<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
<channel>
<title>Antoloji.Com - Şiir, Şair ve Edebiyat</title> <link>https://www.antoloji.com/</link>
<description>
Kültür Sanat Edebiyat Portalı. Türkçe şiir ve şair arşivi. Mustafa Sami Şiirleri
</description>
 <item>
<title>Üç Tepe</title>
<description>Üç Tepe, toprak damlı evleri bulunan, yaklaşık 90 haneli, küçük bir köydü. Yerleşiminin toplu ve evlerinin birbirine bitişik olduğu köyün hemen önünden başlayan toprağın eğimi, aşağıda vadinin ortasından geçen dere ile düzlüğe kavuşur, sonra yukarı doğru kıvrılıp en yukarıda üç başlı tepeye kadar yükselirdi. Köyden bakınca ufukta sadece üç başı bulunan bir tepe görünürdü. Bu yüzden köye ilk yerleşen sakinler köyün ismini “Üç Tepe” koydular.   Köy halkı geçimini çiftçilikle karşılardı. Köy sakinlerinden Demircilerin Osman Efendinin boylu boslu, alımlı bir kızı vardı. Ailesi, kızın ismini henüz yeni doğmuş bebeğin sevimli görünüşüne bakarak “Sevim” koydu. Sevim kız, sülün gibi yürürdü. Alnı açık, yukarı kalkık kaşlarının altındaki çukura yerleşmiş iri gözleri denizin maviliğini andırırdı. Ay ışığı gibi parlayan yüzüne, derinliğine inildikçe esrarını artıran gözlerine uzun süre bakmaya cesaret isterdi. Gülümsediğinde yanaklarında tatlı iki çukur belirir, aralandıkça incelen dudaklarının arasından sıyrılan dişleri inci gibi parıldardı. Saçları, açık kahveden sarıya meyilli olup, yukarıdan aşağıya doğru genişleyen bukleler şeklinde omuzlarına kadar inerdi. Bu kız, Selim'in rüyalarına giren peri kızıydı. Güzelliği halkın dilinde, delikanlıların yüreğinde bir sızıydı. Neredeyse bütün delikanlılar ona hayrandı. Onun evinin önünden geçebilmek için akla hayale gelmedik bahaneler yaratırlardı. Selim işte bu kıza aşıktı. Selim de uzun boyluydu; düz, siyah ve kısa kesilmiş saçlarını sağ yana tarar, alnının önünü hafifçe açardı. Özel bir ilgi alanı da cirit oynamaya olan merakıydı. Cirit yarışmalarında köyünü başarıyla temsil etmek en büyük hayaliydi. Selim'in aşkına ailesi de sahip çıktı ve gidip kızı istediler. Kızın babası Osman Efendi töreyi hatırlattı. Kızına başka talipli olup olmadığını öğrenmek için köyün alışılmış vasıtalarıyla keyfiyeti ilan ettirdi. Sonunda 15 talipli daha çıktı. Töreye göre bir kız için 16 talipli olursa, talipliler arasında önce cirit yarışı tertip edilirdi. Cirit oyununda başarısız olan aday kız isteme talebinden vazgeçer, başarılı adaylar arasında bin metrelik orta mesafe at yarışı yapılırdı. Bu yarışı önde bitiren aday kız istemeye hak kazanırdı. Aday sayısı birden çok olduğu için cirit yarışı yapılmasına karar verildi.  Cirit oyununun yapılacağı gün gelip çattı. Köy halkının iştirak ettiği seyirciler cirit alanının çevresinde yerlerini aldılar, civar köylerden de çok sayıda izleyici geldi. Oyunu Selim'in takımı 28 puanla önde tamamladı. Rakip takımın puanı ise 23'te kaldı. Cirit oyunu yarışma sonuçlarına göre başarı gösteren takımdaki sekiz talipli arasında aynı gün at yarışı yapıldı. Selim, Tulparcan isimli atıyla yarışmaya katıldı. Tulparcan, birçok yarışa katılmış tecrübeli bir attı. Kızdığı zaman şaha kalkardı. Bu anlarda üzerinde mutlaka usta binici olması gerekiyordu. Katıldığı yarışların birçoğunda birinciliği vardı. Selim'in yarış atı Tulparcan işte böyle bir attı. Sekiz talipli yarış atlarına bindiler, bir hizada sıraya dizildiler. Yarışı başlatan komut verildiğinde sekiz atlı aynı anda yayından fırlayan ok gibi ileriye atıldılar. Sercan isimli yarış atı en öndeydi, Tulparcan onu takip ediyordu, diğerleri de iki yarışçıyı izliyordu. Son 400 metreye girildiğinde Sercan ile Tulparcan arasında iki at boyu mesafe vardı ama bu mesafe korunuyordu. Selim bir an kaybedebileceği düşüncesiyle sarsıldı, sevdiği kızla arasında iki at boyu fark ve sadece 400 metrelik bir mesafe vardı. Sevim'in yüzü gözünün önüne geldi; ona, “daha ne duruyorsun, elini çabuk tut, ben sadece seni is iyorum” diyordu. Selim bir hırsla Tulparcan'ın yelesine doğru eğildi, onun duyabileceği sesle “haydi Tulparcan'ım, Sevim bizi bekliyor, koş yavrum, elimizi çabuk tutalım, haydi!” dedi. Tulparcan sahibine sadakatin verdiği hırsla hızını artırdı, iki yüzüncü metreye girdiklerinde aralarındaki mesafe bir at boyuna indi. Son yüzüncü metreye girdiklerinde aynı hizaya geldiler, bitişe elli metre kala Sercan'ı geride bırakmaya başladı. Bitiş çizgisine önde Tulparcan hemen arkada Sercan girdiler. Selim ve atı yarışın birincisi oldu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/uc-tepe-siiri/</link>
<guid>3672436</guid>
<pubDate>2025-03-23T00:35:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Özlem</title>
<description>Hayatta bir şey var ki, insan özler sevdiklerini; kimi eşini, arkadaşını, kimi en yakın dostunu </description>
<link>https://www.antoloji.com/ozlem-1680-siiri/</link>
<guid>3669849</guid>
