<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mustafa Se&#231;kin &#199;elik Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Işığın İhaneti</title>
<description>Kendimi bir noktadan sonra durmamaya odaklamıştım ve o şekilde ilerliyordum aslına bakarsan. Ne yaptığım, nereye gittiğim, neden böyle olduğum, bu yolunda sonunda kim olacağım gibi sorular kafamı elbette sanılandan çok daha fazla kez meşgul ediyordu. Tam anlamıyla görmezden gelemiyordum ama hayatımın odağı hâline de getiremezdim. İki arada bir derede onla da barış içinde yaşamayı, ona adapte olmayı öğrenmiş gibiydi zihnim. Bazen büyük bir uyumla hareket eden aklım ve bedenimde sıkıntılar da baş gösteriyordu elbette. Düşünmenin içinden tek bir an da olsa çıkamadığım o zamanlar. Bolca farkındalık, gerçekliğin yüzüme vurduğu ve benim de çok bir şey yapamadığım... En başlarda bolca kaçma isteği, arzusu oluyor olsa da içimde, gün geçtikçe her şey gibi buna da alışmaya başlıyorsun. Buna bile alışıyor olduğumu fark ettiğim zamanlarda içimi bir korku kaplamıyor değil. Ya kendimi de bir noktada kaybedip hiçbir şey olmamış gibi alışırsam, unutursam düşüncesi canımı fazlasıyla sıkıyor hâlâ. Keşke söylendiği kadar kolay olsa bu alışmak ama fazlasıyla şey alıp götürebiliyor senden. Tabii getirdiği şeyleri de göz ardı edemeyiz. İyisiyle kötüsüyle herkes yaşıyor hayatlarının bazı dönemlerinde bunu sonuçta. Böyle diye diye en başlarda hep küçümseyip durdum zaten ve o da ilerleyişimi iyi bir nebze yavaşlattı denilebilir. Belki de gerileyişimi, bilemiyorum maalesef. Küçüklükten beri hep kendimizi kandırdığımız bir tünel vardır ya, hani sonunda hep ışığını görebildiğimiz. Bizden yardımını, kudretini esirgemeyen o ışık. Bir gün her şeyin tersine döneceğini, güzel günlerin de bizi bekliyor olduğuna inanıp kendimizi o güzel peri masalının içine bırakıp yaşadığımız her şeye olağan gücümüzle göğüs gerdiğimiz tünel. Ne zorluklar ne mücadeleler ne sorgulamalar geçti o tünelden. Kimisi sıkışıp kaldı içeride kimisi de feda ettiği şeylerin ardından bakarak çıktı sanmak gelir içimizden. Bunları düşünerek aynı kurtuluş senaryosunu kafamızda kurgularız. “Bir gün her şey güzel olacak” klişesinin bünyemize verdiği rahatlık hissi tarif edilemez, diğer şeylerle çok da karşılaştırılamaz aslına bakarsan. Kendimizi kandırmanın en güzel yollarından biri itiraf etmeliyiz bunu kendimize. Aslına bakarsan o tünelden çıkışın çok da yok. Önünde gördüğün, tam o karşıdaki, çok uzaklardaki ışık da sana çıkışın yolunu göstermiyor olabilir diye oturup düşünmek herkesin yapması gereken şeylerden birkaçı hayatta. Neden sana hep iyiye giden yolu gösteren bir ışık olmak zorunda ve bunu karşılıksız yapıyor onu da oturup düşündün mü hiç? Ne kadar düşünsen de buradaki amaç cevabını bulmak değil aslında bu sorunun. Bunu da bir noktadan sonra anlıyorsun. Ama şöyle düşünmek de yanlış olmazdı, belki de karşıdan üzerine son hızla gelen bir trenin ışığından başka bir şey değildir o ilahi ışık. Seni inandırır ve göstermez ardındaki saklı gerçeği. Hiç iyiliğini bile istemiyor olabilir, sana zarar verebilir. Olamaz mı imkânsız mı bu da biz kendimizi hep iyiyle kandırıyoruz. Kandırmak zorundayız ki devam edebilelim gibi bir sonuca çıkıyor tabii bu. Anlamsız ama işe yaramıyor denilemez günün sonunda. O an orada bulunduğumuz tünel, içinden kaçılası bir şey midir oysa? Neden var gücümüzle oradan çıkmak istiyoruz. Tüm uğraşımız, gayemiz bunun üzerine kurgulu. Kötü şeyler olurken ne olur da bir anda kendimizi dipsiz bir tünelde buluruz ama iyi anların hepsi de oradan çok uzakta yerlerdir? Hepsi bir değil midir en nihayetinde? Artısıyla eksisiyle bir kümede toplandığın noktada zaten ben olmaz mıyım? Her şeyimle görüp değerlendirebildiğimde kendimi bulmaya başlamaz mıyım? İyiler