDate>2011-10-05T14:08:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Sen Dokunsan Ölürdüm</title>
<description>Sen dokunsan ölürdüm,  O dokundu öldürdüm. </description>
<link>https://www.antoloji.com/sen-dokunsan-olurdum-siiri/</link>
<guid>1606717</guid>
<pubDate>2011-09-02T02:12:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Sahilde Kalmak</title>
<description>Güneş inerken zeytin ağaçlarının arasından dağlara doğru, ay yükselirdi denizin üzerine. Bir akşam yemeği telaşına kapılırdı, mutfaktan masaya gidecek tabaklar, bardaklar, çatal, kaşık, bıçak, peçete. Bir akşam yemeği bitimine savururdum karabiberi telaşla, bir akşam yemeği sonrasının düşlerine taşardı kahve. Bir akşam yemeği bitimine çarpardı kalbim... Ay düşerdi denize, yakamoz sarılırdı dalgaya, mesajın düşerdi telefonuma, “ Sahildeyim”.  Nerede olduğunu bilmeden gelirdim, bilir gibi ilerlerdim, bulurdun beni bilirdim. Ben hep beyaz, sen lacivert giyerdin, ben hep görünürdüm, sen gecede görüntünü silerdin, yaslanırdın karanlıkta, ben ışık olurdum sana. Sımsıkı sarılırdık, çarpmayan yanımda vururdu yüreğin, çarpmayan yanında vururdu yüreğim, iç içe çarpardık. “Seni seviyorum” derdin, öperdin, öperdin. Saçlarımı doldururdun avucuna,  parmak aralarına, dağıtırdın, ruhumu karıştırırdın, sarsılırdım. Yüzümde gezinirdi gözlerin, sesin, kendine çekerdin. Alnıma dayayıp alnını beni solurdun, kollarının arasında senden gayrısına kaybolurdum, sana karışmış nefes olurdum... Denizin dalgalar dokunan sesinde susardık, uzaktan bir gitar ezgisi uzardı bulunduğumuz yere. Yokluğun uyurken dizlerimde, varlığın konuşurdu ellerimde. Eğilirdim alın yazına, eğilirdim öperdim burnundan dudaklarından, iç çekerdin, yıldız geçerdi üzerimizden. “ Dilekler olur mu gerçekten,” derdim, “kayan yıldızlara tuttuğumuz? .” “İnanmak istediklerimize inanırız bazen” derdin. Sana inanmak isterdim, inandıramayacağından korkardım, bir de gözlerini öpmekten. “Neden? ” derdin, “Ayrılık olur derler” derdim. Derdim de en çok gözlerini öpmeyi isterdim... Rüzgârın fısıltısı dolaşırdı yapraklarda...  Sabahlar bir terkediliş gibi dirilirdi. Sahilde görürdüm seni. Sen de benden ayrı yerini... Bazen geceye can çekişirdin, bazen kuşluk vakti gibiydin. Kendine yürürdün, bazen bir bankta oturup düşünürdün. Taş sektirirdin gömülmeye, biraz daha, daha ileriye.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sahilde-kalmak-siiri/</link>
<guid>1582902</guid>
<pubDate>2011-07-09T12:23:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Tutsak</title>
<description>Islak mavi bir gölgenin içinde titriyordu sesi. Eğildim alnına dokunmak istedim.  Soluğunu uyutuyordu. Şimdi konuşsam yalan gibi susacak. Yüzünü yırttım uzanıp. Bendim alın yazısı. Kaçtım, cadde, sokak, sokak arası. Gişelerden birisinde kan yakaladı izimi. Yalnız elbiseli elâlem seyrimi tuttu bir zaman. Seyrimde ay ışığı, seyrimde gece… Sonra herkes gitti. Elveda voltalı adımlarıma tutsak bırakıp beni. Gözleri körelmiş ellerime baktım. Parmaklarımdan biri eksikti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/tutsak-191-siiri/</link>
<guid>1582404</guid>
<pubDate>2011-07-08T00:23:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Milat</title>
<description>Ey uykusunu gecemden alan  Yeniden öfkeye dönüşen kin ya da milat Kimindin!  Gidersen </description>
<link>https://www.antoloji.com/milat-25-siiri/</link>
<guid>1582401</guid>
<pubDate>2011-07-08T00:12:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Lâ! ..</title>
<description>Yağmurlar başlamıştı, çamurlardan önceydi.  Yaşıyor olmamız bir şeyi değiştirmiyordu, Zaman, zaman içinde kayboluyor, Bizde ne arıyorlarsa bulunmuyordu. Firketeli günlerdi ve akşamüstüler, Herkesin, sular gibi çekildiğinin öncesi, </description>
<link>https://www.antoloji.com/la-14-siiri/</link>
<guid>1582399</guid>
<pubDate>2011-07-08T00:05:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Oksijeni Eksik Kalıyordu Aşkın</title>