<pubDate>2025-03-13T01:10:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>İçsel bir diyalog</title>
<description>‘Şey’ düşün, O’nu ne hale soktuğunu, Nasıl zor bir durumda bıraktığını. Yapma istersen, vazgeç artık; Ne olur bir dost/arkadaş gibi olamaz mı ilişkiniz? Elalem ne der sonra, hem unutma; Dostluk sözleşmesiyle de gönülden bağlı olduğunu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/icsel-bir-diyalog-siiri/</link>
<guid>3668032</guid>
<pubDate>2025-03-07T01:14:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Bir internet hikayesi</title>
<description>  “Sarı sevincim,  Merhaba. İnternet arkadaşlığı hayatımızın rutin akışında değişik bir bakış açısı kazandırıyor. Dünya’da boyut o kadar küçüldü ki, ilişkiler ışık hızıyla yol almakta ve herhangi bir sınır da tanımamaktadır. İlişkilerin karmaşıklaştığı bu dünyada sevmenin ve sevilmenin veya kalıcı dostluklar kazanmanın zorluğunu takdir edersin. İnsanların gerçekte yaşadıkları ile düşündükleri bazen farklı eksenlerde yol alır ve kesişmezler. Belki internet dünyasındaki ilişkilerde bu eksenlerin yol aldığı izdüşümlerin sayısı oldukça fazlalaşmıştır. Belki de insanlar duygularını ifade etmekte güçlü bir teknolojik imkana kavuştukları için daha önce ifade imkanı bulamadıkları, kendilerine bile yasakladıkları duygu ve düşüncelerini burada daha kolay ifade edebilmektedirler.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sari-sevincim-2-siiri/</link>
<guid>3668017</guid>
<pubDate>2025-03-07T00:22:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Bir Hun Geleneğinin Son Temsilcisi</title>
<description>Bir Hun Geleneğinin Son Temsilcisi    Ahmet amcam nüfus kayıtlarına göre 1925 yılında Sivas İli, Gemerek İlçesi Kümeören Köyü’nde doğmuş, 12 Haziran 2000 yılında vefat etmiştir. Babası “Mehmet Mustafa”, namı diğer “Güccük Ağa”, annesi “Nesli” idi. Bu yazının amacı Rahmetli amcamı ölüm yıldönümünde hatırlamak, atalarımızdan bugüne intikal eden bir geleneğin izini sürmekti. Bu başlığı niye attığımı izah etmek için de tarihin derinliklerine inmek ve atalarımız Hun toplumunun yapısını irdelemek gerekiyor.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bir-hun-geleneginin-son-temsilcisi-siiri/</link>
<guid>3497949</guid>
<pubDate>2023-08-11T10:08:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Sabahattin Özçelik'in Ardından</title>
<description>Sivil Savunma ile özdeşleşmiş, ömrünü Sivil Savunmaya adamış bir meslektaşımız, bir büyüğümüz, ağabeyimiz, sivil savunmadaki hizmetinin büyük bir kısmında değişmez bir görevdeymiş gibi algılanan Daire Başkanımız, Sivil Savunmanın “Sabahattin Ağabeyi”ni uğurladık. 1 Kasım 2007 itibarıyla kıymetli Başkanımız yaş haddinden emekliye ayrıldı. Aramızda bulunmasa da O'nun memuriyet anlayışı bizlere örnek olacak; O, her zaman sivil savunmacıların gönüllerinde yaşayacaktır.  Özgeçmişi  Sivil Savunma Teşkilatıyla neredeyse aynı kaderi paylaşan Sabahattin ÖZÇELİK, 1 Kasım 1942'de Samsun'un Terme İlçesine bağlı Sarayköyü'nde doğdu. İlk ve ortaokulu Terme'de, Lise öğrenimini ise İstanbul Kabataş Lisesinde tamamladı. 1966 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Yedek Subaylığını 1966-1968 tarihleri arasında Polatlı Topçu Okulu ve Ağrı 12.Tümen Topçu Alayında Batarya ve Disiplin Subayı olarak yaptı. 1968 yılı sonunda Sivil Savunmada başlayan memuriyet yaşamında: Sivil Savunma Koleji'nde İdare Amirliği, Öğretmenlik ve Müdür Yardımcılığı; 1978-1979 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı; 1979-1980 yıllarında İşletmeler Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği; 1980'den günümüze kadar da Sivil Savunma Genel Müdürlüğü Uzmanlığı ve Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu. Yine bir sivil savunmacı, Sivil Savunma Koleji Öğretmenliğinden emekli Sabahat Hanımla evli olan Sabahattin ÖZÇELİK'in Emre isminde bir de oğlu bulunmaktadır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/sabahattin-ozcelik-in-ardindan-siiri/</link>
<guid>3311999</guid>
<pubDate>2021-12-09T12:13:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Hunlarda İdari Yapı ve Sosyal Yaşam</title>
<description>Hunlar Kimdir?  İnsanlık ailesinin en eski ve devamlı topluluklardan biri olan Türkler aşağı yukarı beş bin yıllık mazileri boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kıt’alarına yayılmış büyük bir milletdir.  Türklerden bir kısmı ‘bozkırlı tip’ olarak yaşarken, diğer bir kısmı yerleşik hayata bağlanmış, bir bölgede siyasi nüfuzunu kaybederken, diğer bölgelerde iktidarın zirvesine ulaşan Türk kütleleri aynı zamanda mevcut olmuş ve Türk tarihi, eski, yeni birçok milletlerin tarihi ile bir arada, hatta iç-içe gelişmiştir.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/hunlarda-idari-yapi-ve-sosyal-yasam-siiri/</link>
<guid>3311990</guid>