hep gözler önünde bolca ışık altında güpegündüz görülebiliyor, tadına varılabiliyor, sergilenebiliyor. Kötüleri ise bulabildiğimiz en karanlık yere koyup ardımıza bile bakmaya tenezzül etmeden önümüzdeki ışığa koşar adım ilerleme isteği bizi bir noktada yakalayamaz mı? Derinine çekemez mi sonsuza dek? Ya bir daha hiç kaçmamıza izin vermezse ne olur? Işığa bir daha hiç çıkamazsak, hepsini o kara delikte kaybedersek çok da iyi bir son olmazdı bu. Ayriyeten kimsenin isteyeceği son da olmazdı. Tünelin çıkış noktasıyla kendimizi kandırmak yerine, onun bizden başkası olamayacağını kabullenmek daha iyi bir seçenek olacaktır. En azından sonunda kendimizi sürekli kandırma ihtiyacı altına girmeyecek bilinçaltımız. Farkına varacak. Hayat hep iyiliklerle dolu olamayacağı gibi, tam tersi de olamayacak. Ve bu inan hiç dert değil. Sonunda anlıyorsun ki; sen o karanlık dehlizden geçip gitmesi gereken bir yolcu değil, tünelin, rayların ve o kaçtığın karanlığın ta kendisisin. Ve bu bütünlük, tüm ışıklardan daha aydınlık. Çünkü kurtuluş o tünelden çıkmakta değil; karanlığın da en az ışık kadar sana ait olduğunu, hatta senin ta kendin olduğunu anladığın o ilk nefestedir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/isigin-ihaneti-siiri/</link>
<guid>3778296</guid>
<pubDate>2026-01-08T00:21:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Seni Bensizliğe Uğurladım</title>
<description>Dopdolu ve sıcacık o odada benden başkası yoktu. Bir süre bekledim lakin gelmesini. Zaman sanki geçmek bilmiyordu onun olmadığı her an. Ağaçlar yaprağını dökmüyor, evin önünden her gün geçen gazeteci sesini bir kere bile çıkarmıyor, kuşlar ara veriyordu ötmeye. Hepsi tek bir şeyi bekliyordu. Tüm evren aynı amaç için bir araya gelmiş ve heyecanlanıyordu. En nihayetinde sen de gelmiştin artık sevgilim. Yüzünde belli belirsiz bir ifade, tarifsiz bir soğukluk, ne yapacağından habersiz... Tatsız, yalandan bir gülümseme getirmiştin beraberinde. Nasıl olduğumu sordun. Neden bilmiyorum ama sanki zorla soruyordun bunları bana. İçinden gelmediğini daha ne kadar belli edebilirdin, yüzüme böylesine vurabilirdin? Gelmiştin ama sanki hiç burada değilsin gibiydi. Vücudun burada, karşımda capcanlı duruyor; ama içinde suskunların en beteri... İçten içe biliyordum aslında bunun sebebini ama kendime itiraf edemiyordum. Kabullenemiyordum da denilebilir. Belki de gerçek gelmiyordu. O ihtimalin olmasına hiç olanak vermemiştim ki. Verememiştim. Öylesine bir huzur, sıcaklık, hoşnutluk veriyordun ki gönlüme; ne aklımı senden alabiliyordum, ne de kalbimi. Nefes aldığım her saniye sanki seninle olabilmek için geçiyordu göğsümden. Kalbime ulaşınca anlıyordum tüm benliğimin sana ait olduğunu. Her şeyin bir anlamı olması gerekiyorsa, tüm her şey bir düzen içinde ve gerektiği şekilde oluyorsa eğer o zaman tüm anlamlar sana çıkmalıydı. Başka bir ihtimal olamazdı. Hepsinin yolu senin olduğun yerde kesişmeliydi. Herkes seni benim gözümden görebilmeliydi. Ama onlar anlayamaz ki seni, göremezler, bilemezler. O içimdeki çocuğa nasıl dokunduğunu, gözlerinle nasıl delip geçtiğini anlayamazlar sevgilim. Kendimi, karşında nasıl savunmasız bulduğumu ve hiçbir şekilde engel olmadığımı ne sen ne de herhangi kimse bilemez. Ve sen şimdi karşımda böylesine dururken, aklımdan geçen onca şeyi nasıl susturabilirim? Kaçınılmazdan kaçamayız biliyorum. Er ya da geç gelecekti bu an. Seni kaybedeceğimi bilsem bu yolun sonunda, inan olabilecek diğer tüm ihtimalleri denerdim. Herhangi bir sebep, evrende var olan hiçbir şey döndüremezdi beni. Yıldıramazlardı bu yolda eminim bunu biliyorum. Tek bir şey durdurabilirdi. Senden başkası olamazdı bu. Kıyamadığım, sadece hayatın değil ölümün de tek anlamı olabileceğine inandığım, güvendiğim, her şeyimi uğruna