<description>Birileri vardır ki bir yer geldiğinde oraya sığamaz. Bir şeyler vardır ki bir yerlere sığamaz. Odalarda kalmak yetersizleşir, sen büyürsün, aşk büyür, sokaklara taşmak vaktidir.  Biliyordun ve ısrarla kalıyordun yetersizliklerde. Sen korkaktın. Evin ve odan arasında sürüyordu hayatın. Evinde sesin küçülüyordu, odanda yüreğin büyüyordu. İki tane korkaktın. Sesini yükseltmekten korkuyordun, açıklama yapmalıydın yaşama, oysa odanda etiketi reddeden bir aşk vardı. Etiketsiz aşk riskti. Kendisini ifade edebilen aşkı istiyordun, kendisini savunan aşkı, oysa savunulması gereken aşktı ve sen korkaktın, korkaktın garantisizlikten ve kokuyordun yine de aşkı kaybetmekten. Evindeki aynalara baktığında başka bir seni görüyordun, iki taneydin, iki sen arasında acı çekiyordun ve dönemiyordun bir tarafa, sesinin çıkmadığı yerde, susan çığlığınla gelip bana vuruyordun. Vuruyordun karmakarışıklığına. Öfken yenemediğineydi, dönemediğineydi, öfken ses tellerineydi. Bilinmeyenliğinde yolunu bulamayınca, zayıflığın isyan ediyordu, kabullenemediğin çaresizliğin acıyordu, inkâr edemediğin iki taneni de unutmak istiyordun, oysa yaşam sürüyordu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/oksijeni-eksik-kaliyordu-askin-siiri/</link>
<guid>1582396</guid>
<pubDate>2011-07-08T00:01:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Ah Palikarya</title>
<description>Ah palikarya  Sen miydin, Agobun meyhanesinin Arka tarafındaki sokakta, Aşı duvarlı odamın Yan odasında yatan? </description>
<link>https://www.antoloji.com/ah-palikarya-siiri/</link>
<guid>1582395</guid>
<pubDate>2011-07-07T23:59:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Bulut Ve Dağ</title>
<description>Çevresinin en büyük yükseltisiydi, ayaklarının dibinde ovalar, başı bulutlardaydı. Ardında ne saklanmışlıkları barındırdı, mevsimlere inat ne yeşillere umut verdi, tenhalıklarında ne gizler sakladı.  Güçtü… Kimileri ona yaslandı, kimileri onda birikti, doldu, aktı, onun yamaçlarında barınıp, onda doyup, ondan iniyorum diyerek hükmetti. Zordu… Geçit vermedi sevdalara, o izin vermedikçe geçilemedi. Birçok kişide karmaşık duygular uyandırdı. Ona ulaşmak isteyenlere görüntüsünün azameti, hoyratlığı ile ürküntü, aşılmazlığıyla yılgınlık verdi. Buna rağmen, kendine has özel değerleriyle, karşı gücü içinde barındırmayı da bildi. Onun tarafından kabullenilmek güç, zorlu ve acımasız olmasına rağmen, karşı konulmaz çekiciliği hep çekti. Yüksekliğine imrenildi, gizleri merak edildi, cazibesi kıskanıldı, yumuşak bir şeyler söylenmesi beklendiğinde kükredi, kükremesinden korkuldu, irkildi, anlaşılmazdı, çelişkileri çözülemedi. Ay onu karartamadı, güneş eritemedi, yıldızlar onu kendilerine sevdalı sandılar. Yere sevdalıydı, yerden koparılmıştı, paramparça edilerek, sevdasının acısı yüreğinde hep acıdı. 0, kavrukluğunu serin yamaçlarda sustururken hep uzaklara baktı. </description>
<link>https://www.antoloji.com/bulut-ve-dag-siiri/</link>
<guid>1582393</guid>
<pubDate>2011-07-07T23:55:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Har</title>
<description>Özgürlük anıtının meşalesine assınlar beni  Ateşin kızılına karışsın mavi harlarım  Adını tüteyim yas rengi karanlığa.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/har-10-siiri/</link>
<guid>1582392</guid>
<pubDate>2011-07-07T23:49:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 <item>
<title>Ben Her Gece Düşüyorum Ellerim Yok</title>
<description>Çıplak çocukluğu koynunda bir kadın yatıyor yanımda  Memeleri kesik Sırtı sırtımda Yabancı bir dil bizi söylüyor duvarın gerisinde Her uykumuz yarım yamalak Düşlerimiz boşuna </description>
<link>https://www.antoloji.com/ben-her-gece-dusuyorum-ellerim-yok-siiri/</link>
<guid>1582391</guid>
<pubDate>2011-07-07T23:46:00+03:00</pubDate>
<author>Necla Maraşlı</author>
</item>
 </channel>
</rss>