<pubDate>2021-12-09T11:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Köyü Bilelim*</title>
<description>Bir yer düşünün ki hayat mahrum, el mahrum Bir yer kaderine küsmüş köy olsa gerek Issız dağ başında, insan mahrum, dil mahrum Artık medeniyet payını alsa gerek…  Bir yer düşünün ki ışığı, mektebi yok </description>
<link>https://www.antoloji.com/koyu-bilelim-siiri/</link>
<guid>3123523</guid>
<pubDate>2020-05-06T11:32:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Güzel Beldem Gemerek ve Civarı*</title>
<description>Akdağ’dan başlayıp uzanır yaylaların, Göksu yatağında çam kokulu yerin var. Yeşile bürünmüş, ırmak boyu bağların, Hınzırı Dağı’nda mor koyunlu sürün var.  Çevreni sarmış işleniyor madenlerin, </description>
<link>https://www.antoloji.com/guzel-beldem-gemerek-ve-civari-siiri/</link>
<guid>3123522</guid>
<pubDate>2020-05-06T11:30:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Ay Işığı Vadisi "Anı"</title>
<description>Uçağa ikinci kez biniyordum ama pencere kenarında ilk defa gidecektim. Yolculuğumuz başlamadan önce hosteslerin uyarılarını dinledik, kemerlerimizi bağladık. Uçağın kalkışına hazırlandık. Uçağımız belirli bir hıza ulaştığında havalanmaya başlamıştık. Abartılacak gibi değildi, normal bir kalkış yaptık ya da bana öyle geldi. Benim bulunduğum yer kanatların yer aldığı bölümdü. Kanatlar kimi zaman görüş alanımızı daraltmış olsa da uçmamızı sağlayan dev yapısıyla farklı bir duyguyu da beraberinde yaşatıyordu. Yavaş yavaş yükseliyorduk. Gözlerimi pencereye dikmiş, atmosferdeki yükselişimizin bütün ayrıntılarını hafızama nakşediyordum. İlk bulut kümesiyle karşılaştığımda heyecanlandım. Bana ince zar tabakası gibi geldi. Biraz daha yükseldiğimizde yoğun bir bulutun arasından geçtik. Dahası bulut kümesinin içine girdik, sonra orada kaybolduk.   İkinci bulut kümesini de aştığımızda berrak bir aydınlığa kavuştuk. Her yer ışıl ışıldı. Güneşin alabildiğine aydınlattığı yüzeye baktığımda, burası yeryüzünün karla kaplı halini andırıyordu. Yer yer inişli çıkışlı tepeler vardı ve uçsuz bucaksız ovalar, birbirini gözleyen dağ yamaçlarıyla harika bir doğa ile karşı karşıya bulunuyordum. Kar yığınları o kadar belirgindi ki, yansıttığı güneş ışıkları gözlerimi kamaştırıyordu. Bir ara gözlerimi kapatmıştım, uykuya dalmış olmalıyım ki, kaptanımızın şu sözleriyle uyandım: "Sayın yolcular, Ay Işığı Vadisinde 30 dakika mola veriyoruz. Gezmek serbesttir. Ancak, vaktinde gelmezseniz, geriye dönüşünüz mümkün değildir." Kızlı erkekli bir kaç gençle birlikte ben de indim. Ne aradığımı bilmeden ilerlemeye başladım. Diğer gruptan ayrı yöne gittiğimin farkına geç vardım. Sonuncu kişiyi de gözden kaybettiğimde yalnız kalmıştım. Bulut kümesinde yürümek karda yürümek gibi değildi. Kar yüzeyine ayaklarınız değiyor ama siz ona batıp çıkıyormuş gibi hissediyorsunuz. Yerçekiminin olmadığı veya az olduğu bir yer düşünün ve siz havada süzülüyormuş gibi adım atıyorsunuz. Ben de bulutlara bata çıka ilerlemeye başladım. Gördüğüm ilk tepeye oldukça hızlı şekilde tırmandım ve aşağıya vadinin derinliğine doğru inmeye başladım. İlerideki bir görüntü dikkatimi çekmişti: Beni çağıran bu görüntü, ona yaklaştıkça öyle bir hale gelmeye başladı ki; bana, hem buradayım, seni bekliyorum diyor, hem de ben ona yaklaştıkça uzaklaşıyordu. Açık bir alnı vardı, kaşları oklarını fırlatmaya hazır bir yay gibi ayağa kalkmış, kavisle referans edip alnının ortasında birleşmiş gibiydi. Yüz hatlarıyla uyumlu küçük burnu ile o ayağa kalkmış yay gibi kaşların altına yerleşmiş mavi gözleri onun canlı belirtileriydi. Saçlarının siluetiyse dalgalar halinde omuzlarından aşağıya doğru iniyordu. İşte beni çağıran böyle bir ayışığı yanılsaması idi. Vadiden yukarı doğru yöneldiğimde vaktimin de azaldığını hissediyordum. Geriye dönüşü olmayan bir yola girebilirdim. Bulutlar arasında yürürken farkettiğim bir şey de, bazı yerler ince buz tabakasıyla kaplıydı ve aşağıya baktığımda aynı saydamlıkla yeryüzünü görebiliyordum. Gözlerimi geçmişin üzerinden hızla çektim ve geri dönmeye karar verdim. İstasyona vardığımda vakit dolmak üzereydi. İnen yolcuların hepsi de uçağa binmişlerdi. Uçağımız Ay Işığı Vadisinden hareket etti.  Ter içerisinde uyandığımda Antalya üzerindeydik. Aşağıda sıkça gördüğümüz şey seraların varlığıydı. Deniz üzerinden dönüp havaalanına iniş yaptık. Kalacağımız otele giderken de taksiciye seraları sordum. O da, eskiden daha çok olduğunu söyledi. İlk gün dinlendikten sonra seminerimiz başladı. Çağdaş yönetim teknikleri konusunda yeni bilgiler öğrendik. Her şeyden önce personelin diyalog kurması, birbiriyle kaynaşması, bütün bir yılın verdiği yorgunluğu üzerinden atmak için eğlenmek dahil dinlenme imkanı bulması, enerji ve sinerji birikimi bakımından faydalı oldu. </description>
<link>https://www.antoloji.com/ay-isigi-vadisi-ani-siiri/</link>
<guid>2268856</guid>