feda ettiğim senden başkası durduramazdı. Daha konuşmadın, tek bir kelime dâhi etmedin. Ama biliyorum söylemene gerek yok. Bazen konuşmaya gerek kalmıyor gerçeklerin yüzüne vurması için. Tek bir bakışından anlayabiliyorum olacakları. Durdurmak için çabalamıyorum, yalvarmıyorum, ikna etmeye çalışmıyorum. Seni, seni tanıyan her şeyden çok sevdiğim için benden gitmene izin veriyorum sevgilim. Başka kollarda uyanmana, bana baktığın gibi başkasına bakmana ve belki de başkasına âşık olmana... Bensiz olmaya dayanabileceğini biliyordum. Artık kabul de edebiliyorum. Şimdi son kez hoşça kal deyip çıkacaksın ya o kapıdan. Ardına kadar açık bırakacaksın. Bir rüzgâr gelecek sonra. Başta hafif hafif, hissettirmeyecek kendini. Ben de kapatamayacağım tabii ardından o kapıyı. Rüzgâr büyüyecek, her yeri talan edecek. Göz gözü görmez halde... Ben ise senin gittiğine takılıp fark edemeyeceğim. Açık bıraktığın kapıdan sızan rüzgâr, sadece hatıraları değil; seninle beraber olduğum beni de alıp götürecek. Ne yazık ki uyanacağım elbet sonunda. Ama etraf hiç tanıdık gelmeyecek. Sanki daha önceden olduğum o yerle alakası yok. Her şeyimi alıp kendinle götürmüş olacaksın. Senleyken hiç tutamadığım gülüşümü, konuşurken yüzünü her detayına kadar inceleyişimi, gözlerinin derininin beni böylesine çekişini, utandığında bana bakamayıp yüzünü omzuma gömüşünü, sen fark etmiyorken hep seni izliyor oluşumu, izlerken kendimi tutamayıp belki de içten içe delirişimi, içime çekmeye doyamadığım kokunu, beni mest edişini, seni üzdüğüm en ufacık şeyde bile kahroluşumu, varlığımla sende yok oluşumu... Her şeyi götüreceksin, götürdün. O oda bomboş ve soğuk artık. Ne bildiklerim kalmış geride. Ne uğruna inandıklarım ne de bir ben. Yani kısacası, seni bensizliğe uğurladım sevgilim. Unutma. Gidişinle savrulan bu enkaz, benim sana olan en sessiz sadakatimdir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/seni-bensizlige-ugurladim-siiri/</link>
<guid>3777886</guid>
<pubDate>2026-01-06T22:12:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Yolun Tamamı</title>
<description>Direne direne en sonunda bu hâle geliniyor işte. Varlığı ayrı, yokluğu ayrı acı veriyor insana. Ne olduğunu, neden olduğunu, niye sen olduğunu, bitip bitmeyecek olduğunu... Bunları düşünürken bulmak kendini en ücra köşelerde... Yalnız olmak değil, dibine kadar yalnızlığı hissettiğin her gecenin sonu var ya işte; sonu ayrı başı ayrı dert, keder getirir insana. Bitmek bilmez gibi gelir; dakikalar saatler, saatler günler, günler haftalar kadar büyür. Büyür de içindeki bir şey büyüyemez. Hep aynı düzlemde hareket eden, bozuk bir saat gibi yankılanır kafanın içinde. Onu bitiremezsin, götüremezsin hemen öyle. Anlamak istediği şeyler vardır; gideremediği nefreti, öldüremediği bir sevgisi... Didinir durursun. Uyandığın sabahlar sanki yılların ağırlığını taşır, Halbuki çok az zaman geçmiştir. Her cevapsız sorunun ardında; sen erirsin azar azar, yitip gidersin bilinmezler deryasında. Girdap gibi çeker en derinine, Tutunursun elbet. Sahte insanlara, bazen onlardan da sahte duygulara. Sorgulaman bitmez içten içe, devam da edemez ama. Hayat hep böyle acımasızdır ya işte; alışırsın, karışırsın onlara. Huzur artık gelmiş gibidir bazen, bazense sanki hiç ilerleyememişsin gibidir bu yolda. Umudun gelir gibi olur, koşar adım kaçar senden sonra. Giden ne gittiğinden bir şey kazanmıştır kalanı ardında bırakmakla, kalansa hep aynı yerde hâlâ. Ne giden anlar kalanı ne de kalan gideni. İkisi de anlaşılmak istemişti oysaki. İçinde kopan fırtınaları, karamsarlıkları, hayal kırıklıklarını, gömüp yoluna devam ettiği hatalarını... Bunlar için çıkılmıyor mu yola? Güvenmeye, karşılıksız sevmeye, her anında seni kabul edecek olan o insan olmaya; tabii sevilmeye de. Sözler