<pubDate>2016-08-01T16:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Topal Emmi (biyografi)</title>
<description>“Emmi”, Türk halk kültüründe çok kullanılan bir sözcüktür. Halk dilinde “amca”nın karşılığıdır ama “amca”dan daha sıcak bir sözcüktür. Sıfat olarak eklendiği kişiye onurlandırıcı bir anlam kazandırmaktadır.   Aşağıda hayat hikayesi anlatılan “Topal Emmi”, mücadeleci kişiliği ve şahsiyetiyle insanlara örnek olmuş, içinde yaşadığı toplumu olumlu yönde etkilemiş, kendine özgü bir karakterdir. Nur içinde yatsın, Allah rahmet eylesin diyoruz.  Topal Emmi, 1927 yılında Sivas İli, Gemerek İlçesi, Kümeören Köyünde doğdu. Yörede mertliği, yiğitliği ve misafirperverliğiyle tanınmış “Deli Güççük” lakaplı Güççük Ağanın 9’uncu ve sonuncu çocuğuydu. Doğuştan özürlüydü; sağ bacağı, normal bir bacağın sadece diz kapağına kadardı. Bacağının kısa oluşu hareketlerini kısıtlıyor, büyüdükçe hayatını zorlaştırıyor, örneğin diğer çocuklar gibi koşamıyordu. Hatta kendinden küçük çocuklar Topal Emmi, Topal Emmi diye takıldığında onları yakalayamaz, yakaladığında ise eğer tekmeyle vurursa hiç ağrıtmaz, yumrukla vurursa canlarını alırcasına acıtırdı. Çocukluğundan itibaren, ‘Topal Emmi’ lakabıyla anılmaya başladı. Köyde okul bulunmadığı için ilkokula Gemerek İlçesinde gitti. İlkokul 2’nci sınıftayken yaşamına yön verecek bir alete, dahası sağlam bir ayağın işlevini görecek bir yardımcıya kavuştu. Bu alet, bilek kalınlığında özel olarak ağaçtan yapılmış bir sopaydı. Sopanın ayağın hizasına gelen yerinde, üzerine basılacağı bir eklentisi vardı. Kısa olan sağ ayağını aletin eklenti yerine basıyor, eliyle de sopayı baston tutar gibi kavrayıp, hareket ettiriyordu. Alet basit idi ama işlevi olağanüstüydü. Bu suretle, hayata daha sağlam basmanın yolunu bulmuştu. İçi içine sığmıyordu. Okuldaki derslerine dört elle sarıldı. Öğretmenlerini dikkatle dinliyordu. Derslerinde oldukça başarılıydı. Okumayı seviyordu. Özellikle Türkçe ve Matematiği çok iyiydi. İlçede ortaokul bulunmadığı için, ilkokuldan sonra eğitimine Kayseri’de devam etti. Ancak ülke olarak da ekonomik sıkıntıların had safhada olduğu 1942 yılında, ortaokul birinci sınıftan ayrılmak zorunda kaldı. Okuma umudu sona erince de köyüne döndü. Köyde herkes çiftçilikle meşgul oluyor; toprağı sürüyor, ekiyor, ürünü biçiyor, topluyordu. Tüm bu faaliyetler yoğun emek, fiziki güç ve hareket gerektiriyordu. Bu anlamda çalışamadığı için canı sıkılıyordu. Gelecek kaygısı ile bunalıyordu. Büyümüş delikanlı olmuş, askerlik çağına gelmişti. Askerliğe elverişli olmadığı için çok üzülmüştü. Memuriyet sınavına girerek kooperatif memurluğunu kazandı, özürlü olması nedeniyle, olağanüstü durumlarda kasadaki parayı merkeze götüremez diye işe alınmadı. Yıllar geçip gidiyordu. O dönem yürürlükteki bir uygulama kendisine yeni bir uğraşın yolunu açacaktı. Köy muhtarlıklarının gelirlerini ve giderlerini tutacak, muhasebeleştirecekti. Çevre köylerden de teklifler geliyordu. At sırtında civar köylere gidip gelmeye başladı. Yeni işini çok sevmişti. Bir işe yaradığının, sorumluluk üstlendiğinin bilincine varmıştı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/topal-emmi-siiri/</link>
<guid>2268849</guid>
<pubDate>2016-08-01T16:16:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>İz Bırakan Mülki İdare Amiri “mehmet Aldan” Biyografi</title>
<description>Emekli Vali Mehmet ALDAN’ı ilk kez 1993 yılında “İz Bırakan Mülki İdare Amirleri”nin yazarı olarak tanıdım. 1992 Yılının sonunda Maliye Bakanlığı’ndan İçişleri Bakanlığı’na Ankara Valiliği İl Planlama Uzman Yardımcısı olarak naklen atanmıştım. 1993 Yılının Haziran ayından itibaren o zamanki adıyla Bakanlık Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı’nda Yayın ve Dokümantasyon Dairesinde çalışmaya başladım. Bu arada Türk İdare Dergisi’nin de Yayın Kurulu Üyeliği görevini üstlendim. O zamanlar Derginin her sayısında Emekli Vali Mehmet ALDAN’ın “İz Bırakan Mülki İdare Amirleri” adıyla mülki idare amirlerimizi tanıtan yazısı yayımlanıyordu. Derginin baskı nüshası matbaada dizildikten sonra dizgi çıktısı tashih için Birimimize intikal ederdi. Mehmet ALDAN Bey, matbaadan gelen dizgi çıktısını sabırsızlıkla bekler, kendisine öncelikle haber verilmesini isterdi. Kendi yazısının dizgi tashihini yine kendisi yapardı. Bu vesileyle Derginin her sayısında olmak üzere, kendisiyle gerek yüz yüze gerekse telefonla defalarca görüştüğümüz olurdu. İşine verdiği önemi ve titizliğini yakından gözlemiştim. Karşımda üretken bir insan vardı; ilerlemiş yaşına rağmen, işine özen ve sadakat gösteren bir insan.  1995 yılında “İz Bırakan Mülki İdare Amirleri-II” adlı kitabının basımının tashihini yapıyorduk. Birlikte çalışmanın verdiği samimi ortamın da etkisiyle, kendisine şöyle dedim: “Allah gecinden versin ama ölüm vaki olup bu dünyadan ayrıldığınızda, sizin hakkınızda da, bunu hak eden biri, “İz Bırakan Mülki İdare Amirleri”nin yazarı olarak yazı yazmak icap eder. Bunun için de hakkınızda ayrıntılı bilgilere ihtiyaç duyacağımız açıktır” dedim. Cevap vermedi, sadece gülümsemekle yetindi. Şimdi anlıyorum ki, gülümsemesi de bir cevaptı. Hakkında yazı yazan ve yazacak olan epeyce dostları, sevenleri bulunacaktı.  Kaldı ki, Mehmet ALDAN hakkında amatör araştırıcıların dahi yazabileceği çok şey vardı. Bunu, eserlerini okudukça anlayacaktım.  Kısa Özgeçmişi Mehmet ALDAN, 1923 yılında Isparta’da doğmuş, Isparta Gazi İlkokulu’nu, Isparta Ortaokulu’nu ve İstanbul Kabataş Lisesi’ni bitirmiştir. Yükseköğrenimini Ankara Siyasal Bilgiler Okulu’nda (Fakültesi’nde)    yapmıştır.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/iz-birakan-mulki-idare-amiri-mehmet-aldan-biyografi-siiri/</link>
<guid>2268848</guid>
<pubDate>2016-08-01T16:11:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Gerçek Bir Tatbikat Öyküsü</title>
<description>Aşağıda anlatılan öykü aylarca önceden başlayıp icra edilene kadar geçen bir zaman diliminin öyküsüdür. Bu öykü, birçok zorluğa göğüs gererek görevlerini özveriyle yerine getiren sivil savunmacılara ithaf edilmiştir.  Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, 19 Ekim 2006 Perşembe, saat 13.30. Genel Müdürlüğün ikinci katında bulunan toplantı odasının kapısı açıldı, görevlilerce salon havalandırıldı, not alınabilmesi için masa üzerine kağıt ve kalem konuldu. Bilgisayar ve yansı makinesi son defa kontrol edilerek çalışır hale getirildi. Toplantı odası Genel Müdürlüğün hizmet binasıyla yaşıttı. Salona ön yüzü kahverengi deriyle kaplı, özel yapılmış ahşap bir kapıdan giriliyordu. Dikdörtgen biçimli salona adımınızı attığınızda ilk göze çarpan sağınızdaki duvara asılı Tepegöz ve Video Projeksiyon Cihazı Yansı Perdesi ile bu perdenin her iki yanında yer alan Türkiye Jeoloji ve Afet Bölgesinin Jeoloji Haritası oluyordu. Salon kapısının hemen karşısındaki köşeden başlayan pimapen pencere, salonun güneydoğu cephesi boyunca uzanırken, altta tül, üstte ise kalın ve koyu renkli kadife perde ile kapatılıyordu. Yansı perdesinin pencere tarafındaki köşede de konuşmacıların kullandığı ahşap bir kürsü göze çarpıyordu. Toplantı salonunun uzun olan her iki cephesinde duvarla birleşmiş şekilde sabitlenmiş ahşap koltuklar diziliydi. Oturma düzenine göre toplantı yetkilisinin önünden ekrandaki perdeye doğru uzanan, ilk bölümü dikdörtgen şekilde yerleştirilmiş, sonraki bölümleri ise her biri kare biçimli ikişer bölümden dört bölümün birbirine eklendiği ve ön sıradaki iki ucun birleşerek bir ok gibi ekranı işaret ettiği açık kahve renkli ahşap masa ise etrafındaki koltuklarıyla birlikte, salonun merkezinden çevreye doğru geniş bir alana yayılıyordu. Salonun zemini ise aynı renkte laminat parke ile döşeliydi ve salonun kuzey cephesindeki duvarda Türkiye Mülki İdare Bölümleri, Türkiye Diri Fay ile Siren Sistemlerini gösteren haritalar bulunuyordu. Yansı perdesinin tam karşısında toplantı başkanının koltuğu ile koltuğun üst tarafında orta boy bir Atatürk resmi vardı. Toplantıya başkanlık edecek yetkilinin hemen yanı başına konulmuş küçük bir masa üzerindeki iki telefon acil görüşmeleri sağlıyordu. Salonun tavanında çok sayıda kristal taşları olan iki adet büyük boy avize sallanırken, perdeler kapatılıp ışıklar yandığında salona loş ışıklarla ağırlaşmış bir ciddiyet hakim oluyor, Genel Müdürlüğün bütün toplantıları da aynı ciddiyet içerisinde bu salonda yapılıyordu. Aynı gün saat 14.00’te başlayacak olan toplantının konusu da İstanbul’da yapılması planlanan ve üç gün sürecek olan Arama ve Kurtarma Tatbikatının hazırlıklarıydı. Toplantıya Sivil Savunma Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları, Daire Başkanları, Şube Müdürleri ile ilgili Şubelerin Sivil Savunma Uzmanları katıldı. Toplantı salonuna en son Genel Müdür girdiğinde salonda bulunan herkes, makama gösterdikleri saygının bir ifadesi olarak, ayağa kalktılar, Genel Müdür yerine geçip buyurun arkadaşlar diyene kadar da öylece kaldılar. Genel Müdür toplantının başkanlık koltuğuna oturdu, “Arkadaşlar,  hoş geldiniz” dedi. Toplantının önemine kısaca değindikten sonra tatbikatı gerçekleştirecek olan İstanbul Sivil Savunma İl Müdür Vekili İbrahim TARI’ya söz verdi. Bu öyküde “Ak Saçlı Kurt” olarak ifade edilecek olan İbrahim TARI; kahverengi gözleri, kemersiz burnu, alnı önden yukarıya doğru başın orta kısmına kadar açık, üst kısımdaki saçlarında daha az olmakla birlikte, yanlarda aklık, aynı zamanda bıyığında biraz daha fazla beyazlık vardı. Stresli ortamda çalışmanın sonucu olduğunu düşündüren ve birbirine paralel olarak uzanan dört çizgi alın boyunca ebem kuşağı gibi dolaşıyordu. 1.75 cm boyuyla, dengeli kilosuyla atletik yapılı bir fiziğe sahipti. 