veriliyor, aşk sözcükleri sarmalıyor etrafı. Zihnini daha da uyuşturuyor. Ve şu anda olduğun noktada her şeyin etkisinden kurtulmaya çalışırken buluyorsun bazı şeyleri. Hemen gelmiyor. Çokça üzüntü... keder... boğazında bir yumru... anlamsız kalp sıkışmaları... En nihayetinde fark ediyorsun, anlıyorsun daha doğrusu. Aşkın, sevgin hep yeterliydi. Almak isteyen alır, özümsemek isteyen kalbinin en içine işlerdi onu. Bazı şeyler bitmesi gerektiği için bitiyordu oysaki. Sevginin yetersizliğinden değil, onun seni sevmemesinden de değil. Bitmesi gerektiği için... Yarım kalmak diye bir şey yok yani. Yolun tam olarak o kadar olması var. Yaşananlar olunca, her şey tükenince; siz de bitiyorsunuz en nihayetinde. Yanlış yapan bir tarafın olmasına gerek yok. Belki iki taraf da doğruyu yaptı. Birisi ardına bile bakmadan giderken... Öteki içindeki aşkla yanıp biterken...  </description>
<link>https://www.antoloji.com/yolun-tamami-siiri/</link>
<guid>3776556</guid>
<pubDate>2026-01-04T01:59:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Unutamamak</title>
<description>Yıllar geçti, insanlar geçti Yüzler, bedenler, zihinler... Unutamadım tek bir an seni Yüzünü ilk gördüğüm hâlini  Saçlarını, dudaklarını, gözlerini... </description>
<link>https://www.antoloji.com/unutamamak-32-siiri/</link>
<guid>3646794</guid>
<pubDate>2025-01-04T23:08:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Eski Bir Gemi</title>
<description>Koştum, yoruldum, durdum Bir an için durdum, seni andım Andım da seni anlayamadım Bıraktım her şeyi Kalbimdeki seni bırakamadım  </description>
<link>https://www.antoloji.com/eski-bir-gemi-siiri/</link>
<guid>3646795</guid>
<pubDate>2025-01-04T23:08:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Benliğim</title>
<description>Caddeler, parklar, banklar... Onlar beni terk etmediler Sen yokken bile git demediler Çoktan gittiysem bile, artık kal demeliler  Garip bir huzur var hâlimde </description>
<link>https://www.antoloji.com/benligim-40-siiri/</link>
<guid>3646796</guid>
<pubDate>2025-01-04T23:08:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Olmadı</title>
<description>Yavaş yavaş siliniyorlar Gitmelerini istemiyorum Ne yapsan da sana gidiyor aklım Seni sevmeyi durduramıyorum  Bedenim sana gidiyor </description>
<link>https://www.antoloji.com/olmadi-406-siiri/</link>
<guid>3646793</guid>
<pubDate>2025-01-04T23:07:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Gitme</title>
<description>Gitme desen dururdum belki Ama ne gitme dedin Ne başka bir şey ah neyleyim sensizliği Dağıttın beni, ardında oldum bir deli  Çok şey denilirdi o an belki </description>
<link>https://www.antoloji.com/gitme-1398-siiri/</link>
<guid>3644626</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:34:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Bugün</title>
<description>Seni biraz özledim bugün Sen özledin mi tek bir gün Sözlerimi, konuşmamı, gülüşümü Ben her şeyini biraz daha özledim bugün  Bir çok şeyi hatırladım bugün </description>
<link>https://www.antoloji.com/bugun-531-siiri/</link>
<guid>3644627</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:34:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Deli</title>
<description>Canım acıyor beni bırak Git ardına bile bakmadan Tek bir söz bile etmeden Hiç sevmemişsin gibi bırak  Bakma bana o gözlerinle </description>
<link>https://www.antoloji.com/deli-314-siiri/</link>
<guid>3644628</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:34:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Bil ki</title>
<description>Sessiz sokaklar boyunca Aradım avare yıllar boyunca Sevdim onları birer birer Onlar beni bırakıp gitmediler  Yağmurları sevdim sonra </description>
<link>https://www.antoloji.com/bil-ki-137-siiri/</link>