1958 yılında İstanbul’da doğmuştu. İlk ve orta öğretimini Aydın’da tamamladıktan sonra 1980 yılında Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İdari Şubesinden mezun oldu. 1983 yılında Yalova Sivil Savunma Memuru olarak memuriyet hayatına başladı. Katıldığı Sivil Savunma Temel Eğitim Kursunu birincilikle bitirdi. KBRN ve İlk Yardım Öğretmenliği kurslarına katıldı. 1985 yılından itibaren İstanbul İl Sivil Savunma Müdürlüğünde Şef, Müdür Yardımcısı, İlçe Sivil Savunma Müdürü, Merkez İlçe Sivil Savunma Müdürü olarak görev yaptı. Evli ve iki çocuğu bulunan, 2002 yılından bu yana da İstanbul İl Sivil Savunma Müdürlüğü görevini vekaleten yürüten Ak Saçlı Kurt’un heyecanı davranışlarından, sesinin tonundan belli oluyordu. Tatbikat emrinin Mart ayında İl Müdürlüğüne ulaşmasıyla bütün mesaisini tatbikatın planlanmasına, kurumlarla koordinasyonuna ve nihayet tatbikatın noksansız bir şekilde icra edilmesine sarf etmiş, dikkatini bütünüyle bu tatbikatın işlerine yöneltmişti. Neredeyse tatbikatın hazırlıkları bile uykusunda kendisiyle beraberdi, onunla yatıp onunla kalkar olmuştu. Bu nedenle heyecanı mazur görülebilirdi. Yapılan hazırlıkları anlatma fırsatını kendisine tanıdıkları için Genel Müdüre teşekkür ettikten sonra, bugüne kadar katıldığı toplantılarda edindiği rahatlığa bürünerek, tatbikatın hazırlıklarını ekrandaki yansıyla birlikte anlatmaya başladı. Tatbikatın amacının “Görevli birimlerin afetlere müdahale işlemlerinin nasıl yapılacağının denenmesi, sivil-asker işbirliğinin geliştirilmesi, il arama ve kurtarma planının uygulanması, olası afette görev alacak kamu ve özel kurum ve kuruluşlar, sivil toplum örgütleri (STK)      ile tatbikata il dışından katılan Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik ve Ekiplerinin çalışacakları bölgeleri tanımalarının oluşturduğunu” söyledi. Genel Müdürün zaman zaman araya girerek konuyla ilgili sorularına cevaplar verdi. Tatbikatın hedeflerini de; “Kriz Merkezleri ile görev bölgeleri arasında koordinasyon ve işbirliği, bilgi desteği, kamuoyunun bilgilendirilmesi, afetlere müdahalede görevli personelin eğitilmesi, sivil-asker işbirliği ile afete ilişkin hazırlanmış planların, kriz yönetimi esasları ve uygulamalarının, mesajlaşma usul ve esaslarının, haberleşme sisteminin etkinliğinin, NBC ile ilgili ilin imkan ve kabiliyetlerinin, İstanbul Boğazı veya Marmara Denizi kıyılarında meydana gelebilecek deniz kazalarına müdahale imkan ve kabiliyetlerinin, il dışından katılan Sivil Savunma Birimlerinin görev yerlerine intikali ve afet şartlarında görev yapılması ile okullarda deprem tatbikatının denenmesi” şeklinde açıkladı. “Afet 2006 Arama ve Kurtarma Tatbikatının afet koşullarında gerçekleştirilecek bir krize karşı yapılacak müdahaleler ve alınacak tedbirler üzerine bina edildiğini, tatbikatın üç gün süreli sanal ve gerçek zamanlı oynanacağını, 24 saat süreli çalışma planı uygulanacağını, kriz merkezlerinin mevzuatında belirtilen hükümlere uygun olarak çalıştırılacağını, kriz merkezleriyle kriz irtibat büroları arasında mesajlaşma olacağını, tatbikat için görevlendirilen personelin değiştirilmeyeceğini, ilk ve orta öğretim kurumlarının hazırlıklarının deneneceğini”  ifade etti. Tatbikata İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Sakarya Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlikleri, İstanbul, Kocaeli, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne İlleri Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Ekipleri ile İstanbul ili Acil Kurtarma ve Yardım Ekipleri, İstanbul Garnizon Komutanlığı, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ile ildeki kamu ve özel kurum ve kuruluşların arama ve kurtarma ekipleriyle sivil toplum örgütleri bünyesinde bulunan arama ve kurtarma ekiplerinin katılacağını; tatbikatın İl Kriz Merkezi Başkanı ve İl Afet Acil Yardım Planında görevli hizmet grupları tarafından yürütüleceğini dile getirdi. Tatbikat koordinatörlerinin İstanbul Valiliği adına İl Sivil Savunma Müdürü ve İstanbul Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürü olduğunu açıkladı. Sununun tatbikatın icrası bölümüne gelindiğinde A. Bumin Başkanın sesi duyuldu: “Sayın Genel Müdürüm, müsaade ederseniz tatbikatın düzenlenmesiyle ilgili konuşmak istiyorum. Şu ana kadar anlatıldığı şekliyle İstanbul’da yapılacak olan tatbikat, Genel Müdürlüğümüzce planlanan “Arama ve Kurtarma Tatbikatı” boyutunu aşmış ve bir genel afet tatbikatına dönüşmüştür. Bunun yanında tatbikatın sevk ve idaresinde de Sivil Savunma Teşkilatı anahtar konumda bulunuyor. Bilindiği üzere, afet mevzuatında Sivil Savunma Teşkilatının afet tatbikatıyla ilgili koordinatörlük gibi düzenleyici bir görevi bulunmamaktadır. Ancak bu görev, söz konusu hizmeti yıllardır başarıyla ifa ettiğimiz için illerde valilerce Sivil Savunma Teşkilatına verilmektedir. Bu konuda ilgili mevzuatın da fiili durumla uyumlu hale getirilmesinin Teşkilatımız için yararlı olacağını düşünüyorum.” Genel Müdür Atilla ÖZDEMİR, Daire Başkanı Ahmet Bumin ŞENGÜN’ün haklı bir konuya değindiğini belirttikten sonra “Teşkilatımız bugün gerek afet gerekse arama ve kurtarma tatbikatlarını planlama, koordinasyon ve uygulama safhalarını başarıyla icra eder konuma gelmişse bu durumdan Teşkilatım adına gurur duyuyorum” dedi.  