<guid>3644629</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:34:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>En Baştan Bilmeliydim</title>
<description>Her şey bitermiş ne sanırdım? Sanki sonsuzdu bitmezdi yalanların Oldu her şeyin sonu bakışların Yarım kalanları en baştan bilmeliydim  Biraz direndim, sonra pes ettim </description>
<link>https://www.antoloji.com/en-bastan-bilmeliydim-siiri/</link>
<guid>3644623</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:33:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Tek Çözüm</title>
<description>Siyah giyinmişsin bugün Kalan sen, giden cenazemmiş meğer Susturamadım aklımdakileri bugün Giden sen, kalansa duygularımmış meğer  Gülüşün, gözlerin tek umudumdu belki bir gün </description>
<link>https://www.antoloji.com/tek-cozum-5-siiri/</link>
<guid>3644624</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:33:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Yaşamanın Bedeli</title>
<description>Hava soğuk, biraz kırgın sokaklar... Kafamda belli belirsiz uğultular... Düşünmekteyim bir çok şeyi. Kendimi veyahut yaşanmayan onca şeyi Güldüğüm yerler, ağladığım sokaklar... Hatırlatıyor kim olduğumu belki de bunlar. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yasamanin-bedeli-4-siiri/</link>
<guid>3644621</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Sahtekar</title>
<description>Beni tanımıyorsun, içime bakıyorsun. Ama her şeyim yalan bilmiyorsun. Sözlerim, bakışlarım, hislerim... Tek kendimi kandıramam bu dünyada biliyorum. Biraz sarhoşum, hiçliği istiyorum.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sahtekar-68-siiri/</link>
<guid>3644622</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Kabulleniş</title>
<description>Sensizlik ölüm gibiydi, Geçmedi kalbimde sen tesiri. Gözlerin bir ateş yığını, Kalbimse aşık bir ateşperestti.  Kolay olmadı elbet, gitmen oldu sonum. </description>
<link>https://www.antoloji.com/kabullenis-34-siiri/</link>
<guid>3644619</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Aklımda Sen</title>
<description>Bir gün onsuz olmuyor Her günüm harap, acım bitmiyor. Gönlüm yoruldu, sensizlik geçmiyor. Ömrümden sen çıkınca bir ben etmiyor.  Bulunmalı sensizliğin çaresi, </description>
<link>https://www.antoloji.com/aklimda-sen-48-siiri/</link>
<guid>3644620</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:31:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Bil</title>
<description>Sert ve acıydı ağzından dökülen her kelime, Yavaş yavaş sardı her yerimi o bilinmezlikte. Bilinmezdi sensiz yaşayabilecek miyim, halim meçhul Kalbimde ukde kaldı, bilemedim oldum sana bi’ kul Bilen bildiğini unuttu gözlerinde, yetmedi mi biraz dur. Yalvarırım sevdiğim beni bırak, </description>
<link>https://www.antoloji.com/bil-82-siiri/</link>
<guid>3644617</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:29:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Ne Yapayım</title>
<description>Tek gereken sendin gönlüme. Arada bıraktın beni ama, Sen mi yoksa ben mi diye. Çok bilinmeyenli sorunun bu cevabını ararken, Buldum benliğimi Seni kaybettiğim yerde. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ne-yapayim-58-siiri/</link>
<guid>3644618</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:29:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 <item>
<title>Yarım Kaldım</title>
<description>Gittin yarım kaldım. Kalbimde aşkla yandım. Hüznüm çöktü kalbime, Oturdum, ağladım.  Belki de gelmeyecektin yarın </description>
<link>https://www.antoloji.com/yarim-kaldim-27-siiri/</link>
<guid>3644614</guid>
<pubDate>2024-12-29T14:28:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Seçkin Çelik</author>
</item>
 </channel>
</rss>