Toplantıda geçmiş tatbikatlarla ilgili anılar da konuşuldu. Bu anılardan en ilginç olanını ise Ak Saçlı Kurt şöyle dile getirdi: “Geçmiş bir tarihte Edirne’de Sivil Savunma Tatbikatı yapıyoruz. Tatbikatın icrasında yangın çıkarmamız gerekiyordu. Bu iş için olay mahalline önceden benzin dökmüştük. Ancak tatbikatın açılış konuşmaları uzayıp tatbikatın başlaması gecikince, tatbikat başladığında tatbikat senaryosu gereğince çıkan yangını söndürmek için harekete geçen itfaiye yangın mahalline gelmiş ama hala yangın çıkarılamamıştı, bir türlü yanma olayı gerçekleşmemişti. Tatbikatı izleyenler de durumun farkına varmışlardı. Sonunda yangın çıkarılmış, İtfaiye tarafından da söndürülmüştü. Bu beceriksizliğe Vali Bey çok kızmış, acımasızca eleştirmişti. Tatbikat bittiğinde Daire Başkanımız Sabahattin ÖZÇELİK Beyin tatbikatı değerlendirmek üzere yaptığı konuşmasını hiç unutmuyorum, Başkanım şöyle demişti: ‘Biz Sivil Savunmacılar yakmayı bilmeyiz ama söndürmeyi ve afetlerde can ve mal kurtarmayı çok iyi biliriz.’ Bu ifade bizleri rahatsız eden yetersizlik ve beceriksizlik duygularını da alıp götürmüştü.” Anıyı dinleyen bütün Sivil Savunmacılar aynı duyguları bir kez daha hissettiler. Genel Müdür de böyle bir teşkilata sahip olmanın kıvancıyla sunuya kaldığı yerden devam edilmesini istedi. Ak Saçlı Kurt yeniden sözlerine başladı ve tatbikatın 7-8-9 Kasım tarihlerinde üç gün süreli ve gerçek zamanlı oynanacağını; Bağcılar, Bayrampaşa, Kartal, Eminönü ve Maltepe ilçelerinde 12 alanda aynı anda arama ve kurtarma, yangına müdahale, gaz-su-elektrik-telefon arızalarına müdahale, NBC ve ilk yardım şeklinde faaliyet icra edileceğini; Bağcılar, Bayrampaşa ve Kartal ilçelerinde çadır kentler kurulacağını; ildeki bütün ilk ve orta öğretim okullarında kamu ve özel kurumlarda 7 Kasım saat 11.00’de deprem tahliye tatbikatı yapılacağını; tatbikatta 5644 personelin ve 1469 aracın görev yapacağını; tatbikatta 257 kamu ve özel kuruluş ile 21 gönüllü kuruluşun görevli olacağını söyledi. Kendilerine güvenlerinin tam olduğunu ve tatbikatı başarıyla icra edeceklerine inandıklarını belirtti. Konuşmasının sonunda da başta Genel Müdür olmak üzere bütün görevlilere teşekkür etti. </description>
<link>https://www.antoloji.com/gercek-bir-tatbikat-oykusu-siiri/</link>
<guid>2268846</guid>
<pubDate>2016-08-01T16:03:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Rayhal AY şiiri “Kardeşlerim”</title>
<description>Vatanımın çok yeri dağ ile bayır Kardeşler ölünce yanıyorum cayır cayır Yarabbim sen iyiyi kötüden ayır Kardeşten kardeşe bu kurşun neye  Canım kurban olsun aziz vatana </description>
<link>https://www.antoloji.com/rayhal-ay-siiri-kardeslerim-siiri/</link>
<guid>2266206</guid>
<pubDate>2016-07-18T15:20:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Aşk nağmeleri</title>
<description>Tatlı dilli engereğim, aşk zehirlerini öyle saç ki, seni daha çok arzulayayım ve o süt şekeri dilinin ettiğini gözlerinden bileyim. Yeter ki çekme üzerimden onları, varsın büyülesinler beni.  Gönül telime dokunan parmakların aşk nağmeleriyle coştursun bizi. Müziğin ritmiyle kendimizden geçelim. Dudaklarımızdan dökülen buseler demimiz, yüzeye çıkmamış arzular coşkumuz olsun.  Yalnızlığımızın arzuları kanat çırparken zaman akıp gitmesin, hayat dursun. Güzelliğini dile getirsin isterim etrafında pervane kesilen sözlerim. Her bahar gönlüne ateş olup düşsün de öyle geçsin ki kendinden; şaşırsın, çıksın yolundan akıl melekelerim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/ask-nagmeleri-3-siiri/</link>
<guid>2265363</guid>
<pubDate>2016-07-13T12:03:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Haftanın yedi günü "deneme"</title>
<description>Haftanın yedi günü gibiyim sevgili; altı günüm, sana kavuşacağım günün özlemiyle geçiyor. Gönlüm sadece bir günün vuslatıyla eriyor. Altı gün o bir güne imreniyor da onu kıskanıyorlar.  Birinci gün, senden uzak kaldığım ilk gün; özlemim daha o günden başlıyor. Arıyorum, soruyorum, eski anılarım gözümün önüne geliyor, öyle çoğalıyor ki, aklım şaşıyor. Bu duygular sarmalında dolaşıp duruyorum.  İkinci günde sana olan özlemim bütün benliğimi etkisi altına alıyor, aklımdan çıkmıyorsun. Yanımdaymışsın da elini tutuyormuşum, kokunu içime çekiyormuşum gibi duygularımı alt üst ediyorsun. Seni arzulamaya başladığımda tam da bu haldeydim.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/haftanin-yedi-gunu-deneme-siiri/</link>
<guid>2265361</guid>
<pubDate>2016-07-13T12:01:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Saf arzular</title>
<description>Arzularım ilmek olmuş boğazımda düğümleniyor, boğuyorlar beni. Bindiğim pişmanlık atı fayda etmiyor, zaman affetmiyor.  Önünde duran arzularım aç ve perişan.  Gel arzularımın efendisi, bahirim gel. Can suyundan mahrum edip de nefsimi süründürme; gel efendim, arzularımın peşi sıra gel.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/bahirim-ve-baharim-siiri/</link>
<guid>2265358</guid>
<pubDate>2016-07-13T11:58:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Arzuların Efendisi "Deneme"</title>
<description>Vaktiyle bir adam varmış ve arzularının peşi sıra gitmeye başladığından beri aklı fikri zevk ve sefadaymış.  Adamı önce kendi içindeki arzuları ayartmış: “Bugün benim istediğimi yaparsan ben de seni zevk bahçemin içinde dolaştırırım” demiş. Adamın zevk ve sefası böyle başlamış, sonra da alışkanlık halini almış. Adam bir süre sonra zevk ve sefaya daldığına pişman olmuş ve Arzuların Efendisi’yle şöyle bir anlaşma yapmış ve ona demiş ki: “Bu ilişkiden tek taraflı olarak kendi irademle vazgeçiyorum. Bedeli neyse ödemeye hazırım.” Arzuların Efendisi tamam demiş, “kabul ediyorum: Seni ayartmayacağım ama sen de benden uzak duracaksın, beni çağırmayacaksın.” Adam bu şartları kabul etmiş etmesine ancak aradan bir süre ya geçmiş ya geçmemiş. Önce ‘alışkanlıklar’ı bu sözleşmeye itiraz etmiş. Olmaz demiş, “alışkanlıklarımdan vazgeçemem.” Sonra içindeki zevk ve sefayı isteyen ‘arzular’ı da hayır demiş, eskisi gibi devam etmesinden yana görüş belirtmiş. Adam şaşırmış, bir tarafta sözleşmeye sadakatle bağlı iradesi, diğer tarafta ise zevk ve sefayı isteyen ‘alışkanlıklar’ı ve ‘arzular’ı varmış. Sonunda irade boyun eğmiş, alışkanlıkların doruğa çıkardığı arzuya ram olmuş. Sözleşmeye uymayan isteklerle ‘Arzuların Efendisi’nin kapısını çalmaya başlamış. Adam, iradesiyle ‘arzuları’ ve ‘alışkanlıkları’ arasında sıkışıp kalmış. “Alışkanlıklar”ı her gün ‘Arzuların Efendisi’nin kapısını aşındırıyor ve onun vereceği cevabı bekliyormuş… </description>
<link>https://www.antoloji.com/arzularin-efendisi-deneme-siiri/</link>
<guid>2265357</guid>
<pubDate>2016-07-13T11:56:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Yalnızlığa dair "deneme"</title>
<description>“Bana çok şey verdin ama ben sana misliyle karşılık veremedim. Zamanla kendimi kaybettiğim de oldu, seni kırdığım da. Ama hiç kötü niyetli olmadım. Sen bana ben de sana, birbirimize alıştık. Ah o gün, keşke hiç tanımasaydım onu. İlk defa aklıma düştü, belki de yüreğime. Ne bileyim, oldu işte. Senden uzaklaşmam için kabul ettiğimi düşünme ne olur. Sonunda baki kalacak bir gerçek varsa benim en iyi dostum olduğundur. Evet dostum, sana her zaman kapım açık olacak.” Böyle dedim düşlerimin klavuzuna. Düşlerimin klavuzu da dedi ki; “Yalnızlık senin ruhunda, hayata bakışında gizli. Unutma! Karşına çıkacak sakin kimselerin iç dünyalarında fırtınalar eser. Bir parça ihtiyat gerekirse, bunlardan uzak dur derim. Sakin tip; kendini, verdiği ince ayrıntılarda gizler. Bakışlarında gizemli bir yan varsa da, saflığı masumiyetine işaret eder. Çünkü bu gibilerin çekim gücü fazladır, cazibelerini sundukları anda onlardan kurtulmak zordur. Bunların iyi tarafları; ahde vefa göstermeleridir, yalan söylemezler, güvenilir insanlardır. Kötü tarafları ise, zor insanlardır, saplantılarının esiri olmuşlardır, hatta vehimle saldırgan dahi olabilirler. Bir de, kendinde önemli bir yetenek, farklı bir özellik olduğunu göstermek isteyen tipler vardır. Bunların da, alınganlık yapmamak şartıyla, kişiye fazla bir zararı olmaz. Ama yararı da olmaz, çoğu zaman önemli zaman kaybına yol açarlar.”   Düşüme girmene izin verdiğimden beri, arzu yüklü duygulara yelken açtığımı fark ettim. Sen, hayali bir yörüngenin merkezindeki mıknatısım; beni kendine çekip, peşin sıra sürükledin. Öyle ki, şimdi dudaklarım susamış, yangınını arıyor. </description>
<link>https://www.antoloji.com/yalnizliga-dair-deneme-siiri/</link>
<guid>2265356</guid>
<pubDate>2016-07-13T11:36:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 <item>
<title>Pişmanlığımın akıbeti "deneme"</title>
<description>Önceki pişmanlığım beni yaralıyordu, şimdiki pişmanlığım ise beni öldürüyor.  Çoğu kez, kendimi onun isteklerine boyun eğmiş buluyorum. Hiçbir tövbe, hiçbir perhiz onunla baş edemiyor, ona karşı koyamıyordu. Her seferinde pişman oluyordum. Pişmanlıklarım yaydan çıkmış bir oktu.  İlk pişmanlığımın sonu yoktu; tahtırevanın bir ucunda acı duyan, diğer ucunda zevk alan arzularım vardı.  </description>
<link>https://www.antoloji.com/pismanligimin-akibeti-deneme-siiri/</link>
<guid>2265354</guid>
<pubDate>2016-07-13T11:33:00+03:00</pubDate>
<author>Mustafa Sami</author>
</item>
 </channel>
</rss>
